15 Vatan..

717 Words
Davetlisi olduğumuz düğünden birkaç gün sonra İlker'den bir mesaj aldım. Yine evlilik konusunda fikrimi soruyordu. Bense ona olan duygularımı sorgular olmuştum. Yirmi yaşındayım ama, son günlerde yaşadıklarıma bakınca kırk yaşında gibi hissetmeye başlamıştım. Daha fazla düşünmek istemiyordum ve son kararı da babam zaten bana bırakmıştı. Bunun dışında bütün gece yakamı bırakmayan adeta uzun metrajlı bir film gibi izlediğim o garip rüya ise beni benden almıştı. Bir garip rüya.. Ankara’dayım. Büyük Millet Meclisi’nin önünden koşarak geçiyorum ve kalbim nerdeyse durmak üzere. İnsanlar da tıpkı benim gibi koşuşturuyor. İstikamet belli. Gara gelen trenden cepheden getirilen yaralı askerler indiriliyor.. Aman Allah’ım!.. durum içler acısı. Sedye demeye bin şahit isteyen şeye hiç yürüyemeyecek halde olan askerler yatırılıyor. Toprak yolda yine aynı koşturmaca ile askerler hastaneye taşınıyor. “Hemşiree bacım!.. öyle şaşkın bakacağına gel koltuk değeneği ol bana!” O anda üstüme baktım. Ben ne zaman hemşire oldum yahu? Neler oluyor böyle, hiçbir şey anlamadım. Koştum ve benden yardım isteyen askerin kolunun altına girdim. Ağırlığını bana vermemeye çalışıyordu. “Yenisin herhal?” “Nerden geliyorsunuz siz böyle?” “Cehennemden!” Sustum.. buz gibi bir ter tüm bedenimi esir aldı. Derin bir nefes alırken gözlerimi kapadım. Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Ne asker vardı şimdi, ne de Ankara.. rüyaymış meğerse. Rahatladığımı hissederken, bir gümbürtü koptu. Yataktan nasıl fırladığımı anlayamadım. Gümbürtü falan değil bu. Ev temelden sarsıldı sanki ve odamın camları patladı. Toz duman içine odamın kapısına doğru koştum. İkinci bir gümbürtü ile tam odamdan çıkacakken, dengemi yitirdim ve yere düştüm. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ve kardeşimin, Doruk Mertcan’ımın korku dolu çığlığı çarptı kulaklarıma. Ağlıyordu. “Annee!.. babaaaa!” Sesime kimse ses vermiyordu. Yüreğimde hissettiğim korku dehşet sınırlarını çoktan aşmıştı. Avazım çıktığı kadar yeniden bağırdım. “Ilgaaaz!.. yerde kal kızıım!” Babamın sesiydi bu. İşte o anda kendimi yeniden güvende hissettim. Kaybolan cesaretim tüm gücüyle geri geldiğinde, tıpkı bir asker gibi yerde sürünmeye başladım. Merdivenlerin başına geldiğimde, evimiz sarsılmaya başlamıştı. Kolonlardan gelen çatırdama sesleri ile korku yeniden beni ele geçirmeye hazırlanıyordu ki, en derininden bir nefes aldım. “Haydi Bismillah!” dedim ve o merdivenleri adeta uçarcasına indim. Salona adım attığım anda, karanlığa boğuldu evimiz. Göz gözü görmüyordu ve Doruk, hiç durmadan bağırıyordu. Dışarda bir anda sirenler çalmaya başladı. Daha önce hiç böylesini duymamıştım. “Babaaaa!” “Sesime gel kızım, sesime geel!” Annemin ıvır zıvırı doldurduğu ardiyadan geliyordu babamın sesi. Elim, alışkanlıkla pijamamın cebine gitti ve telefonuma dokununca deli gibi rahatladım. Avucuma aldığım telefonumun fenerini açınca yolumda aydınlandı. “Baba ne oluyor böyle ya?” “Başladı sonunda!.. savaş başladı kızım.” Ohaa!.. ne savaşı ya? Biz kime ne yaptık ki yahu? Kendi kıtırında yuvarlanıp giden bir ülkeyiz.. saçmalık! Tatbikat olsa gerek! Deprem tatbikatıdır bu. Milleti uyarmadan bilerek yaptılar ki, bakalım kim ne halt edecek? Güldüm. Nedense garip bir rahatlık aldı beni ama yüzünü loş ışıkta gördüğüm babam, hiç rahat değildi. “Şimdi arabaya bineceğiz ve sizi en yakın sığınağa götüreceğim. Orada bir süre sizi idare edecek yiyecek ve su var kızım. Bu aile önce Allah’a, sonra sana emanet. Vatan tehlikede ve görev bizi bekler” dedi babam bana. İliklerime kadar titrediğimi hissettim. Babam ciddiydi ve gerçekten savaş başlamıştı. İyi de biz savaş nedir bilmeyiz ki!.. gördüğümüz tek savaş görüntüleri, televizyonda haberlerde izlediklerimizdir. İzleriz, üzülürüz, bazen de birkaç damla göz yaşı dökeriz. Olup biter işte. Babam bizi önüne katıp evimizden çıkardı. Dönüp evime baktığımda bir daha onu görebileceğimden emin değildim artık. Ağlamak istemesemde, göz yaşlarım isyan bayrağını çoktan çekmişti. Dışarda tam bir izdaham yaşanıyordu. Araçların farlarının aydınlattığı karanlık gecede, ağlayanlar, çığlık atanlar ve sağa sola koşturan insanları görünce aklıma rüyamda gördüğüm asker geldi. “Cehennemden geliyorum!” demişti bana ve yüzünde korku namına hiçbir şey yoktu. Oysa benim ödüm kopmuştu. Ne yapacaktık şimdi? Babam bizi bırakıp gideceğini söylemişti. Bilmediğimiz bir yerde ne yapardık? Savaş denilen o zalimle nasıl başa çıkılırdı ki? İşte o anda bir ses çınladı kulaklarımda. “MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!.. UMUTSUZ DURUMLAR YOKTUR, UMUTSUZ İNSANLAR VARDIR. BEN, HİÇBİR ZAMAN UMUDUMU YİTİRMEDİM! ŞİMDİ RAHATLA ÇOCUK!” Nefes nefese fırladım yatağımdan. Etraf çok sessizdi ve sokak lambasından sızan loş ışık yine odamı aydınlatıyordu. Alnımda biriken terleri silerken ağlamaya başladım. Meğer hepsi rüyaymış. Aslında bir kabusmuş. Önce o yiğit asker, sonra da babam düştü aklıma. Dudaklarımdan dökülen o çok sevdiğim şiirin dizelerini duyunca hıçkırdım. Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor Bir hilal uğruna ya Rab!.. ne güneşler batıyor.. • • •
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD