Ben Eğe'den telefon beklerken Özğür abi aradı diye Barış'ın yanından ayrılmıştım. İyi ki aramıştı, Barış'a ne diyeceğimi bilmiyordum. Kapının önüne indiğimde Eğe gelmiş beklerken Özğür abi beni sorup yukarı çıkmış. Sırf Barış'la daha uzun konuşabilmem için Eğe benim için yalan söylemişti.
Geldiysen ara dimi niye bekliyorsun......
Eve çıktımızda Kerem abim bizim için sofrayı kurarken daha önce onu hiç böyle görmemiştim ve yemekleri kendisi yapmıştı. Barış'la aramızda olanları düşünmekten mideme giren kramplar yüzünden pek bir şey yiyemesemde Kerem'i kırmamak için zorladım. Parmağımdaki yüzüğü ilk Özğür abi fark ederken kaşlarını çatıp bakmıştı. Okulda olanları anlattığımda Özgür abi biraz söylensede Kerem abim sakin karşılayınca bir şey demedi.
Zaten Özğür abinin siniri artık anlık sanırım.
"Sevdim ben bu Barış'ı." dedi abim okuldaki olanları sakin karşılayıp taktir ederken ben söylediğine şaşırmıştım.
Nasıl kolay söyle biliyordu? Saki ona hiç yumruk atmamış gibi
Ya telefonum çalmasaydı Barış'a ne cevap verecektim...
'Bir tek sen gel kalbime' dedi. Ne dicektim ben şimdi...
"Sen domatesli makarnayı seversin. Yoksa tok mu geldin?" diye abim sorusuna tabağımdan başımı kaldırıp baktım.
"Hayır ama doydum." dedim elimdeki çatalı bırakıp.
"Hiç unutmuyorum, sen bir kere domatesli makarna yapmaya çalışmıştın." diye gülümseyerek hatırlatsada yüzümü buruşturdum.
"Özğür abi ya.." dedim yalanda olsa sitem ettim.
"Anlat anlat merak ettim." dedi Kerem abim daha hiç bir şey söylemeden gülümsemişti bile.
"Ama ya ilk defa yapmaya çalışmıştım. Ben ne biliyim domatesin o kadar sulanıp makarnanın içinde şişiceğini." dedim mızmızlarak anlattım.
"Eee sonra." dedi Kerem dayanamayıp.
"Biraz hamur olmuş olsada Gece'nin elinin lezzetli güzeldir. Makarnayı beraber yedik." dedi Özğür abi beni üzmemek gülümseyerek iltifat ederken gülümsedim.
"Çok sağol Özğür abi ama sonra Türkan teyzeden yemek yapmayı öğrendim."
"Ciddiyeten eli lezzetli bende hastaden çıtıktan sonra yemiştim. Bir sen kaldın Kerem abi." dedi Eğe keyifle söylenerek.
"Herhalde abisine de bir gün yemek yapar." diyip gülümseyerek baktığında affettim dememek için başımı çevirdim.
"Yapamam, ben daha seni affetmedim. O yüzden buraya Eğe'yle geldim." dedim tabağımı alıp mutfağa gittim.
Affettim affettim de bunu abimin bilmesine ne gerek var hem tekrar gitmiyeceği ne malum...
Kerem abim arkamdan mutfağa girip yavaşça yanıma gelsede de görmezden geldim. Ocağın üstünde kaynakmakta olan demliği alıp çayı yapmakla uğraştım.
"Beklerim, affedene kadar kimle istersen gel."
Ona cevap veremeden mutfaktan çıkıp içeri girdiğimde en azından diğerleri yemeğini rahat yemesi için hava alma bahanesiyle balkona çıktım ve keşke çıkmasaydım. Çünkü Barış tam karşımda oturuyordu, beni fark etmeden geri adım attığımda görmüştü bile. Şimdi içeri girsem kaçtığımı düşücekti, gerçi doğruyu düşünürdü. Yarın yüz yüze geldimizde ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Barış eline telefonunu aldığında çok ğeçmeden telefonumun bildirim sesini duydum.
