Ömür Karan’ı uyandırmadan yataktan çıktı. Sessiz adımlarla banyoya girip kapıyı yavaşça kapatıp kilitledi. Bedenini sıcak suyun altına atarken, uzun süre hareketsiz kaldı. Tepesinden aşağı dökülen suya göz yaşları karışıyordu. Sessizce, dudaklarından tek bir hıçkırık çıkmadan öylece dökülüyorlardı göz yaşları. Niye hıçkırarak ağlayamıyordu. Niye bağırıp çağırmıyordu? Niye kızgın değildi, ya da nefreti gün yüzüne çıkmıyordu. Yıllarca boşuna acı çekmişti. Kızmalıydı. Yıllarca, belki de boş bir mezarda ağlamıştı. Nefret etmeliydi. Ama tüm duyguları donmuş gibi hissediyordu. Kızgın değildi, kırgın değildi, öfkeli değildi, nefret etmiyordu. Kırgınlık? O bile yoktu. Sabah saatlerinde, Karanın o aptal oyununu öğrendiğinde delireceğini hissetmişti. Tam anlamıyla delirmişti ama şimdi. Şimdi neden

