(+18) Giriş
"Her şeyin bana ait. Bedenini benden saklama."
"Sen de kimsin?"
"Yatağında seni inletecek olan o adam."
...
O gece derin bir uykuya daldı Dolunay. Rüyasında yine o tanıdık ormandaydı. Ama bu sefer orman aydınlıktı, ay ışığı her yeri aydınlatıyordu. Çıplak ayakları serin yosunların üzerinde yürüyor ve ince bir gecelik giyiyordu.
Birden önünde bir gölge belirdi. Bu mezarlıktaki yaratık gibi değildi. Daha uzun, daha güçlü, daha... Canlı bir gölgeydi. Gölge yaklaştı ama yüzü bir sis perdesinin ardındaydı. Sadece o kırmızı, yatay çizgili gözler parlıyordu. Ara sıra aynada gördüğü gözlerin aynısıydı.
Gölge ona dokundu. Dokunuş, beklenmedik derecede gerçekti. Büyük, sıcak bir el yanağına hafifçe değdi. Dokunma teninde adeta elektrik akımları başlattı. İçinden büyük bir ürperti ama aynı zamanda tatlı, sersemletici bir sıcaklık yayıldı. Rüyada bile nefesi kesildi.
El yanağından boynuna, köprücük kemiğine kaydı. Parmak uçları ince bir çizgi halinde aşağıya, grceliğinin yakasının başladığı yere kadar ilerledi. Dokunuş o kadar yoğun, o kadar gerçekti ki Dolunay rüyasında inlemekten kendini alamadı. Vücudu uyanıkken bile hissetmediği bir şehvetle dolup taştı. Bacaklarının arasında sıcak, ıslak bir dalga hissetti. Rüyasında bile bu his onu utandırdı ve aynı zamanda daha da çekti.
Gölge yüzünü sis perdesinden biraz daha yaklaştırdı. Sıcak nefesi, Dolunay’ın dudaklarına değdi. O kırmızı gözlerde kontrolsüz bir tutku ve kadim bir yalnızlık vardı. “Benimsin,” diye fısıldadı bir ses ama ses sanki havadan geliyordu, gölgenin ağzı kıpırdamıyordu. “Yavaş yavaş... Seni alacağım. Uyanış yakın.”
Dolunay uyanmak istedi ama rüya onu esir almıştı. Gölge, elini geri çekti ve arkasını dönüp ormanın derinliklerine doğru eriyip gitti. Arkasında, Dolunay’ın teninde yanıyormuş gibi bir sıcaklık ve vücudunda şiddetli, tatlı bir gerginlik bıraktı.