Az önceki olanlarla ilgili yazmadığını umarak telefonu alırken ikinci kez mesaj attı.
Barış: Yemek nasıl gidiyor?
Barış: ?
Sen: İyi.
Barış: Yarın beraber bir şeyler yapalım mı?
Barış'ın mesajını okurken kendimi tuhaf hissettiğimde Özğür abinin balkona çıkınca birden sıçramıştım.
"Ufaklık." diyip beni korkuttuğunu fark ettiğinde "Korkuttum mu?" diye sordu.
"Dalmışım." dedim hâlâ Barış'a bakarken Özğür abi balkonun mermerine yaşlanıp bana döndü.
"Fazla dalma-.."
"Boğulur muyum?" dediğim an bana sarılırken ben de rahatlıkla ilk defa Özğür abiye sarıldım.
"Hayır, ben burdayken boğulmazsın."
Kollarımı Özğür abiden çektiğimde şaşkınlıkla baktığını fark ettim.
"Teşekkür ederim, herşey için." dedim ayrılıp onun gibi balkonun mermerine yaşlanırken "Teşekkür mi edersin?" dedi kolunu omuzuma atıp.
"Edilmez mi?"
"Edilmez." dedi gülüp bir eliyle yanağımı sıktı.
"Beni mi kıskanıyorsunuz?" diyip Kerem abim birden balkonun kapısına yaşlandığında telaşla uzaklaştım.
Ben nasıl unuttum bunu Ada'da kıskanmamışmıydı abisini....
"Şey.... Ben kıskancağını düşünmemiştim."
"Gece sakin, ben saka yaptım." dedi yanıma gelip ellerimden tuttu.
"Senin çenenin yayını sik-.." diye küfür edecekken abim ağzını kapatığında şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım.
Benim şaşkınlığım ikisini böyle görmem,
"Aaa Özğür hep böyle, çok sever küfür etmeyi." dedi kınayarak bakarken
"Kerem, ben beş yaşında değilim." dedim Özğür abinin ağzından elini çektiğimde siniri bosalmış gibi küfür etti.
"Eşekler siksin senin çenenin yayını. Nerde seviyorum lan küfür etmeyi?"
"Hâh, gördün mü?" diyip Kerem abim güldüğünde ben güldüm ve sonra Özğür abide gülmeye başladı.
"Delisiniz siz." dedim gülerken
"Hadi, çayları doldurdum." diye Eğe seslendiğinde abim içeri girerken Özğür abiyi gitmemesi için kolundan tuttum.
"Özğür abi," dedim sesim içime kaçmıştı yine.
Söylede rahatla...
"Aman Kerem işte, ufaklık." dedi az önceki durum için ama ben bakışlarımı yere çevirdim. "Ufaklık, aklını okumayı daha öğrenmedim."
"Ada'yla, bir abi kardeş konuşması yapsan?"
"Yaparım, dün yaptım, ondan önceki gün yaptım, hata ondan önceki gün de yaptım. Bence bir de sen konuş." diyip durumun ciddiyetinden haberdar etti.
Ada'nın sorunu yine biliyorum.
İçeri girip tekli koltuğa otururken Barış'ın son attığı mesaja cevap vermek için telefonumu elime aldım.
Sen: Senin yarın dersin yok mu?
Telefonumun üstüne tutulan pasta tabağını görünce elimdeki bırakıp aldım. "Yine pasta almışız." dedim pastadan bir parça ağzıma attığımda telefonumun ekranına düşen mesaja baktım.
Barış: Önce ben sordum.
Sen: Yarın Peri'mle vakit geçiricem. Sıra sende?
Barış: Sabah erken saate bir, öğleden sonra iki dersim var ama ben dersleri hâl ederdim.
Barış: O zaman akşam buluşalım.
Sen: Şimdi Özğür abi ve abim bana tuhaf tuhaf bakışlar atmadan telefonumu bırakmam gerek bay.
Barış: Sorudan kaçarken bile haklı olmak, tam senlik :)
Ne cevap vericem diye şaşıyorum o gülerek cevap veriyor..
Telefonumu bıraktığımda Eğe sırıtarak kaş göz yaptığında 'ne iş' diyordu. Onu görmemiş gibi yapıp Özğür abiye baktım. "Pasta her zaman ki gibi harika." dedim tabağımdan bir lokma daha aldım.
"Eee şu hocanın belgesini niye imzalamıyorsun?" diye sorarken yutmakda olduğum pasta boğazımda kaldı ve öksürmeye başladım.
"Aman!" dedi Özğür abi endişeli bir şekilde sırtıma vururken.
"Dikkat et Gece'm!" dedi Kerem endişeyle oda başımda dururken bir kaç aralıksız öksürmekten Eğe'nin uzattığı suyu içince kendime geldim.
"İyi misin?" diye üçü de aynı anda sorunca sıçradım.
Bu ne endişe öldüm sanki....
"İyiyim ya." diye hafiften olsa çıkıştım inanmaları için, rahatlamış şekilde yerlerine otururken Özğür abi sorunu tekrarladı.
"Hangi hoca?" diye sordu Eğe, Özğür abi cevap vermeden ben verdim.
"Otoparktaki Öküz."
Hak ediyor yani..
"Yuh! Hocamıymış o geri zekalı." diye tepkisi verirken Özğür abiyle, abim ters ters baktılar.
"Sakin. Bir şey olduğu yok, oda da beni sinir etti. İstemiyorum, hepsi bu." diye kısacık açıkladım durumu ayrıntıya girmenin anlamı yok dimi?
"Tamam, en azından doğruyu söyledin." dedi Özğür abi tebrik eder gibi.
"Bir dövseydik." dedi Kerem abim hevesi kursağında kalmıştı anlaşılan.
"Olmaz Kerem." dedim net şekilde.
İçime dert olmasın diye doğruyu söyledim. Bu sorundan kurtulunca rahatlamıştım. Biraz daha sohbet ettikten sonra saat geç olmadan evlere dağılırken Eğe yarın işi olduğunu söyleyip bizde kalmamıştı. Özğür abiylede vedalaşıp evime girdim.
☆☆☆
"Peri'm salıncaktan miden bulanmadan insen mi?" dedim yaklaşık yarım saattir salıncakta salıyordum.
"Ama daha yeni bindim."
"Son beş dakika daha, sonra inceksin." diye şart koşup salmaya devam ettim.
Sabah biraz geç kalkıp Barış okula gittiğinden emin olduktan sonra Peri'nin ısrarıyla parka gelmiştik. Saatlerdir parkta olmamıza rağmen Peri sıkmadan hâlâ oynamaya devam ediyordu. Bugün fırsat bulup bir de Ada'yla konuşmam gerekti.
"Kömür gözlü abla arkadaşım geldi, salıncaktan inicem." diyince salıncağı yavaşça durdurmaya çalıştım. Peri salıncaktan iner inmez arkadaşının yanına giderken parka giren Seda'yı gördüm. Peri'yi arkadaşıyla kayrıdıraktan kayarken oturmak için banklara yöneldiğimde Seda'nın bana seslenmesi yüzünden olduğum yerde durup ona döndüm.
"Selam. Nasılsın?" diyip gülerken yapmacık olduğu o kadar belli ki.
"İyi." dedim yürümeye devam edip banka oturduğumda gelip yanıma oturdu.
Dün Barış'a yapış bugün gel benim dibimde bit........
Sinirlenmek yok sakin, hem kim ki bu kız sinirleniyim....
"Peri burda olduğuna göre Barış'da gelicek mi" diye merakla sorduğunda sinirlenmemek için nefes aldım.
"Neden sordun?" diye sorarken ondan tarafa dönüp bakmadım.
"Bugün plan yapmıştık, o yüzden sordum." dedi keyifle söylerken ciddiyetimi bozmadan bakışlarımı ona çevirdim.
Dalgada geçerdim ya neyse.....
"Bu planı dün kapıyı suratına kapatmadan önce mi sonra yaptınız?" diye sorarken Seda'nın yüzünün rengi kırmızı mı yoksa morra mı dönmüştü bilemiyorum sinirden çenesinin kasıldığını fark ettim.
"Bekar bir adamın evinde-...."
"Nişanlımın evine girerken sana mı sormalıyım." dedim parmağımdaki yüzüğü işaret ederken sinirden hızla yanımdan kalkıp gitti. Emin olmak için arkasını döndüğünde dalga geçerek el salladım.
Kendi kaşındı, plan yapmışmış,
Sen kimsin de Barış'la plan yapıyorsun.....
Ama dün Barış açıklama yapmasaydı Seda'ya bu cevabı vermezdim....
Peri'yi izlemeye devam ederken telefonuma bildirim gelince cebimden çıkardım.
Barış: Ee Peri'yle ne yapıyorsunuz?
Sen: Peri kaydırakta oyunuyor, bende Seda'yla sobet ediyorum.
Barış: Gece sakanın sırası değil.
Sen: Saka yaptığımı kim söyledi?
Barış: İyi. Sohbet nasıl gidiyor?
Sen: Bugün beraber plan yapmışsınız, onu müjdeliyordu. Az önce gitti.
Barış: Sen ciddi misin?
Sen: Saka yapmadığımı söylemiştim.
Barış: Hâlâ okuldayım ve ben kimseyle plan yapmadım.
Barış: Ben günümü seninle geçirmeyi tercih ederim.
Sen: Ada'yla buluşucaz, bugün işimiz var.
Barış: Peki, tamam istediğin gibi olsun.
Son mesajında trip mi atmıştı, bana mı öyle gelmişti. Onunla buluşmuyorum diye trip atmış olamaz heralde...
Peri'mle biraz daha parka kaldıktan sonra onu eve bıraktım. Binadan çıkıp caddeye yürüdüğümde taksiye binip buluşmak için Ada'yı aradım.
--'Efendim Gece.'
-'Müsaitsen Ahmet amcanın kafesinde buluşalım mı?'
--'Yarım saat sonra buluşalım.'
-'Tamam görüşürüz.'
-'Görüşünüz.'
Telefonu elimden bırakmadan bir de Eğe'yi aradım, bugün ne işi vardı merak ettim. Bir süre çaldı nereye meşgule düşücekken açmıştı.
-'Nerelerdesin ya telefona zor bakıyorsun.'
--'Eğe tuvalete gitmişti, telefonu masada bırakmış.'
Telefonu açan kız açıklama yaparken, şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım.
-'Merak etmiştim gelice beni armasını söylemeniz yeterli.'
Telefonu kapatıcakken kız tekrar seslenmişti.
--'Güzeller güzeli ben kız arkadaşı değilim, sadece arkadaşıyım.'
-'Ne demek istediğini anlamadım.'
--'Diyorum ki seni telefona güzeller güzeli diye kayıt etmiş, kız arkadaşı olmalısın. Benim yüzümden aranız bozulmasın, ben sadece arkadaşıyım.'
Her kelimesini sitemle bastırarak söylesede sakinlikle cevap verdim sonuçta Eğe'nin arkadaşıydı ve beni tanımıyordu.
-'Anlaşılan sen Eğe'yi tanımıyorsun, bir kız arkadaşı olsa haberin olmaz mıydı?'
--'Bilmem, önce okul değiştirdi sonra türlü bahanelerle bizi sürekli ekmeye başladı.'
Konuşmaya devam ederken sitemine öfke karışmıştı.
-'Bunun için beni suçluyorsun.'
Tam cevap vereceksen başka bir arkadaşı girdi araya ve o erkek sesi biraz tanık gelmişti.
--'Sen...... Sibel o Eğe'nin telefonu değil mi bıraksana?'
Kızın adını öğrendiğimde arkadan Eğe'nin sesini duydum.
--'Kız arkadaşıyla konuşuyorum...... Ver şu telefonumu.'
--'Ben seni birazdan arayacağım canım.'
Tuhaf telefon konuşmasını kapatırken kafeye geldiğim için taksinin parasını ödeyip indim.
Eğe'nin bir açıklama yapmasını umarak tekrar aramadım. Sonuçta onunda benden bağımsız bir hayatı vardı.
"Merhaba Ahmet amca. Nasılsın?" diye kapıdan gülümseyerek girdiğimde Ahmet amca ve kızı Ezği'yle sohbet ediyordu.
"Hoş geldin kızım, İyiyim. Kafenin yolunu unuttuğunu düşünmeye başlamıştım." dedi Ahmet amca tatlı bir sitem ederken araya Ezği girdi.
"Hoş geldin Gece. Barış hocayla buluşucaktın?" diye yaptığı imâya sırıtırken umursamıyormuş gibi gülümsedim.
"Hayır, Ada'yla buluşucam."
"Kızım sorguya mı seçiyorsun? Kiminle isterse buluşur." diyip uyarırken Ezği suratını asıp sessiz kaldı.
Bazen bana gerek kalmıyor işte....
Ben cam kenarı boş gördüğüm masaya otururken Ada'da kafeye giriş yapmıştı.
"Ee dünden beri nasılsın?" diye sorarken karışıma geçip oturdu.
"İyiyim. Sen nasılsın?"
"Valla harikayım. Biletlerin satışı sayesinde herkesle sohbet halindeyim." diyip keyfi oldukça yerinde görünsede Ada sorununu ne zaman belli etti ki.
"Hoş geldin Gece. Ne alırsınız?" diyip yanımıza Buse siparişleri almak için gelmişti.
"Hoş bulduk. Soğuk bir portakal suyu alırım."
"Bende bir sütlü kahve."
Buse siparişleri alıp girerken Ada'yla birbirimize baktık. Onunda sanki bana bir şey söyleyecek gibi hali vardı.
"Bensiz evde ne yapıyorsun?" diye gülümseyerek sordu.
"Sınavlar vardı zaten, sonra bir gece Eğe kaldı. Yani bir şekilde zaman geçiyor." dedim bu durumdan sikayetçi değilmişim gibi tebessüm ettim.
Aslında eve geri dönmesini isterdim.
"Hayret Eğe bizde kaldı. Kimse bir şey söylemedi mi?" diye şaşlıkla sorduğunda Buse siparişleri gerip bırakmıştı.
"Kim bir şey söyleyecek ki. Kerem'in, Özğür abinin, Barış durumdan haberi var. Merak etme senin odan bıraktığın gibi duruyor." dedim sakayla karışık vurgularken meyve suyumdan içmeye başladım.
"Nasıl bir duygu kimseye hesap vermemek?" diye sormuştu neyi imâ ettiğini anlamak zordu.
"Anlamadım. Neyin hesabını vermem lazım?" dedim sinirim biraz olsun sesime yandıysa Ada kendini toparlardı.
"Hayatta diyorum kimseye hesap vermeden yaşamak nasıl bir duygu? Çünkü o kadar olay olurken kimseye hesap vermedin, aksine hesap sordun." dedi sesini yükselttiğinin farkında bile değildi.
"Benimle derdin ne bilmiyorum? Ama abini kıskandığın için yapıyorsan, yapma Ada." diye uyardım dayanamayıp, çünkü şuan ileri gidiyordu.
"Senin yaptıklarını ben yapsaydım, şuan ailemde, sevgilimde yanımda olmazdı." diyip masadan kalktığında gözleri dolmuştu.
"Ada otur, konuşalım." dedim kolundan tuttuğumda hızla geçip gitti.