11

1044 Words
Zoe güçlükle dizlerinin üzerine geldi, elleri hâlâ titriyordu. Omuzlarını toparladı, ayağa kalktı ama bakışlarını Elazia’dan ayıramadı. “Sen?” diye sordu; kelime, içinde büyüyen korkunun bir yansımasıydı. Elazia başını hafifçe öne eğdi. Kanla kaplı ellerine, paramparça olmuş kıyafetine baktı. Her yerinden siyah ve kırmızıya dönmüş akıntılar sızıyordu. “Halimi görüyorsun,” dedi; sesi bu kez histerik bir tona bürünmüştü, gülmeye meylederken ağlamaklı bir çatlaktaydı. “Her yerim kanla kaplı. Ne olduğunu bilmiyoruz. Değişiyor muyum, bilmiyorum. Hastalık kaptım mı bilmiyorum. Alt kattaki banyoyu kullanıp temizleneceğim. Ne olur olmaz... Üst katta kal. Kendimi içeriden kilitleyeceğim. Bir şey olursa... seni ararım. Hâlâ hatlar çekiyor, sanırım.” Zoe öfkeyle bir adım attı, sesi daha yüksek çıkmıştı bu kez: “Saçmalama! Normal görünüyorsun! Sadece kan, hepsi bu!” Elazia bir an durdu, kız kardeşine baktı. Gözleriyle onu inceliyor gibiydi. Ardından iç geçirir gibi bir tonda, yorgun ama kesin bir sesle konuştu: “Sadece bir kez olsun sözümü dinle.” Tartışmanın bittiği belliydi. Elazia, yerdeki kamp çantalarını ve silahları aldı. Zoe, gözyaşlarını silerek onu takip etti. Sessizce eve yöneldiler. Eşikten içeri girdiklerinde Elazia, hiç konuşmadan Zoe’ye üst kata çıkmasını işaret etti. Zoe, başta tereddüt etse de, ablasının bakışlarındaki ciddiyeti gördü ve başını eğerek itaat etti. Elazia, elindeki çantalardan birini Zoe’ye uzattı. Ardından bıçak takımlarını ve kamp için hazırlanmış çantanın bir kısmını verdi. Sonra sessizce, amcalarının yıllar önce öğrettiği gibi nasıl nişan alacağını, omzunu nasıl sabitleyeceğini ve tetiği nasıl çekeceğini gösterdi. Hareketleri yavaş ama kararlıydı. Son olarak, tüfeklerin içlerine fişekleri yerleştirdi. Hepsi neredeyse otomatikleşmiş bir alışkanlıkla yapılmıştı ama gözlerinde korku değil, bir hazırlığın ağırlığı vardı. Zoe, tüfeği kavrarken bir an için Elazia’ya sarılmak istedi. Kollarını açtı, gözlerinde yalvaran bir ifade vardı. Ama Elazia bir adım geri çekildi, başını salladı. “Hayır,” dedi sadece. Tek kelime ama içinde ne çok anlam vardı: vedalaşma, koruma, uzak kalma zorunluluğu… Zoe, gözleri yaşlı, kalbi paramparça olmuş bir şekilde merdivenleri çıktı. Her adımı taş gibi ağırdı. Odasına girdi, arkasından kapıyı yavaşça kapattı ve sürgüyü indirdi. Yüklerini yere bıraktıktan sonra sırtını kapıya yasladı ve yavaşça yere kaydı. Nefes alışverişi düzensizdi. Gözleri boşluğa dalmıştı. Kucağında tuttuğu tüfeğe değil, kendine lanet ediyordu. Güçsüzlüğüne, çaresizliğine… Elazia’yı dinlemediğine… Aşağı katta Elazia, ağır adımlarla banyoya yürüdü. Giriş kapısını kilitlemişti, banyoya girdikten sonra kapıyı içeriden kilitledi. Sonra aynada kendine göz ucuyla baktı. Gördüğü şey onu bir an duraksattı. Göz altları morarmış, teni solmuştu. Siyah lekeler, kurumuş kanlar ve toz içinde kalmış yüzüyle bir yabancı gibiydi. İğrenç görünüyorum… diye geçirdi içinden. Aynada ki yansıması korkunç bir yabancıydı. Yüzü, kurumuş kanın kararmış izleriyle kaplıydı; kanlı damlalar, alnından çenesine doğru inmiş, her biri birbirine karışan kirli akıntılar halinde yüzüne yapışmıştı. Boynuna ve omuzlarına sızan kan, koyu kırmızıya çalan bir hal almış, kıyafetlerine bulaşmıştı. Saçları, kanla ve terle ağırlaşmış, yapışmıştı. Üzerindeki yırtık bluzun altındaki derisi, kanla kaplı, kasvetli ve solgundu; her bir adımı sanki vücudunun parçalanan bir haritası gibiydi. Ellerine baktığında, parmakları arasında kurumuş kan kalıntıları vardı. Kanlı parmak uçları, gerilmiş ve sertleşmişti. Zorla kavrayan elleri, birkaç saniye önce birisinin yaşamını sonlandırmış gibi titriyordu. Gövdesi kanla kaplıydı; her hareketiyle, sanki ölüm ona ne kadar yakınsa, o kadar daha fazla kan damlıyordu. Aynada yansıyan korkunç görüntü, gerçeklikten kopmuş bir kabus gibiydi. Her şey, her şey ona yabancıydı ama yine de hissedebiliyordu: içindeki çürümüşlüğü, dışarıya çıkmaya çalışan bir şeyi… Yavaşça, yorgun bir nefesle kendini yeniden tanımaya çalıştı. Tanıyamıyordu. Kan içinde sırılsıklam olmuş bluzunu yavaşça sıyırdı. Her hareketi ağrı veriyordu, ama ağlamamak için dudaklarını sıkı sıkı kapadı. Derin bir nefes aldı, içindeki acıyı hissetmesine rağmen kendini zorla sakinleştirmeye çalıştı. Boğuştuğu o insana benzeyen yaratığın bıçağının ucunun kendi bedenine isabet ettiğini fark ettiğinde, karnında hissettiği acı ve kanın sıcaklığıyla geriledi. Derin bir titrek nefesle acıyı içinden geçirmeye çalıştı. Gözleri buğulandı ama gözyaşlarını tutmaya kararlıydı. Bunu yapamam... diye düşündü. Derin bir titreme içini sardı, ama yarasını inceledi. Kendi kendine dikiş atmayı öğrenmemiş olmanın pişmanlığını hissetti. Keşke... diye geçirdi aklından. Bluzunu çıkarıp, vücudunu kontrol etti. Gözleri, kanla kaplı tenini süzerken her yeni yara iziyle birlikte içinde büyüyen korku daha da kuvvetleniyordu. Karnındaki derin sıyrık, taze bir kan pıhtısıyla yarı yarıya kapanmıştı ama etrafındaki deri, kırmızımsı ve morumsu renklerle bir hayatın bedeli gibi duruyordu. Elini yavaşça üzerinden geçirip başka yerlerinde de bir şey olup olmadığını kontrol etti. Yavaşça soyunarak, üzerindeki kanlı eşyayı bir kenara attı. Her hareketi acı veriyordu ama dişlerini sıkarak ilerlemeye devam etti. Vücudu, her anını ve her adımını bedenen hissetse de, zihni sabırlıydı. Babası onu bir günde pes etmesi için yetiştirmemişti. Banyoda, soğuk duvarların yansımasında, aydınlatmanın yarı karanlık oyununda kendine bakarken, Gordan’ın yüzünde hafif ama kararlı bir gülümseme belirdi. Aynadaki yansıması, tüm bedenini saran acıdan etkilenmeden, sadece derin bir odaklanmışlık ve kararlılıkla ona bakıyordu. Dişlerini sıkarken, bedeninin her bir noktasındaki ağrılar sanki bir melodinin notaları gibi yankı yapıyordu. Omuzlarındaki darbe, sırtındaki darbe, karnındaki kesi... Her biri onu daha fazla zorlasalar da, zihnindeki tek düşünce sabaha kadar Zoe’nin üst katta güvende olacağıydı. Her ne kadar acı bedenini sarmış olsa da, her nefeste, her hareketinde, zihninde onu koruma kararlılığı hep ön planda duruyordu. Acının sızlayan izleri, onun için sadece bir hatırlatmaydı. “Zoe güvenli olacak, ne olursa olsun.” diyor, her bir yara iziyle başa çıkarken yavaşça derin bir nefes aldı. Yavaş ama derin bir şekilde soluk alırken, gözleri aynadaki yansımasına kaydı. Yüzünde o hafif gülümseme, bir nevi acıdan güç bulma halini yansıtıyordu. İçinde bulunduğu karanlık an, Elazia’ya daha önce hiç bu denli yalnız hissettirmemişti. Duvarların üzerine çöken sessizlik, adeta geçmişin hayaletlerini çağırıyor, her nefeste derinleşen bir boşluk hissi yaratıyordu. Fakat o, bu boğucu yalnızlığın içinde kaybolmayı reddetti. Derin bir nefes aldı; soğuk hava ciğerlerini yakarken, zihninde çınlayan eski hatıraları bastırmaya çalıştı. Acı, öfke, pişmanlık… Hepsi birden yükleniyordu üzerine. Ama düşüncelerini karanlık geçmişin acı verici yankılarından sıyırarak, tüm benliğiyle sadece bir hedefe odaklandı: Zoe Zoe’nin yüzü geldi gözlerinin önüne; gülüşü, korkuyla titreşen sesi, küçük elleri… Tüm karanlığı yaran bir umut kıvılcımı gibi belirdi zihninde. Gözleri bir an daldı; ama bu dalgınlık, bir zayıflık anı değil, aksine, Zoe’nin güvende olacağına dair inancını pekiştiren, içini saran kararlılığın bir yansımasıydı. Şimdiye dek pek çok kez yıkılmış, parçalanmıştı. Ama bu gece farklıydı. Çünkü bu gece geri dönmeyecekti; yalnızca ileriye gidecekti. Geriye Zoe kalmıştı. Ve onun için, sabaha kadar ne olursa olsun, bu karanlık geceyi atlatacaktı. Elazia, buna tüm kalbiyle inanıyordu Artık yalnızlık, karanlık ya da korku değil, sadece Zoe'nin varlığı yön veriyordu adımlarına. Her şeyin bedelini ödeyebilirdi, ama Zoe’nin güvenliği, onun için her şeyden daha önemliydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD