5. BÖLÜM (PART 3)

1648 Words
Dönen başını unutarak kafasını sesin geldiği yöne doğru çevirdiğinde, bu bağıran kişinin kendi patronu olduğunu gördü. O ne zaman gelmişti? Nejat Bey hala öfkeyle genç kıza bakmaktaydı. Ardından çarptığı kişiye başını çevirdiğinde mahçup bir ifadeyle, "efendim çok özür dilerim onun adına. Kusuruna bakmayın." dedi ve tekrar başını Güneş'e çevirdi. Bakışlarıyla onunda özür dilemesini resmen emrediyordu. Gözlerini kaçırdı ve, "özür dilerim. Benim hatam." dedi kısık sesle. Sesinin neden kısıldığını anlayamamıştı. Özür dilemesine rağmen hala o adamdan hiçbir ses çıkmayınca başını kaldırdı ve gördü onu. Tekrar gördü. Bu O'ydu. Kafede bayıldığı o gün kendisini havada yakalayan ve sonrasında da arkadaşı Nilay'ın anlatmasına göre eve bırakan adam. Nilay'dan hiçbir tarif istemeden evini bulan adam. Yine o günkü gibi bakıyordu. Oldukça derin ve karanlık. Sanki o karanlık bakışlarıyla genç kızı en derinine çekiyordu. Katran karası gözleri bir kere bile kırpılmadan sadece genç kızdaydı. Neden böylesine derin baktığını sorguladı bir an. Ve araya o kadının sesinin girmesiyle de kapkara gözlerden mavilerini çekerek kadınla göz göze geldi. "Dikkat etsene be! Ne kadar sakar bir şeysin sen!" Güneş ellerini yumruk yaptı. O gün de bunları söylemişti. "O'nun kim olduğunu biliyor musun sen!" Bunu da soru sorar bir şekilde değil de, küçümsercesine söyledi. Şu an ise kıza üstten üstten bakmaktaydı. Aşağılarcasına. Topuklu ayakkabılarına yön vererek yavaşça yaklaşmaya başlarken, bu sefer de Nejat Bey'le göz göze geldi. "Bu işe yaramaz kızdan başka çalışan getiremediniz mi! Nerede sakar varsa buraya topluyorsunuz!" diye sinirle mor rujunun kapladığı dudaklarıyla konuştu. Patronu tekrar onlara mahçup bir şekilde bakarken, "haklısınız efendim, lütfen kusura bakmayın." dediğinde, Güneş bu adamın ne kadar da yalaka olduğunu düşündü. "Sende işine dön! Dikilme orada öylece!" Kendisine verilen sert emirle birlikte hafifçe yerinde sıçramasının ardından tam gitmek için adım atmıştı ki, daha önce duymadığına emin olduğu katı bir ses duymasıyla birlikte yerinde çakıldı kaldı. "Yeter artık susun!" Önce kızın patronuna bakmıştı, ardından da küçümseyen o kadına. Bakışları sesinden de beterdi. Gözleri zaten siyahın en karanlık tonundayken, göz bebekleri daha da siyahlaşmıştı. "Alt tarafı çarpıştık! Ne uzatıyorsunuz lan!" Bu seferki bir bağırış değildi. Adeta kükremişti. Daha fazla dayanamayıp onunla göz göze gelen Güneş, adama bakakalmıştı. "Bir daha bu kızı ezmeye çalıştığını görmeyeceğim!" diye Nejat Bey'e doğru bağırmasıyla, adam şaşkınlıkla bir kaç adım geri kaçmıştı. "Emredersiniz e-efendim." ceketinin düğmesini sesi gibi titreyen elleriyle ilikleyip önünde saygıyla hafifçe eğilmişti. Korkmasını anlayabiliyordu genç kız. Lakin daha önce kimse de böyle bir ses, böyle bir ton duymadığına ve bir daha da duymayacağına emin olabilirdi. Bu bakışları saymıyordu bile. Sanki bu ses ve bu gözler, bu bakışlar sadece bu adama aitti. Az önceki kendisini küçümseyen kadın bile sus pus olmuştu onun öfkesi karşısında. Katran karası gözlere sahip adam son kez daha genç kıza bakmasının ardından asansörlere doğru yürümeye başladı. "Benimle gel Nejat!" Aldığı emirle birlikte Nejat Bey'de arkasından hızlı adımlarla takip etmeye başladı. O kadın ise son kez kıza aşağılayan bir bakış göndererek giden ikiliye yetişmeye çalıştı. Tabii o kaç metre olduğunu hesap edemediği topuklu ayakkabılarla nasıl yetişeceği ise muammaydı. ☀️☀️☀️ Karan, adı gibi karanlık bakışlarını peşlerinden asansöre binen kadına dikti. "Ne işin var burada?!" Genç kadın omuzlarını silkerek adama cüretkar bir bakış gönderdi. "Seni görmek için geldim." Daha fazla bakmak istemedi kadına. Önüne döndü. Elleri ceplerinde asansörün otelin en üst katında durmasını bekliyordu. Yemeğin yapılacağı katta. Buz gibi bir sesle, "buraya gelmemeliydin!" dedi. Kadının yüzsüzlüğüne hala bir anlam veremiyordu. Gözleri önünde babasını hiç acımadan öldürmüştü. Ama kızı hala peşindeydi. Kendisine ne kadar çok güveniyordu böyle. Genç kadın bir kez daha silkti omuzlarını. "Seni görmem lazımdı." Çatık kaşlarla adama bakmaktaydı o da ama Karan'ın ifadeden yoksun gözlerle hala karşısına doğru baktığını görmesiyle birlikte sıkıntıyla bir nefes aldı. Neden kendisini sevmiyordu ki? Oysaki çok da alımlı ve güzel bir kadındı o. Bunları düşünmekteydi genç kadın. Yıllardır duygularına karşılık alamamıştı, alamıyordu. Ve artık sanıyordu ki bundan sonra da alamayacaktı. O'nun başkasını sevebilme ihtimalini düşünmüyordu bile. Zira liseden beri ona aşıktı ve yanında kadın olarak sadece kendisi olmuştu. Başka bir kadın görmemişti. Şu an görmediği gibi... "Sebep?" Duyduğu sesle birlikte düşünceleri uçup gitti. Anlamayan gözlerle adama bakmaya başladı. O sırada asansör durdu ve Karan bakışlarını ondan çekerek asansörden indi, düz koridorda ilerlemeye başladı. Bu sırada yanlarındaki bir diğer adam ise onları dinlemekteydi. Kadının merak ve sorgu dolu bakışlarının farkına varan genç adam adımlarını durdurdu. Başını çevirerek bir kaç adım gerisinde kalan kadına bakmaya başladı. "Neden beni görmen lazımdı?" Genç kadının başına sonradan dank etmişti. Doğru, en son ona 'seni görmem lazımdı' demişti değil mi? Derin bir nefes alan kadın bakışlarını aşık olduğu adama dikti. İkisi de yanlarında durmaya devam eden adamı umursuyor gibi görünmüyordu. "Amcam..." dedi kadın. Karan'ın kaşları çatıldı. "Amcam seni öldürme planları yapıyor. Bilgin olsun." Bu kadın da elbette biliyordu Karan'ın ne kadar karanlık bir adam olduğunu ve kimsenin kolay kolay ona bir şey yapamayacağını. Ama yaranmak istiyordu. Eğer yardım ederse, onun kendisine karşı iyi ve güzel duygular besleyebileceğini, duygularına karşılık alabileceğini düşünüyordu. Ama yanılıyordu. Evet karşısındaki bu karanlık adam babasını öldürmüştü. Ama yine de onu seviyordu. Hala seviyordu. Ve vazgeçmeye de hiç niyeti yoktu. Ne kadar babasının katili de olsa... Amcası tarafından öldürülmesine veya buna teşebbüs edilmesine göz