Mevsimlerden yaz, aylardan temmuz..
şarkılardan, “Bal gibi olur!”
“Bu kızın nesi var böyle Haşmet? Kulaklara zarar o sesiyle sabahtan beri takılmış plak gibi ‘Olur olur.. bal gibi olur,’ şarkısını söyleyip duruyor?”
“Onu doğuran sensin Günay!.. ne bileyim ben nesi var? Aşık olmuş galiba!.. gidip bacaklarını kırayım mı?”
Karşılıklı oturmuş, sade kahvelerini yudumlarken bir yandan da Ilgaz’ın manyaklıkları üzerinde tuhaf bir şekilde fikir yürüten ebeveynlerimi, şaşkınlığın ötesinde adeta dumura uğramış olarak izliyordum.
Bizde mi yoksa onlarda mı bir tuhaflık vardı, gerçekten karar veremiyordum.
“Huu sevdalı kızım!.. sana soruyorum!.. nesi var kardeşinin? Beynimdeki bütün loblar isyanda yahu!. Kapatma düğmesi de yok ki şunun çenesini kapatalım!”
Düşüncelerimin hız treni misali aklımda uçuştukları sırada, son anda bana seslenen annemi duyduğumda ne diyeceğimi bilemezken, çareyi omuzlarımı kaldırıp indirmekte buldum.
Benim aşık olduğum ve nişanlandığım fikrine daha yeni yeni alışmışken, şimdi birde Ilgaz’ın aşka bodoslama daldığını, hemde mafya veliahtına aşık olduğunu öğrenirlerse ikisi birden enfaktüs geçirebilirlerdi. İşte bunu göze alamazdım.
Bizim deli aynı şarkıyı bilmem kaçıncı kez hatim ederek yanımıza gelirken, aniden yükselen annemin tiz sesiyle korkuyla oturduğum yerde sıçradım.
“Ay yeteer!.. afakanlar bastı vallahi! Nedir kızım bu? İçim dışıma çıktı şu şarkıdan!”
“Ya Günaay! Sana kaç kez şöyle aniden bağırma dedim be kadın! Yüreğim ağzıma geldi ya!”
Babamın ani tepkisiyle annem, her zamanki gibi somurtmaya başladı ve bu arada babam, artık öfkesinin bir numaralı hedefi haline gelen kardeşime dönüp ters ters bakmaya başladı. Adeta öğrencisini azarlayan bir öğretmen gibi işaret parmağını hızlı hızlı sallayarak Ilgaz’a, “Kes sende artık be kızım! Kusacağım geldi! Şu akılsız ablan gibi sevdalandın mı sende birine?” diye kükrerken, nasıl olduysa top bana döndü bir anda.
“Babaaa çok rica ederim ama yaa!” O anda şaşkınlığımı ve kırılmışlığımı dile getirecek kelime yoktu. Gözlerimde hemen baş belası yaşlarım hazır ve nazır yerini alırken, babam acımasızca ikinci golünü attı.
“Ne yani yalan mı? Sevda kalbe düşünce aklın senelik izne çıktığının en güzel kanıtısın sen be kızım!..”
“Babişim, ablamın akılsız olduğu konusunda fevkaladenin de fevkinde sana katılıyorum. Aklı olan biri gidip o hırdavat kılıklı herife aşık olmazdı!”
Bu kadarı da çok fazla ama ya!..
Çift taraflı saldırı altındaydım. Yardım istercesine anneme baktığımda, “Hiç bana bakma kızım. Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterirmiş. Seninkinde tık yok vallahi! Hani ne oldu ceoluğu? Koskoca Cengaverler Holding’inin yöneticileri Devran beyin peşindeydi ya?”
Azarların ardı arkası kesilmiyordu ve kahretsin ki tam o sırada telefonumdan biricik aşkıma atadığım müzik çalmaya başladı.
“Hah buyur!.. arıyor işte bay ceo! Zaten en iyi becerdiği şey seni hiç sektirmeden dakika başı aramak! Bu konuda çok azimli gerçekten!”
Hiçbirine cevap veremezken, içimden avazım çıktığı kadar sessiz çığlıklarımla “imdat” diye bağırıyordum. Kalbimde açılan kocaman yaramı da ardım sıra sürükleyerek, sıkı sıkı tuttuğum telefonumla yanlarından uzaklaşıyordum ki, yanından geçtiğim Ilgaz’a çok pis bir bakış attım ve içimdeki minik şeytan anında harekete geçti. Durdum bir anda. Israrla çalmaya devam eden telefonumu sessize alırken, dönüp beni az önce yerden yere vuran aileme baktım.
“Bana hesap soracağınıza, bir mafya veliahtının peşinde koşan çook akıllı Ilgaz’ınıza bakın! Bakın da ne haltlar çevirdiğini görün!”
Benliğimi etkisi altına alan öfkemi, tıpkı çok sevgili ailemin yaptığı gibi acımasızca yüzlerine kustum ve onları uğradıkları şokla başbaşa bıraktım.
Yüzümde pis bir tebessümle ilerliyordum ki, Ilgaz’ın avazı çıktığı kadar arkamdan bağırdığını duydum.
“Bittin sen ablaaa! Sor bakalım şimdi çok sevgili aşkına, geçen gün kankan Gülnihal ile, Dost kafede el ele, diz dize ne konuşuyorlarmış?”
•••
Günlerdir ablamla aramızda süren soğuk savaş, nihayetinde benim ondan özür dilemem ile yerini biraz olsun sakinliğe bıraktı.
O gün Selvi’nin beni gammazlamasına çok şaşırırken, şaşkınlığım anında yerini kızgınlığa terk etmişti ve ağzımdan onu çok üzecek olan o sözleri kaçırıvermiştim. Söylediklerime daha o anda pişman olmuştum ve belkide şu hayattan en önemli ilk dersimi almıştım.
Hiç kimsenin, hatta bu kişi kardeşin bile olsa, asla bam deline basma ve öfkene kapılarak bildiğin ama aslında gizli kalması gereken şeyleri ortaya dökme!
Ablama söylemek konusunda kararsız kaldığım o sırrı unutmak, hiç yokmuş gibi davranmak ve açıkçası ablamın boynuzlanıyor olması karşısında sessiz kalmak midemi bulandırıyordu ama, işte Selvi’nin o denyoyu ne kadar çok sevdiğini bildiğim için o güne kadar susmak zorunda kalmıştım.
Hoş daha sonra bunu uydurduğumu söylemiş olsamda, aslında ablamda bende doğruyu söylediğimi çok iyi biliyorduk ama, sanırım uydurduğumu söylediğim yalana inanmak ablamın işine gelmişti.
Selvi’nin, öğrendiği o asıl gerçekten sonra Metin pisliğine yinede hesap soracağını düşünmüştüm ve hatta bunun olmasını deli gibi istemiştim ama fark ettim ki, sevgili ablacığım gerçeklerle yüzleşmeye yanaşmıyordu. Aşk hakkında söylediği o bilge sözleri de böylelikle kendisi boşa çıkarmış oluyordu.
Hah!.. aşk kimyasal olaymışta, ömrü de altı aymış. Ya bi siktir git abla ya!
Yine sultan İlker’ciğimin resimlerine bakıyordum. Derin bir iç çekişin ardından telefonumu yatağıma bıraktım. Kafamın içinde bu herifle elli şekilde tanışıyordum ama gerçekte onunla yan yana gelmek gerçekten çok zordu.
Garip bir şekilde nerede olduğunu, ne yaptığını sürekli sosyal medyada paylaşıyordu. Mafya babası olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, özel yaşantısını da gözler önünde böyle pervasızca yaşıyor olmasına şaşırmamak elde değildi.
Bunu neden yapıyordu ki? Üstelik paylaştığı tüm resimlerde yanında mutlaka genç kızlar ya da alımlı çok hoş kadınlar oluyordu.
Aklımda binlerce düşünce birbiri ardına dizilirken yatağımdan bir hışımla kalktım ve boy aynamın önünde aldım soluğu.
Çıtır kız dedikleri tiplerdendim. Narin bir görüntü sergileyen bedenim çok seksi olmasada kendisine göre bir götürüsü vardı. Saçlarım kendinden dalgalı ve kuzguni siyahtı. Belime kadar uzundu ve aslında fazlasıyla dikkat çekiciydi meret. Simsiyah gözlerim iriydi ve canım kirpiklerim uzun, kıvrıktı. Estetikten uzak minik burnum Allah vergisi kalkıktı ve minnoş dudaklarım ruja gerek kalmayacak kadar kırmızıydı. Tüm bu hoşluklara ayrı bir tatlılık katan ve yüzümün en sevdiğim bölümü elmacık kemiklerim, hadi seni okşayayım isteği uyandıracak kadar hoş ve hafif çıkıktı.
“Offf yaa ben aslında çok güzelim ama!.. e niye o gün beni görmezden geldi hödük sultan?”
Aklıma Furkan düştü yine. Garibim, korkudan az daha o gün kalp krizi geçirecekti. Geniş ve doğal ışıkla fazlasıyla aydınlık odamda volta atıp duruyordum ve sürekli düşünüyordum.
Bir ampul patladı beynimde.
Evet yaa!.. ben bunu daha önce niye düşünemedim yeeaaağ!..
Hemen telefonuma sarıldım ve kankimi aradım. Uykulu sesiyle bana cevap veren Furkan’a, “Olum, kaldır kıçını.. sağlamından bir duş al, en şıkından spor bir şeyler giyin ve gel hemen beni al,” dediğimde aldığım cevap, “Siktir git kızım! Kendine başka bir kurban bul!” oldu ve pat diye telefonu suratıma kapadı şerefsiz.
Durur muyum? Yıldırana ve bana istediğim cevabı verene kadar onu aramaya devam ettim.
Kazanan belli de, ikinci kim ayol?
İki saat sonra onun aracında ikimiz için hazırladığım milkshakemizi keyifle yudumlarken, istikamet elbette Polenezköy’dü.
Aşkımcım orada havuzlu bir restoranda arkadaşları ile çoktan eğlencenin dibine vurmaya başlamış olmalıydı.
Eeeh!.. Kambersiz eğlence olur mu ki ne yeeaaağ?
“Olum biraz hızlı gitsene yav?”
“Radara yakalanınca cezayı sen mi ödeyeceksin ha zırdeli?”
“Hee!.. öderik, n’olmuş? İki öpücüğe bakar yavrucuğum.”
“Gören de duyan da öpüşmeyi çok iyi bildiğini zanneder! Daha bir kez milli olmadın bile be!”
“Olum, benim dudaklarım çok değerlidir. Öyle sırf birileri istedi diye öptürmem kendimi. Lan siz erkekler, ne diye hep bel altını düşünürsünüz, ne acayip bir libidonuz var yahu?”
“Bunu bana değil, bizi yaratana soracaksın zibidi!”
Hımm!.. oradan cevap alamayacağım belliydi. Açık camlardan yüzüme çarpan esintinin tadını çıkarırken, kendimi İlker paşamın kollarında dans ederken hayal etmeye başlamıştım.
Polenezköy’deki mevziye yaklaşırken deli gibi heyecanlandım. Birazdan onu görecektim ama bir yandan da bizi hatırlamasından korkuyordum. Aracı yol kenarına park etmeyi uygun gören kankime sessizce eşlik ettim. Araçtan indiğimizde dizlerimin bağı çözülmek üzereydi. Telaşla Furuko Furkan’ımın koluna yapıştım. Böylesi heyacan hem aklıma hem de yüreğime zarardı.
“Ellerin buz gibi olmuş kızım ya! Vallaha bu aşk seni ya öldürecek ya da bir yerlerine inme indirecek!” dediğinde cancağzım, tüm yüreğimle ona katılıyordum.
Hızlanan nefesimi düzeltmeye çalışmak boşuna bir çabaydı. Beni İlker’e yaklaştıran attığım her adımda kalbimin gümbürtüsü beynimin kıvrımlarında göbek atıyordu sanki.
Restoranın kocaman kavisli demir kapısına geldiğimizde izbandut gibi bir herif bizi durdurdu.
“Bugün burası kapatıldı, giriş yok!” dedi o tok ve çok güçlü sesiyle. İçimden ona upuzun bir siktir çekerken, tüm cazibemle gülümsedim ve, “Ama biz çok uzaktan geldik. Lütfen girmemize izin verin. Yemeklerin çok leziz olduğu arkadaşlarımızca bize söylenmişti. Yani tavsiye üzerine burdayız,” dedim.
“Kusura bakmayın baayan!.. giremezsiniz!”
Baaayan mı? Lan krooo! Sen benim ki olduğumu biliyon mu acebaaa? Sahii!.. kimim ben yahu?
Babamın kim olduğunu söylesem mi hiç bilemedim. Bizim peder, çok gerekmedikçe isminin ya da mevkiisinin söz konusu olmasına çok kızardı.
İyi de bende içeri girmeliyim ama yeeaağ!..
“Bak canım istersen beni birilerini aramak zorunda bırakma ha ne dersin?”
Çam yarması herif bana doğru eğildi ve burnumun dibine kadar girdi. Gözlerimin içine dik dik bakarken geri adım atmamı beklediği besbelliydi ama been, Ilgaz.. sittin sene geri adım atmazdım.
Herif hırıltılı bir sesle, “Kimi istersen ara!.. aramayanın a.. na koyayım!” dedi ve bendeki tüm şalterleri indirdi.
Furkan bir adım gerilerken, burnumdan solumaya başlamıştım bile. Gözlerim bedeninin her yerinde gezinirken, doğrulmaya başlayan herife bir adım yaklaştım ve o daha ne olduğunu anlayamadan onu can evinden yakaladım. Parmaklarımın arasına kıstırdığım toplarına uzun tırnaklarımla baskı yaptığımda herif bağırmıyordu, bildiğim böğürüyordu.
“Şimdi içeri girebilir miyim yeeeaaağ?”
Karşılıklı böğürüyorduk resmen. Herifin eli benim gırtlağıma yapışacaktı ki, serbest bıraktığım toplarına bu kez kıvırdığım dizimle sertçe vurdum bir anda.
Herif önüne doğru kıvrılırken, iki eliyle önünü tutmaya çabalıyordu. Kapının önünde açılan boşluktan içeri sızarken, çoktan benim ödleğin eline yapışmıştım. Ardından sürüklediğim Furuko’mun rengi bembeyazdı.
Wuhuuu! Son ses müziğe eşlik eden gençlerin çok eğlendiği belliydi.
Havuzun olduğu bölüme ilerlerken birinin arkamızdan seslendiğini duyduk.
“Tatlım, siz kimsiniz ve buraya nasıl girdiniz?”
Aaah!! Tatlım mı? Bu tatlın yesin seni aşkıım!..
• • • • •