Bilinmezlik..

1750 Words
Onu göreli üç gün oldu ve ben, eskiden olduğu gibi yine tam gaz onun çekim gücüne kapılmış durumdayım. Aileme parkta yaşanılanlara dair tek bir kelime bile söylemedim. Eğer bu yeni gelişmeyi bilseler burnumun ucunu dahi dışarı çıkartmazlar. Kalbim o günden beri sürekli heyecanla çarpmakta. Aklımın tamamı onunla meşgul. Onu düşünürken yine aptalca gülümsediğimi fark ettiğimde hemen etrafıma bakınıyorum. Eğer bizimkilerden birine yakalanırsam ne düşüneceklerini çok iyi biliyorum ve bana çok kızacaklarının da farkındayım. Emekli olması için üst makamlardan gelen emirle, artık emekli polis statüsünü geçiş yapan babam, ablamın üzgün halllerine dayanamadığı için, hiç yapmadığı bir şeyi yaptı ve annemi geride, bizimle bırakarak yazlığa gitti. O yönden biraz olsun rahatım. Adam emekli olur olmaz ilk yaptığı iş internete sarılarak araştırma yapmak ve Ege’de bir sahil kasabasında bahçeli küçük bir ev almak oldu. En azından babam hayalini gerçekleştirebildiği için onun adına çok mutluyum. Her gün telefonla konuşuyoruz. Annemde yakında Doruk Mertcan’ı alıp babamın yanına gidecek ve çok eminim ki, bize de onunla gitmemiz için baskı yapacak. Balkon camını dışardan ablam, içerden ben silerken tüm bu düşünceler yine beni benden almayı başarmıştı. “Ya kızım, ana devreleri yanmış robot gibisin. Habire aynı noktayı siliyorsun!” Annemin biraz sinirli sesini duyunca, düşündüklerimden anında koptum. Dönüp ona baktım ve şımarık küçük bir kız çocuğu gibi dil çıkardım. “Terbiyesiz seni! Hiç büyümeceksin, belli oldu artık!” Ablam balkondan içeri girerken halmize bakarak bize gülümsedi ve onun böylede olsa tebessüm ettiğini görünce sevindim. Bizden, özellikle de benden utandığının farkına varalı çok oldu. Zamanında onu uyarmış olduğumu ikimizde biliyorduk ve ablam seçim hakkını bana değil de, o şerefsize inanmaktan yana kullanmıştı. Şimdilerde bunun pişmanlığını yaşadığı çok belliydi. Keşkeleri ardımızda bırakmamız gerekiyordu ve ben buna dünden razıydım. “Selvi boylum, al yazmalım hadi duş alalım da şöyle çıkıp biraz dolaşalım,” dediğimde, annemde bu fikre hemen atladı ve gereksiz bir heyecanla, “Vallahi çok iyi fikir kızlar.. Hatta gidin caddede gezinin biraz!.. cıvıl cıvıldır şimdi oralar,” dedi. Ablam, bu kez biraz da kendisini zorlayarak gülümsediğinde, vereceği cevabı üçümüzde biliyorduk. “Duş in, gezinmek out!” Belli ki, yine düşünme ve üzülme moduna geri dönecekti ama, bu kez olmayacaktı. Asla buna izin vermeyecektim. “Bana bak abla! Yeter artık ya, yeter!.. o herifle ilgili kendini üzmene daha fazla müsade etmeyeceğim. Senin sevinmen gerekiyor tamam mı? Bir de böyle düşünebilsen, şu melankolik hallerinden kurtulacaksın! Sen olanlara, biz sana üzülmekten yorulduk. Bitti, gitti. Genç, güzel bir kızsın ve eğer burnunun ucunu biraz olsun dünyaya çevirsen, elbette seni hak edecek birini bulacaksın!” Offf!.. yoruldum böyle hızlı konuşurken ama yaa!.. Ay cidden ne çok konuştum ben yeeaaağ?.. Dut yemişten bülbülden beter ablam, kocaman açtığı gözleriyle bana baktı öylece. Karar vermeye çalışıyormuş gibi bir hali vardı. Ağzından çıkacak olan tek bir olumsuz kelime ile gırtlağına dalacak duruma gelmiştim. “Tamam.. gidelim o halde Ilgaz Dağı’m,” dedi ya, dudaklarımın arasına kıstırdığım parmaklarınmla manyak bir ıslık öttürdüm. Deli gibi sevinmiştim. Keskin ıslığımı duyan Doruk Mertcan’ım da tatlı tatlı kıkırdamaya başlayınca, hepimizin neşesi yerine geldi. Uzun bir aradan sonra yeniden böyle ailece gülebilmek ne güzelmiş be. • • • “Kız bizde hiç akıl yok, bu sıcakta geldik caddeye ya!” “Ay ablaa!.. vallahi çok mızmız oldun çıktın sen be! Baksana etrafına şöyle!.. Sıcaksa herkese sıcak ama kimsenin umrunda değil. Gel şöyle bir kafeye girelim, buzlu birer kahve içtik mi o biçim serinleriz.” Girdiğimiz kafede bizi bekleyen benim kankaları görünce ablam önce hafiften bir gerildi ama, sonrasında Fruko Furkan ile sohbete başlayınca keyfi yerine geldi. “Böyle bir delinin ablası olmak senin büyük talihsizliğin ablam ya!..” “Siktir lan keko!.. Asıl sen benim kankam olduğun için çok şanslısın tamam mı? Nesli tükenmeye yüz tutmuş canlılar gibi için geçik be şu yaşında!” Furkan, hazır cevaplığım karşısında hep yaptığı gibi önce gözlerini devirdi, sonrasında da ablamdan izin isteyerek bir sigara yaktı. “İçim geçik olsa sevgilim olmazdı tamam mı gıcık şey?” Duyduğum bu yeni haber karşısında yerimde sıçradım. Furkan ve bir sevgili edinmek! “Kız bugün Cuma mı, kıyamet mi kopacak ya? Sen, sen ne zaman buldun birini ve bunu bana şimdi mi söylüyorsun? Isırırım lan şimdi seni!” dememle, dayanamadım bir anda omuzuna geçirdim dişlerimi. Var gücümle ısırdığım omuzunu benden zor kurtarırken, “Hoşt be hooşt! Kız bıraaak!” diye yana yakıla bağırdı uyuz. Tüm kankalar keyifli keyifli halimize gülerken, ablam da, “Korkma Furkan!.. kuduz aşısını yeni yaptırdık. Bir şeycik olmaz,” diyerek bu neşeli ana katıldı. Garibim Furkan’ım omuzunu ovarken, ben kahkaha üstüne kahkaha atıyordum. Zar zor susarken, gözlerim birkaç masa ötede bizi izleyene takıldı. Yook artıık! Ohanın da ötesi beaaağ! Bunun ne işi var burda ya? İlker paşa, bana parmak salllarken kaşlarını çatmaktan da geri kalmamıştı. Noolüyyoo leeyn? Beni mi takip ediyor bu ya? Ani şaşkınlığım karşısında ablamın bana dikkatle baktığını fark ettim ve hemen toparlanmaya çalıştım. “Ya burası çok havadar değil, daha açık bir yere mi gitsek?” Ortaya attığım bu fikir karşısında bana bakan sekiz gözün tamamında şaşkınlık hakimdi şimdi. Haklılar tabii!.. püfür püfür esen bir yerde oturuyorduk ve ben aniden böyle salakça bir şey söyleyince dumura uğradılar. Kaçamak bakışlarımı yakalayan ablam, tek kaşını kaldırdığında içinden sıçtım dedim. Tüm merakıyla etrafına, yetmedi dönüp arkasına bakınca İlker’i gördü ve ışık hızında dönüp bana baktı. “Bu ne şimdi böyle Ilgaz?” Ablamın tedirgin hali ve sorduğu soru karşısında telaşa kapıldım. “Ne, ne abla?” “Ilgaaaz?” “Vallhi haberim yoktu. Takip etmeyi bırakalı çok oldu,” dedim tüm samimiyetimle. Cankuşlarımın hepsi şaşkın halde ablamla olan diyaloğumu takip ediyorlardı. “N’oluyoo kızıım?” diye soran Melih’ti. Furkan etrafına bakınırken, onun gibi etrafı kesin gözleriyle tarayan Gizem’de küçük bir çığlık attı ve, “Ayy basıldıık!.. Vallahi adam bizi şimdi kurşun manyağı yapacak!” diye bağırdı. Anam anam!.. ekşin yaşıyoruz kendi kendimize iyi mi? “Kalkın çocuklar!. Buranın tadı epey bir kaçtı,” diyen ablamı dinleyen çocuklar hep birlikte ayaklandılar. Olanları sıyrılmayı başaramadığım şaşkınlığımla izliyordum. “Ilgaaz hadiiii!” Ablamın sinirli sesini duyduğum anda bende ayağa kalktım ve olduğum yerde çakılıp kaldım. Gözlerim, şimdi ablamın tam arkasında dikilen İlker’e takılıp kalmıştı. “Selvi hanım?” Allahım bu herif hep konuşsun, bende onu dinleyeyim beaağğ. O sesi sana verene kurban olayım ben.. kulaklarım şenlendi sayanede yakışıklım benim. Yere düşen dibimi toplamaya çalışırken, salakça sırıtttığımı Melih’in kızgın bakışlarını gördüğümde fark ettim. Ablam dönüp İlker’e baktı ve adam daha tek kelime edemeden, “Sizinle konuşacağım hiçbir şey yok İlker bey!.. bizi rahat bırakın!” dedi sert bir ses tonuyla. Bir adım geri giden İlker, “Ben sadece sizi takip etmediğimi bilmenizi istedim,” dedi ve tüm çekiciliğinide yanına alıp gitti. Onun ardından öyle mal mal bakarken, kıçıma yediğim çimdikle kendime geldim. En güçlü zırhı bile delip geçecek olan bakışlar ablama aitti. Gitti canımın cananı ya! Niye her yerde karşıma çıkar oldun sen ballı lokmam? • • • “Babaaa! Denedim tamam mı, denedim! Kıza hiç içim ısınmıyor ya! Evlenmem ben onunla!” “O kizcağuz benim celunim olacakidur temam mi uşağum?” “Temam değul babaciğum!..” “Haçan o kiz bu eve gelun olayrak cirsun, na bu bileçlerumi keseyrum adamum!..” Annem ve babam yine birbirlerine dalmanın eşiğine gelmişlerdi ve ben bunu her Allah’ın günü yaşamak zorunda kalmaktan gerçekten bıkmıştım. O ikisini salonda didişirken bıraktım ve arka bahçeye çıktım. Çıkmaza girdiğimi hissettiğim anlarda yaptığım gibi yine çareyi bizim yüz yıllık çınar ağacının gölgesine sığınarak yerde oturmakta buldum. “Geldim can dost, geldim işte yine yamacına.” Yüzüme de vuran tatlı bir rüzgar, çınar ağacımızın geniş yapraklarına da temas ediyordu ve yukardan gelen hışırtılar bana hoş geldin der gibiydi. O kızla evlenmem gerektiğini biliyordum. Buna mecburdum. Asla kaçarım yoktu ama yüreğim bu mecburiyete boyun eğmek istemiyordu. Yüreğim daralıyordu. Sevmediğim biriyle evlenmek fikrinden nefret ediyordum. Arada bir peşine düşmemin sebebi de olur ya belki, içim ona ısınır düşüncesiydi ama, yok olmuyordu işte. Gerçi birini böyle nasıl sevebilir ki insan? Aklım bana bu soruyu yönelttiğinde ister istemez güldüm. Kız zaten sırılsıklam bana aşıktı ve iki sözümle evliliğe evet derdi.. derdi de, e gerisi.. Gerisi ne olacaktı? Buna kafa patlattığıma inanamadım. Düşündükçe işin içinden çıkamayacağımı anladım. “Evet can dost!.. sende haklısın.. koy götüne rahvan gitsin bizim düldül o zaman değil mi?” • • • Birkaç gün sonra.. Sabah sabah telefonuma ileti düşüp duruyordu ve sonunda güzelim uykumdan uyanmak zorunda kaldım. Kocaman esnemem, elime aldığım telefondaki iletiyi okuduğumda dondu kaldı. Ağzım açık öylece kalakaldım. Noleyyyooo? Sabah sabah cennete gidecek ilk uçağa mı bindim ben yahu? Okuduğum mesajı resmen hatmettim. “Selam!.. ben İlker, seninle konuşmak istiyorum. Hemde ciddi ciddi konuşmak istiyorum. Uyandığında lütfen beni ara ya da mesaj at güzellik. Sana çok şey borçluyum. Görüşürüz canım.” Vurgun yemek nasıl bir şey bilmiyordum ama öyle hissediyordum. “Canım mı, güzellik mi?” Alllaaaaaahh!.. Deli gibi bağırdığımı duyunca telaşla hemen ellerimle ağzımı kapadım ama çoktan geç kalmıştım. Ablam ve annem, odamın kapısında bittiğinde ne yapacağımı şaşırdım. “Ödümüzü kopardın kızım, kabus mu gördün annem?” Gerçekten çok korkmuş olan annem, oturduğum yatağıma ilişip beni kendisine çekti ve bana sımsıkı sarıldı. Korkudan değilde, heyecandan zangır zangır titriyordum ve annem, bu halimin farkındaydı. “Evet annem ya, kabus gördüm,” diye salladım yalanı. Eh ortam bunun için oldukça uygundu. Beyaz yalandan kim ölmüş beeaaağ? Aynı anda çaktırmadan telefonumu pikemin altına sakladım. Annem ya da ablam, olurda açık olan uygulamadaki mesajı görürse kesin beni öldürürlerdi. Hatta bunun için yarışa bile girebilirlerdi. Ablamın şüphe ile bakan gözlerine baktım ve hemen bakışlarımı kaçırdım. İnşallah bu yaptığımdan huylanmaz diye düşünüyordum ki annemin, “Ne gördün de böyle korktun Ilgaz’ım?” diye yüz milyar değerindeki can simidi sorusunu duydum. Yuuuh Ilgaz!.. hadi!.. uydur bakalım şimdik bir yalan daha! “Söylemesem daha iyi anne!.. ablamla ilgiliydi,” yalanına sarılınca, kimseden ses çıkmadı. İstediğim de buydu zaten. Oyy kurban olurum şu aklı bana verene!.. Ablamın yarasına dokunmak istemezdim ama başka çarem kalmamıştı. Hüzünlü bakışları yeri bulan ablam, daha fazla oyalanmadan odamdan çıkıp gitti. Annemden ayrıldığımda gerçekten üzgündüm. “Evet, maalesef o herif hepimizin iç dünyasını alt üst etti ama, zamanla geçecek bu hisler. Hadi, sende daha fazla oyalanma da kalk!.. kalhvaltı yapalım şöyle analı kızlı.” Uzanıp annemin yanağına hissettiğim tüm sevgimle bir öpücük bıraktım. “Tamam, birazdan yanınızdayım,” dediğimde annem yüzüne çok yakışan o güzel tebessümü ile gülümsedi. Birkaç saniye sonra odamda yalnız kalmıştım. Hemen telefonuma baktım ve mesaja cevap verdim. “Benimle ne konuşmak istediğini merak ettiğim için seninle buluşacağım. Yeri ve zamanı bildiririm. Ben yazmadan lütfen sen bir şey yazma.” Cıvımanın bir anlamı yoktu ama, ben çoktan kar gibi erimeye başlamıştım bile. Benden gerçekten ne istiyorsun sen İlker paşa? İntikam peşinde misin yoksa benden hoşlanmaya mı başladın ha canikom?” • • • • •
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD