Doğum Günü Kızı

2555 Words
Buket Immmm 3 yumurta, ay kokar oooo, bir yeter bir... 1 çorba kaşığı kakao..... ımmm bence bir buçuk ideal, 2 su bardağı un... hangi su bardağı ile! Ama belirtmemişsiniz! müneccim miyim ben nerden bileceğim nasıl bir su bardağı? ha yazmışlar!!! 250 milimlik... Bardaklarıma baktım, pek 250 milimlik su bardağım yok gibi! Offfff Kulak memesi kıvamı? O nasıl bir kıvam beeee! Hamur biraz siyah oldu, neden acaba! Kulak memesi kıvamıııı... Bakalım meme kıvamında mi? Kahretsin ama yaaaa! of memem hep hamur oldu! Immm şey mi yapsam acaba... şey... sipariş! Of Buğlem , babası kılıklı! el yapımı diye bir kurabiye tarifi mi var, pastanedekiler bunu ayağı ile mi yapıyor anlamadım ki! Nihayet kapı çaldı da mutfaktan kaçmak için bahanem oldu. Açtığımda kaşırşımda kucağında Yiğit alp ile adeta kurabiye, sarma dolma resitali yapmış kıdemli bir ev kadını vardı Suratıma başarısız deney maduruymuşum gibi bakıp " Senin kulağındaki siyahlık ne?" dedi " Kurabiye hamuru, sakın bana neden orada diye sorma" Yiğit Alp'in kahkahası ise beni gördükçe daha da artıyordu! O kadar mı kötü görünüyorum ??? İçeri girdi " Kızım sen yumurta kurabiliyor musun da kurabiye yapacaktın acaba? Bir de bana yaptırmadın ben yapardım dedin" Mutfağa girdiğimizde kapının eşğinde bekledi bir süre " Buket bu mutfağın hali ne? güzelim Volkan seni diğer meseleden boşamasa da bu yüzden başardı zaten boşver , en azından bu halini görmemiş adam" Masaya oturup bir havuç alıp yemeye başladım " Kimi boşuyor ya o, o kimi boşuyor acabaa, he heyyyyt bennnn boşuyorum bennnn!" Suratıma alık alık baktı.. " He yavrum he! e napacağız kurabiyeyi?" Havuçtan bir ısırık daha aldım... "şey diyorum şey mi yapsak " "Ne?" " Pastaneden mi sipariş etsek " fısıldayarak söylemiştim Nazlı ise aferin sana bakışı atıp " başka çaremiz var mı zaten " diye kızarak fısıldadı... "Tut sen Yiğit Alp'i de ben günler için sipariş verdiğim teyzeler var onların çok güzel ıslak kakaolu kurabiyesi var ordan söylerim... " Kucağıma verdi tosunu gitti, bu fazla mı çapkın... kimin kucağına gitse memesine uzanası geliyor... çocuk bildiğin meme diye ölüyor... Ne eli duruyor ne ayağı... Hayır bir de yüzünde şapşal bir gülümseme ile kenetlemiş gözünü memeye doğru uzanıyor! Mete haklı kızımı vermem demekte! Nazlı " siparişi verdim" deyip içeri girdiğinde " al şu oğlunu mememe saldıracaktı " deyip verdim " babasına çekmiştir" deyip sinirle burnundan soludu. Cenk'e laf sokacak hiç bir fırsatı kaçırmıyordu... çocuk ne zaman altına yapsa babası kılıklı.. Ne zaman hoşnut olmadığı bir davranışı olsa babası kılıklı! Tüm iyi özelliklerde e benim oğlum tabi diye de yapıştırıyor. Nihayet assolist de gelmişti, bu çalan kapı ile Vera hanımın da geldiğini anlamıştık. Kapıyı açtığımızda suratında tuhaf bir ifade vardı " Bu adam beni neden kıskanmıyor" diye söylenerek içeri girdi Eylül'ü kucağıma verip! Hayda ama yani, bebek park yeri mi canım benim kucağım! Mutfağa girdiğinde " Deprem mi oldu ben neden hissetmedim" dedi ve şaka yapmıyor laf çarpmıyordu O kadar da değil ya! " Yok canım, Buket kurabiye yapamamış" dediğinde yüzüme hay beceriksiz bakışı attı! hayır kendisi çok usta sanki! 'Ne demek tatlım, ben hafızamı kaybettim' deyip sıyrılmıyor mu, deli ediyor beni! " Seni kıskanmayan kim?" dediğimde sıkıntı ile masaya oturup masadaki hamurumsu şeye bakarak konuştu " Mete! Beni kıskanmıyor, üstelik hala etrafa saçtığı çocuklar için özür de dilemedi. Lan yanlışlıkla su döksen özür dilersin! Adam dilemiyor arkadaş yaaa! Aklımı çıldıracağım" Dediğinde sıra mütemadiyen dinlediğimiz aynı şarkıya gelmişti " Cenk de kucakta dansöz gezdirip özür dilemiyor tatlım. Hayır bu kadar kucak sevdiğini bilseydim " sustu kırdığı potu anlatıp " Eee " dedi Vera pis pis sırıtarak " Ben ne yapacağımızı biliyorum ama" Nazlı ne zaman ne yapacağımı biliyorumlu bir konuşmaya başlasa hep ama hep biz zararlı çıktık. " O iş bende, siz bana bırakın" Bu sefer nasıl bir bela açacak acaba başımıza! Tekrar salona gidip birisi ile telefonda görüşüp geldi. Çok geçmeden kurabiyelerin de gelmesi ile artık hazırlanmaya çıkmıştım. Bu gün benim de doğum günüm sonuçta, kimse bilmese de! Kimlikte başka gün yazıyor ama ... olsun ben yine de kendimi güzel hazırlayayım deyip dağınık bir şekilde bağladım saçımı Önüme düşen telleri bıraktım, Volkan çok seviyor diye değil, görsün kudursun diye bir şey asla aklımdan geçirmedim... zaten buna kudurmasını beklemezdim Sırtımdan nerede ise kalçama kadar dekoltesi olan elbiseyi özellikle Volkan başını taşlara vursun diye asla giymedim! Küperler, takılar... hafif bir makyaj, dudağımın renginde nar çiçeği bir ruj... oldu! Aşağı indiğimde kızlar birbirine bakıp ima dolu bir kaç söz söylemiş olabilir ama kesinlikle alakası yok Volkan ile. Ne münasebet, ne onu kıskandırmaya çalışacağım. Özellikle de ben insanlığımı yapıp beyefendi sinir krizi geçirirken gittiğimde , sakinleşir sakinleşmez sen artık evine git demesinden sonra... Buğlem elleri ile çizdiği davet mektubu ile gelmese zaten gitmezdim o azgın şempanzenin inine! Kapıyı kaç defa çaldık bilmiyorum " Evde kimse yok mu?" diye sorgulamaya bile başlamıştı Vera. Nerede ise galiba yok demek üzereydim ki kapı sonunda açıldı ama ne açılış... daracık bir elbise giymiş, mini mi mini... memeleri açık mı açık! Hain Yiğit Alp'i heycan içinde ana kucağından hopalayar iahaagahkag gibi tuhaf sesler çıkartıp memesine sündürecek kadar açık! " Babası kılıklı" diye bir Nazlı homurdanması duymamız da eşzamanlı oldu tabi bir taraftan da oğlunun gözünü eli ile kaparken Vera mı, sanırım baygınlık geçirdi! kal gelmek öyle bir şeyse kal geldi. Kız kapıyı açıp " ocağa bakmam lazım " diye müsade isteyip gitmiş, biz kapı girişinde kalmıştık " Mete bunu da hamile bırakır" dediğinde ikimiz de kahkaha ile gülmeye başladık halimize " 'Ben de bu adam boşayacağım diyorum neden gelip kapımda köpek olmuyor' diye düşünüyordum meğer başka kuyruk peşindeymiş " Evet Volkan paşanın da neden evine git dediği belli oldu. Dadı hanım görüp kıskanmasın diye demek ki! Tüh sana boyu posu devrilesice şempanze! " İçeri girsek mi artık" dedi Nazlı bir taraftan da içeri girerken kızı mutfakta süzerek... Kız fırına eğilip tepsiyi çıkartırken inci gibi yan yana dizilmiş bizler üçümüz de başımızı yan eğip kızım bacak dekoltesinden görüntü sınırına bakıyorduk Neyse ki kendimize geldik kız görmeden! Ada tezgahın üstünde öyle şeyler vardı ki, Nazlı'nın getirdiklerini ' hiç gerek yoktu' diyerek lavabonun üstüne bırakması ile aralarında soğuk bir savaş başlamıştı... Nazlı yine sağını solunu kontrol edip kilo takıntısı yaparken, Yiğitalp annesinin kucağında adeta kız için hop oturup hop kalıyordu! Minik eylül mü? Dudağını büzmüş Yiğitalpe bakıyor Ah kuzum senin kaderin de bizimki gibi olacak demek ki! Merdivenden inen ayak sesini duyduğumuzda Cenk ile Mete'nin ortama girişi ile kızın sanki gözü parladı, tuhaf bu kız neden hepsine kur yapıyor gibi! aman neyse azgın şempanzeden uzak dursun da! Başını yakmasın, yani yoksa bana ne! Cenk'in Nazlı'ya Yiğitalp'i alma bahanesi ile temasları, Vera'nın Mete'nin kulağına söylediği şeyle Mete’nin kahkaha ile gülemesi! Ortamda yine ot gibi kalan ben... Bizlere çay ikram ettiğinde sanki evin hanımı gibi bir zamanlar benim otuduğum koltuğa oturdu... bacağını bacağının üstüne atmıştı... Kim ne derse desin çok rahatsız bir durum! Arada Cenk'in acı ile nidaları yükseliyordu... Gördüğüm kadarı ile çimdik atıyordu Nazlı. Mete mi? Vera'nın korkusundan kızdan tarafa bile bakamıyor... dışarı bahçeyi izlemekten boynu kırılacak? Kız mutfağa yöneldiğinde sırası ile sorular yükseldi "Bu hep böyle götü açık mı geziyor evde?" " Nerde yatıyor bu?" Nazlı işe Vera sırası ile soru yağmuruna tutmuşlardı... gülmekten çayı güzelim elbiseme dökene dek ben! " Şekerliydi değil mi, hemen su ile durula yoksa iz kalır" Nazlı'nın tavsiyesi ile aşağı banyoya gireceğim esnada Mete " Güzelim üst banyoyu kullan, orası müsait değil" dediğinde bir anlık duraklamıştım Ama üst banyo! yatak odasındakini mi? offf Neyse zaten daha gelmediler hemen halleder çıkarım... Ne tuhaf bir zamanlar benim olan eve, odaya şimdi çekinerek giriyorum... Odaya girer girmez onun kokusunu aldım, rengarenk çarşaflarımız gitmiş yine her yeri o kasvetli koyu renk çarşafla kaplamış... Derin bir soluk aldım, sanki kokusu içime dolacak gibi! evet aşkımdan ölsem de belli etmemeye kararlıyım ama işte... kimse yokken de numara yapmaya gerek yok ki! Banyoya geçtiğimde odadan silinen izimi gördüm... diş fırçası tekti... benimki artık yok, havlu da öyle... banyoda o bildik tıraş losyonu kokusu ile parfümünden koku izleri var... duşakabinde su izleri... demek ki kızını almaya gitmeden önce hazırlanmış... Eteğimin ucunu lavaboda çitilemeye başladığımda lekenin ne kadar inatçı olduğunu da anlamıştım En sevdiğim elbisem, üstelik Volkan'ı da sinir edecektim ama işte ben sinir oldum! neden hep böyle oluyor ki! 3 defa çitiledim, 2 tırnağımı fena ettim, parmaklarımın üst derileri sızlıyordu ama nihayet çıkmıştı. Tam durulayıp havluyla ıslaklığı alarak bıraktım ve aynada kendime bakmaya karar verdim ki kapı pervazına yaslanmış onu gördüm Ellerini koynunda birleştirmiş, bakışı sırtımda mı dolanıyor onun! Çenesi sinir ile geriliyor, gözü mü seğerdi " Çay şoldu... çay " dedim sesim titreyerek çıkarken. Bakışları sırtımdan aynadaki yansımamı buldu! Sonra tekrar sırtıma döndü. Dişlerinin gıcırdama sesi mi o gelen ses! Kıh Kıh ( sinsi gülüşümü de attım.) Yaa öyle uzaktan bakarsın işte yiğidim. Birkaç adım ile üstüme üstüme geldiğini görünce ise neyapacağımı bilemeden ellerimi lavabonun mermer yüzeyine geçirip sıktım Nerden kaçarsın Buket düşün, çok fena bakıyor bu! Bir eli ile lavabonun kenarındaki elimin yanına elini koyup hafifi üstüme doğru eğilerek gözünü yine sırtıma dikmişti! O kadar şiddetli nefes alıp veriyordu ki, soluğunu tenimde hissediyordum Gözü tekrar yansımadaki gözüme kaydı! Göz göze bakarken adeta meydan okumasını kabul etmiş gibi diktim burnumu! Tüm iradeli duruşumun sırtımda hissettiğim dokunuşla dışarıdan belli etmesem de. içeriden içime içime göçüşüne şahit oldum. Ensemin altında başlayan parmakları ile dokunuşu kalça kıvrımıma dek uzandı... gözünü bir an bile çekmeden sürüklüyor elini. Çenesinden yine o diş gıcırdama sesi gelerek! Bense ilk anda irkilerek verdiğim tepkiyi karşılıklı meydan okumaya çevirmiştir " Ne, doğum günü... giyinip geldim işte" dediğimde çene kaslarının kasıldığını, adem elmasının bir iki defa inip kalktığını gördüm, Boğazındaki damarlar belirginleşmişti. " Soyunup geldim desen daha doğru olur" deyip gövdesini bana dayadı... lavaboya dayadığı eli ile karnımdan tutup kendine çekerek sırtımı göğsüne yapıştırdı " Bu şekilde gelmedim, üstümde bir hırka vardı, içeride. Aşağı inerken giyeceğim de!" Emir gibiydi! "Bu şekilde geldim, hırkam yoktu, müsade edersen aşağı ineceğim" Ay yine gözü seğrdi adamın... " Bukettt!" " Neee, ne var?" " Bu şekilde durmana izin vermem" Napmazmış pardon, ay sanki izin isteyen vardı! " Neyse ki senden izin beklemiyorum" " Buket beni delirtme, şimdi sana bir hırkamı vereceğim onu giyeceksin" " Ya ne saçmalıyorsun biz bizeyiz... Mete ile Cenk'ten kıskanıyor olamazsın" " Niye Mete ile Cenk erkek değil mi?" Ciddi mi bu adam! ohaaaa ciddi... ay kıskandın mı çen beniiii, sürün inşallah! " Nısh nısh ayıp ayıp" deyip tam gitmeye yeltenmemle kendini bana doğru bastırıp beni lavabo teknesi ile .... ımmmm şey arasında bıraktı... ım şey! " çeksene şeyini" dediğimde yüzündeki o piç gülümseme " Neyimi?" " Kasığını" dedim bir müddet düşünüp... " Birkaç gün önce elinle kendine çekiyordun ama daha çok hissetmek için! " Pislikkkk! "Terbiyesizk etme! bırak, Buğlem'e hediyesini verip gideceğim " Kolları ile belime sımsıkı sarıldı, ben ise ayaklarım havada çırpınarak " Ya bıraksana manyak" diye yaygara kopartıyordum " Sana bu şekilde olmaz dedim, laf dinle" Laf mı dinleyeceğim, çok beklersin! " Bırak dedim, ya bu şekilde inerim ya da evime giderim hırkanı falan giymeyeceğim" " Git lan o zaman evine !" deyip çözdü kollarını belimden... Gözüm şaşkınlıkla onun gözlerini buldu " Git, bu şekilde erkek sineğin bile yanına yaklaşamazsın, sırtında hala benim izin var gerizekalı" deyip omzumdaki hafif morluğu gösterdi.. gözümden kaçmış! Tamam haklıydı ama kırılmıştım işte! " Vurdum derdim" diye masumca ve düşmüş sesimle açıkladım " Ne dersen de, umrumda değil. Kalça çukurun görünüyor lan ! sen beni katil mi edeceksin ?" Bana git dedi... gözlerim dolmuştu ama onun gözünde en ufak bir doluluk yoktu. Öfkeden gözü kararmış saydırıyordu " Bir alnıma godoş yazmadığınız kaldı amına koyayım onu da yazın olsun bitsin, bu kılık ne lan, lan bu kılık ne? katil olacağım ya ! delirmemek elde değil" Düşmüş omuzlarımla banyodan çıktığımda ardım sıra geldi " Bekle hırka vereceğim" Beklemedim ama o kadar hızlıydı ki beni tek kolu ile çekip dolaptan çıkartıp bir hırkayı üstüme attı. " Sana bu şekilde aşağıda onca insanın içine giremezsin dedim" " Mete ile Cenk var sadece " göz yaşlarım akarken sesim yine titreyerek çıkıyordu " Tim de aşağıda, karargahtan da gelenler oldu. Sadece o iki yavşak yok." Hırkayı omzuma geçirip sarılmış ,başıma sıcak , sıklaşmış düzensiz soluğu ile nefes nefese anlatıyordu " Bırak artık" Kollarımı acıtan tutuşundan kurtulup üstümdeki hırkasını sıyırarak attım yere " Sen.." " Eve gidiyorum bağırıp durma! " Yüzüne baktığımda daha da sinirlendiğini gördüm. E kendisi istemedi mi ya hırka giy ya eve git diye. Tamam işte gidiyorum! Bu sefer sorun ne? Gözü yanağımdan akan yaşa takıldı, sinirle saçını karıştırıp " Git o zaman Buket" dedi. Düşmüş omzum, ıslak etek ucumla kimseye görünmeden giderken holde süper minisi ile salınan dadı ile göz göze geldik! O bakış da ne? Salak mı bu kız? Eve geçtiğimde yine ışıkları yakmadım. depresyon kanepeme oturdum ve karşı evi izledim... " Doğum günün kutlu olsun Buket" Kendi kendime sarıldım... Volkan O kadar güzeldi ki, bembeyaz tenininde hala izlerimi gördüğümde öfkeden çıldırmıştım Bu kadın benimdi, artık asla benim olmayacak bu güzel kadın! Sırtındaki dekolte kalça çukuruna dek iniyordu. Aşağıda bir gurup yeni subay var, yeni yeni tanıyorum time gelenleri, seni nasıl onların yanına öyle çıkartırım güzelim Anlamadı, kırıldı. Anlamaması normal çünkü insan gibi anlatamadım yine.. omuzları çökmüş şekilde gitti evine. Aşağı indiğimde kızımın mumu üflenirken karşı evin yanmayan ışıkları ile orada olduğunu, burayı izlediğini adım gibi biliyordum. Misafirleri yolcu etmek için can atıyordum. Kalkmak bilmediler, sohbet sohbeti açtı.. Kızım gitti odasına, dadısı gitti... Mete ile Cenk imdadıma yetişti de kalabalığı dağıttılar. Mete yüzüme o bildik piç sırıtışını atarken Nazlı'nın Cenk'in yakasından çekerek eve götürdüğünü gördüm "Hadi kardeş evli evine köylü köyüne" dedi piç "O ne demek lan?" " Senin dadı sağolsun, Vera onu da hamile bırakmayayım diye evde devam ettirecek cezama " diye sırıtıyordu ibne! "Ortalık malı olmuşsun gibi konuşma" dedim zerre umrunda olmadan sırıtarak evine doğru yola çıkan piçe. Benim de almam gereken bir kırılmış kalp vardı! Odaya çıkıp komodinden kırmızı kadife kutuyu elime aldım. Açıp baktım.. Gümüş incecik zincir bir kolyade değerli taşlarla yapılmış çok naif bir uğur böceği... Kutunun kapağını kapatıp cebime attım ve ona gittim. Kapıyı çaldığında bir müddet sonra ayak seslerini duydum. Kapının önünde durdu ama açmıyordu yine! " Buket aç şu kapıyı" dediğimde birkaç saniye sonra kapı aralandı. " Uyuyordum ben " Kafasını uzatmıştı, bahse girerim daha üstünde o kıyafet vardı " Konuşmamız gerek" "Sen şimdi git sonra gel" deyip kapatacağı sırada elimle kapıyı iterek içeri girdim. Tokat atar gibi holde lambanın tuşuna bastığımda şiddetli bir çarpma sesi yükseldi. Işıklar açılmıştı ve yine o kıyafeti.. "Bu şekilde mi uyuyordun ?" " Sana ne?" dedi yine dikip o burnunu " Ne diye girdin sen evime ?" deyip içeri doğru yürümeye başladı " Ne söyleyeceksen söyle sonra da git " Dinlemiyor inatçı keçi! belinden sarılıp kendime çektim " Dur artık !" Ne duracak ne susacak gibiydi " Tamam ya, sen bana yaz ver ; otur ,kalk ,ye, çiş yap, 10 dakika gez, şunu giy " susmuyor arkadaş susmuyor.. O güzel dudaklarını susturmanın bir yolu var ama... belinden çevirip kendime döndürdüm. " Sus yoksa o ağzın çok farklı sesler çıkartmak için açılacak" dediğimde dudaklarını birbirne bastırarak susması hem komiğime gitmiş hem de keşke biraz daha konuşsaydı diye düşünmeme sebep olmuştu. Sarıldığım belinden elimi çekip kutuyu çıkarttım. " O ne?" diye söylenirken bakışımla tekrar dudaklarını bastırarak sustu. Kolyeyi çıkartıp arkasına geçtim. Kahretsin gözüm yine o dekoltesine kaydı, hiç mi vicdanın yok senin be kızım! Saçlarını sol omzuna çekip kolyeyi taktım. Omuz başlarından sımsıkı kavrayıp kendime doğru çektim. Sırtı göğsüme yapılmıştı. Boynuna kondurduğum öpücüğü ise çok sonra sonradan idrak edebildim. Kendimi çekip " Doğum günün kutlu olsun Buket " dediğimde dönüp bana baktı.. Parmakları uğur böceğinin üstünde geziyordu... Şaşırmış ve nemlenmiş gözleri ile titreyen dudakları... zar zor konuştu! " Sen nasıl?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD