Piknik boyunca Ada'nın ara ara homurdanmasını duysamda umursamayıp normal davrandım. Söylenmek yerine keyfini çıkarsa daha mutlu olurdu. Özğür abi aramızdaki gerginliği fark eder gibi olduğunda Barış çok konuşarak hata bazen Eğe kadar saçmalamayarak durumu toparlamıştı ya da ben Eğe'yi özlediğim için öyle gelmişti ama Barış'ı izlerken gülümseyerek izlediğimi fark ettiğimde kendimi toparladım.
Ne zaman ona bu kadar kapıldım? Barış'la olma ihtimalini düşünmek bile kalbimin atışını değiştirirken nasıl dile getircektim? Bu oyun gerçek olmasına hazır mıydım?
Her şeye rağmen pikniği keyifle bitirerek eve geldimizde kapının önünde Eğe arabanın önüne yaşlanmış bekliyordu. "Senin kaçak gelmiş." dedi abim arabayı park edip durduğunda kemerimi çıkardım. Hiç bir şey söylemeden arabadan yavaşça inip kapıyı kapatım.
Özlemişim ama bu ona kızmayacağım anlamına gelmiyor ya....
Gülümseyip Eğe doğru bir kaç adım atarken hemen kollarını açtığında boyutuna sıkıca sarıldım. Telefonda bile adam akıllı tek kelime konuşmayınca özlemiştim.
"Bende seni özledim güzelim." diye fısıldadığında kollarımı gevşetip hafiften omuzlarından iterek kendimden uzaklaştırdım.
"Eşek!" dedim koluna vurarak. "Sen tam bi' eşeksin." dedim iki elimle birden vurmaya devam ettim.
"Haklısın güzelim bi' dur." diyip engellemek için bileklerimden tutarken zorda olsa vurmaya devam ettim.
"Haklıyım tabii. Sen bana bir kaç saat ulaşamadığında Kerem'i aramasını biliyorsun." dedim söylenmeye devam ederken bu sefer tekme atmaya çalıştım.
"Ya Kerem abi bi' arayamı girsen." diyip abimden medet umdu,
"Ben daha canıma susamadım oğlum, çek cezanı." dedi abim.
"Bana bak Eğe, o saçma sapan telefon konuşması bir daha tekrarlanmıcak." diyip bileğimden tutmasına rağmen parmağımı uyarırcasına yüzüne salladım.
"Söz güzelim, vallahi söz." dediğinde tekme atmayı bıraktığım için ellerimi kurtardım.
"Telefonunu ver." diyip elimi açtığımda önce bi' baksada cebinden çıkarıp avucuma bıraktı. "Kilidini aç ya."
"43234323." dediği an gülücek gibi olsamda duruşumu bozmadım.
"Başka sifre mi bulamadın?" diye söylenerek sifreyi girdiğimde rehbere girip adımı 'Tatlı belam' olarak değiştirdim.
"Bundan güzelini bulamadım." diye keyifle söylesede mesajlardan arkadaş grubu var mı diye bakınmaya başladım. 'Erkekler Firarda' grubunu fark ettiğimde girip mesaj yazdım 'Ben GECE KOZAN, Eğe'nin çocukluk arkadaşıyım. SEVGİLİSİ DEĞİL.' kısacık mesajdan sonra telefonu kapatıp Eğe'ye geri verdim.
"Oh! Rahatladım." dedim saçlarımı geriye attıp dağılan üstümü düzeltirken Eğe'nin telefonuna peş peşe bildirim sesi düşmeye başladı. Gelen mesajları okumakla uğraşırken telefona bakmak istediğimde ekranı kitleyip "Yok bir şey." diyip telefonu cebine koydu.
"İkinci raunt için, eve mi geçseniz?" diyip abim bizi gülerek uyarırken bu halimize normalde kızarak uyarırdı ama hepsi arabadan inmiş aynı şekilde izliyordu.
Ada hariç desem yeridir...
Barış'ın gülerek izlemesi de tuhaftı. İşine geldiğinde kaşlarını çatarken gerçi Eğe'ye öyle bakmışmıydı....
İlk fırsatta buna dikkat etsem iyi olurdu...
"Harika fikir." dedi Eğe hemen gitmek için adım atarken tişörden çektim.
"Kerem size çıkalım mı?" diye sordum.
Bu gece Eğe'nin eve gitmeyeceğini düşürsek, kimseye hesap vermemek için abimin evinde kalırım daha iyi....
"İzin mi istiyorsun bitanem? Ev senin." dedi abim cebinden çıkardığı anahtarı bana uzattığında yanına gidip elinden aldım.
"Ada'yı eve bırakıp ben de geliyorum." dedi Özğür abi davet bile etmemize gerek kalmadan.
"Bütün gün beraberdik ya kardeşim." dedi abim yalandan sitem ettiği gülmesinden belli olsa da aralarında yine bir inatlaşma geçicekti.
"Eee ne olmuş?" dedi Özğür abi.
"Tamam kardeşim gel, sen de gel." diye abim pes edip izin verdi.
Sevdim ikisinin böyle anlaşmasını, sanki abim de günden güne yumuşuyordu.....
"Abi, ben bugün kendi evimde kalıcam." diyip Ada, sadece Özğür abiyle göz teması kurduğunda amacı bana küs olduğunu göstermekse yanlış yapıyordu.
Eğe'nin elimden çekiştirmesiyle binaya gidip merdivenlerini çıkmaya başladım. Kapının önüne geldiğimde anahtarı yerine yerleştirip açacağım sırada Eğe omuzumun üstündeki saçlarını geriye attı. "Seni ben mi üzdüm?" diye fısıldıyarak sorarken gülümsemeye çalışarak bakışlarımı çevirdim. "Yoksa o mu?" diye fısıldıyarak merdivenlerden çıkan Barış'ı işaret ederken gülümsememi daha belirginleştirip kapıyı açıp içeri girdim.
"O işi kendime ben yapıyorum, kimseye gerek yok." diye söylenerek odama yöneldiğimde Eğe bu sefer arkamdan bağırdı.
"Sana da izin vermiyorum." diyince odama girip gözlerimi devirerek kapıyı kapatım.
Canımı sıkan şey Ada'nın davranışıydı.....
Ama önce Eğe'nin bensiz neler yaptığını öğrenmem lazım...
Dolaptan üzerime rahat edebileceğim kıyafetler alıp giydikten sonra içeri girdiğimde Özgür abi tek başına oturuyordu.
"Özğür abi neden yalnızsın?"
"Eğe araba bir şey unutmuş aşağıya indi. Kerem odasında şimdi gelir." diye açıklarken yanına oturdum.
"Soğuk bir şeyler içer misin? Ya da çay?" diyip rahatça gülümseyerek sordum.
"Sonra içeriz." diyip Özğür abi yanımdan kalkıp balkona doğru yürüdüğünde ben de onu takip ettim. Balkonun köşene yaşlanıp sokağı izlerken ne olduğunu anlamaya çalışıyorum az önce keyifle abime takılarak konuşmuyor muydu? "Nasılsın?" diye birden sorduğunda hâlâ sokağı izliyordu.
"İyiyim. Sen nasılsın?" diye sesimin keyifli çıkmasına özen gösterip halini anlamaya çalışıyordum.
"Teşekkür ederim, ben de iyiyim." dedi bakışlarını bana çevirmeden sesi o kadar mesafeliydi ki varlığımı hissetsin diye koluna dokundum. "Dün kafede olanları Ezgi'den öğrendim." dedi bakışlarını bana çevirip. "Gece seni üç senedir, kardeşimi doğduğundan beri tanıyorum. Kimseye ama kimseye hesap vermek zorunda değilsin çünkü her şeyi sen yaşadın. Ada kıskanıyor diye aramıza mesafe koymanı anlarım ama bunu yapmanı istemiyorum." diyip gözlerimin içine öyle masum bakarken bütün gün aramıza koymaya çalıştığım mesafeyi düşündüm.
"Özğür abi ben-...." dedim nedeni açıklamak istediğimde sustudu.
"Ama sıkma canını, istemezsen ben hallederim aynı ortamda bulunmayız." dedi zoraki de olsa tebessüm etmeye çalışırken bugün yaptığımdan pişman olmuştum.
"Özür dilerim." dedim ayaklarımın ucuna yükselip birden boynuna sarıldığımda düşmemem için kollarını belime doladı. "Özür dilerim." diye tekrar mırıldandım.
Bir kaç saniyelik sarılmamızdan sonra "Gece, artık sarılıyorsun farkında mısın?" diye fısıldıyarak sorarken kollarımı gevşetip birazcık mesafe koydum.
"Eskisi gibi," dedim yanında mermere yaşlanıp "Seni, abimi, Eğe'yi sevdiklerimi kaybetmek istemiyorum."
"Abini affettin mi?" diye sordu duruşunu bana çevirirken.
"Şşşş duymasın." dedim elimle susmasını işaret ederken. "Sen beni affettin mi?"
"Bir daha yapma." diye uyarırken abim balkon kapısından başını uzattı.
"Eee senden kurtuldum mu?" dedi abim gülerek.
"Çok beklersin, bir yere gitmiyorum." dedi Özğür abi beni kolunun altına alıp sarıldı.
"İyi ki pizzayı fazla söylemişim yoksa aç kalırdık." diye abim sahte bir sitemle söylenerek balkona çıktı.
Abimin durumdan haberdar olup Özğür abinin benimle konuşması, bunlar ne güzel ikili oldu böyle. Bazen deli bazen çocuksu ama her zaman yanımda olmaya çalışan iki abim vardı.
Kapının çalmasıyla içeri girerken Eğe'nin telefonda savaş çıkmış gibi hızlı hızlı bir şeyler anlatıyordu. Biz koltuklara geçip otururken Eğe varlığımızı fark edip tefonu kapatığında abim pizzalarla ve kolayla içeri girdi.
"Ben bardakları getireyim." dedim kalkıp salondan çıkarken arkamdan fısıldıyarak konuşmaya başlamışlardı bile.
Yine bir şey karıştıyorlar ama neyse.....
Panik olmadan fısıldadıklarına göre sorun yok demektir...
Elimde bardaklarda içeri tekrar girdiğimde suspus olsalarda gülümseyerek yanlarına oturdum. "N'oluyor?" dedim sakinlikle masadaki kolayı açıp doldurmaya başladım.
"Bu arada pizza güzelmiş." dedi Eğe elindeki dilimden ikinci ısırığı aldı.
"Yanlız karın ağrını söylede, sindirmesi kolay olsun." dediğimde ağzımdaki lokmayı zor yutarken bir bardak kola uzattım. "İç iç iyi gelir."
Eğe uzattığım kolayı içerken abimle, Özğür abiye bi' kaş göz yaptım ama ikiside omuz silkti. Kimseden ses çıkmayınca bende pizza alıp yemeğe başladım. Ara ara hepsiyle göz teması kurak bir kaç dilim pizza yedim hâlâ ses çıkmayınca pes edip konuya girdim.
"Eğe bey anlat bakalım." dedim göz hapsine alıp.
"Anlatmak yerine seni götürsem." dedi ciddiyetle gözlerime bakıp elimden tuttu.
"Nereye?" diye sordum şaşkınla.
"Sana İzmir'i hatırlatacak kadar güzel bir manzaraya desem." dediğinde öyle kalmıştım.
Nasıl İzmir'i hatırlatıcak?.....
İyi mi? Kötü mü?......
Eğe'nin benim için düşündüğü hiç bir şey kötü olamaz ki...
"İstemezsen gitme." diye Özğür abiyle, abim aynı anda söylediğinde düşünmekten Eğe'ye cevap vermediğimi fark ettim.
"Bana İzmir'i hatırlatıcak manzarayı bulman zor ama gidelim." dedim gülümseyerek bu konuşmayı normal bir durumuş gibi görmeleri lazımdı.
☆★☆
Eğe heyecanı dizğinliyemeyince akşam kendimi odaya atsamda Özğür abiyle, abim biraz tedirgin olması düşünmeme sebep oluyordu. Sırf bu yüzden sabah erkenden kalktığımda hafiften karnım ağrırken birde regl olmuştum. Öncelikle sıcak bir duş alıp kendime geldiğimde ped bulmayı umarak çekmeceleri bakınmaya başladım.
Abimin bu konudaki düşüncesi gözlerini yaşarttı......
Demekki isteyince düşünceli olabiliyormuş......
Dolabının kapağını açıp kıyafetleri karıştırmaya başladığımda bu evde geçirdiğim ilk gecenin sabahı ve bu zaman içerisinde abim birazcık değişmişmiydi bilemem ama Özgür abinin etkisinin olduğu kesindi. Lacivert bir kot şort ve beyaz ince askılı crop giydim. Askıdaki kıyafetlerin arasında beyaz delikli hırkayı alıp giyerken telefonuma mesaj gelmişti. Daha ben ilkini okumadan Barış ikinci kez yazmıştı.
Barış: Günaydın :)
Barış: Kendini nasıl hissediyorsun?
Sen: Günaydın. İyi hissediyorum.
Sen: Sen kendini nasıl hissediyorsun?
Barış: Senin gibiyim.
Sen: Bir sorun mu var?
Barış: Hayır. Sana yazmam için sorun mu olması lazım?
Sen: Hayır Barış, bana yazman için bir sorun olması gerekmiyor.
Sen: Sadece dün piknikte olanlarla ilgili Emir'le bir sorun oldu sandım.
Son mesajıma cevap vermeyince telefonu cebime koyup saçıma kırmızı bandaj bağlayıp odadan çıktım. Eğe'yle abimin hâlâ uyuduğu evin sessizliğinden belli olurken mutfağa girip çay suyunu koydum. Dolaptan kahvaltılıkları çıkarken abim mutfak kapısından seslenmişti.
"Günaydın abisinin güzeli."
"Günay.... Ne dedin?" dedim şaşkınlıkla bakarken gelip yanağımdan makas aldı
"Sen benim güzelim olamaz mısın?"
"Sen hiç öyle söylemezsin." dedim dolapta kalan kahvaltılıkları çıkarıp kapağını kapattım.
"Alış o zaman abisinin güzeli." diyip tezğaha yaşlanıp gülümsedi.
"Ben Eğe'yi uyandırıyım." diyip mutfaktan abime yandan bakış atarak çıktım.
Abim, abi olmayı mı öğreniyordu...
Salona girdiğimde Eğe hâlâ uyurken masanın üzerinde duran suyu fark ettim. İki gündür beni merakta bıraktığı için küçük bir cezayı hak etmişti. Gülmemek için kendimi zor tutarken bir bardak suyla başında dikildiğimde "Üç... iki... bir." diyip bütün suyu yüzüne döktüm. Eğe korkuyla yerinden sıçrarken gülerek salonun kapısına koştum.
"Gecee...." diyip yüzündeki suyu silmeye çalışırken gülmekten karnıma ağrı gitmişti.
"Günaydın." dedim gülmekten zar-zor konuşup.
"Günaydınmış, gel buraya gel." dedi Eğe yattığı yerden kalkarken kaçmak için dış kapıyı açtım.
"Ben ekmek almaya gidiyorum, bay." dedim hemen kapıyı kapatıp gülmeye devam etmiştim.
"Günaydın." diyip merdivenlerde seslenen Barış'ı gördüm.
"Günaydın, ikinci kez." dedim ayakkabılarımı giyip merdivenlerden inerken abim arkamdan seslenmişti.
"Gece, neyle ekmek alacaksın?" diye söylenerek para uzatırken merdivenleri geri çıktım.
"Eğe'den kaçarken unutmuşum." dedim elindeki parayı alıp merdivenleri inerken abim bu sefer 'çabuk gel' diye tembihlemişti.
Bir yerde abilik şart sonuçta......
"Eee Eğe'den neden kaçıyordun?" diye sorarken binanın kapısından çıkmıştık.
"Uyandırırken birazcık ıslatmış olabilirim." diye gülerek söylerken Barış başını çevirsede sanırım yaptığım çoçukluğa gülmüştü. "Neyse görüşürüz. Benim fırına gidip ekmek almam lazım."
"Beraber gidelim." diyerek benimle yürümeye başladı.
"Dünle ilgili Emir bir şey sordu mu?" diye az önce mesajda sorduğum soruyu tekrarladım.
"Evet ama dün...." dedi susup yere bakarak yürürken.
Her şeye cesaret ederken bazen niye sustuğunu anlamıyorum...
"İstersen tek seferde söyle." dedim akıl verir gibi.
"Emir'le Ada tartışmış." dedi sıkıntıyla.
"Veee." dedim devam etmesi için.
"Bir süre görüşmemeye karar vermişler." diyip bakışlarını bana çevirdiğinde öylece durmuştum.
Ne yani ayrılmışlarmıydı?
İlişkilerini öğrendiğimden beri Emir'in onu nasıl sevdiğini inarmaya çalışan Ada değilmiydi......
Bu kadar kolay mı vazgeçmişti?.......
Dünkü sorunla ilgilisi olamaz dimi?.....
"Seninle bir ilgisi olduğunu sanmıyorum." diyip aklımı okurken, "Emir'le Ada'nın arası son zamanlarda iyi değildi." diyip teselli etmek istercesine elimi tutucakken sinirimden yürümeye devam ettim.
Kendimi suçlamıyorum, sorunu anlatsın diye elimden geleni yaptım......
"Ada'nın bir derdi olduğu kesin, Özğür abi defalarca konuşmasına rağmen anlatmaması sorun. Hadi abine anlatmıyorsun, insan sevgilisine anlatır." dedim sinirden yine ellerimi savurarak söylenirken hızlı adımlarla yürüdüğümde Barış kolumdan tuttu.
"Gece, yine hızlı konuştun." dedi durmamı işaret ederken, sakinleşmek için derince nefes aldım.
Ben ne zaman Barış'ın yanıda böyle rahatça davranmaya başladım.
Eğe alışık benim bu halime....
"Ekmek." dedim fırını gösterip konuyu dağıtırken içeriye beraber girdik.
İkimizde ekmekleri alıp fırından çıkarken ben o arada sakinleşmiştim ama az önce ki gibi söylenmemek için Ada ve Emir hakkında hiç bir şey sormadım.
Ada'nın benimle tartışırken söylediklerini düşündüm tekrar,...
'Senin yaptıklarını ben yapsaydım, şuan ailemde, sevgilimde yanımda olmazdı.' demişti.
Ya Ada onu kimsenin affetmeyeceği bir şey yaptığını düşünüyorsa......
Acaba Barış'tan mı yardım istesem....
"Barış..." dedim kararsız kaldığımda evin önüne de gelmiştik. "Benim için Peri'yi öp." dedim karşı binaya yöneldiğinde vazgeçtim söylemekten.
"Öperim de, sende istersen tek seferde söyle." dedi vazgeçtiğimi fark ettiğinde yine benim lafımı bana karşı kullanıyordu.
"Bir şey olursa söylerim, görüşürüz."
"Görüşelim isteğin zaman." dedi gülümseyip giderken imâda mı bulunmuştu?.
Anca aklımı karıştırsın zaten....
Merdivenleri çıkarken Barış'ın yaptığı imâyı kafam dank etmişti de benim istediğim zaman mı konuşcaktık?
Abinin kapıyı açmasıyla eve girerken kahvaltı hazır beni bekliyorlardı. Eğe'nin heyecanı son surat devam ederken kahvaltıyı nasıl yaptığımı anlamadım. Hazırlanmam için zorla odama yollarken heyecanı bana da sıçramıştı. Ciddi ciddi dolaba en güzel kıyafeti bakınmaya başlarken odayı dağıtmış olsamda sonunda kendime bir elbise bulmuştum. Elbiseyi yatağımın üzerine bırakıp öncelikle dağıttıklarımı toparladım. Elbiseyi üzerime giydiğimde bunu abimin aldığına inanmak zordu çünkü koyu mavi sırtı çapraz aslıkılı dizlerimdeydi. Saçıma beyaz bandaj takıp hafif makyajla hazırlığımı tamamladım. Abimin aldığı ayakkabıların arasından beyaz topuklu ayakkabıları giyip çantamı da aldıktan sonra odadan çıktım.
"Kerem!" diye seslendim koridorda ilerlerken "Ayakkabı numaramı nereden biliyorsun?" diye sorarken salonun kapısından girdiğimde abimle Eğe tepkisiz baka kaldı. "Eee nasıl olmuşum?" dedim kendi etrafımda döndüğümde topuklulardan dolayı düşücek gibi olurken abim elimden tuttu.
"Çok güzel olmuşsun."dedi yüzüme hayranlıkla bakarken. "Ve her alışverişi Özğür'le yaptım." diye itirafta bulundu.
Zaten abimin tek yapıcağı bir şey değildi.....
Her ayrıntıya özen göstermiş......
"Uzun zaman sonra seni eskisi gibi görmek çok güzel." dedi yanıma gelerek. "Çıkalım artık." dedi elimden çekip abimden uzaklaştırırken kapıyı açtı.
"Anahtarı al ve bir şey olursa arıyorsun." dedi elime anahtarı tutuşturup tembihlemişti.
"Ararız abi ararız." dedi Eğe gitmemiz için aceleyle cevap verirken, "Eğe sakin." dedim dayanamayıp.
"Güzelim tamam." dedi elimden tutup merdivenleri inmeme yardım ederken.
Arabaya bindiğimizde Eğe sessizce sürmeye başladığında daha meraklandım. Kısa sürede geldiğimiz yere bakınırken deniz kenarı va kız kulesinin karşında ara sokakta bir yere arabayı park ettiğinde bakışlarını Eğe'ye çevirdim.
"Biliyorum her deniz gördüğümüz yer İzmir değildir." dedi sanki ona söyleceklerimi az çok anlamış gibi. "Hadi in, göstereceğim manzara bu değil." dedi kemerini çözüp arabadan inerken onu takip ederek indim.
O kadar çok gizem yarattı ki her geçen saniye daha da merak ediyordum.....
Eğe'yle beraber ara sokaktan çıkıp bir kaç adım attıktan sonra önüme geçip ellerimden tuttu."Sağ omuzumun üstünden az ilerdeki kafeye bakmanı istiyorum." dediğinde ne yapmaya çalıştığını anlamasamda sadece söylediğini yapıp dikkatlice baktım. Kafede oturanları incelerken aralarında tanık yüzleri gördüğümde Eğe'nin ellerini sıktım. "İstemezsen gitmeyiz." diye Eğe mecbur olmadığımızı dile getirirsede mutluluktan mı yoksa heyecandan mı gözlerim dolmuştu.
İzmir'de en güzel günlerimi geçirdiğim belki Eğe kadar yakın değillerdi ama liseyi onlarla geçirdiğim dört arkadaşım Defne, Yamaç ve ikizler Can, Cem bana İzmir'i hatırlata bilecek kişilerdi.....
"Gitmiyoruz." dedi Eğe hemen geri gitmek isterken başımı hayır anlamında sağ sola salladım. "Seni üzecekse gidemeyiz." dedi göz yaşlarımı baş parmağıyla silip yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Geleceğini bilmiyorlar, istemezsen gitmeyiz." diye tekrar ederken gözlerime bakıp cevap vermemi bekledi.
"Özlemişim." diye mırıldandım tebessüm etmeye çalışırken. "Düşünüp herkesi toplamışsın Eğe, gidelim." dedim beklediği cevabı ona verirken ellerimden tuttu tekrar.
"Defne ve Can güzel sanatlar, Cem, Yamaç ve ben mimarlık okuyorduk. Biz zaten İstanbul'daydık." diye itiraf ederken şaşkınlıktan kızamamıştım. "Emin misin gidelim mi?" dedi sonunda yüzünde bir gülümseme oluşurken, gülümseyerek "Evet." diyince beraber kafeye yürümeye başladık.
Kafenin kapısından girip oturdukları masaya yönelirken heycanımı yatıştırmak için derince nefes alıp yavaşlamıştım. Masaya bir kaç adım kaldığında beni ilk fark eden Defne olmuştu.
"Gece!" diye heycanla bağırdığında herkesin bakmasını umursamadan gelip boynuma sarıldı.
"Selam." dedim sanki daha dün görüşmüşümde araya hiç yıllar girmiş gibi,
"Hoş geldin." diyip Defne gülümseyerek geri çekilirken "Hoş buldum." diye karşılık verdim gülümseyerek.
"Biz de özledik." dedi Can sarılmak için kollarını açarken önce ona sarılıp sonra Cem ve Yamaç'a sarıldım.
"Ben de sizi özlemişim." dedim Yamaç'ın kollarından ayrılırken hepsiyle göz göze gelmiştim.
"Bu arada dünkü mesajın harikaydı. Bir insanın üç senede huyu hiç mi değişmez?" dedi Cem gururla bakışlarını üzerimde gezdirirken gülümseyerek omuz silktim.
"Oturalım hadi." dedi Yamaç elini belime koyup yöneldirğinde yakınımdaki sandelyeyi çekilip oturdum.
Bir tarafıma Yamaç diğer tarafıma Defne otururken diğerleri birer sandelyeye çekip oturdu. İçmek için soğuk bir şey söylerken derslerden konuşmaya başlamışlardı. Geçen üç senenin nasıl geçtiği hakkında hiç kimse bir sormazken rahatlamıştım. Konu mimarlık olunca yaptıkları sitemi gülümseyerek dinlesemde bana göre çalışırsan zor değildi.
"Abartmasanız mı? Asıl bizi son sınıf zorlayacak."
"Bak bak demek öyle. Seni bizim okula alalım bize de yardım et." dedi Yamaç gülerek verdiği fikre Eğe hemen karşı çıktı.
"Yanlız kardeşim Gece okulunu bırakamaz."
"Nedenmiş?" diye Can sorarken Eğe'yle ikimiz birbirimize baktık.
"Bir; Özğür abi ve Kerem abi buna izin vermez. İki; kendi okulunu bırakmaz ve üç; Ba-...." diyip konuyu nereye götürdüğünü fark ettiğimde araya girdim.
"Eğe'nin demek istediği okulunun sahibi olduğum için bırakmam."
"Yuh! Üniversiteyi mi satın aldın?" diye Can'nın tepkisi aynı Eğe gibi olsa da diğerlerinin şaşkınlıktan ağızları açık kaldığında sorunu gülerek cevapladım.
"Bir şeyler oldu almak zorunda kaldım diyelim."
"Özğür abi kim?" dedi Defne aradaki erkek ismini cımbız gibi çekip sorduğunda acaba Eğe'yi susmasam ne olurdu.
"Abimin arkadaşı ve üniversite rektör."
"Vay vay hocalarla takılıyorsan, kesinlikle okulu görmek istiyorum." dedi Defne gözleri merakla üzerimde gezdirirken ciddi mi diye baktım.
Okulun bugün son gün olduğunu düşünürsek ne işimiz var ama yarın sonra konsere gelebilirler.....