GERİ SAR.
" Ortadan kaybolmak o kadar da zor bir şey değil. Plan kurma, ne yapacağını ya da sonuçlarını düşünme.
Sadece sessizce kaybol. Habersizce, aniden. "
"Beni arayacaklardır, beni..beni merak ederler. "
"Plan kurma. Sonuçları ya da nedenleri düşünme. Unuttun mu? "
"Neyi? "
"Fewston. İnsanların sessizce yaşayıp, habersizce öldüğü yer. "
İnsanların sessizce yaşayıp, habersizce öldüğü yer.
GERİ SAR.
Okunmamış bir sesli mesajınız var.
Tık.
"Ah, şey..ben. İyi misin? Ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Sanırım şu anda elimden gelen tek şey özür dilemek.
Ama biliyorum..bir faydası yok ve bana kızgınsın, haklısın. Üzgünüm.
Her şey için üzgünüm ve sana sadece 'Üzgünüm' diyebildiğim için de özür dilerim.
Sana ihtiyacım var ve biliyorum benden nefret etsen de senin de bana ihtiyacın var.
En çok da bunun için üzgünüm.."
GERİ SAR!
"Tatlım! Her şey için Üzgünüm. Üzgünüm. Üzgünüm. Seni seviyorum! "
Karanlık koridorlar canımı yaktı. Acı katlanılmazdı, ölüyordum. Fiziksel hiç bir şey olmasa da attığım çığlıklar bedenime ait değildi.
Ruhumun acı feryatları kalbimde yankılandı.
Sanki ruhumun direnişi buraya kadardı.
GERİ SAR!
Boş koridorlar. Yankılanan ayak sesleri ve sessiz telaşlar. Endişe ve korkunun kokusu.
Umutsuz bekleyiş ve sessiz çığlıklar.
Zihnimin meşguliyetine rağmen anlamıştım. Bir insanın ölmesinin bir çok yolu vardı ve silahlar sadece bir tanesiydi.
Ama unutmamak gerekiyor kelimeler de birini öldürecek kadar keskin olabilir.
Mesela kalbimde ki, bütün kirine rağmen temiz kalabilen seni baba..
GERİ SAR!!
O her zaman böyleydi. Tutarsız, karışık.
Kırıcı ve bir o kadar tamir edici.
Araf gibi..
Bir o kadar koruyucu ve bir o kadar yaralayıcı.
Bir o kadar sessiz ve bir o kadar gürültülü.
Bir o kadar ilgili ve bir o kadar umursamaz.
Bir o kadar kapalı ve bir o kadar açık.
Bir o kadar tehditkar ve bir o kadar savunmasız.
"Ona dokunmayacaksın. Anladın mı beni?! Bu bir uyarı değil. Sende dahil herkes iyi dinleyin, kimse..hiç kimse ona dokunmayacak! "
Atılıp dökülen bütün parçalar bana aitti sanki.
Darmadağınık ve bir o kadar kırılmış.
GERİ SAR!
O an aklıma gelen ilk şey kelebeklerin ölüm uçuşuydu. Anlamsız biliyorum ama aramızda bilinen " o " hikaye gözlerimin önüne geldi.
Her zaman dinlediğim, gerçek olacağına inanmadığım her zaman sadece dinleyeceğimi düşündüğüm " o " hikaye.
Şimdi bana ölüm uçuşunu anlatan kelebek, gözlerimin önünde ölümle son dansını yapıyordu.
GERİ SAR!!
Kapı arasından sızan ince ışıkla taşındı sessiz fısıltılar kulaklarıma.
"Sonsuza kadar dayanamaz. "
"Hiç kimse sonsuza kadar dayanamaz. "
"Ona acıyorum. Özellikle zavallı kıza. Kim böyle doğmak isterdi ki? Evcilik oyunundan uyanamamış zavallı kız. Yaşadığı hiç bir şeyi hak etmiyor. "
"Neden? Bence ölmesi en iyisi. Herkes için. Neden bu işi hepimiz için kolaylaştırmıyor? Biraz hap ve bir bardak su. "
Biraz hap ve bir bardak su..
Geri Sar..
~
Beni umursamadan boş sokakta hızlı adımlarla yürümeye devam etti.
Dağınık saçları şimdi daha karışık görünüyordu bu onun tarzı değildi sadece saçlarının nasıl göründüğünü umursamıyordu. Diğer her şey gibi.
Sıkkın çıkan sesiyle yüzüme bakmadan konuştu.
"Hızlı yürü. Sıska bacakların canımı sıkıyor. "
Adımlarımı hızlandırdım yine de ona yetişemiyordum. Neden ona yetişmem gerekiyordu bunu da bilmiyorum.
Dianna'nın sözleri kulaklarımda uğulduyordu.
Geçmişin karanlığı zihnime sızıyor, düşüncelerimi karmaşaya sürüklüyordu. Zihnimde ki karanlığın merkezinde ise Ivan vardı.
Gözlerimi sırtından bir saniye bile ayırmıyordum. Onun hakkında bilmediğim çok şey vardı ve bu beni endişelendiriyordu. Ivan karışıktı.
Cevaplanmamış o kadar çok sorum vardı ki. Neden beni her gün eve bırakıyordu ?
Hiç bir zaman öyle ezilip kakılan biri olmamıştım. Tamam Dianna'nın söyledikleri ve hareketleri hoş değildi ama o da bundan ibaretti, daha ilerisi hiç bir zaman olmamıştı.
"Benden uzak duramaz mısın? " dedim sesli bir nefes vererek.
Sanki iyi bir şey söylemişim gibi sırıttı, sivri ve nasıl olduğunu çözemediğim bembeyaz dişleri ortaya çıktı. Sinirlenmeme sebep oluyordu.
Ivan hayatıma girdiğinden beri düşünecek daha fazla sorunum olmuştu. Cevap vermedi.
Gizemli tavırları sinirlerimi zorluyordu. Sesimin net çıkmasına dikkat ettim.
"Bana aşık değilsin, akraban ya da senin sorumluluğunda biri değilim. Beni kız kardeşin olarak da görmüyorsun..Arkadaş olduğumuzu da sanmıyorum. Benden ne istiyorsun? "
Boş yol inatla daha da ıssızlaştı.
Yağmur yağmıyordu ama gri bulutlar bütün gökyüzünü kaplamış her yeri kendileri gibi griye boğuyordu. Sessizliğini koruması sözlerime olan güvenimi kırıyordu. Onunla konuşarak anlaşabilmeyi düşünmek sadece büyük bir yanılgıydı belki de.
Adımlarını yavaşlattı onunkilerle birlikte bende yavaşladım. Şimdi boş caddede nefes seslerimiz birbirine karışıyordu.
"Doğru, seni sevmiyorum. Arkadaş ya da.." yüzünü buruşturdu. "..kız kardeşim olarak da görmüyorum ama burada olacağım. "
Kafamı her seferinde daha çok karıştırıyordu. Ne yapmam gerektiğini nasıl bir cevap vermem gerektiğini bilmiyordum.
Sinirle burnumdan soludum, madem benimle hiç bir ilişkisi yoktu o zaman yakamdan düşmeliydi. Neden ikimizi de bu karışık belirsiz ilişkinin içine sokarak zor durumda bırakıyordu?
"Benimle olman için hiç bir sebep göremiyorum. Birbirimizle hiç bir alakamız yok, değil mi? "
Bir anda büyük bir kahkaha patlattı. Sözlerim yarım kaldığı için affalladım, sırıtarak bana baktı.
"Seni sevmediğim için hayal kırıklığı mı yaşıyorsun.." durdu ve bana doğru döndü, sorgular bakışları cevap arıyor gibi bakıyordu. Bu durum hoşuna gidiyor gibiydi.
Yavaş adımlarla üzerime doğru gelerek beni duvarla arasına sıkıştırmaya başladı.
Sırtım duvara değdiğinde kolları iki yanıma yerleşerek kaçış yollarımı kapattı. Bu çocukça hareketine rağmen nefesimi tutarak dikleştim.
Tuhaf davranışları tedirgin olmama sebep oluyordu. Yine de istifimi bozmadan kendimden emin bir şekilde gözlerine bakmaya devam ettim.
Yavaş hareketlerle yüzünü yüzüme yaklaştırarak fısıldamaya başladı. Sesi, nefesi dudaklarımı gıdıkladı.
"..seni şuan öpmek için her şeyi verebilirim. "
Şaşkınlıkla kalakaldım, kalbimin bir an durduğunu sandım. Gözlerimin kocaman açıldığını ve şaşkınlıktan nefesimin tıkandığını hissedebiliyordum. Hızlıca elimi kaldırdım ve ona tokat attım.
Şuan yaşananların gerçek olup olmadığını sorguluyordu zihnim. Bir rüyada mıydım? Bu bir hayal miydi yoksa ben gerçekten Ivan'a az önce tokat mı atmıştım. Delirmiş olmalıydım.
Elimin yandığını hissettim.
Parmak uçlarıma kadar uyuşmuş elim sızlıyordu, şimdi korku bedenimi iyice ele geçirdi. Neden aniden ona vurduğumu da bilmiyordum ama yapmıştım işte ve pişman hissetmiyordum.
Saniyeler içinde gerçekleşmiş refleksif bir hareketti. Bunu açıklayamazdım ama hak ettiğini düşünüyordum. Onun oyuncağı değildim, beni sevmeyen arkadaşı olarak bile görmeyen biriydi ve şimdi gelmiş beni öpmek istediğinden mi bahsediyordu? Tam bir ruh hastası.
Bir an üç yıl önceye gittim ama çok uzun sürmedi. Yarım yamalak anılarım kalbime ince bir sızı şeklinde dolmuş ve acıyla sızlamasına sebep olmuştu.
Hava inatla griye boğuldu ve gök gürledi.
Bense gözlerimi kocaman açmış sadece Ivan'a bakıyordum.
Tepkisini bekledim, tepkisinden korktum. O an saniyeler saatlere dönüşüyordu sanki. Nefesimi tuttuğumu bile fark edemediğim uzun saatler.
Yana düşen başını ve yüzünde asılı kalan sırıtışını bozmadı. Aksine sırıtışı biraz daha genişledi.
Elleri hala iki yanımda beni duvarla arasına hapsetmişti. Kalbim göğüs kafesimden çıkacaktı.
Nefes alış verişinin hızlandığını hissettim. Kasılan vücudunu ve seyiren çenesini. Sinirliydi belki de gergin. Anlaşılan o da benim gibi beklemiyordu bu tokadı.
Yağmur yağmaya başladı, aslında sadece çileştiriyordu, gri bulutlar iyice arttı ama bulutlardan çok grilik şuan onun gözlerindeydi.
Ivan gözlerini yumarak başını yavaşça bana doğru döndürdü. Sinirle soluduğunu ve kendini sakin tutmaya çalıştığını hissettim. Koyulaşmış gözlerini bir ok gibi gözlerime dikti.
Bu ondan nefret etmeme sebep oldu.
Üzerine gitmek istedim 'bana vuracak mısın? Zaten daha önce yapmadığın şey değil, değil mi? ' demek istiyordum. Söyleyebilirdim de ama şuan ondan korkmuyorum demek yalan olurdu. Şuan söyleyeceğim her bir sözün hayati bir önem taşıdığını söylesem yalan olmazdı. Karşımda ki dengesiz zorba bir pislikti sadece. Ona güvenmiyordum.
Başımın iki yanıma koyduğu elleri yumruk şeklini aldı, yavaşça kollarını çekti ve gülümseyerek bir kaç adım geriledi. Sokağın ortasına kadar gittiğinde yapıştığım duvardan biraz uzaklaştım. Bedenimi öyle çok kasmıştım ki vücudum sızlamaya başladı.
"Evine geldik öyle değil mi? " dedi ve arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Sanki bu onun göreviymiş gibi. Ondan hiçbir zaman bunu yapmasını istememiştim.
Bense sadece şaşkın bakışlarımı sırtında gezdirmekle yetiniyordum. Gerilmiş ve ceketinin altından bile belli olan vücudunda oyalandı bakışlarım.
Durdu ve arkasını tam olarak dönmeden başını yana çevirdi. Sesini yükseltmemişti ama onu çok net duymuştum.
"Yarın yine geleceğim. "
Geleceğini biliyordum. Aramızda ne olursa olsun belki arkadaş da olsak ya da birbirini öldürmek isteyen iki düşman o her zaman benimleydi. Gelecekti.
O hep geri gelirdi.
..3 YIL ÖNCE..
Ivan
Kaşlarını derinlemesine çattı. Sinirden deliriyordu.
Kendisini kontrol etmek için parmaklarını birbirine kenetledi ve sıkı bir yumruk halini aldı. Ama faydası yoktu sakinleşemiyordu.
Az önce yaşananlar gözlerinin önüne geldikçe daha çok sinirlendi, gözü dönmüş gibiydi.
Vücudunu kontrol edemiyordu.
Nefes nefese kalsa da koşmaya devam etti. Koşmak şu anda yapabildiği tek şeydi.
Eğer kendisini yorarsa belki durabilirdi ama saatlerdir koşuyordu ve siniri hala taptazeydi.
Sonunda Fewston'un 'Derin Kuyu' uçurumuna geldi. Ayaklarının dibinde dev sivri kayaların olduğu derin bir uçurumdu. Yine kimsesiz ve yine ölüm sessizliği doluydu.
Koşmaktan ve kaybolan kontrolünden dolayı bütün kasları zonkluyordu sanki vücudu ona dar geliyordu ve yırtıp çıkmak istiyordu bedeninden.
Nefes alamıyordu, zihni çok doluydu taşmak istiyordu. Patlamaya ihtiyacı vardı, kontrolü kaybediyordu.
Uçurumun sonuna kadar yürüdü, gözlerini sis dolu uçsuz bucaksız ormanda gezdirdi.
Oldukça yüksekte olduğunu biliyordu bütün Fewston şimdi ayaklarının altındaydı. Yine de içindeki dürtüyü kontrol etmeliydi.
Aklını dağıtmak istedi bütün düşüncelerden uzaklaşmak.
Ama kızı düşünmekten kendini alıkoyamıyordu.
Yaptıklarından pişmandı hatta pişmanlık onu yiyip bitiriyordu. Çok fazla zarar vermişti. Üzerinde ki kan hala sıcaktı. Kan kokusu attığı her adımda rüzgara karışıyordu.
Yaptıklarını düşünmek istemedi çünkü düşünmek tehlikeliydi, her an geri dönme kararı alabilirdi ve bu durumun geri dönüşü olmayacağının farkındaydı.
Önce sinirle kollarını ovuşturdu ardından hışımla saçlarının arasına geçirdi ve bağırmaya başladı.
Ölüyormuş gibi, bedeni ikiye bölünüyormuş gibi bağırdı. Sinirden ve çektiği acıdan büyük bir feryat kopardı.
Durduğunda biraz daha iyiydi. Sessizleşti yine de emin olamadı. Dişlerini birbirine öyle sıkı kenetlemişti ki çatlayacaklardı sanki.
Boynunda zonklayan damar yavaşladığına dişlerini sıkmayı bıraktı. Göğüs kafesi hala hızlı olsa da düşüncelerini dağıttığını hissetti.
Gözlerini yumdu, odağını kendisinden emin olana kadar farklı yerlerde tutmayı planlıyordu. Kontrolünü geri almalıydı hemde acilen.
Esen rüzgara odaklandı, ağaçların hışırtısına ve kuşların ağaçlardan yükselen sesine.
Uzaklardan gelen bir tekerlek sesi yeni gevşeyen kaşlarının tekrar çatılmasına sebep oldu. Gözlerini henüz açmamıştı ama seslere dikkat kesilmişti.
Her şeyi duyabiliyordu o sesleri, korkuları, endişe dolu o aceleyi hissediyordu.
Toprak yolda hızla ilerleyen araba aniden fren yaparak durmuştu. Ne arabayı görüyordu ne de ana yola yakındı ama duyuyordu arkasında ormanın içinde bir arabanın sesi hemen kulaklarındaydı.
Fren yapan arabanın sesi kesildi. Duran motorla birlikte Ivan da gözlerini yavaşça açtı.
Nefesini tutmuştu ama bunu uzun süre yapamayacağını o da biliyordu. Kaçtığı her şey ona geri geliyordu. Ne yaparsa yapsın kendisini hep kaçtığı o kızın yanında buluyordu. Bu durum gevşeyen kaslarının yeniden kasılmasına sebep oldu.
Hiç bir şeyden emin değildi. Özellikle kendisinden.
Arabadan sert bir şekilde kapının açılma sesi yükseldi. Ardından aynı hızla kapandı. Panik vardı, korku, endişe ve göz yaşları. Taze kan kokusu yeniden karıştı nefesine ardından usulca ciğerlerine aktı.
Bir rüzgar esti yavaşça dalgalandı geçti.
Ivan gözlerini açtı ve hızla arkasına baktı. Gözleri tekrar ne yapacağını bilmiyormuş gibi ağaçları taradı. Bu sefer hissettiği telaş kendisine aitti, hiç bu kadar zayıf olmamıştı. Hiç bu kadar savunmasız hissetmemişti.
Bir kaç yüz metre ilerde ağaçlar başlıyordu onun dışında hiç bir şey yoktu.
Yakınlarında da bir şey olmadığını biliyordu ama onu endişelendiren şey bu değildi.
Rüzgar tekrar esti, Ivan kasılan vücudunu ve pompalanan kanın yoğunluğunu düşündü.
Damarları tekrar şişmeye başladı, sinirden kasılan vücudu yüzünden elleri tekrar sıkı birer yumruk halini aldı.
Başka çaresi yoktu. Kontrolünü yine kaybediyordu ve bu sefer geri alamayacağını biliyordu. Bakışları hızla tekrar önüne döndü.
Göğüs kafesi tekrar hızlandı, nefesi sıklaştı. Bunun geri dönüşü yoktu kontrolü kaybettiğine inanmak istemiyordu ama etmişti. Kaçmaktan başka hiçbir yolu yoktu.
Gözleri kararlılıkla kısıldı, sıkı birer yumruk halini alan ellerini gevşetmeden son bir kez arkasına baktı. Sıkı ağaçların arasına, ormanın derinliklerine.
Kararlı bakışlarını tekrar uçuruma çevirdi ardından düşünmeden kendisini uçurumdan aşağı bıraktı.
O kızın yaşamasının tek yolu buydu.