yumamazdı. Karan onun söylediğiyle birlikte dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Ardından önüne dönerek tek kelime etmeden yürümeye devam etti. Arkasında bıraktığı kadını kaale bile almıyordu. Hala neyi zorluyordu? Genç adam son anda yemeğin düzenlendiği salona gitmekten vazgeçerek kendi özel odasının önünde durdu. Nejat Bey'de peşinden ilerliyordu. Kapının şifresini girerken aynı zamanda kontrol etmese bile peşinden geldiğini bildiği adama hitaben konuşmaya başladı. "Babam birazdan gelir. Onu kapıda karşılayın!" "Emredersiniz Karan Bey. Siz nasıl isterseniz." Sonuçta babası uzun zaman sonra şehir dışından kendi yurduna gelecekti, işinin başına dönecekti. Bu yemek de onun için düzenlenmişti. Herkes büyük patronun gelmesini dört gözle bekliyordu. O'nun babası, sevilen ve sayılan bir adamdı. Şifre girildikten sonra odanın kapısı açılmıştı bile. Genç adam içeri adımını atmadan önce son kez gerisindeki adama bakarak son sözlerini de söyledi. "Bir daha da O'nu herkesin içinde aşağılamaya, hakaret etmeye kalkma!" Adam gözlerini kaçırmıştı. Çalışanı olan o kızı kastettiğini elbette anlamıştı. Başını olumlu anlamda salladığında aklında yine o soru dolanıyordu. Güneş bu adam için neden bu kadar önemliydi? Eğer sorarsa, anında öleceğini bildiğinden sormaya cesaret bile edemiyordu. O sadece emirlerini yerine getirmekle mükellefti. Nejat Bey, adamın karanlık bakışları altında ezildikçe ezildi. Sonunda Karan'ın odaya girmesiyle rahatlıkla derin bir nefes alarak asansörlere doğru ilerledi. Büyük patron Mehmet Kandemir neredeyse gelirdi. Girişte onu karşılamalıydı. Genç adam odasına girdiğinde bir kaç dakika durdu. Derin bir iç geçirdi. Ardından bakışlarını az ötede asılı duran, üstü siyah bir örtüyle kapalı olan tabloya çevirdi. Yavaş adımlarla oraya ilerlemeye başladı. Bu sırada ise dakikalar öncesinde onunla girmiş olduğu göz temasını düşünüyordu. Ve hızlıca düşünceleri arasından örtüyü sertçe çektiğinde, onun kendisinin aksine deniz mavisi gözleri, güneş gibi sapsarı saçları ve kendisine zıt olan aydınlık yüzüyle karşılaştı. Onu o kadar kıskanıyordu ki, bu yüzden siyah örtüyle saklıyordu fotoğrafını. Odasına belki giren olursa diye. Kimsenin, onun yüzünü görmeye tahammülü yoktu. Şu an bile düşündükçe delirecek gibi oluyordu. Aslında ilk gördüğünde ona bu kadar kapılacağı, bu derece hislerinin yoğunlaşacağı hesapta yoktu. Sadece babasının isteği üzerine takip ettirmekti amacı. Annesine ve kızına ihanet ederek bırakıp giden babasının. Ama şu an takip ettirmeyi bırak, kendisi bizzat takip ediyordu. Bu hisleri yoğunlaştıktan sonra kendi isteğiyle takip etmeye başlamıştı. Ne yapıyor? Kimlerle takılıyor? Erkek arkadaşları var mı? Hayatına aldığı bir sevgilisi var mı? Peşinde birileri var mı? Başına herhangi bir şey geldi mi, gelecek mi? Ve daha nicesi... Onu koruyup kollamak için takip ediyor ve ettiriyordu. O da son zamanlarda bu kızla çok fazla ilgileniyordu, bunun farkındaydı. Ama kendisine engel olamıyordu. Gündüzleri peşinde, geceleri de evinin etrafında buluyordu kendisini. Aklı zaten yedi gün yirmi dört saat ondaydı. İlk başta bu yoğun hislerine bir isim koyamasa da, bu duygularının aşk olduğunu daha yeni yeni anlıyordu. Aslında aşka en yakın olduğun zaman, kalbini birine koşulsuzca kaptırdığın zamandır. Karşılık vermese bile, bir gün onunda sana aşık olabileceğini umarak sabırla beklediğin zamandır. Birlikte olabilme ihtimalin yoktur. Aşka kural işlemez ama bazen elin kolun bağlı kalır, sen çabalarsın o durur. Dursa bile, senin için hiçbir şey yapmasa bile bıkmadan, usanmadan çabalamaya devam ettiğin zamandır. Karan'da bilmiyordu ona ne ara bu kadar kapıldığını. Tek bildiği şey ona delicesine vurgun olduğuydu. Belki şu an Güneş, onun bu yoğun hislerinden hatta O'ndan bile bir haberdi... Ama Karan seviyordu. Her şeye rağmen seviyordu. Bu karanlığına rağmen seviyordu. Ve bunun için de kendine engel olamamıştı. Şu an olamadığı gibi. Aslında birlikte olabilme ihtimali var mıydı yok muydu o da bilmiyordu. Çünkü biri karanlıktı, diğeri aydınlıktı. Biri Geceydi, diğeri gündüzdü. İkisi de birbirinden zıttı. Genç adam bunun pekala farkındaydı. Ama zıt kutuplar da birbirini daima çekerdi öyle değil mi? Ayrıca karanlıkta kendini bulmak istiyorsan ışığa ihtiyacın vardı. Genç adamın ışığı da, Güneş'ti. Derince soluklanmanın ardından, düşüncelerine bir son vererek cebinden telefonunu çıkardı. Sağ kolu sanki aramasını bekliyormuşcasına ilk çalışta cevaplamıştı. "Buyur abi?" "Serkan, neredesin?" "Havaalanındayım abi. Mehmet Bey uçaktan şimdi iniş yaptı." Karan o tok sesiyle, "direkt buraya gelin!" derken saatine de kısaca göz atmayı ihmal etmedi. "Yemek birazdan başlar." Cevabı gecikmemişti sağ kolunun. "Emrin olur abi, hemen geliyoruz." Genç adam aramayı sonlandırıp, önündeki tablodan bir saniye ayırmadığı siyahlarını derin bir nefes alarak çekti ve örtüyle tekrar üzerini örterek odadan çıktı. ☀️ ☀️ ☀️ Salondaki çalışanların işleri çoktan bitmişti. Büyük patron ve oğlu dışında herkes gelmiş, onlarında gelmelerini bekliyorlardı. Genç kız ise daha fazla oyalanmadan Nilay'ın yanında aldı soluğu. "Hadi işimiz bittiğine göre artık gidelim." Nilay başını sallayarak onaylarken, "tamam, Nejat Bey'e haber verelim de." diyerek gözlerini etrafta dolaştırmaya başladı. Aradığı kişi patronlarıydı. Konu para değildi, nasılsa kafeye döndüklerinde paralarını alacaklarını biliyorlardı. Ama haber vermeden gitmek de olmazdı. Nilay etrafına hala göz atarken, Güneş'te kol saatine sıkıntıyla bakıp duruyordu. Saat ona göre epey geç olmuştu. Annesi çoktan eve gitmiş olmalıydı. Birazdan da aramalarına başlardı. Bu sırada Nilay'da az evvel uzakta bir noktada görmüş olduğu patronunun yanına gitmiş, şu an ise arkadaşının yanına geri dönüyordu. Genç kız onun sıkıntılı yüzünü görünce kaşlarını çatmadan yapamadı. Sorgu dolu bir şekilde bakmaya başladı. "Yemek sonuna kadar burada olmamız gerektiğini söyledi." ☀️ DEVAM EDECEK... Sizce bu durumda kızlar ne yapacak?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD