Bir dostumun sığınak dediği bu yere getirildiğinde gözleri bağlıydı ve ben, normalde hep çipil çipil bakan o gözlerini şu an göremesemde, git gide hızlanan nefesinden yayılan korkusunu hissetmemem mümkün değildi. Bu mesele artık kızımı da aşmıştı. Benim kişisel sorunumdu ve ilk anda cezayı kesecek olan da bendim.
Ortamda çıt yoktu. Tepeden sarkan tozlu ampulden sızan sarı ışığın altındaki sandalyeye oturtuldu. Ayazda kalmış bir köpek gibi titriyordu. Bu kitapsıza köpek demek onun için iltifat, o canlılara ise hakaret sayılırdı. Etrafında dönerek adımlamaya başladım. Soğuk beton zeminden yükselen her bir topuk sesimi duyduğunun farkındaydım. Şerefsiz pislik her adımımda eğreti oturduğu yerde iyiden iyiye esir olduuğu korkusuyla sıçrıyordu.
Biliyorum, şimdi gözleri kapalı olduğu için kulakları, burnu tam tekmil çalışan bir makina gibi hassas ayarda ve beklediği darbenin nereden geleceğini bilememenin korkusu, pislikle döşeli kalbini dehşete düşürmekte
“Sakin ol oğlum!.. ben senin icabına bakmadan yürek denen, ama sendeki sadece et parçası olan o şey teklemeye başlar sonra!”
Sessizce kulağının dibine kadar girerek fısıltıyla söylediğim bu sözlerle, oturduğu sandalyede yine bir kuş sıçradı.
Elimin apasıyla tam başının arkasına güçlü bir Osmanlı tokadı yapıştırdım. Öne doğru gitti ve tam düşecekti ki, arkadaşım onu yakaladı.
“Baba n’olur affet beni, ben ettim sen etme! Ver beni adalete, cezama razıyım!..” dedi şerefsizin önde gideni.
“Dur be oğlum dur!.. daha ısınma turlarındayız. Birlikte geçireceğimiz koca bir gece var,” dediğimi duyunca tırsık, çocuk gibi ağlamaya başladı.
“Kes laan!”
Koca bir küpü andıran bu beton odanın duvarlarına çarpan sesimdeki hiddet, şerefsizi altına işetti iyi mi?
“Allah belanı versin! Sidik kokuttun her yanı be!”
Arkadaşlarım basınca kahkahayı, salya sümük ağlamaya başladı göt oğlanı. Nerden geldiğini bizim çok iyi bildiğimiz, ama kendisinin hiç anlayamadığından emin olduğumuz cesaretiyle bir anda ayaklandı. Buna özellikle müsade ettim. Bileklerindeki pilastik kelepçeden kurtulmaya çalışırken etrafta koşuşturmaya başladı.
Öyle korkmuştu ki, aptal herif istese gözlerini açabilecekken, bunu akıl edemez hale gelmişti.
“Çıkışı gösterin şuna!” dediğim arkadaşım Cevdet, belinden çıkardığı silahın namlusuna mermiyi sürdüğünde, çıkan sesi duydu elbette pislik herif. Sırada korkudan altına sıçması vardı.. Soğuk namluyu şakağında hissedince haykırdı tüm korkusuyla ve anında dizlerinin üstüne çöktü.
“Kurbanınız olayım ağalar!.. kıymayın bu cana! Merhamet edin n’olur?”
“Sen benim gül gibi kızıma merhamet ettin mi ha orospu çocuğuu, merhamet ettin miii?”
Onu öldüreceğimizi düşünmesi ne büyük aptallık!
Bağırarak söylediğim sözler karşısında pısırıklık abidesi çocuk gibi ağlamaya devam edince dayanamadım. Yerden aldığım kalın hortumu ona çevirdim ve duvardaki musluğun yanında komutumu bekleyen dostuma başımla işaret verdim. Uzun hortum, buluştuğu tazikli suyun etkisi ile elimde titreşmeye başladı. Debisi yüksek bir nehir gibi hortumdan fışkıran suyu, yerdeki herife tuttuğumda dengesini yitirdi ve yerde ordan oraya savrulmaya başladı. Havaya kaldırdığı elleri ile kendisini korumaya çalışması boş bir çabadan başka bir şey değildi. Kısa bir anlığına suyu başka yöne tuttum ve arkadaşlarımın onu yerden kaldırmalarını izledim. Kendi etrafında şaşkınca dönen ve kendisini bırakmamız için hiç durmadan yalvaran şeref yoksununa hortumu yeniden tuttuğumla, suyun hızıyla anında duvara yapıştı. Nefessiz kalıp yere yığılana kadar her yönden su tutmaya devam ettim. Attığı çığlıklar umrumda bile değildi. Suyu kestiğimde yerde yuvarlanıp kaldı ama ben hâlâ hırsımı alabilmiş değildim. Suyu kapatınca, sıra bedenine elimdeki hortum ile imzamı bırakmama geldi. Dinmek nedir bilmeyen öfkemle ona kaç kez vurdum ancak Allah bilir. Ağzından, burnundan boşalan kanlar yerdeki su birikintileriyle buluşup zemini bir süre sonra koyu pembeye boyadı. Durduğumda acı dolu haykırışları inlemelere dönüştü. Arkadaşlarımda, “Aga yeter artık! Alacağı dersi fazlasıyla aldı,” dediklerinde sessizce başımla onları onayladım. Bedenen yorulmuş olmasamda, ruhen çok yorgundum. Ter içinde kalmıştım. Son bir tekmeyi karın boşluğuna bastım.
Dövdüğüm bu herifi iyileştirip, birçok suçtan gözaltına aldıracaktım ve sonrasında da adalete teslim edecektim. Şimdilik hesabın yarısını kapatımıştım ve içim biraz olsun soğumuştu ama, kızımı düşündüğüm her saniye yüreğimdeki ateş yine beni etkisi altına alıyordu.
Keşke dünyadaki tüm pislikleri haklama şansımız olabilseydi..
• • •
Bir hafta sonra..
Günlerdir evde kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Kına gecesinin de, düğünün de iptal olduğunu tüm davetlilere tek tek bildirmek çok can sıkıcıydı ve o sinir bozucu görev doğal olarak bana düşmüştü. Babam, o şerefsizin hakkından fazlasıyla geldiğini söylediğinde yüreğimdeki ateş biraz olsun soğudu ama ablam bu durumu ne kadar zamanda atlatır işte orasını hiç bilmiyorum.
Bu olaylardan sonra nedendir bilmem, kendimi yaşlanmış gibi hissediyorum. Daha önce evde hiçbir şeyle uğraşmayan ben, şimdi biri bir şey istediği anda hemen harekete geçiyorum.
Ben kendimi geri istiyorum beaaağ! Yok!.. olmadı, bu bile yapmacık geliyor şimdi bana..
Kafamın içini boşaltmak için yine eski aşkımın resimlerine bakmaya başladım. Ne gariptir ki, artık sosyal medyada gerçek İlker'in sadece gözaltına alınırken ya da mahkeme ile ilgili fotoğrafları var ve dikkatimi çeken başka bir şey de, bu İlker’in aslında ne kadar soğuk bir tip olduğuydu. Oysa aşık olduğum o dublör İlker, çok hoş çocuktu.
Hissettiğim duygularda bir değişiklik var mı diye yokluyorum da kendimi, hiç bir değişiklik yok işte. Ben hâlâ ona deli gibi aşığım yahu ama emiim ki, herif beni bir yerde görse Allah yarattı demez, bir kaşık suda boğar. Onun yerinde olsam bende öyle yapardım.
Off bee!.. fena halde canım sıkılıyor. En iyisi mi Doruk’umu alıp parka götüreyim. Sonrasını da Allah bilir.
Parka gideceğimizi öğrenen bücürüm çok sevinçli. Onun neşesi biraz olsun bana da bulaştı sanki.
Az öncesinde giriş yaptığımız parkta ilk istikametimiz elbette minikler için olan salıncaklar oldu. Doruk’u bindirdiğim salıncağı yavaş yavaş sallamaya başladım. Veled garip hareketler yapınca daha hızlı sallanmak isteğini anladım. Tempoyu biraz arttırdım. Bizimki sevinç nidaları atarken arkamdan birinin, “Küçük çocuklar öyle hızlı sallanmaz!” dediğini duydum.
Ses nedense yabancı gelmedi. Belki bizim siteden tanıdık biridir dşüncesiyle dönüp arkama baktığımda şoka uğradım.
“Ne o hortlak görmüş gibi bir halin var!”
Hortlak mı yoksa nuriler mi bastı beni yaa?
İlker, karşımda durmuş öylece bana bakıyordu. Yüzünde en ufak bir mimik ya da tebessüm yoktu.
Kesin beni öldürmeye geldin sen!..
Şaşkınlığımdan kurtulmaya çalışırken hemen önüme döndüm ve salıncağı durdurdum. Hiç vakit kaybetmeden kardeşimi salıncaktan çıkardım. Kucağımda çırpınmasını hiç umursamadan parkın çıkışına doğru adeta koşturmaya başladım.
Yalnız olsam onu yeniden gördüğüm için çok mutlu olabilirdim ama, kardeşlik iç güdülerim tam tekmil devredeydi ve ister istemez tedirgin olmuştum.
Aklım inanılmaz bir hızla birbirinden farklı düşünceler üretirken, yüreğim bana, “Sakin ol Ilgaz!.. adam sana bir şey yapacak olsa kardeşin konusunda seni uyarır mıydı?” diyordu.
Kalbimin sesi baskın çıkarken, biraz olsun sakinleşmiştim. Kucağımda salya sümük ağlayan Doruk’a hiç aldırmadan parktan çıktığımda bir anlığına durup arkama baktım. İlker yoktu. Beni takip etmediği gün gibi ortadaydı. Rahatlayarak derin bir nefes alırken önüme dönmemle, ben daha ne olduğunu anlayamadan kardeşimin kollarımın arasından çekilip alınması bir oldu . O anda Aklım başımdan gitti sanki.
“Ne diye deli gibi kucağında çocukla kaçıyorsun ki? Ne sana, ne de kardeşine bir şey yapacak değilim,” diyen İlker’den başkası değildi.
“Kardeşimi alabilir miyim?”
Öyle korkmuştum ki, o anda başka ne diyeceğimi bilemedim.
“Elbette alabilirsin ama önce şu nefesini ayarla! Bu kadar hızlı nefes alıp vermekten birazdan kalpten gideceksin sayın gammazım,” dedi bana.
Sakinleşmek şöyle dursun, daha çok heyecanlanmıştım. Aşık olduğum adam karşımdaydı, hatta hemen yanımdaydı. Doruk’u bana uzatırken yüzünden belli belirsiz bir tebessüm geçti.
“Heey! İlker’den gammazına!.. kızın kendine gel yahu! Kardeşini düşüreceksin şimdi!”
Dalga mı geçiyor, şaka mı yapıyor bir türlü anlayamıyordum.
“Ta.. tamam!”
Çüüş yaa! Kekeliyoon kızıım!
Furkan şimdi yanımızda olsaydı kesin benim şu saçmalık ötesi halime gülerdi ve, ‘şükür Allah’a!.. seninde kekelediğini gördüm ya, ölsem gözüm açık gitmez,’ derdi ve ben, şu durumda bunu dşnebildiğime inanamadım.
“Ne istiyorsun benden, intikam almaya mı geldin?”
Garip bir cesaretle sorduğum soru karşısında, tek kaşını kaldırdı ve direk gözlerimin içine baktı.
“Eğer intikam almak isteseydim, şimdiye kadr çoktan mezarı boylamış olurdun. Dikkatimi çektin diyelim şimdilik! Ha bu arada.. dikkatimi çeken başka bir şey daha var! Çocukla bir şeyler yapıyorsan bu kadar dekolte giyinilmez küçük hanım!”
Eliyle işaret ettiği v yakalı tişörtüme baktım. Biraz yamulmuştu ve sütyenimin askısı görünüyordu.
Yakamı düzeltmem çocukla gerçekten biraz imkânsız görünüyordu.
“Aman iyi be!.. sende gözlerine hakim ol o zaman!”
“Ben olurum da.. elalem olmaz işte, çok bilmiş!”
“Sana ne be, sana ne?”
Ay zaten moralcağzım bozuk, bu herifi aniden görmekten de dumura uğramışım.. yetmezmiş gibi paşam kalkmış, birde bana ahkâm kesiyor!.. yok artık beeaaağğ!..
Sinir oldum o biçim. Onun tek kelime etmesine fırsat tanımadan arkamı döndüm ve eve doğru gitmeye başladım.
Aklım karışmıştı.
Bu herif benden intikam almayacaksa niye karşıma çıkmıştı ki? Hem bana, “Dikkatimi çektin,” dedi ya. Ay yoksa o da bana..””