Gordan, her dönüşte yolda kalan enkazlardan kaçınarak hızla ilerliyordu. Araba, her saniye daha da sertleşen titreşimlerle yol alırken, Gordan’ın gözleri bir an bile yoldan ayrılmıyordu. Virajları keskin bir şekilde alırken, arka camdan bir grup enfekte belirdi. Hızla üzerlerine geliyorlardı, ama Gordan’ın gözlerinde hiç bir tereddüt yoktu. Neredeyse hayalet gibi sakin ve kararlıydı. Geriye bakmadan, yalnızca yolu hedef alarak hızla ilerlemeye devam etti. Dönüşümlerin her birinde direksiyonu avuçlarının içinde sıkıca kavrıyor, araba hızla sarsılıyordu.
Ancak ana yola geldiklerinde, devrilen araçlar ve kocaman bir tırın yolu kapattığını gördüler. Durum oldukça kritikti; her iki yön de tıkanmıştı. Gordan’ın yüzü kararmıştı, hızla karar verdi. Bir anda keskin bir U dönüşü yaptı, lastikler yerle bir olup savruldu. Yola geri dönmek için daha uzun bir yol kat edeceklerdi ama geri dönüş başka seçeneği bırakmamıştı. Gordan’ın gözleri, kısıtlı zaman içinde ne yapacaklarını belirlerken bir an dahi duraksamadan yön değiştirdi.
Şehrin daha iç kısımlarına doğru ilerlerken, tankların ve yüksek sesle çakan bombardımanların gürültüsü kulaklarını tırmalıyordu. Gordan hızını artırdı, motorun uğuldayışı daha da keskinleşti. Arkalarındaki enfekteler, bu gürültüye doğru yöneliyordu. Anna, sırtındaki koltuğa yapışarak emniyet kemerini sımsıkı bağladı. Göğsünde, hızlıca atan kalbiyle birlikte bu dünyanın her geçen saniye biraz daha yıkıldığını hissediyordu. Cebinden telefonunu çıkarıp ekranı inceledi. Şarj bitiş uyarısı geldiğinde, telefon birden kapanmıştı. İçinden küfretti. Şimdi, kızlarına ulaşmak için fırsat bulamamak, içini daha da donduruyordu. Ekranda son gördüğü şey, Elazia’nın cevapsız aramasıydı.
“Gordan!” dedi, sesinde çaresizlik vardı. “Telefonu ver, kızları arayacağım.”
Gordan, direksiyonu terk etmeden, tuzla buz olmuş telefonunu gösterdi. Anna’nın kafası karışmıştı, gözlerinde belirgin bir korku vardı. O an, her şeyin ne kadar hızlı geliştiğini, belki de bir daha hiçbir şeyin aynı olmayacağını hissetti. Şehir, kaosun içine gömülürken, kızları aklına takılıyordu. Gözlerini kapattığında, Seo-Yun’un ölümünü ve ardından yeniden dirilişini gözünün önünde bir film şeridi gibi geçti. Her şeyin aniden değişmesi, Anna’yı fazlasıyla kırmıştı. Suçluluk duygusu, derinden gelerek omuzlarına yerleşti.
Gordan’ın elini omzunda hissedince, gözleri tekrar yola kaydı. Gordan, sakin ama kesin bir sesle konuştu: “Şimdi, kızlarımız dışında başka bir şey düşünme.” Anna başını çevirerek kocasını dikkatle dinledi. Gordan, yola odaklanmıştı, ancak sesi yumuşak ama güçlüydü. “Elazia ve Zoe’yi güvende tutmalıyız. Şimdi tüm sorumluluğumuz bu. Diğerleri bizi ilgilendirmiyor. Bilim insanı olduğunu, asistanını ya da diğer insanları düşünmek yerine ailemizi düşün, Anna. Beni anlıyor musun aşkım?”
Anna, başını koltuğa yaslayarak gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı, gözlerinden süzülen yaşlar hızla kurudu. Gözlerinde yansıyan endişe, her geçen dakikada daha da artıyordu. “Elazia ve Zoe çok korkmuş olmalılar.” Diye fısıldadı, sesi boğuk bir şekilde. Yeşil gözlerinde, korkunun ve çaresizliğin karıştığı bir hüzün vardı. “Zoe sorun çıkarıyor, Elazia ise onu durdurmaya çalışıyordu. Ya bizi bulmak için dışarı çıkmışlarsa?” İçini bir korku sararken, kalbi sanki her saniye biraz daha sıkışıyordu.
Gordan, gözlerini yoldan ayırmadan, net ve kendine güvenen bir sesle yanıt verdi. “Zoe istese bile, Elazia buna izin vermez.” O sırada, direksiyonu kırarak ters şeride geçti. Önlerinde büyük bir zincirleme kaza vardı; birbirine geçmiş araçlar, devrilmiş kamyonlar ve yanan bir araba. Ama Gordan, hiçbir şekilde geri durmadan, hızla geçti. Araba gürültüyle kayarken, sözlerine devam etti. “Güvenliğin her zaman öncelik olduğunu öğrettim. O babasının kızı.”
Anna, gözlerini bir an daha kapadı, derin bir nefes alarak içindeki karmaşayı bastırmaya çalıştı. Her düşüncesi, korku ve suçlulukla ağırlaşıyordu; yaptığı seçimlerin, uğradıkları felaketlerin, kaybettikleri zamanın izleri her an onu boğacak gibi hissediyordu. Ama Gordan’ın söyledikleri, karanlık düşüncelerin arasında bir ışık gibi parlıyordu. Gordan, her zaman kızlarını koruma içgüdüsüyle hareket etmişti, bu içgüdü onlara hayatta kalmak için bir neden sunuyordu. Anna, gözlerini araladı ve yolda hızla ilerlerken başını hafifçe çevirdi. Gordan’a bakarken, gözlerinde bir umut ışığı aradı. “O, babasının kızı biliyorum,” dedi. Ama sesi, içinde hala kaybolmuş bir belirsizliği taşıyordu. Gordan’ın sözleri ona güç vermişti, ama hala şüpheler vardı. “Kız kardeşini koruyacaktır.” Bu kelimeler, Anna’nın içinde bir umut doğuruyordu, ama o umut, kaybolan güvenin yerini alacak kadar güçlü değildi.
Gordan, direksiyonu sıkıca kavrayarak hızla ilerliyordu. Araba, kasvetli karanlıkta her geçen saniye daha hızlı yol alıyordu. Yolda ilerlerken, şehre yaklaşırken bir yandan da geçmişin ağır yükünü hissediyorlardı. Gordan’ın gözleri, yolda ne olduğunu görmek için değil, yalnızca ileriye, şehire doğru bakıyordu. Bir yıkımın, umutsuzluğun ortasında ilerliyorlardı. Gordan’ın kafasında tek bir düşünce vardı: Kızlarını güvende tutmak. O an, ne olan biten, ne de etraflarındaki felaketler vardı; sadece birbirlerine duydukları güven ve hayatta kalan son şeylerini koruma dürtüsü vardı. İçindeki sessiz bir kararlılık, onları durdurmaktan daha güçlüydü. Araba hızla geçerken, önlerinde yıkılan bir şehir vardı. Gordan evlerine gitmek için farklı bir yol arıyordu.
Şehir sınırlarına yaklaştıklarında, farklı mevkileri de gösteren Arx City tabelasının titrek ışıkları, Anna’nın dikkatini çekti hemen sonra kısa bir süreliğine gözlerini indirdi. Bu şehri mahveden ellerden biriydi. Gözlerinde karanlık bir hüzün belirdi. Doğduğu, büyüdü, evlendiği, ailesini kurduğu ve çocuklarını büyüttüğü bu şehri mahvettiğini hissediyordu. GeneWorld yeni bir başlangıç olarak görünen bu proje yıkımın taslağı olarak ellerinde şekillenmişti. Gordan’ın yanında olmak, bir tür kaçıştı; ama Anna, burada ne olduğunu biliyordu. Şehir, bir zamanlar inşa ettikleri umutların gövdesiydi ve şimdi, o umutlar birer moloz yığınına dönüşmüştü. Gordan, yüzünü ona çevirmedi; her şeyin hızlıca ne kadar değiştiğini biliyordu. Bundan Anna’yı da sorumlu tutmak istemiyordu. Ama bu konuşmayı eninde sonunda yapacaklardı. Gordan dişlerini sıkıca kenetledi, Anna ise başını cama yasladı ve Gordan’ın verdiği tabancayı sıkı sıkıya tuttu. Araba hızla devam ederken, ikisi de Elazia ve Zoe’yi düşünüyordu.