17- Bir Sıcak Kanlı Dokunuş

3206 Words
Ölmek. Tüm anlamını yitirmiş ve yitirebilecek her şeyden sıyrılıp gidecek olmak. Artık hissettiğin hiçbir duygunun öneminin kalmadığı, değersizleştiği o son nokta. Ben buna hazırdım geride hiçbir pişmanlık hissetmeden kaybolmaya. Belki de ölmeyi tercih ederdim anneme dair hatırladığım her şeyin yalan olmasındansa. "A-Anne." Yıllardır söylemediğim bir kelime dilime hiç bu kadar yabancı gelmemişti. Öyle uzak öylesine unutulmuş ve alıştığım bir acıdan ibaretti. Tüm bunlardan sonra karşımda durmuş hayalimde kalan o yeşil gözlerinin yerini kırmızı ölümcül bir renk almıştı. Daha çocuktum, o beni bıraktığında yüzünü unutabilecek kadar küçüktüm ve yüzünü unuttuğum için kendimden nefret edebilecek kadar yetişkin. Annem yaşıyordu artık bunu kabul ediyordum ancak şimdi ise bütün gerçekliğim sarsılmış, kendimin yaşayıp yaşamadığından emin olamıyordum. Belki de ölmüş ve günahlarımın bedelini ödüyordum. "Michel." Dedi sessizce. En azından doğru hatırladığım bir şey vardı, annemin sesi hatıralarımda ki gibi hala aynıydı. O yumuşak sesinden adımı bir kez duyabilmek için çok şey feda edebileceğim zamanlar olmuştu ama şimdi zihnimin bir tarafında yıllarca gittiğim o boş mezarın dolu olmuş olmasını diliyordum. Annemi kalbimde ve zihnimde güzel hatırlıyordum ama şimdi ona dair bütün anılarım sanki birer maskeydi. Çocuklara anlatılan masallardı sadece hayatım, başarılı olmuşlardı yıllarca ayakta uyutulmuştum. Böyle bir canavara dönüşmektense ölmeyi yeğlerdim. Şaşkınlıkla yüzüne bakıyordum ağzımdan ne bir kelime ne de bir ses çıkıyordu. Anlaşılan yaratıkların işi bitmişti şimdi ortalık oldukça sessizdi ancak zihnimde kopan fırtına ve kalbimde başlayan savaş oldukça gürültülüydü. Annem elini kaldırarak bana uzandığında küçük dolapta geri gidebilmem mümkünmüş gibi uzaklaşmaya çalıştım. Ne yapıyordum bilmiyorum o benim annemdi ama annem gibi değildi. Gözlerime biriken yaşları akıtmamak için kendimi kasıyordum. "Michel kolunun sarılması gerekiyor, tekrar kanarsa sonumuz iyi olmaz." Aura'nın sesiyle bakışlarım ona doğru döndü. Herkes durmuş bana bakıyordu ve bu durum beni daha fazla geriyordu. Nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Normal olan neydi ya da artık normal diye bir şey var mıydı? "T-Tamam." Titreyen bacaklarımı dolaptan sarkıtarak yere değmesini sağladım. Anneme hiçbir şekilde bakmıyordum bakışlarımı ayaklarıma sabitlemiş yavaş adımlarla yürümeye başlamıştım. Gözlerimi yerden hiç kaldırmadım. Sağa sola dağılmış her ne kadar insan olmasa da kana bulanmış cesetleri görmek istemiyordum. Şimdiye kadar nasıl kusmadım bende bilmiyordum, ne hissettiğimi ya da ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum. "Kızım?" Annemin sesi kalbime saplanan büyük bir acıydı şimdi. Ona bakmaya cesaretim yoktu, göz yaşları gözlerimden çoktan akmaya başlamıştı. Yürümeye devam ettim yavaş adımlarla kanla kaplanmış merdivenlere yöneldim. Bütün kırmızı gözlerin üzerimde gezdiğini biliyordum, bana acıyor olmalıydılar. Acınacak zavallı bir haldeydim. Merdivenlere ulaştığımda kurumuş kanımın tişört parçasına yapıştığı kolumu kaldırarak korkuluğa tutundum. "Michel." Ivan'ın sesini tanıyordum. Anneminkinden bile daha tanıdık daha sıcaktı. En azından onun sesini duymam anneminkinin aksine canımı yakmıyordu. Arkama dönerek ağlamaktan kızaran gözlerimi onunkilere diktim. "Ivan." Ve bütün her şey birden bire karardı. Bütün gücüm vücudumdan çekilmiş kendimi derin karanlığa teslim etmiştim. ~ Gözlerimi araladığım oda tanıdıktı. Kendi odamı ve Fewston'u özlemiştim. Yalanlarla kurulmuş bir dünyada yaşamak umurumda değildi ben geri dönmek istiyordum. Sıradan ama sakin her şeyin basit olduğu hayatımı geri istiyordum. Kolumu yavaşça kaldırdım acıyla inlememek için kendimi tutmuştum. Çok büyük bir yara olmamasına rağmen canımı yakıyordu. Odada yalnızdım diğerlerinin gürültüsü alt katta olmalarına rağmen bile rahatça duyuluyordu. Ev çok fazla hasar almıştı ve ben en büyük hasarı ruhumda hissediyordum. Bir an yaşananlar gözlerimin önüne geldi. Annemi gördüğüm an aklımdan çıkmıyordu, bir rüya olabilir miydim? Bayılmadan hemen önce annemi kafamda kurmuş aslında hiç gerçekleşmemiş şeyleri hayal etmiş olabilir miydim? Delirmek üzereydim belki de çoktan delirmiştim ama kontrol etmem gerekiyordu. Annemin ölmediğinden benim bütün bu olanları kafamda kurmadığımdan emin olmalıydım. Yataktan yavaşça kalkarak kapıya doğru yürüdüm. Ben henüz ulaşamadan aralanan kapıda annem duruyordu. Kalbimin hızlandığını hissettim, ne yapmalıydım elim ayağıma karışıyor istemsizce panik yapıyordum. Yavaşça içeriye girdiğinde kalktığım yatağa dönerek oturdum. Bir şeyler söylemek istiyordum ama kelimeler boğazıma diziliyordu. "Genç güzel bir kız olmuşsun." Dedi. Hayır, ağlamamalıydım. Tekrar olmaz kendimi kasarak göz yaşlarımı geri itmeye çalıştım. Bir şeyler söylemem gerekiyordu ona sormak ve söylemek istediğim milyonlarca şey varken neden şimdi bir tanesi bile aklıma gelmiyordu bilmiyorum. "Öldüğünü sanıyordum." Dedim, zar zor çıkan sesim bir de konuşurken çatallaşmış her an ağlayacağımı belli etmişti. "Bana kızgın olduğunu biliyorum, haklısın." Ona kızgın mıydım? Belki de bağırıp çağırmalı ortalığı yıkarak ona hesap sormalıydım ancak içimden hiçbirini yapmak gelmiyordu. Gözlerimi dizlerimin üstünde birleştirdiğim ellerimden ayırmıyordum. O kırmızı gözlerini görmek canımı yakıyordu. "Ne söylersem söyleyeyim haklı bir yanı olmadığını biliyorum, bana güvenmediğini de." Durdu, parmaklarını kucağımda duran elime doğru uzattığında geri çekilerek ona baktım. O üzgün görünüyordu. "Seni seviyorum Michel. " Derince bir nefes alarak boğazıma takılan yumruyu hafifletmeye çalıştım ancak yerinde duruyor ve konuşmamı güçleştiriyordu. "Babam yaşadığını biliyor mu?" Alacağım cevaptan öyle çok korkuyordum ki merak etsem de cevap vermesini istemiyordum. Şuan hiçbir şey duymak istemiyordum zaten kaldıramayacağım yüzlerce şey vardı bir de aralarına babamın da yıllarca bana yalan söylediği gerçeğini katmak istemiyordum. "Hayır." Dedi kısaca. Babamın boynuna atlama isteği içime doğarken teşekkür etmek istedim. Binlerce kez teşekkür etmek, hayatımda gerçek olan bir şeylerin varlığını bilmek içimi rahatlatmıştı. Her ne kadar bir yalan için ağlamış olsak da aynı acıyı paylaşmıştık ve bu acı gerçekti. "Bunu bize neden yaptın?" Göz yaşlarım akmaya başladığında savaşı kaybettiğimi anlamıştım. Kendimi tekrar başımı kaldırarak gözlerine bakmaya zorladım. Vereceği cevabı bana bakarak söylemesi gerekiyordu, daha fazla yalana tahammülüm yoktu. "Anlatsam da anlamayacaksın Michel." Kaşlarım çatıldı, bu kadar kolay mıydı yani? Anlatsa da anlayamayacağım şeyleri bana yaşatmamalıydı o zaman. Şuan bütün bu olanları anladığımı her şeyi birkaç günde normalmiş gibi kabullendiğimi mi sanıyordu? Bence yalnızca o beni anlamıyordu. "Dene." Dedim sertçe. Aynı zamanda korkuyordum alacağım cevaplarla hayal kırıklığına uğramaktan. "Bize bunu borçlusun." Kırmızı gözlerini kaçırarak etrafa baktı. Sonunda yavaş adımlarla yürüyerek yatakta yanıma oturdu. Vücudu benimkine değmiyor olsa da kalbim hızlanmış nefesimin düzensizleşmesine sebep oluyordu. "Babanla tanıştığımızda çok gençtim." Dedi ardından sakince devam etti. "Bizim türümüz insanların arasına karışabilse de onlarla olamazdı ve ben babana aşık olmuştum." Yani babamı gerçekten sevmişti. Peki ya şimdi? Aşık olduğu adamı ve tek kızını bırakıp gitmesi oldukça kolaydı. "Babandan hamile kaldığımda bunun mümkün olduğunu bile bilmiyordum. Dehşete kapılmış, korkmuştum ama bir gün bile seni dünyaya getirdiğim için pişman olmadım." Bir canavar ve insan melezi. Bu bendim, olmaması gereken bir şekilde dünyaya gelen sırlarla dolu karanlık bir kasabada kimsesiz yaşayan o kızdım. "Baban seni dünyaya getirmemi istemiyordu. Ona hak veriyorum, korkuyordu. Bende korkuyordum." Korkuyorlardı çünkü dünyaya nasıl bir canlı getireceğini bilmiyordu. Belki yeni bir tür belki kana susamış başka bir canavar? Hiç olmaması gereken bir bebektim. "Aslında.." dedi gülümseyerek. Bu beklemediğim bir şeydi, annemin gülüşü kalbimin sızlamasına sebep oldu. Dökülen göz yaşlarımın sonu gelmiyordu. "Doğum sırasında bütün doktorları yiyecek küçük uzun dişleri olan bir goblin bekliyordum ama çok güzel bir kız ile karşılaştım." Elini yeniden kucağımda duran elime uzattığında bu sefer geri çekmedim. Sıcak dokunuşu gözlerimin yeniden dolmasına sebep oluyordu. "Sen doğduktan sonra küçük bir canavar dünyaya getirdiğimi anlamıştım. Aldığımız bütün oyuncakları kırıyordun. Hiç yerinde durmazdın." Gülümsedi, bu sefer onunla birlikte bende hafifçe gülümsedim. Hiç bilmediğim hikayeler öğreniyordum ve bu kalbime dokunuyordu. Elimi sıkıca avucuna alarak okşadı. "Yaramazdın ama hiç ağlamazdın. Korkusuz bir çocuktun ve gördüğüm kadarıyla hala öylesin." Gözlerimin önüne sarkan bir parça saçı yumuşak bir şekilde alarak kulağımın arkasına sıkıştırdı. Eli yanağımda gezinmeye başladığında artık kendimi tutmayı bırakmış deli gibi ağlıyordum. Baş parmağıyla hafifçe yanağımdan süzülen yaşları sildi. "Bebeğim çok büyümüş, güçlü güzel bir kız olmuş." Artık tamamen bırakmıştım yalnızca hıçkırarak ağlıyordum. Annem elini belime sararak kendisine çektiğinde ona sıkıca sarıldım. Başımı omzuna gömerek derin bir nefes aldım. Göz yaşlarım omzunu ıslatsa da onun yumuşak eli sadece sırtımı sıvazlıyordu. "Neden gittin? Bizi neden bıraktın." Kollarımı sıkıca tutarak yüzümü okşadı. Bir eli göz yaşlarımı silerken hafifçe yeniden gülümsedi. "Baban ve sen." Dedi gülümsemesi yüzünde yayılırken. "Bir rüya gibiydi. Ne olduğumu unutarak bir aileye sahip olmak. Yapabileceğimi sandım bir canavar gibi değil bir insan gibi kendi ailemi kurarak mutlu bir hayat yaşayacağımı düşündüm." Yanağımda ki eli göz yaşlarımı bir kez daha silerek yeniden sıkıca ellerimi tutmuştu. "Ne kadar inkar etmeye kalksam da ben bir canavardım ve seni, yanında kalarak koruyamayacağımı anlamıştım." "Ben seninle güvende olurdum." Dedim hızlıca bu bahaneden başka bir şey değildi. "Michel anlamıyorsun, ilk başlarda senin sıradan bir insan olduğunu düşündüm. Binlerce kez günün her saati dişlerini kontrol ediyordum. Sivrileşmiyordu, gözlerin asla kırmızıya dönmedi." Sıradan değil miydim? Annemin bir Ölümden Doğan babamın da iş kolik bir insan olması dışında bence oldukça sıradandım. "Ama kanadığında işler değişiyordu. Hiçbir insanın kanı yaratıkları bu derece kontrolden çıkararak kendisine çekmiyordu. Nasıl ya da ne olduğunu bilmiyorum ama sen farklısın." Gözlerine bakmaya devam ettim. Yaratıkların kanım için neler yapabileceğini kesinlikle görmüştüm. Beni özel yapan şey beni öldürtecek olan şeydi. "Bu yüzden gitmek zorundaydım, varlığım bile ölümden doğanlar'ı etrafımıza çekiyordu. Düşündüm ki eğer ben gidersem seni bütün bu kan ve ölümden koruyabilir, sessiz sakin güzel bir insan hayatı yaşamanı sağlayabilirdim." Bu yüzden bırakıp gitmişti. Şimdi her şey anlam kazanıyordu ancak yine de kabul etmesi kolay bir şey değildi. Yedi yıl boyunca öldüğünü sanmış yasını tutmuştum. Annemin yokluğunda güneşim batmış yerini karanlık bir hayata bırakmıştı ve ben o karanlıkta kaybolmuştum. Kapının yavaşça aralanmasıyla Felix başını uzatmış gözleri annemi bulmuştu. "Böldüğüm için gerçekten üzgünüm ama Elaine gelmen gerekiyor. Eleanor'un kolu gittikçe kötüleşiyor." Omzunun üzerinden başlayarak dirseğine kadar yarılan kolu, beni korumaya çalışırken yaralanmıştı. Annem kırmızı gözlerini bana çevirerek elini yanağıma koydu. "Hemen geleceğim burada kal ve dinlen." Dedi. Aslında bende aşağı inmek durumunu görmek istiyordum ama zaten baygınlığımdan daha yeni uyanmıştım. Gördüğüm onca vahşetten sonra o kadar süre ayakta kalabilmem bile büyük bir başarıydı. Annem hızlı adımlarla Felix ile odadan çıktığında bakışlarım hala ardından kapattığı kapının üzerindeydi. Saat gece yarısı civarında olmalıydı, birden bire aklıma Efrain düşmüştü. Onunla buluşacağımı söylemiştim ama şimdi gitmem kesinlikle imkansızdı. Yatağın içine girerek kıvrıldım. Vücudum yorgundu hiç olmadığı kadar bitik ve kırılgan. Gözlerimi kapattıktan sonra aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum ama beni uykumdan uyandıran bir ses vardı. Bakışlarımı boş odada gezdirdim karanlık olmasına rağmen duvar köşesinde duran lamba odayı loş bir ışıkla aydınlatıyordu. Yattığım yerden doğrularak sessizliğe dikkat kesildim. Tık. Duyduğum ses buydu, artık uykumdan tamamen sıyrılmıştım. Yavaş adımlarla yataktan kalkarak pencereye doğru yürüdüm. Perdeyi yavaşça kenara çekerek karanlığa göz gezdirdim. Bahçenin hemen altında duruyordu siyah bir silüet ardından başında ki kaskı çıkarttı. Altın sarısı kıvırcık saçlar rüzgarda savruluyor bir çift kırmızı göz bana bakıyordu. "Geri çekil." Dedi. Efrain görmeyi beklediğim bir yüz değildi. Dediğini yaparak penceren uzaklaştım, saniyeler içinde pencerenin önünde belirmiş sessizce atlayarak odaya girmişti. "Efrain." Dedim sessizce, buraya gelmediğini sanıyordum. Diğerleriyle arası bozuk olduğu için yalnız kalmayı tercih ediyordu ama şimdi buradaydı. Ön kapıdan değil de pencereden girdiğini düşünürsek aralarının hala düzelmediğini tahmin edebiliyordum. "Bir ilk oldun." Dedi gülümseyerek. Yağmur yüzünden hafifçe ıslanmış saçlarını eliyle karıştırırken. "Daha önce hiçbir kız beni ekmemişti. " Gözlerimi kaçırdım. Fark etmiş olmalı ki yeniden gülümseyerek bana baktı. "Sorun değil, neler olduğunu duydum." Tabi ki duyulmayacak bir şey değildi. Bir evin içinde onlarca yaratığın saldırısına uğramak her gün yaşanan bir durum olamazdı sanırım m "Sen iyi misin?" Başımı onaylar şekilde salladım. Diğerleri benden daha kötü şekilde yaralanmıştı ama insan olmadıklarını göz önünde bulundurarsak daha hızlı iyileşebileceklerini düşünüyordum. "Annem geldi." Şaşırmasını beklemiştim ancak yüzünde herhangi bir duygu değişimi olmamıştı. Bu da annemin geldiğinden çoktan haberi olduğunu gösteriyordu. "Konuştunuz mu?" Dedi yumuşak bir şekilde. Duvar köşesinde duran aynalı masaya yaklaşarak yaslandı. "Evet, biraz." Kırmızı gözlerinin yüzümü incelediğini fark edebiliyordum. Bakışlarımdan herhangi bir duyguyu anlamaya çalışsa da başarılı olamayacaktı. Çünkü üzgün değildim ama mutlu da sayılmazdım. Ne hissettiğimi ben bile bilmiyordum. "Biri içeriye girebilir." Dedim kalktığım yatağıma geri oturarak. "Yakalanmak senin için sorun olmaz mı?" Başını iki yana sallayarak masanın üzerinde duran eşyaları kurcalamaya başladı. "Kimseden kaçmıyorum yalnızca anlaşamıyoruz bende yüzleşmemeyi tercih ediyorum." Ne olduğunu anlamadığım çok fazla oluyor dönüyordu. Yaşadığım her şey aklımda sadece yeni soru işaretleri bırakıyordu. Efrain elinde tuttuğu ruja bakarak kapağını açtı. "Sorularının cevaplarını bulabildin mi?" "Sorularımın ne olduğunu bile bilmiyorum. Bazı şeylerin cevaplarını alıyorum ama hala her şey çok karışık geliyor." Elinde tuttuğu ruju masaya geri bırakarak gözlerini yeniden bana çevirdi. Kıvırcık sarı saçları şimdi kurumuş eski dalgasını geri kazanmıştı. Üstünde ki ceketi hala ıslak görünüyordu, ona bir havlu vermek ile vermemek arasında kalmıştım. Sonuçta doğaüstü bir varlık biraz yağmur ile hasta olacak değildi. "Bu çok doğal, bir insanın bile kaldırabileceğinden fazlasını yaşadın." Gözlerimi kaçırarak ellerime baktım, ardından sarılı koluma. Kan çoktan durmuş acısı hafiflemişti ancak hareket ettiğimde canımı yakıyordu. "Ölümden Doğanlar'ın ne olduğunu merak ediyorum yani doğaüstü bir varlık olduğunuzu biliyorum ancak tam olarak ne olduğunu çözemiyorum." Derin bir nefes vererek ellerini saçlarına daldırdı. "Türümüzün hikayesi yüz binlerce yıl öncesine dayanıyor. " Dedi. Anlaşılan bir tarihe sahiplerdi ancak şimdiye kadar nasıl insanların bunu fark edemediğini anlamıyordum. Nasıl varlıklar olduklarını ya da neler yapabildiklerini merak etmeye başladım. "Yani bu türün bir varoluş hikayesi ve amacı var öyle mi?" "Evet. " Dedi ardından gözlerini aniden kapıya çevirerek yaslandığı masadan kalktı. "Annen geliyor. " Hızlıca Efrain'e doğru yürüyerek kolundan tuttum ve kıyafet dolabının yaninda ki girintiye saklanmasını sağladım. Yüzleşmek istemediğini söylemişti en azından bu konuda yardımcı olabilirdim. İtiraz etmemiş onu yönlendirmeme izin vermişti. Hızlı adımlarla yatağa geri dönerek içine girdim. Annem kapıyı sessizce aralayarak içeri girdi. Uyuyor gibi yapmak istemiyordum, onunla daha fazla konuşmak ve aklıma gelen her soruyu sormak istiyordum ancak annem burada kalırsa Efrain çıkamazdı. Yatağa yaklaşarak yavaşça oturdu. Bir eli yumuşak bir şekilde yanağımda gezinirken yavaşça gözlerimi açtım. Annemin yüzünü görmek istiyordum, bana gülümsemesini ve bakmasını. Her ne kadar kırmızı gözleri alışamadığım bir durum olsa da varlığı bile bir mucize gibi geliyordu. "Uyumadın mı sen?" Yüzüne baktım ardından yanağımda gezinen elini tutarak avcumun içine aldım. "Tekrar gidecek misin?" Hüzün dolu bir bakışla gözlerime baktı. Beni tekrar burada bırakıp gitmesini istemiyordum. Eğer gidecekse beraber gidebilirdik belki bir şekilde yolunu bulup beraber yaşayabilirdik. "Artık seni ardımda bırakamam. Seni korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım." Hafifçe gülümsedim ardından yattığım yerden doğrulmaya çalışarak kalktım ancak üzerine baskı uyguladığım kolumun sızlamasıyla sessizce inledim. "İyi misin tatlım?" Başımı evet anlamında sallarken kolumu kaldırarak sarılı bezi hafifçe kaldırdım. Sadece küçük bir yaraydı ama çok büyük sorunlara sebep olmuştu. Çok az bir şekilde çizilmiş yara hafifçe kanlanmıştı. "İyiyim, sadece küçük bir yara. Endişelenme ann-" Annemin bakışlarında duygu ya da sıcaklık yoktu. Kırmızı gözleri hafifçe araladığım sargı bezine kilitlenmiş tek bir kelime dahi etmiyordu. "A-Anne?" Kırmızı gözleri benimkileri bulduğunda hızla oturduğu yerden kalkarak odanın köşesine gitti. "Üzgünüm tatlım." Konuştuğunda ince dudaklarının arasından gittikçe sivrileşen dişlerini rahatça görebiliyordum. Onun bir insan olmadığını kabul etmesi, bir yaratığa dönüşmeden önce kolaydı. Şuan kendi kızını öldürme iç güdüsüyle savaşıyor olmalıydı. Kalbimde bir yerlerin kırıldığını hissettim. Annemle beraber yaşama fikri şimdi o kadar da harika gelmiyordu. Sadece ufak bir yaralanma da bile annem tarafından her an öldürülme korkusuyla yaşayamazdım. "B-Ben ne olduğunu bilmiyorum sanırım sadece bir an kontörlümü kaybettim. Üzgünüm Michel." "Sorun değil." Dedim sessizce. Sivrileşen dişleri hala duruyordu, gözleri şimdi daha yoğun bir kırmızı rengine bürünmüş açlıkla bakıyordu. Elimi yaranın üstüne baskılayarak kapattım. Annemin benden bu şekilde uzaklaşmasını istemiyordum. Elimi yaranın üstünden kaldırarak yataktan indim ve ona doğru bir adım attım. "Yaklaşma Michel." Olduğum yerde durarak ona baktım, kendini kontrol etmek için çabalıyordu ancak bu durumun onu ne kadar zorladığını görebiliyordum. Bakışlarım dolabın yanında ki bir çift kırmızı gözle buluştu. Efrain dikkatle buraya bakıyordu. Elimi tekrar yaraya atarak baskılamaya çalıştım, kan kokusunu alıyor olmalıydı. Ancak kolum sızladığında yavaşça elimi çektim. Şimdi az öncekine göre daha kötü durumdaydı. Çok küçük bir bölge de olsa hafifçe kanlanan bölge şimdi kan sızdırıyordu. "Anne." Kapattığı gözleri yavaşça açıldı ardından gözlerime baktı şimdi az öncenin aksine kendini kasmıyordu. Dişleri sivriydi avına saldırmak üzere olan bir yırtıcı gibi görünüyordu. Saniyeler içinde kollarımı kavrayarak beni itmiş yatağa uzanmamı sağlamıştı. Her şey o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki dilim tutulmuş gibiydi. "A-Anne lütfen." Kırmızı gözlerinde hiçbir duygu yoktu. Beni yatağa bastırarak sabitlemiş açlık dolu bakışlarını hafifçe kanayan yarama dikmişti. Kolumu bu şekilde zorlamaya devam ederse kapanan yara açılacak ve durdurması zor bir kanama başlayacaktı. Açılan ağzında ki uzun sivri dişleri gözlerimin önünde git gide daha da sivriliyor kırmızı gözleri duygusuzca yüzümde geziyordu. Ağlayacağımı hissettim. Annem boynuma doğru yaklaştığında karşı bile koymuyordum yalnızca gözlerimi kapatarak bekledim. Üzerimde ki ağırlık birden bire kalktığında Efrain'in annemi arkasından tutarak duvara fırlattığını anlamam uzun sürmemişti. Duvara çarparak yere düşen bedeni daha da kızgın ve saldırgan bir hale gelmişti. Yatağın önüne geçerek beni arkasına alan Efrain dişlerini çıkarmış keskin gözleriyle anneme bakıyordu. Her an tekrar saldırmasına karşı pençelerini çıkarmış hazırda bekliyordu. Annem yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı, kırmızı gözleri şimdi yoğunluğunu kaybetmiş yüzünden duyguları daha belirgin olmuştu. Ağlayacak gibiydi, gözleri dolmuş şaşkınlıkla elini ağzına götürerek sivrilen dişlerine dokunuyordu. "B-Ben üzgünüm. Özür dilerim Michel." Efrain'e baktı ardından hızlı bir şekilde ayağa kalkarak odadan çıktı. Annem beni öldürmeye çalışmıştı, beni korumak istese de sadece bir damla kanıma bile karşı koyamıyordu. Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladığında ellerimi yüzüme kapatarak ağlamaya başladım. Efrain yatağın önünde yanıma eğilerek yaşlarla dolu gözlerime baktı. "Bunları yaşadığın için üzgünüm." Dedi yatağın yanında duran komodin çekmecesini açarak sargı bezlerink çıkardı. Bense yalnızca hıçkırarak ağlıyordum, tek bir kelime etmeden kolumu nazikçe ellerinin arasına aldı ve sarmaya başladı. Belli etmese de onun da nefesini tuttuğunu biliyordum yine de diğerlerine göre kendini oldukça iyi kontrol ediyordu. Sargı işi bittiğinde yavaşça eğildiği yerden kalkarak bana baktı. "Artık hiçbir yerde güvende değilsin. " Ne demeliydim bilmiyorum. Annesinin yanında bile güvende olmayan biri zaten hiç güvende olmamıştır. Efrain birden dikkat kesilerek sesleri dinledi ancak ben hiçbir şey duymuyordum. Bakışları tekrar benimkileri bulduğunda yanağımdan sarkan saçımı hafifçe kenara çekti. "Aşağıda çok fazla gürültü yapıyorlar. " Dedi. Gerçekten ben hiçbir şey duymuyordum. "Buraya gelen var mı?" Başını iki yana sallayarak gözlerini tekrar kapıya çevirdi. "Şimdilik hayır. " Gözlerimi ondan kaçırarak yere indirdim. Az önce yaşananlar yüzünden kötü hissediyordum. "Farklı bir koku alıyorum." Kırmızı gözleri parlamış yeniden sessizliğe dikkat kesilmişti. "Ne kokusu?" "İnsan." Gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı, bu evde benim dışımda bir insan kokusu alıyordu. Aşağıdan geliyor olmalıydı, bir an yerimden kalkarak aşağı inmeyi düşünsem de o yaratıkların getirdikleri bir av olabilirdi. Bir insanı öldürmüş olabilirlerdi. "İnsan mı? Yaşıyor mu?" Odanın ortasına doğru yürüyerek dikkatlice dinledi. Anlaşılan bu her zaman olan şeylerden biri değildi. Evin içinde bir insan olması Efrain'i de şaşırtmış gibi görünüyordu. "Evet yaşıyor. Yabancı bir koku. " Oturduğum yataktan kalkarak odanın ortasına, onun yanına doğru yürüdüm. "Aşağı inip kontrol ederim." "Onların yanına gidersen seni koruyamam." Derin bir nefes aldım, anlaşılan Efrain ve diğerleri arasında ki konu sandığımdan daha ciddiydi. Yine de aşağı inip en azından kim olduğuna bakmak istiyordum. İmkansız olsa da babam olabilir mi düşüncesi zihnimi yiyip bitiriyordu. Kızını kurtların ininden almak için gelmiş olabilir miydi? "Tanıdığım biri olup olmadığını merak ediyorum." Dedim hızlıca. Gözlerini isteksizce kapıya çevirdi ardından bakışları tekrar beni buldu. "Ona Dianna diye sesleniyorlar." Şaşkınca açılan gözlerim Efrain'in kırmızı gözlerini bulmuştu. "Anlaşılan tanıyorsun." Bu mümkün olabilir miydi? Okulda ki o aptal kız Ivan için buraya kadar gelmiş miydi yani? Kesinlikle canına susamış olmalıydı. Hızlı hareketler kapıya yöneldiğimde Efrain kolumdan tutarak durmamı sağladı. "Tehlikeli olabilir." Elini kolumdan çekmesini sağlayarak gözlerine baktım. Tehlikeli olsa bile burada duramazdım. "Kontrol etmek zorundayım." Ardından hızla kapıyı açarak koridora çıktım ve Efrain'ı odada yalnız bıraktım. Tekrar camdan çıkıp gideceğini biliyordum ama bir yandan tekrar gelmesini istiyordum. Ona sormam gereken hala çok fazla sorum vardı. Aşağı kata iner inmez karşılaştığım yüzler bana dönmüş birden bire bütün dikkatler bana çevrilmişti. Aaron ve Gwen buradaydı. Onların da birer Ölümden Doğan olduklarını bir an unutmuştum. Beni görünce gülümseyen yüzlerinde ki sahtelik midemi bulandırdı. Gwen bir adım öne gelerek elini hafifçe havaya kaldırmış selam veriyordu. Onu görmezden gelerek bakışlarımı etrafta gezdirdim. Ivan ile göz göze geldiğimde yüzümde ki paniği ve az önce de yaşananlardan sonra ağlamaktan kızaran gözlerimi fark etmişti. Kaşları hafifçe çatıldı. Aaron sırıtarak bana baktı. "Bizi gördüğüne sevinmemiş gibisin Michel, oysa sana arkadaş getirmiştim. " Ayağa kalkarak kenara çekildiğinde yerde dizlerinin üzerine oturmuş korkuyla ağlayan Dianna'yı görmem bir olmuştu. Titreyerek nefes almış ağlamaktan şişen gözleri beni bulmuştu. "Michel."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD