En sevimli, dahası seksi olduğuna yüzde yüz inandığım tebessümümü dudağımın kenarına iliştirdim ve tüm bedenimle döndüm. Gördüğüm kişi karşısında inanılmaz bir hayal kırıklığına kafadan toslarken, “Bize mi dediniz?” dedim güç bela.
Boşluğa kaldırdığı eliyle huzuruna çağırdı bizi.
Gıcığa bak ya! Sanki kendisi kral, biz de onun hizmetçileriyiz..
Tanımıştım elbette bu hanzoyu. İlker’in sümsük abisiydi. Kim bilir ne zaman, ama bir gün mutlaka kocam olacağına inandığım ve buna kesin gözüyle baktığım İlker’in, sinir bozucu abisiyle böyle tanışmak varmış kaderde.
Eh köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek lazımmış.
Mecburen ayının önde gidenine doğru kendinden emin adımlarımla ilerlemeye başladım. Eline sıkı sıkı yapıştığım Furkan’ımın da benimle gelmekten başka çaresi yoktu.
Herifin tam karşısında durduğumuzda, kankimle ikimizi baştan aşağıya süzdü.
“Davetlilerden misiniz siz de?”
“Davet mi varmış burda? Hiç haberimiz yoktu. Yemek yemeğe geldik,” dedim ve inandırıcı olmak için içimden dua etmeye başladım.
“Ah tatlım, bugün burası kapatıldı. Şimdi sizlerden bir an önce burayı terk etmenizi rica ediciğim,” dedi kibarlık budalası.
Ediciğim denmez bi kere. Seninde anneciğin okul müdiresi olaydı, görürdüm ben o zaman senin kıçını.
Dikkatimi çeken bir şey varsa o da, İlker ile abisinin ses tonlarının birbirine ne kadar çok benzediğiydi.
“Biz kimseyi rahatsız etmeyiz beyfendi. Yemeğimizi yedikten sonra elbette burdan çıkıp gideriz,” dediğimde, benim korkak Furuko’m parmaklarıma daha çok asıldı. O anda kankimin kıçına çimdik atmayı ne çok istedim ama elbette bunu yapamazdım.
Karşımdaki herifin yüzünden kararsızlık dolu bir gölgenin geçtiğini görünce sevimli hayalet Casper gibi gülümsedim ve iki elimi namaste der gibi minik çenemin altında birleştirdim.
“Lütfeeen!”
“Kadınlara yaşı sorulmaz ama sana sormadan edemeyeceğim küçüğüm,” dedi ve gülümsedi. Tebessümü gerçekten çok hoştu.
“On sekiz,” dedim ve maalesef ki doğruyu söylüyordum.
“Pekâla küçük hanım, sizi kırmayalım o halde. Yemeğinizi yiyin ve sonrasında güzel güzel çekin gidin burdan,” dediğinde ona belli etmesemde derin bir nefes aldım. Acayip rahatlamıştım ki, kulaklarıma çarpan o sesle olduğum yerde çakılıp kaldım. Anında bedenim buz kesti ve aynı anda başımdan aşağıya kaynar sular son hızla akmaya başladı.
Bu ne çelişki ayol?
“Ilgaaz! Buraya gel!..”
Ohaa! Yuuh! Hatta çüşünüz!
Korkunun soğuk kollarında can çekişerek dönüp arkama baktım.
“Babaaa!”
• • •
Odama kilitlendim. Yemek verilmeme cezası aldım. İki saatte bir bir bardak su ile günü geçirmeme karar verildi.
Eve dönüş yolunda babamın bitmek bilmeyen yüksek volümlü vaazını dinlemek zorunda kaldım.
“Sen benim başıma bela mısın be çocuk? Ablan o gün söylediklerinde ciddi değildir diye düşünmüştüm ama beynime bir solucan atılmıştı bir kere. Seni izlemeye karar vermiştim ve iyi ki de bunu yaptım. Senin elin mafyasıyla ne işin olur ha, ne işin oluur? Yıllarca böylelerinin kökünü kazımaya çalıştım ben ve şimdi çok sevgili akılsız küçük kızım, düşmüş öyle bir herifin peşine! Kızını dövmeyen dizini dövermiş derler!.. her ne kadar bu gibi sözlere hiç katılmasamda senin gibi bir evlat ister istemez bana bunları sorgulatır oldu.”
“Ama babiiş!”
“Sıçtırtma babişine! Kes sesini edepsiz seni!”
Yol boyunca ne kadar sevimli hallerim varsa hepsini sergiledim ama, bizim peder bey Nuh dedi, peygamber demedi. Sonunda somurtmaya başladım. Göğsümün üstünde birleştirdiğim kollarımı ancak arabadan inerken çözdüm.
“O Furkan’ın da benden çekeceği var! Senin suç ortağın olacağına beni uyarsaydı, takdirimi kazanırdı. Onunla da görüşmek yok bundan sonra!.. duydun mu beni?”
Yukarı kata çıkan merdiven basamaklarında duyduğum bu sözlerle çakılıp kalmıştım.
“Ama haksızlık bu ya? Furkan’ın hiçbir suçu yok. Çocuğu buna bulaştırma ve sakın babasını haberdar etme baba. Adamın ne kadar sert olduğunu sen benden daha iyi biliyorsun,” deme cesaretini gösterdim, hemde babamdan tırsmama rağmen.
Sonrasında da elimden alınan telefonumun hasretiyle yanıp kavrulurken, kilitli kaldığım odamda aylak aylak vakit geçirdim.
Bir günlük cezam bittiğinde mide kazınmasından muzdariptim ve benim gibi bir oburun yerlerde sürünerek oda kapısından çıkması çok doğaldı ama, bu kez öyle değildi.
Yani.. çoğu zaman diyelim..
Oda kapısının kilidinin açıldığını duyduğumda, yataktan anında kendimi yere attım. Bildiğim zavallıydım. İleri doğru uzattığım ellerimi yalancı bir titreme alırken, yediği dayaktan perişan olmuş Filiz Akın devredeydi. Bir yandan inliyordum ve aynı anda yerde sürünüyordum. Alt tarafı iki adımlık mesafede olan kapıma yaklaşık iki dakikada sürüne sürüne ilerledim. Yarı belime kadar kapının dışına çıkmıştım ve sanki bin yıllık yoldan gelmiş kadar yorgundum. Nefes nefese kalmıştım. Ağır ağır kolumu kaldırdım ve titreyen elimi babama uzattım. Başımı yerden kaldırırken çoktaan göz yaşlarımı salıvermiştim.
Sevgili ailem, inci taneleri gibi yan yana dizilmiş sessizce beni izliyordu. Ablam, gülmemek için kendisiyle mücadele verirken, aslında otoritenin dibi olan anneciğim ise, gözleri dolu dolu bana bakıyordu ve buna cidden hiçbir anlam veremedim. Babam ise tam bir gaddar ağayı oynuyordu.
Acıyın bana beeaağğ!
“Vallahi elimde olsa seni Oscar’a aday gösterirdim kızım.. kalk çabuk yerden!”
Yok, yemedi işte yılların organize suçlar büro müdürü, meşhur kurnaz komiser Haşmet ağa!..
“Zalim Haşmet Gürkân!”
“Yemin olsun şimdi alırım seni ayağımın altına! Kalk kız yerden!..”
“Cıııkss! Kıyamazsın ki sen bana babişiim!”
Babamın, sevimli şımarık kızı rolüne soyunmuştum şimdi de ve onun bıyık altından gülümseyişini gizlemeye çalıştığını görmek, içimi rahatlatmıştı. Artık biliyordum,doğru yolda emin adımlarla ilerliyordum.
“Annenin bir haberi var, seninde bilmen gerekiyor.. yoksa bu cezan kolay kolay bitmezdi,” dedi ya, düşünce çarklarım kafamın içinde deli gibi dönmeye başladı.
N’olüyoo leeyn?
Hızla yattığım yerde doğruldum ve bu kez de bağdaş kurup oturmaya devam ettim.
“Ay annem hasta mısın yoksam?”
Cidden en olası şey buydu ve yüreğimi müthiş bir korkunun tüm acımasızlığı ile sarmaya başladığını hissettim.
“Yok baş belası kızım, hamileyim!”
“Yuuuuh! Utanmadınız mı be bu yaşta?”
Dikiş tutmayan ağzımdan aniden kaçan sözlerle kendimde şok oldum. Diğerleri hepten dumura uğradılar!
“Yani şey, ama yani!!.. off anne ya! Hani sen menapozluydun kaç senedir? Öldürdün, anamızı ağlattın ya yıllarca! Kış günü, “Ateş bastı açın camları yanıyoom!..” diye bağıran biz miydik yaa? Off yaa offf!.. Ren geyikliğin yine devrede!.. Ay sen elli iki, babam altmış dört! Oyy ben nerelere gideem?.. Yok vallahi istemem ben kardeş mardeş yeaaaağ!”
“Gir kız odana!.. ikinci bir emre kadar odandan çıkmayacaksın!”
“Amaa baba ya!.. çocuğu yapan siz, cezalandırılan ben! Haksızlık buu!”
• • •
On ay sonra..
Rezilliğin son perdesi..
Anasını satayım, sanki çocuğu biz doğurduk ya. Hürrem Sultanımız keyif derdinde, ablam ve ben sabaha kadar nöbetçiyiz beeaağ!
İstifa ediyorum olum ben bu işten ya!.. bıktım, usandım ve karar verdim asla çocuk yapmayacağım işte. Bu ne ya? Nerdeyse saat başı ağlayan, annemi her emdiğinde işeyen, sıçan, gaz basınca çığlık atan.. işkence yahu! Hayatımızı ipotek altına aldı veled! Eh birde erkek olunca ohh!.. dünya ona o biçim güzel, bize çile yavrum çilee!
“Çıldıriciğim anne! Biraz da sen bak oğluna yahu! Vallahi yıldım ya!..”
Sırf annemi gıcık etmek için kelimeleri onun sinir olduğu şekilde kullanmaya başladım ama, kadının umrunda değil anacım ya.
Doğum yapınca evrim geçirdi sanki! Çok sakin, umursamaz biri olup çıktı yahu.
“Güzel kızım, staj yaptığını düşün çocuğum. Daha bunun mastrı var,” demesin mi?
Saçlarımın diken diken olduğunu hissettim. Ava giden avlanır misali anamı sinir edeyim derken, sinir uçlarıyla oynanan ben oldum.
Günlerdir sokağa çıkamadım ya. İlker paşamda o biçim keyfinde. Geçenlerde yine çok şıktı ve çok güzel bir resim atmıştı instasına. Kırk yılın başı bir cesaret geldi, dizdim güzellemeleri resmin altına, yetmedi özelinden yazdım aşkıma. Mavi tıkı görünce aklım başımdan gitti, kalbim çıldırdı ama, herif tek kelime etmedi. Bir emoji bile atmadı yahu. Ona da tutuldum o biçim.
Ulan elbet bir gün peşimden koşacağın zamanlar da gelecek. Süründüreceğim seni!
“Anne biraz dışarı çıkacağım, ablama devrediyorum sevgili oğluşunun bakımını,” dediğimde annem hiç itiraz etmedi.
“Tamam kızım, ama lütfen yine o zibidinin peşine düşme!” dedi. Ona bir öpücük gönderdim ve gülümsedim. Hemen odama çıkıp hazırlanmaya başladım. Babamın sinir olduğu triko kroplarımdan birini seçtim, altına da buz mavisi bol kesim kot pantalonumu giyindim. Yine babamın arakladığım oduncu gömleğini de cropumun üstüne giyinince tamamdı her şey. Saçlarımı dağınık topuz yaptım. Sıfır makyaj ile gitmeye hazırdım.
“Ceyda, hazırım ben! Furkan ve Demir yoldalar. Önce seni, sonra da beni alacaklar! Bekletme sakın!”
“Ay kapıda hazır asker oldum canım ya. Bekliyorum!”
Kankilerimden Ceyda ile mesajlaşmamız bitince bende odamdan çıktım.
Sabahtan organize ettiğim canlarım, çıldırmanın eşiğinde olduğumu çok iyi biliyorlardı. Fırsat buldukça telefonda konuştuğum dostlarımı çok özlemiştim. Birlikte şöyle güzel bir gün geçirmeyi hayal ederken, ‘niye hayal olsun canım.. bal gibi de gerçek olabilir,’ düşüncesiyle çocuklara mesaj atmıştım. Olumlu dönüşler alınca da işte şimdi onları kapının önünde bekler oldum.
Oldum bittim kış aylarını sevmem. Mart ayının tüm soğukluğuyla devam ettiği şu günlerde Kadıköy’deki kafelerden birine gitmeyi, sonrasında da belki biraz Moda sahilinde dolaşmayı planlamıştık.
Telefonuma bildirim düştü. İlker’ciğim de Kadıköy’de bir mekândaymış. Herif resmen bulunduğu yerin reklamını yapıyor.
Çocukaların geldiğini görünce sevinç dolu bir çığlık attım ve araca koştum. Hemen arka koltukta yerimi aldım.
“Bas gaza Demir!.. İlker Kadıköy’de şu meşhur dönercide!”
“Emrin olur cimcime!”
Hız yapmaya hasta çocuğumuz, bizi uçurdu resmen. Araçtan indiğimde başım dönüyordu ve her an kusabilirdim. Manyak herif!.. yollarda deli gibi makas attı. Koro halinde çığlık atmamız onu daha da keyiflendirdi.
Dönercinin kapısına geldiğimizde ben şokun da şokunu yaşadım. Babam ve iki arkadaşı kapıda bekliyorlardı.
Aracın arka kapısını açtı ve beni kulağımdan yakaladı.
“Çık bakalım, çık sen dışarı!”
N’olüyyo leeyn n’olüyooo?
“Yine ne yaptım ben ya baba, senin burda ne işin var?”
“Ehh kızım avlanmaya çıkmış, ben de ona yardım edeyim dedim,” dediğinde, cidden beni izlediğini anladım.
Beni kendisine çekti ve kolunu omuzuma sardı.
“Hadi içeri girelim,” dedi ve ben, resmen dumura uğradım.
Mekândan içeri girdik ve bize ayrıldığını gördüğüm masada kankilerimle birlikte yerimizi aldık.
İlker ve iki arkadaşı, muhabbetin dibine vuruyorlardı ve paso kahkaha atıyorlardı.
Babamın yanında gördüğüm iri kıyım iki herif, onların masasına doğru gittiler. Biri cebinden çıkardığı kimliğini gösterdi ve çok geçmeden ayağa kalkmasını istediği benim aşkıma plastik kelepçe taktı.
Kocaman açılan gözlerimle olanları izlerken ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Babamın bakışlarının üzerimde olduğunu biliyordum ve gözlerimiz buluştuğunda babamın derin bir iç çektiğini gördüm.
“Niye göz altına alındı biliyor musun? İnsan kaçakçılığı yüzünden ve bu işlediği suçlardan sadece biri!..diğerlerini bilmek dahi istemezsin benim aptal kızım!”
• • • • •