Gecenin ilerleyen saatlerinde evin içindeki o gergin ama güvenli sessizlik, yerini sıcağa bırakmıştı. Dışarıda Aykaran ormanının o meşhur, kemik donduran ayazı eserken, Aren’in yatak odasının içi adeta bir fırın gibiydi. Aren, göğsünde hissettiği o kavurucu ısıyla aniden gözlerini açtı. Kurdu her an tetikteydi ama bu kez tehlike dışarıdan değil, hemen kollarının arasından geliyordu. Dolunay, yatağın diğer tarafında cenin pozisyonunda kıvrılmış, terden sırılsıklam olmuş saçları yüzüne yapışmış bir halde inliyordu. Nefesleri kesik kesik ve hırıltılıydı. “Dolunay?” Aren hızla doğrulup elini kızın alnına koydu. Dokunduğu an parmak uçları yandı. Bu, normal bir insanın ateşi değildi teni kelimenin tam anlamıyla bir kor parçası gibi sıcak, derisinin altı sanki kaynayan bir lav denizi gibiydi.

