18- Geçmişin Düşmanı Geleceğin Dostu

5000 Words
Hayatım bu kadar alt üst olmuşken görmeyi bekleyeceğim son isim karşımda duruyordu. Dianna. Gerçekten inanılması zor bir durumdu, yaşadığım onca şeyden sonra karşıma çıkan bir başka isim bu muydu yani? Her zaman ki o kibirli bakışı yoktu, gözyaşları yüzünden akan makyajı bütün yüzüne bulaşmış yalnızca oturduğu yerde titriyordu. İçimde oluşan acıma duygusuna karşı bir öfke yükseldi. Aaron, Dianna'yı buraya getirerek ne halt ettiğini sanıyordu? Bu lanet yerde ben bile zor hayatta kalıyorken bir de Dianna'yı getirmişti. " Ne halt ediyorsun sen? " Ivan benden önce davranmış Aaron'un üzerine yürüyerek duvarla kendisi arasına sıkışmasına sebep olmuştu. "vSakin ol sert çocuk. Başka çarem yoktu. " Hızlı adımlarla aralarına yürüyerek Dianna'ya yaklaştım. Beni görünce sevineceğini düşünsem de hala mutlu görünmüyordu. Lanet olası farkında mıydı onu burada akşam yemeği yapmayacak tek kişi bendim. " Neden onu buraya getirdin?! " Dedim sertçe. Ivan kenara çekilerek bana izin vermişti. Aaron'un karşısında durmuş sinirle gözlerimi ona dikmiştim. " Ya öldürecektim ya da getirecektim. Biraz minnettar olamaz mısınız? " " Ne saçmalıyorsun sen? " Dedi Felix araya girerek. Aaron yavaş adımlarla Dianna'nın yanına eğilerek bir eliyle sarkan bukleleriyle oynamaya başladı. Dianna ise hala titreyerek ağlıyordu. " Fazla meraklı biri. Görmemesi gereken şeyler gördü bende yanımda atıştırmalık olarak getirdim. " Oturduğu yerden kalkarak bana doğru birkaç adım attı. " Çoktan öldürmem gerekirken kibarlık yaparak vedalaşman için bir şans tanıyorum. Seninse takındığın şu tavra bak. " Şuan beni kabalıkla suçluyor olamazdı değil mi? Dianna neye tanık olmuş olursa olsun onun öldürülmesine izin veremezdim. İnsanları bu kadar kolay öldürmekten bahsetmesi canımı sıkıyordu. Omuzumla ona çarparak Dianna'nın yanına eğildim. Bu sefer Diego öne çıkarak Aaron'a dişlerini çıkardı. " Ne sikimden bahsediyorsun sen onu öldürdüğün anlaşılmayacak mı sanıyorsun? " Kızın yanında rahatça onu öldürmekten bahsediyorlardı. Dianna'nın korkusunu anlayabiliyordum, burada dönüp bitenlerden ya da bütün bu olanlardan hiçbir şey anlamıyor olmalıydı. Şimdi de tanımadığı bir grup insan karşısında durmuş infazından bahsediyordu. Dianna'nın sırtına dokunarak yumuşak bir şekilde sıvazladım. " Kimsenin bir halt anlayacağı yok. Kızın kaybolduğunu fark etmeleri bile aylar sürer. Zaten boktan bir hayatı varmış onu azaptan kurtardığımızı düşün. " " Kimse onu öldürmeyecek. " Dedim sertçe. Aaron gülümseyerek üstümüze doğru eğildi. " İkinci sırada sen varsın kendin için endişelen. " Felix Aaronu tutarak geri çekti, ortam oldukça gergindi. Kendim için de endişeliydim zaten gerçekten artık hiçbir yer güvenli değildi. Felix, Aaron'a dönerek kırmızı gözlerini ona dikti. " Elaine burada. " Annem, anlaşılan diğerlerine sözü geçen biriydi ya da belki de şimdiye kadar onların atıştırmalığı olmadıysam sebebi annemdi. Aaron omuzlarını silkerek alaycı bir tonda konuştu. " Ne olmuş? Eminim o da hepimiz gibi kendi kızını öldürmemek için zor duruyordur. " Aaron'un sözleriyle bakışlarım hızla onu bulmuş, rastgele söylediği kelimeler bir ok gibi kalbime saplanmış canımı yakıyordu. Hissettirdiği en büyük acı sözlerinin doğruluğuydu. Belki bir cevap vermeliydim ancak söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Yavaşça ayağa kalkarak Dianna'nın koluna girdim. Böylece oturmanın hiç bir yararı yoktu kurtların arasında yenilmeyi bekleyen bir kuzu gibi beklemeyecektim. " Kalk hadi. " Dedim ancak titreyerek ağlamaya devam ediyor sözlerimin hiçbirini duymuyordu. Dianna bakışlarını Ivan'a çevirmiş şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile ona baktı. Gerçekten bunun yeri ve zamanı mıydı? Sonunda biraz daha zorlamamla yalpalayarak ayağa kalktı. Aaron onu buraya nasıl getirmişti bilmiyorum ama yürüyebilecek hali bile yoktu. Gözyaşları yüzünden dağılan makyajını elinin tersiyle sildi, kaşlarını çatarak kurumuş dudaklarını araladı. " Siz insan değilsiniz. " " Bingo! " Diye bağırdı Aaron, Alexei merdivenlerden inerek bir araya toplandığımız kalabalığa baktı. " Benden daha ruh hastası biri olmasına katlanamıyorum. " Gözlerimi devirdim, Dianna'yı tutmak git gide zorlaşıyor geçen her saniye daha da ağır oluyordu sanki. Aaron tekrar gülümsedi, beyaz darmadağınık saçlarını eliyle karıştırarak Dianna'ya baktı. " Yemeğimiz de pek bir akıllı. " " Kes sesini Aaron. " Dedim sertçe. Fewston'da bile katlanamıyordum şimdi sinir olduğum bütün insanlar ya da varlıklarla aynı evin içinde tıkılıp kalmıştım. Dianna ile merdivenleri çıkmaya başladığımızda bir yandan onu tutuyor bir yandan korkuluklara tutunarak düşmesini engellemeye çalışıyordum. " Nasıl onun eline düştün? " Dedim sessizce ama herhangi bir yanıt alamamıştım. Sonunda odaya girdiğimizde kapıyı kapatarak Dianna'nın yatağa uzanmasını sağladım. Gerçekten delirmek üzereydim, her şey daha ne kadar kötü olabilir dedikçe daha kötüsü oluyordu. " Nasıl bir cehennem burası? " Dedi ağlamaktan çatallaşan sesiyle. Benimde cevabını bilmediğim sorular soruyordu. Kapı yavaşça araladığında bakışlarım oraya kaydı. Ivan elinde tuttuğu su şişesini yakında ki bir masanın üzerine bırakarak Dianna'ya baktı. " Eleanor birazdan giyebileceği kıyafetler getirecek. " Elini kaldırarak odanın içinde bulunan küçük ebeveyn banyosunu işaret etti. " Odada ki banyoyu kullansın. " Başımı onaylar şekilde sallamakla yetindim. Ivan odadan çıktığında yine ağlamaya başlamak üzere olan Dianna'yı yattığı yerden kaldırarak oturmasını sağladım. " Bildiğim kadarıyla anlatırım ama şimdi toparlanman lazım. " Gözleri ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı. Burnunu çekerek yüzüme baktı. " Sende onlar gibi misin? " " Hayır hala ezik Michel'im. " Üstü başı kötü şekilde kirlenmiş ve oldukça hırpalanmış görünüyordu. Üstünde ki askılı kırmızı bluzu çıkartarak kenara bıraktım. " Annenin öldüğünü sanıyordum. " " Bende. " Dedim derin bir nefes vererek. Belki de öyle kalması daha iyi olurdu. " Seni neden öldürmek istesin? " Ağlamaya devam etmesi aslında daha iyi olabilirdi şimdi birden bire çenesi açılmıştı. Konuşmak yerine soyunsa işler benim için daha kolay olabilirdi. Hareket etmeden kendini bana bırakmış üstündekileri çıkarmama karışmıyordu. " Çünkü annem de onlardan biri. " " Siktir. " Dedi şaşkınlıkla. Üstünde sadece sütyen kaldığında durarak ayakkabılarını çıkarmaya başlamıştım. " Annenin o canavarlar gibi bir yaratık olduğunu mu söylüyorsun? " Bıkkınca bir nefes verdim. Ayakkabıları da ayağından çıkartarak kenara bıraktım. " Öyleymiş. " "Bu durumda sen ne oluyorsun?" Dedi merakla. Yine cevabını benim de bilmediğim sorular soruyordu. Başımı iki yana sallayarak akan makyajıyla simsiyah olmuş gözlerine baktım. " Bilmiyorum yaşayıp göreceğiz. " Altında ki dar siyah kısa etekten de kurtularak banyoya ilerlemesini sağladım. O yürürken belinden destek oluyor bir elimde havluyu tutarak banyoya ilerliyordum. Küvetin suyunu açarak sıcak suyun dolmasını sağladığımda havluyu da kenara bırakarak ona baktım. " Temizlen, işin bittiğinde seslen kıyafet getiririm. " Başını onaylar şekilde sallayarak küvete doğru döndü. Banyodan çıkarak kapıyı ardımdan kapattım ve kendimi yatağa bırakarak derin bir nefes aldım. Bitkindim, günlerdir doğru düzgün yemek yemiyor ve sürekli öğün atlıyordum. Ama aklımda yalnızca annem vardı. Nereye gittiğini merak ediyordum, hayatımın sakin ve sıkıcı halini özlüyordum. Çok kısa bir sürede çok fazla şey yaşıyordum ve duygusal olarak artık bunu kaldıramıyordum. " Michel! " Dianna'nın seslenmesiyle ayağa kalkarak tekrar banyoya girdim. Küvetin içine girmiş köpüklerin arasında oturuyordu, gözleri yeniden göz yaşlarıyla ıslanmıştı. " Kendim yapamayacak kadar yorgunum. " Dedi ağlamaklı sesiyle, hala sert durmaya çalışsa da korktuğunu biliyordum. Hiçbir şey söylemeden elime biraz şampuan dökerek arkasına geçtim. Saçlarını yavaşça köpürtmeye başladığımda o da sessizce ağlamaya başlamıştı. Sıcak suyu yavaşça dökerek vücudunu da hallettiğimde ayağa kalktı. Havluya sarınarak banyodan çıktığımızda daha iyiydi en azından ağlaması durmuştu. Nasıl bu hale geldiğini sormak istesem de şuan sırası olmayabilirdi. Yatağa bırakılmış yeni kıyafetleri alarak Dianna'ya uzattım. İtiraz etmeden sessizce alarak giyinmeye başladı. Saat gecenin çok geç saatleriydi ve artık uyumak istiyordum. " Ben nerede yatacağım? " Bakışlarımı etrafta gezdirdim, yalnızca bir yatak vardı ve onu farklı bir odaya göndermek istemiyordum. Kesinlikle hiç kimseye güvenmiyordum. " Yatağa geç ben yerde yatarım. " Dolaptan battaniye tarzı bir şeyler bulabilirsem iş görürdü. Bundan sonra ne olacağını düşündüm, o burada kalamazdı. Bir yolunu bulmalıydım ama kendimi bile bu lanet çukurdan çıkaramıyorken Dianna'yı nasıl kurtaracaktım bilmiyorum. " G-Gerek yok. Yatakta yeterli yer var. " Bakışlarımı ona çevirdim, yatağa girmiş kenara kayarak örtüyü boynuna kadar çekmişti. Yerde yatmam onu üzmüş falan değildi aslında hala korkuyordu. Yalnız olmak istemiyor oluşunu anlayabiliyordum. Bunca gerçek dışı olaydan sonra korku ve yalnızlık hissi bana da yabancı değildi. Dediğini yaparak yatağa girdim ve sessizce gözlerimi kapattım. " Aaron seni nasıl yakaladı? " Bir süre sessiz kaldı, cevap vermeyeceğini düşüneceğim kadar sustu. " O b-birini öldürdü. Boğazından kanlar akıyordu. Onu gördüğümü gördü ve kendimi burada buldum. " Başını bana çevirerek gözlerini yüzüme dikti bense gözlerimi boş tavandan ayırmamıştım. " Onlar şeytan Michel. " Sessizce bekledim. Bunu zaten biliyordum, o şeytanlardan birinin de annem olması benim için kolay bir şey değildi. Hayatımda bana yakın üç kişi vardı sadece. Karmaşık bir ilişkiye sahip olduğum Ivan bir yaratıktı, annemin yerine koyduğum tek kişi bana yalanlar söylemişti ama şimdi bir ölüydü ve öldüğünü sandığım annem ise birden bire çıka gelmiş bir diğer yaratıktı. Babam ise beni onların arasına terk edip gitmişti. Daha ne kadar acınası bu hayat olabilirdi ki? " Buradan kaçmalıyız, ikimiz. " Dedi kulağıma doğru fısıldayarak. En son kalkıştığım kaçma planım gözlerimin önüne gelince başımı hayır anlamında salladım. "Onlardan kaçmak imkansız." " Hayır, imkansız değil. " Başımı çevirerek bende ona baktım. Gözlerinde ki yaşların yerini şimdi kararlı ve umut dolu bakışlar almıştı. Gerçekten bu doğaüstü yaratıklardan kaçabileceğini düşünüyor muydu? " Denedim. " Dedim sessizce. " Başarılı olamadın çünkü nereye gideceğini bilmiyorsun. " Dedi hızlıca. O biliyor muydu? Burada gerçekten doğaüstü insanları kolaylıkla öldürebilen yaratıklardan bahsettiğimizin farkında mıydı? " Sen biliyor musun? " Başını onaylar şekilde salladı. Hala gözlerimin içine bakmaya devam ediyorken başımı tekrar çevirerek tavanı izlemeye devam ettim. Gerçekten çok uykusuzdum ve gerçekleşmesi imkansız planlar dikkatimi çekmiyordu. " Hastaneye gideceğiz sadece bir süreliğine saklanabilmek için. " " Hastane mi? " " Çok fazla insanın olduğu ve kan kokularının birbirine karıştığı bir yer. Kokumuzla bizi takip edemeyecekler. Anlamıyor musun onları kör edeceğiz. " Kafam karışmıştı, bunun gerçekten mümkün olup olamayacağını düşünüyordum. Eğer yapabilirsek, kaçıp saklanabilirsek ne yapacaktım ki? Babam beni geri istemiyordu annem ise kızını öldürmemek için kendisiyle savaşan biriydi. Yine de bu cehennem çukurunda çıkabilme ihtimali bir an beni cesaretlendirmişti. Gözlerimi yumarak bütün düşüncelerimi bir kenara attım. Şuan ihtiyacım olan tek şey biraz uykuydu. ~ Karnımın gurultusu diğer odadan bile rahatça duyulabilecek seviyedeydi. Gözlerimi aralayarak etrafa baktım. Yatakta yalnız olmam bir an kalbimi hızlandırsa da banyonun kapısı kapalıydı. Yavaşça yataktan doğruldum. " Dianna? " Herhangi bir ses gelmeyince banyonun kapısını açarak kontrol ettim ancak burada değildi. Hızlı adımlarla odadan çıkarak aşağı indim. Ortalık oldukça sessizdi yalnızca Ivan vardı ve kırmızı gözleri beni bulmuştu. " Dianna odada değil. " " Biliyorum. Bahçeye çıkacağını söyledi. " Bahçeye mi? Lanet olası bir ormanın ortasındaydık. Burası şeytanların ini gibi bir yerdi ve o aptal düşüncesizce dışarı mı çıkıyordu? Ormanda ölümden doğanlar'ın onlarcası olabilirdi. " Ölebilir. Gitmesine nasıl izin verdin? " Ivan oturduğu yerden kalkarak bana doğru yaklaşmaya başladı. Şimdi aramızda yalnızca birkaç adım mesafe vardı. " Ölmesi bizim için daha iyi olur. " " Bunu nasıl söylersin?! " "Ayrıca o beni ilgilendirmiyor. " Dedi ardından yanımdan geçerek merdivenlere yöneldi. " Bir şeyler yemelisin, mutfağa gel. " Ivan'ı görmezden gelerek bahçeye çıktım. Dianna kaçmış olabilir miydi? Benim gibi ormanda koşmaya başlasa bile bu lanet ağaçların bir sonu yoktu. Gözlerimi hızlıca etrafta gezdirdim. " Dianna! " Panik vücudumu yavaşça sararken kalbimin hızlandığını hissettim. Aklımda kurduğum binlerce kötü seneryo gözlerimin önüne geliyor deli gibi korkmama sebep oluyordu. " Michel. " Dianna'nın sesiyle hızlıca o tarafa doğru döndüm. Yavaş adımlarla orman yolundan yanıma doğru geliyordu. Hemen yanında Eleanor'un olması bir an içimi rahatlatmıştı. " Neredeydin? " Dedim sinirle. " Sakin ol sadece biraz yürüdüm. Gören de bana aşık olduğunu sanacak. " Gözlerimi devirdim, Dianna hala aynı sinir bozucu kızdı. Onu ne kaos ne de yaratıklar değiştirebilirdi. Eleanor gülümseyerek içeriye girdi bende peşinden gitmek için hareketlenmiştim ki Dianna koluma girerek durmamı sağladı. " Aaron'un beni getirdiği arabaya gittim. " Dedi sessizce. Orada ne halt ediyordu ki? " Çantamı buldum alamadım ama en azından içinden para ve kimliğimi çıkarabildim. Cebimdeler. " Sıkıntıyla derin bir nefes verdim, onlarla ne halt etmeyi planlıyordu. Gerçekten buradan kaçabileceğimize inanıyor olabilir miydi? Bu lanet ormandan çıkmamız bile günler sürerdi. " Boş hayallere kapılıyorsun. " Dedim sesimi alçak tutmaya çalışarak. " Güven bana, kendi elleriyle bizi buradan çıkaracaklar. " İçeriye girdiğimizde Ivan ve Felix merdivenlerden inmiş tüm dikkatleri Dianna ile kol kola olan beni bulmuştu. Ivan şüphe dolu kırmızı bakışlarını gözlerime dikmiş ve hafifçe kısmıştı. " Ne zamandan beri bu kadar yakınsınız? " O da biliyordu, aynı okulda dört yıl boyunca okuyarak ve sürekli evime girip çıkarak hayatımda söz hakkı elde ettiğinden benimle ilgili çoğu detayı biliyordu. Bu detayların arasında Dianna ile asla anlaşamadığım gerçeği de vardı. " Aynı boktan çukura düştüğümüzden beri. " Dedim hızlıca. Bunun yeterli bir cevap olmasını ve bizi rahat bırakmasını diledim. Ancak farklı bir ses doldurdu kulaklarımı. Aaron. " İnanılmaz, insan dayanışması. " Dianna'nın kolumu istemsizce sıktığını hissedebiliyordum. Korkuyordu ve haksız da sayılmazdı. Böylesi ruh hastası şeytanlarla dolu bir evde korkmamak imkansızdı. " Babanın iplerini sıkması gerek. Seni çok başı boş bırakmış. " Hatırlıyordum aynı Aaron gibi bembeyaz saçlara sahip o yaşlı herifi. Ivan dahil herkes ondan korkuyor gibiydi. Aaron büyük bir kahkaha patlattığında Ivan yumruğunu sıkarak Aaron'a kilitledi gözlerini. " Bu çok iyiydi atıştırmalık ama bir hatan var. " Dedi kahkahasının arasında. Ivan'ın birden dişlerini çıkararak Aaron'un üzerine yürümesini beklemiyordum. Sinirle gözlerine baktı. " Kes sesini. " Aaron hafifçe kıkırdamaya devam ederken Ivan tamamen sinirlenmiş ve yakasından tuttuğu gibi duvara yapıştırmıştı. Bizim gibi dış kapıdan içeri giren Gwen panikle olanlara baktı. " Dur lütfen! " Ivan kimseyi duyuyor gibi değildi. Bir şeyler dönüyordu, Ivan'ın birden bire bu kadar tepki vermesi doğal gelmiyordu. " Joseph'in babam olduğunu sanıyor. " Dedi gülümseyerek, bu gergin ortamda bile ruh hastasının tekiydi. Ivan yakasından tutarak kendisine çekmiş ardından tekrar sertçe bedeninin duvara çarpmasını sağlamıştı. " Eğer susmazsan şimdi burada boğazını parçalarım. " Gwen panikle Ivan'a yaklaşmış ancak durdurmak için herhangi bir şey yapmamıştı aynı şekilde Felix de sadece izlemekle yetiniyordu. " Joseph senin baban atıştırmalık, anneciğin sana bunu- " Ivan'ın, Aaron'u tutarak diğer duvara fırlatmasıyla sözleri yarım kalmıştı. Neden bahsediyordu anlamıyordum. Az önce o beyaz saçlı herifin babam olduğunu mu söylemişti? Bu imkansızdı, Aaron kesinlikle yalan söylüyor olmalıydı. Benim babam Benedict Alexander McCharty Fewston'da ve dışında çok büyük olmasa da şirketlere sahip bir iş adamıydı. Bu işler kendi kızından bile daha önemliydi ve annemin anlattıkları yalan olamazdı. Onlar aşıktılar ve bu şekilde durumlar bu noktaya gelmişti. Aaron'un ağzı kan içinde kalmasına rağmen gülümsemeye devam ediyordu. Dianna'nın kolumdan çıkmasını sağlayarak duvarın köşesine, onlara doğru yürüdüm. Henüz birkaç adım atmıştım ki Dianna kolumdan tutarak beni durdurdu. " Tehlikeli. " Dedi sessizce. Benim için endişeleniyor olması oldukça göz yaşartıcıydı, normal şartlarda olsak kötü durumlarımdan zevk alırdı. Elini tutarak kolumu bırakmasını sağladım, bana zarar veremeyeceklerini biliyordum en azından buna inanmak istiyordum. Ivan'a yaklaşarak yanına geldim, Aaron tam önümde yerde oturuyordu. Yanına eğilerek kırmızı gözlerine baktım, ne kast ediyordu öğrenmek istiyordum. Ivan kolumdan tutarak beni kaldırmak istediğinde hızlı bir hamleyle bırakmasını sağladım. " Joseph benim babam değil. " Dedim sinirle. Ağzı kan içinde kalsa da gülümsemek onun için hiç bir zaman sorun değildi. "Şimdilik değil. Sonuçta annenin sevgilisi. " Kalbimin hızlandığını hissediyordum, yine bilmediğim çok fazla şey vardı ve her birini öğrendikçe daha da dibe batıyordum. Henüz duyduklarımı anlamam bile zaman almışken Gwen hızlıca araya girerek Aaron'u kaldırmış ve merdivenlere yönelerek gözden kaybolmuştu. Bense eğildiğim yerden hala kalkamamıştım. " Kalk. " Dedi Ivan düz duygudan yoksun bir sesle. " Doğru mu? " Dedim ona bakmadan. O adam gerçekten annemin sevgilisi miydi? Ve bu adam evimize gelerek babamla ortak iş mi yapıyordu? Sinirlerim alt üst olmuştu artık ve ne hissedeceğimi bilmiyordum. "Bunu bana değil annene sor." Dedi yine duygusuzca. "O zaman neden bu kadar tepki verdin?" Hızlıca ayağa kalkarak yüzüne söylediğim sözleri beklemiyor gibiydi. Umursamazca omuz silkti. "Zaten canımı sıkıyordu." Gözlerim istemsizce dolmaya başladığında derin bir nefes aldım şuan ne yeriydi ne de zamanı. Annemi dün gece yaşananlardan beri görmemiştim, neden geri dönmüyordu? Suçluluk hissederek zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyordum ama bu kadar karmaşaya rağmen o hala ortalarda yoktu. "Annem nerede?" "Senin nerede olduğun dışında kalanlar ilgilenmiyorum." Sinirle gözlerimi ona diktim artık duygularım üst üste geliyordu ve patlayacak birini arıyordum. Ivan güzel bir adaydı. Kolumu tutan bir el ile bakışlarımı oraya çevirdim, Dianna bileğimi kavramış beni merdivenlere doğru çekiştirmeye başlamıştı bile. "Daha söyleyeceklerim bitmedi." "Hayır bitti." Dedi hızlıca ardından sessizce fısıldadı. "Şeytanla tartışmaya girmek mantıklı değil." Merdivenleri yavaş adımlarla çıkmaya başladığımızda Aura yanımızdan sinirle geçmiş bize bakmamıştı bile. Bu evde herkesin sorunları vardı ve o sorunlar beni bulmadığı sürece gerçekten ilgilenmiyordum. Benimkiler bana zaten fazlasıyla yetiyordu. Üçüncü kata çıkarak mutfağa yöneldiğimizde Eleanor ve Diego elinde aldıkları bir fıstık ezmesi kavanozu ile uğraşıyorlardı. " Biz size bir şeyler hazırlamaya çalışıyorduk ama sanırım çok fazla malzememiz yok. " Eleanor'un sözleriyle başımı hafifçe iki yana sallayarak ona baktım. " Sorun değil. " Elinde tuttuğu kavanozu baş aşağı sallayan Diego sinirle kavanozun arkasına vurdu. Henüz fıstık ezmesinin akışkan olmadığından haberi yoktu sanırım. " Bu lanet şeyin yenip yenmediğinden bile emin değilim. " Dianna kenarda duran sandalyelerden birine geçerek heyecanla onlara baktı. Açlıktan ölüyor olmalıydı, burada yemek yediğimiz unutulduğu için açlıktan ölme ihtimalimiz yaratıkların akşam yemeği olma ihtimalinden hemen sonra geliyordu. " Bu yeterli, teşekkürler. " Sözlerime karşı Eleanor gülümsemiş ve Diego'nun elinde hor görülmüş fıstık ezmesi kavanozunu alarak Dianna'ya uzatmıştı. " Bugün Ivan ile beraber yemek almaya gideceksiniz. Yiyecek her şeyi alın ve tabi ne ihtiyacınız varsa. " Bugün dışarıya insanların arasına mı karışacaktık? Dianna bu duruma şaşırmış gibi görünmüyordu, anlaşılan kafasında kurduğu planlar arasında 'bizi kendileri çıkaracak' dediğinde bunu kast ediyordu. Yani bunun anlamı bu fırsatı kullanacak ve kaçacak mıydık? Annem hala aklımın bir köşesinde kafamı kurcalıyordu. " A-Anladım. " Dedim yavaşça. Eleanor gülümseyerek Diego'nun kolundan tutmuş mutfağın dışına sürüklemeye başlamıştı bile. " Siz rahatça beslenin, görüşürüz. " Kendimi ormanda ceylan yakalamış yırtıcı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Bakışlarımı önümde duran fıstık ezmesi ve birkaç parça tost ekmeğine çevirdim. Dianna büyük bir açlıkla önündekileri yerken aklıma Abby düşmüştü. Asla doymak bilmeyen sahip olduğum tek arkadaşım. En son Fewston'da beni uyarmaya çalıştığını hatırlıyordum, onun nasıl bütün bunlardan haberi olduğunu bilmesem de telefona ihtiyacım vardı. Burada dışarıyla iletişimim kesilmiş şeytan yuvasında sessizce yaşamayan devam edemezdim. Önümde ki parçalardan birkaç tane alarak kendimi yemeğe zorladım. Her ne olursa olsun burada dayanıksız olamazdım, özellikle hayatta kalmak her geçen gün daha da zorlaşırken. Ivan içeri girdiğinde yemeği yeni bitirmiştik. Dianna gözlerini kaçıyor Ivan'a bakmaktan kaçınıyordu. Ivan ise kapıdan bir bakış atarak gözlerini üzerime dikti. " Hava yağmurlu, şimdi çıkıyoruz. " Başımı hafifçe onaylar şekilde salladım, odadan çıktığında sandalyeden kalkarak Dianna'ya baktım. " Aklından ne geçiyor bilmiyorum ama bizi öldürteceksin." Korku dolu gözler gitmiş yerini tekrar kararlı bakışlar almıştı. Aklında gerçekten planlar vardı ve bu durum beni oldukça geriyordu. " Sakin ol. Burada kalmaya devam ederek yaşayabileceğini mi sanıyorsun?" Bakışlarımı kaçırarak aşağı inmeye başladım. Odadan aldığımız yağmurluk benzeri iki ceketle hızlı adımlarla aşağı indik. Ivan çoktan dışarı çıkmış arabayı çalıştırmış bekliyordu. Bahçede yürümeye başladığımızda Dianna gizlice kolumu dürterek sessizce konuşmaya başladı. Yüzünü bana çevirmemiş, Ivan'ın arabanın dikiz aynasından bizi görebilme ihtimalini hesaba katmıştı. Bende aynı şekilde gözlerimi arabadan ayrılmadan yürümeye devam ettim. "Sadece bana güven." Dedi sessizce. Benden bu kadar zor bir şey istemesi haksızlık değil miydi? Her ne kadar o küçük kasabada beraber büyümüş olsak da asla arkadaş bile olamamıştık hatta aksine düşman bile sayılırdık. Biz hiçbir zaman uyuşmamıştık ve şimdi gelip kendisine güvenmemi söylüyordu. Sessizce arabaya binerek yola koyulduk. Dianna hızlıca arka koltuğa geçince bana da mecburen ön koltuk kalmıştı. Bütün yol sessizce sürmüş hiç kimse tek bir kelime konuşmaya bile tenezzül etmemişti. Açıkçası zaten kimsenin konuşmak istediğini de sanmıyordum. Ivan gözlerini yoldan ayırarak kısa bir süreliğine benimkilere dikti. "İhtiyacınız olan şeyleri aldığınızda çıkacağız. Oyalanmak gibi bir lüksünüz yok bu yüzden bir saat içinde işiniz bitmiş olsun." Sanki emir veriyor gibi konuşması içten içe canımı sıkıyordu. Buradan kaçıp gitme fikri o böyle davrandıkça daha mantıklı ve daha iyi gelmeye başlamıştı. Ama içimdeki korku bir türlü geçmiyordu, kaçabilirsem bile saklanabilir miyim bilmiyordum. Eğer olurda yakalanırsak sonumuz hiç iyi olmayacaktı. Bu aralar sadece tek istediğim babamla konuşabilmekti. En azından kaçmadan önce gidebilecek bir yerimin olması daha iyi olurdu. Başı boş bir şekilde gezerek onlardan saklanamazdım. Küçük ve ıssız bir yer olmasına rağmen oldukça büyük bir marketti. Ivan arabayı durdurduğunda dışarıyı izleme fırsatım olmuştu, benim gibi insanların dışarıda gezerek alışveriş yapması ve sıradan hayatına devam etmesi bir an içimi çığlık atarak yardım isteme isteği ile doldurmuştu. Yavaşça arabadan inerek başıma gökyüzüne kaldırdım. Sıcak Güneş yüzüme vuruyor ve vücudumun ısınmasını sağlıyordu. Bu duyguyu ne kadar özlediğimi fark ettim, huzur doluydu. Ivan hızlı adımlarla yürümeye başladığında biz de peşine takıldık. "Bir saat." Dedi sesi hiçbir itiraz ya da bahaneyi kabul etmeyecek gibi çıkıyordu. İçeri girdiğimizde beklediğimden daha kalabalık olması bir an beni şaşırtsa da uyum sağlamaya çalışarak yavaş adımlarla yürüdüm. Ivan kalabalıktan hoşlanmış gibi durmuyordu. Reyonlar arasında yürümeye başladığımızda hemen yanımızda değildi ama takip mesafesini koruyordu. Dianna hafifçe koluma dokunarak gözleriyle ellerini işaret etmiş oraya bakmamı söylüyordu. Bakışlarımı ellerine çevirdim, önce kendisini göstermiştir ardından sağa döneceğini işaret etmişti ardından işaret parmağı ile beni göstererek sola dönmem gerektiğini söylüyordu. Ayrılacaktık ve bununla ne elde edeceğimizi bende bilmiyordum. Ivan beni takip edecekti, adım gibi emindim. Lise hayatım boyunca bunu yapmıştı. Reyonun sonuna yaklaştığımızda kalbim hızlanmış beynim acilen karar vermem gerektiğini söylüyordu. Sonunda lanet ederek sadece dediğini yaptım sola dönerek yürümeye başladığımda Ivan'ın adımı seslendiğini duyabiliyordum ancak insan kalabalığında aralarından geçmeye çalışırken duymamış gibi yapmaya devam ettim. " Michel!" Adımlarımı istemsizce hızlandırıyor git gide panikliyordum. Hızımı kesmemiş insanların arasına karışarak diğer reyonlara geçmiştim. Hızla yürüdüğüm yolun sonu bir çıkmaza ulaştığında derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Ivan'ı çok uzakta olsa görebiliyordum, kaşlarını sinirle çatmış insanları iterek etrafa bakıyordu. Yakalanacaktım biliyordum. Birazdan beni görecek ve canıma okuyacaktı. Ivan yönünü bana doğru çevirdiğinde birazdan kırmızı gözlerini üzerime dikeceğini biliyordum. Gözleri bana yaklaştığı anda biri kolumdan tutarak hızla eğilmemi sağlamıştı. Şaşkınca etrafıma bakındım, bir anda ne olduğunu anlayamamıştım ama Ivan beni göremiyordu. Dianna eliyle sessiz olmama işaret ederek onunla ilerlememi sessizce gösterdi. Yavaş adımlarla onu takip etmeye başladığında korku boğazımda bir nabız gibi atıyordu. İnsanların arasında rahatça kayıp olabilsek de hala Ivan'ın bizi kolayca bulabileceğini düşünüyordum. Bu işin sonu hiç iyi bitmeyecekti. Dianna nereden bulduğunu bile anlayamadığım bir parfümü üzerime boşaltmaya başladığında öksürmeme engel olamamıştım. Eliyle sessiz olmama işaret ederek susmamı söyledi. Devasa marketin yangın çıkış kapısına gelmiştik. Hızlı adımlarla çıktığımızda derin bir nefes alarak başımı gök yüzüne kaldırdım, üstüm feci derecede parfüm kokuyordu ve ben bu kokudan nefret etmiştim. Dianna kolumdan tutmuş hızlı adımlarla beni bir yerlere yönlendiriyordu bende karşı koymadım. Artık bu yola çıkmıştık ve dönüşü yoktu. Bir yanım annemi geride bırakmak istemese de babamı bulmalıydım. Anlaşılan annem yaratık arkadaşları ve sevgilisiyle birlikte oldukça güzel yaşıyordu bunca sene bensiz kalabilmişti biraz daha kalmanın onun için sorun olacağını sanmıyordum. Babamı bulmalı ve ona her şeyi anlatmalıydım. Marketin arka tarafında ki otoparka girdiğimizde Dianna koluma girerek yavaşça kulağıma yaklaştı. " Sadece bana uyum sağla üzerinde ki ceketi çıkar." Donuyordum, hava da güneş olsa da gök yüzü karanlık bulutlarla kaplanmaya başlamıştı. Yine de itiraz etmeden dediğini yaptım, Ivan'ın bizi uzaktan da olsa tanıma ihtimaline karşı soğukta donmak daha iyiydi. Arabasının arkasında bagaja poşetler yerleştiren genç bir oğlanın yanına yaklaştık. " Merhaba afedersin." Ses tonunu nasıl böyle her şey normalmiş ve bizi kolayca öldürebilecek yaratıklardan kaçmıyormuşuz gibi çıkartabiliyordu? " Evet?" Dianna köşede ki arabayı işaret ederek genç oğlanın da o tarafa bakmasını sağladı. " Şurada ki araba bizim ancak benzini bitmiş. Alışverişe o kadar daldık ki benzin almayı unutmuşum. Eğer sakıncası yoksa sizinle gelebilir miyiz?" Genç çocuk kararsızca bize baktı. Aslında haklıydı bize güvenmiyordu çünkü zaten oldukça şüpheli bir durumdu. " Alışveriş yaptıysanız eşyalarınız nerede?" Derin bir nefes alarak içimde tuttum. Her saniye daha da geriliyordum, sanki az sonra marketin arka çıkış kapısı açılacak ve Ivan yeri titreten adımlarla üzerimize doğru gelecekti. Bir gözüm istemsizce sürekli kapıya kayıyordu. " Arabanın bagajına yerleştirdik. Daha sonra arabayı almak için babam gelecek. Yardım edecek misiniz etmeyecek misiniz?" Hala çok normal bir durumdaymışız gibi rahat konuşuyor, rolünü mükemmel bir şekilde oynuyordu. " Pekala." Dedi çocuk. İkna olmuştu ve bu durum beni oldukça şaşırtmıştı. " Atlayın." Dediğini yaparak hızlıca arabaya binmiştik. Genç oğlan hala bagaja kalan poşetleri yerleştirmeye devam ederken ön koltukta oturan Dianna'ya döndüm. " Sen kafayı yemişsin." " Bizi bu çukurdan kurtarıyorum böyle mi teşekkür ediyorsun?" Dikiz aynasından sürekli arkayı kontrol etmeye devam ediyordum. Dianna ise arabanın iç aynasına yaklaşarak saçlarını düzeltmeye başlamıştı. Nasıl bu kadar rahat ve korkusuz davranabildiğini anlayamıyordum. " Hadi lanet olası neden gelmiyor?" Dedi sinirle. Benimse gözüm hala Ivan'ın ortaya çıkabileceği noktalarda geziyordu. Bagaj kapağı sert bir şekilde kapandığında korkuyla yerimden sıçradım. Genç çocuk şoför koltuğuna geçerek önce yanında oturan Dianna'ya ardından arabanın iç aynasından bana baktı. " Sizde şehre gidiyorsunuz değil mi?" " Evet." Dedi Dianna tereddüt etmeden. O mükemmel bir oyuncuydu böyle bir durumda olmasak ve onu tanımıyor olsam kesinlikle bu oyunu bende yerdim. İçimdeki korku bir türlü dinmiyor, gözlerim panikle sürekli etrafta geziniyordu. Her an Ivan'ın Bir yerlerden çıkabileceği düşüncesi kalp krizi geçirmeme sebep oluyordu. Şu lanet arabanın bir an önce çalışmasını ve buradan hemen kaybolup gitmeyi diliyordum. Genç oğlan arabanın çalışmasını sağladığında derin bir nefes aldım ancak buradan uzaklaşmadığımız sürece rahatlayamayacaktım. Araba yavaşça hareket ederek çıkışa doğru ilerlediğinde camdan dışarıya doğru baktım. Ivan oradaydı henüz bizi görmemişti ancak gözleri sinirli etrafa bakıyordu. Benim gibi Dianna da onu görmüş ve ormanda kirlenen ayakkabılarını eli ile temizliyor gibi davranarak eğilmişti. Ivan'ın kırmızı gözleri, lensleri yüzünden farklı görünse de altında ateş saçan bakışları olduğunu biliyordum. Araba yavaşça ondan uzaklaşırken derin bir nefes almış ve kendime araba koltuğuna yaslayarak gözlerimi kapatmıştım. Şimdi ne olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu ama benim için önemli de değildi. Orada kalmaktansa dışarısı her şekilde daha iyiydi. Başımızın bir çaresine bakabilirdik. Çocuk hafif bir öksürük ile boğazını temizleyerek bize baktı. "Adınız nedir?" Dianna yüzüne büyük bir gülümseme kondurarak sesini inceltti. "Anna." Bir bakıma uzun isminin kısaltması olsa da anlaşılan kullandığımız adı söylemememin daha güvenli olduğunu düşünüyordu. " Kate."Dedim sessizce. Çocuk başıyla onaylayarak aynadan bana baktı. "Karl." Dedi ardından şüpheli bir ses tonuyla devam etti. "Buralı gibi görünmüyorsunuz." Başımı camdan dışarıya çevirerek etrafa göz atmaya başladım. Katılmaya can atmadığım bu muhabbeti Anna tek başına yürütebilirdi. " Burada doğmuşum ancak Fewston'da yaşadım. Şimdi ise akraba ziyaretine geldik." Karl başını sallayarak onayladı ardından sohbet aynı sıkıcılıkta devam etti. Konuşmaların çoğuna katılmamış bazen sadece onaylayarak cevap vermiştim. Aklımda yalnızca annem vardı. Koyulaşan o kırmızı gözleri ve sivrileşen dişleri. Annemi seviyordum ama bu sevginin hatıralarım da ki anneme ait olduğunu hissediyordum. Yaşayan annem yalnızca Elaine'di. Tanımadığım bir yabancıdan ibaretti. Babama annemin yaşadığını söylemek istiyordum ama annemle yaşadığım son olaydan sonra bundan o kadar da emin değildim ve bir de yaratık sevgilisi olduğunu düşününce artık mantıklı gelmiyordu. Arabanın yavaşlamaya başlamasıyla düşüncelerimi bir kenara atarak Anna'ya baktım. Teşekkür ettikten sonra arabadan inmesiyle bende kapıyı açarak kendimi dışarı attım. Stres yüzünden oldukça gerilmiştim ama hala rahatladığım söylenemezdi. Her an bir yerden Ivan alev saçan gözleriyle karşıma çıkacak gibi hissediyordum. " Gerçekten de burada mı doğdun?" Anna kaldırımda hızlı adımlarla yürürken insanların arasına rahatça karışıyor, adımlarını yavaşlatmıyordu. " Evet." " Gidecek bir yerimiz var mı?" Cevap verdiğini duymuştum ancak kalabalıkta tam olarak ne söylediğini anlayamamıştım. Şimdilik sessizce ona ayak uydurmaya devam ettim. Bir telefon kulübesinin yanından geçerken kolundan tutarak onu durdum. Babamı aramalıydım, eğer Fewston'a gidersem Ivan beni elini koyduğu gibi bulacaktı. Bir şekilde babamı ikna etmeli ve onunla bir yerde buluşarak kaçıp gitmeliydik. Başka hiçbir çözüm bulamıyordum. Telefon kulübesine girerek Anna'ya doğru döndüm. Bozukluğa ihtiyacım vardı. " Bozukluğun var mı?" Cebinden çıkardığı birkaç demir parayı bana uzatırken bakışlarını tedirgince etrafında gezdiriyordu. Dışarda böyle açıkta olduğumuz sürece güvende değildik. Elinde tuttuğu parayı alarak hızla telefonu tuşlamaya başladım. " Kimi arıyorsun?" " Babamı." Anna kolumdan dürterek ona bakmamı sağladı. " Nerede olduğumuzu söyleme, babana bizden önce ulaşmış olmaları çok yüksek bir ihtimal. " "Neden bahsediyorsun?" Dedim kaşlarımı çatarak. "Fırsatını bulur bulmaz babacığına koşacağını tahmin etmek zor değil diyorum. " Bir yanım şuan onunla tartışmaya girmek için can atsa da kulağımda çalan telefonun açılmasıyla bütün dikkatim gelecek olan sese odaklanmıştı. " Michel?" " Baba!" Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Babamın sesini duymanın beni böylesine etkileyeceğini hayatım boyunca düşünemezdim. Aklımı toparlamaya çalıştım, şimdi duygusal olmanın sırası değildi. " Neredesin sen Michel? " " Baba bu önemli değil, sana anlatmam gereken çok fazla şey var. " Öyle heyecanlı konuşuyordum ki ona annemden bahsedip bahsetmemek arasında kararsız kalmıştım. " Seni almaya geleceğim. " Dedi kalbimin hızlandığını hissettim. " Baba- " " Nerede olduğunu söyle, gelip seni alacağım. " Beni almasını istiyordum, babamla beraber buradan çekip gitmek, kayıp olmak istiyordum. Ancak onu buraya getirmek iyi bir fikir değildi. Burası şeytanların bölgesiydi ve babamı burada koruyamazdım. " Hayır ben geleceğim. Burası güvenli değil, biz buluşabiliriz. " " Nerede? " Dedi panik dolu sesiyle. " Annem ölmeden önce sadece üçümüzün beraber gittiği o yeri hatırlıyor musun? " Çocukluk anılarımın tek ve en güzel zamanlarıydı. Fewston kasabasının doğusunda, biraz dışında kalan o büyük şelale. Çocukluğumda içten bir şekilde gülümsediğim tek zaman. " Evet. " Dedi zaten hatırlamıyor olmasının imkanı yoktu. Bütün güzel anılarımız orada kalmıştı. " Ne zaman orada olurum bilmiyorum baba. Gelmeye çalışacağım. " " Şuan neredesin Michel? " Gözlerim istemsizce Anna'yı bulmuştu. Nerede olduğumuzu söyleme demişti, bir yanım babama güvenmek için yanıp tutuşsa da bu durumun riskli olduğunu biliyordum. " Yalnızca güvende değilim baba. Kimse değil. " Anna'nın birden bire telefonu elimden alarak hızla kapatması bir olmuştu. Beklemediğim bu hareketi yüzünden şaşkınlıkla ona baktım. "Geliyorlar. " Bakışlarım onun da baktığı yöne doğru kaydığında yaklaşan arabayı ve içinde ki o beyaz saçları tanımamak mümkün değildi. Anna kolumdan tuttuğu gibi beni telefon kulübesinin hemen arkasında bulunan bir dükkana sokarak kapıyı kapattı. Dükkan cam bir vitrine sahip olduğu için saklanmak oldukça zordu. İstemsizce nefesimi tuttuğumu fark etmemiştim. Araba hızla geçip giderken tuttuğum nefesimi bırakarak Anna'ya döndüm. "Ne yapacağız? Bizi bulacaklar. " "Sessiz ol, burada büyükannemin evi var. Eğer otobüse binebilirsek şimdilik kalacak bir yerimiz olur." Sessizce bir süre bekledikten sonra dükkandan çıkarak temkinli adımlarla yürümeye başladık. Nabzımın yükseldiğini ve kalbimin neredeyse boğazımda attığını rahatça hissedebiliyordum. Kısa bir mesafe sonra bir çok otobüsün park halinde bulunduğu geniş bir alana adım attık. Dianna kolumdan tutarak bir durağın kenarında kısmen saklanmamı sağladı. "Bineceğimiz otobüsü gördüm ama kapıları kapalı. Şoförü bulup içeride bekleyip bekleyemeyeceğimizi soracağım. Burada bekle." Hızlı adımlarla yanımdan uzaklaştığında cevap verebilmek için fırsatım bile olmamıştı. Dediğin yaparak sessizce bekledim ancak bizi arayacakları ilk yerlerden biri burasıydı. Otobüs ile Fewston'a babamın yanına gideceğimi düşünüyor olmalıydı çünkü Ivan da biliyordu benim gidecek başka bir yerim yoktu. Otobüsler geçip giderken derin nefesler alıyor kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Sırtımı durağa vererek iyice kenara saklandım. Ara sıra gizlice etrafa bakıyor gözlerim Anna'yı arıyordu. Bakışlarım Ivan'ı bulduğunda onun kırmızı gözleri henüz beni bulamamıştı. Durağın tam önünde biraz uzağımdaydı. Neredeyse tam karşımdaydı ancak insanlar geçip gidiyor, otobüsler sürekli hareket ediyordu. Benimse kalbim durmaksızın hızla atıyor nefesim kesiliyordu. Yavaş adımlarla durağın arkasına geçerek ondan gizlendim ancak hala güvende olmadığımı biliyordum. Anna'nın yakalanmış olma ihtimalini düşünmek dahi istemiyordum. Yavaşça saklandığım durağın arkasından köşeye gelerek Ivan'a doğru baktım ama az önce durduğu yerde yoktu. Artık korku bütün vücudumu ele geçirmiş titrememe sebep oluyordu. Nefesimi tutarak bakışlarımı önüme çevirdim ardından tam karşımda bana bakan kırmızı gözlere.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD