GİRİŞ
Sevdiği adama güvenip kendini teslim etti,o gece...
Sabahın ölü topraklara doğmasıyla başladı her şey. Yanında uzandığı adam gömleğinin düğmelerini iliklerken konuştu.
"Her şey bir saçmalıktı."
Bedenindeki her hücreye inme inmişti, genç kızın.
Sustu. İçine akıttı; tüm suskunluğunda avaz avaz bağırdığı çığlıklarını,hıçkırıklarını.
Aklından geçirdiği kelimeler temiz bir kağıda döküldü.
'Daha dün bu yatakta bedenlerimiz birleşmişken bana ne demişti?
Benim bir saçmalık olduğumu dillendirmişti.'
"Artık görüşmesek iyi olur."
Çöken yatağın tarafının eski hâlini almasıyla gerçekler gün gibi yüzüne çarpttı.
Bir şeyler demek istiyordu ama boğazına yapışmıştı kelimeler. Düşünceleri arasına gömülürken kapının sert bir şekilde kapanmasıyla dudakları büküldü.
Sevdiği adamın gidişini bile izleyememişti.
Sevdiği adam,
gidişini bile yasaklamıştı
sevdiği kadına.
Terkedilmiş ve sözde bir aşkın kurbanı olmuş genç kızın, hayata tutunma hikayesidir.
"Biliyorum. Artık beni sevmiyorsun."
Midlake-Small Mountain
Zihnimde devrilen anılar gözlerimin önünde tekrar canlandı. O dokunuşlardan sonrası elimden kayıp giden sevdiğim adamın adını zikrettim. 'Ersan.'
Geri dönüşü olmayan zamanda kulaç atıyordum. Belki de o güne o ana dönmek istiyordum.
"Bu..imkansız." Oturduğum siyah tek kişilik rahat koltuktan kalkıp yaşlı adamın suratına baktım. Gözlükleri arkasında gizlediği ela gözleriyle bana kararlı bir şekilde bakıyordu. "Bu..saçmalık. Böyle bir şey olması imkansız!"
"Hamilesiniz,Defne hanım." dedi naif sesiyle. "Tebrik ederim,tekrardan." Elindeki pak kağıtları masanın üstüne yavaşça koydu.
"Bir hata olamaz mı? Emin misiniz? Bir yanlışlık olma.." Cümlemi tamamlamama izin vermedi. "Kan testinde yanlışlık veya hata olmaz kızım." Gözlerim fal taşı gibi açıldı.Gerçekten o kan testinden hiçbir hata olamaz mıydı? Bence olurdu.
"O halde şimdi ben hamile miyim?"diye mırıldandım.
Karşımdaki adam gülümsedi.Zayıf suratına rağmen oldukça yanaklıydı ve gülünce yanakları kızarıyordu. "Bir defa daha demeyeceğim kızım.Hamilesin işte. Koş eşine haber ver." Son cümlesiyle ağırca yutkundum. Ben evli değildim. Eşi geçtim benim sevgilim bile yoktu. "Hamileyim." Güler gibi bir ses çıkardıktan sonra hıçkırmaya başladım.
Dudaklarıma gebe kalan harfler kalbimin üstüne bir gölge gibi düştü.İçimde kendi canımdan bir can taşıyor ve besliyordum. İnanılmaz bir duyguydu ama bu korkunun sebebi neydi?
"Hadi kızım mutluluk gözyaşlarını dışarıda dök.Daha kaç hastam var benim senin haberin var mı?" Yaşlı doktordan küçük bir azar yememle kaşlarımı çattım.Ben burda ağlıyordum beni teselli edeceğine azarlıyordu ama haklıydı.O kadar hastanın zamanından çalıyordum.Hıçkıra hıçkıra yavaş hareketlerle odadan çıktım ve koridordaki sandalyelerden birine oturdum.Bedenim titriyordu. Bedenimi bırak oturduğum hâlde bacaklarım titriyordu.
"Ne yapacağım ben?" İç sesimin sorusu etli dudaklarımdan dingin bir şekilde çıktı. "Bilmiyorum."Derin bir nefes alıp parmaklarımı yavaşça üstümdeki tişörte getirdim ve karnıma dokundum.Onu hissettim.Parmak uçlarımdan ayaklarıma kadar onun ağırlığını kalbimin tam ortasında hissettim. Sanki o kalbimin ortasındaki boş sandalyeye çoktan oturmuş ve içimi ısıtıyordu.
"Be-beğim."Titreyen sesimi aldırmadan ona sesledim birkaç defa. Gözyaşlarımı elimin tersiyle silip hafifçe fısıldadım. Siyahın en bilinmeyen tonuna sahip olan yüzüme yapışan saç tellerimi geriye doğru iteklerken. "Ben senin annenim. Benden korkma ya da sadece benden kork. Bu dünyada benden başka kimseden korkma."Sertçe yutkunurken bakışlarımı tavana diktim. Gözyaşlarımı içime akıttım.
Parmaklarım karnımdaki varlığı keşfetmek adına daha çok gezinirken içimdeki duygular karmakarışık bir hâl almıştı.Başımı sallayarak oturduğum sandalyeden kalktım. Ne yapacaktım? Daha öğrenciydim ve elime mesleğimi almamıştım.
Çantamın içinde çalan telefonumla düşüncelerimin arasından sıyrıldım ve hızlıca çantamı karıştırıp zar zor bulduğum telefonumu açtım. "Kızım neredesin? Allahtan bugün erkek arkadaşımla tanışacaktın." Gizem'in ufak bir hayıflanmasıyla alt dudağımı dişlerimin arasına alıp kemirdim. Resmen aklımdan çıkmıştı ama Gizem bir haftadan beri beynimi kemiriyordu bu gün için.
"Gelmedi değil mi?"
"Hayır ama on dakikaya burada olacakmış."dedi heyecanlı sesiyle konuşmaya devam ederken. "Sen kaç gibi burada olursun?"
Kolumdaki saate baktım. En az on beş dakikaya orada olurdum.
"Yaklaşık on beş dakikaya orada olurum. Oldu mu?" diye sordum çantamın kulpunu düzeltirken. "Oldu ama çok geç kalma.Sen ağladın mı? Sesin bir değişik geliyor?"Kaşlarım havalandı. Bu kız her şeyi anlamak zorunda mıydı? Zorundaydı.
"Yok..hayır. Ağlamadım. Erkek arkadaşını beş dakika fazladan bekleteceğim için umarım incileri dökülmez."dedim zorla kıkırdamaya çalışırken.
"Hadi ya onun incileri dökülmesin. Kıyamam." Sondaki m harfini eriyen kaşar gibi uzatmasıyla gözlerimi devirdim. "Bazen tam bir geri zekalı oluyorsun,farkındasın değil mi?" Ruhsuz bir ifadeyle söylendiğimde cevabı gecikmedi.
"Evet ve farkındayım. Neyse hadi ben kapattım."
Gizem'le kendimi bildim bileli arkadaştık. Aynı yetimhanede büyümüştük.Üniversiteye başlayacağımız yıllar kendi bütçemizde bir ev tutmuştuk ama onu bile zar zor ödüyorduk. Durumumuz pek iyi sayılmazdı. Bir sene daha böyle idare edebileceğimizi sanmıyordum.
Hastaneden ağır adımlarla çıkıp önündeki otobüs durağına doğru yöneldim.Devlet hastanesi olduğu için oldukça kalabalık bir sıra vardı.
"Tamam annem geçti." Kucağında bebeğin ağlamasını dindirmeye çalışıyor ama bebek daha çok ağlıyordu.Tenime baskı yapan sıcaklıkla gerilirken derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Huzurlu hissetmeye çalıştım ama olmadı. Bu sıcak güneşin altında kavruluyordum.Ensemi terleten saçları sağ tarafımla topladım ve ağlayan bebeği gördüm. Yüzü ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Acaba neyi vardı?
'Sen şimdi o bebeğe n'olduğunu düşünme. Karnındaki bu bebeği ne yapacaksın onu düşün.'
İçimdeki Defne'nin cevabıyla burnumdan sert bir nefes alıp verdim. "Rica etsem bir dakika bebeğimi tutar mısınız?" Kolumda hissettiğim soğuk parmaklarla yanımdaki kadına dalgın bir şekilde baktım. "Rica etsem.."Cümlesini tekrar edeceği sırada cevapsız bıraktığım sorusunu cevapladım. "T-tabi ki."
Bebeği bana yavaşça uzattı ve elimle küçücük bedenini kavradım.Okyanuslarına bakakaldım. Gözlerinin rengi çok güzeldi.Nazar değmesin diye "Maşallah.Çok güzel. Allah analı babalı büyütsün."dedim içten bir şekilde cıvıldayarak.
"Çok iyi bir anne olacaksınız bence. Bende susmayan çocuk sizde sustu." diye fısıldadı kısık bir sesle ardından da hafifçe esnedi. Sanırım uykusuzdu. Bunu kan toplayan gözlerinden anlamak mümkündü.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten." Kollarını açıp kucağımdaki bebeği annesinin kollarına bıraktım.Dudaklarım yukarıya doğru kıvrım kazandı,gözlerimi hafifçe kıstım. 'Gerçekten senden iyi anne olur,Defne.'
Gelen ilk otobüse binip kendimi cam kenarından bir yer seçtim. Cam kenarında oturmayı severdim; etrafı incelemeyi, insanların telaşını, yolda yürüyen çiftleri, gökyüzünü...
Başımı cama yasladım. Kuzguni karası gözlerimin yandığını hissettim ama bu kez mutluluktandı bu yaşların sebebi. Benim ne annem ne de babam vardı ama bebeğim olacaktı.
Benim, bebeğim olacaktı.
Benim, o kutsal duyguyu tatmamı sağlayacaktı. Saçlarımın yüzüme döküldüğünü hissettim. Göğsüm yanmaya başladı. 'Peki ya Ersan?'
"Kendini öldürdü."Bir an kaşlarım çatıldı. "Öldü,o." İçimdeki küçük çocuğun sorusuna buz gibi cevap verdim. Gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Kalbimde hissettiğim o garip his boğazımı ele geçerdi.
Dudaklarımı birbirine kenetledim. Yol boyunca içimdeki çocuk bir an olsun konuşmadı. Gizem'in verdiği adrese yakın bir durakta indim ve sahil boyunca biraz yürüyüp derin nefesler alıp verdim. Kuzguni gözlerim denizin güzelliğine kayarken tebessüm ettim. "Deniz." Benden habersiz bir şekilde karnımda toplanan ellerime baktım. "Senin adın Deniz olsun mu küçüğüm?" Cevap vermesini bekler gibi saniyeleri bu anda topladım. Sanki cevap vermiş gibi mutlu olurken denizin kokusunu içime çekip ellerimi karnımdan çektim ve yürümeye devam ettim.
Sahil kenarındaki kafe görüş açıma girer girmez bileğimdeki tokayla dağınık saçlarımı hızlıca topladım. Genellikle güçlü hissetmek istediğimde bu saç modelini tercih ederdim şu an olduğu gibi.
Kafenin girişine vardığımı anlamamla üstümü başımı düzelttim ve cam kapıyı ittirip kafenin içine girdim. Beni karşılayan renkli ortamla içim açılırken Gizem görüş açıma girdi. Kolundaki saate bakıp yanaklarını şişirmiş bir vaziyette bizi bekliyordu. Paytak adımlarla yanına ilerlememle renki gözleri, kuzguni gözlerimi karşıladı. "Sonunda." dedi rahatlamış bir şekilde.
Sandalyesinden kalkıp içten bir şekilde sarıldı. "Hoş geldin canım."
"Hoş buldum.Seninki daha gelememiş."
Geri çekilip karşısındaki sandalyeye oturdum. Buradan deniz manzarası çok güzel görünüyordu.
"Beş dakikaya burada olacakmış. İyi misin?"
"İyiyim." dedim çantamı masaya koyarken. "Biraz üşütmüşüm."
"Tabi her gün duş alıp saçlarını kurutmadan yatarsan olacağı bu. Bende seni hamile sanmıştım." Son kurduğu cümleyle kaşlarım çatılırken güldü.
"Şaka şaka. Çatma kaşlarını. Sana da şaka yapılmıyor hiç." Kollarını önünde bağlayıp sırtını sandalyeye dayadı.
"Ne alaka Gizem? Saçma salak konuşma." Sinirden yanaklarım kızarmaya başlamıştı.
"Ya tamam sinirlenme. Ne bileyim? Aklıma Ersan geldi acaba aranızda bir şeyler geçmiş olabilir mi?" Hafifçe eğilip gözlerimin içine baktı. "Mercimek fırın." Fısıldadı.
Ellerim titremeye başlamıştı. Masanın üstündeki çantamı alıp ayaklandım. "Benim midem baya kötü oldu. Erkek arkadaşınla sonra tanışırım Gizem." Arkamdan söylenen Gizem'i aldırmadan kafeden çıktım.
Aklıma getirdiği kişiyle ensemin gerildiği hissettim. Zaten o adamla birlikte olmak başlı başına bir saçmalıktı. Ersan'ın ismini duyunca kendimi kaybediyordum. Yaşadıklarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçerken bir arabanın korna sesiyle kendimi güçlü kolların arasında buldum.
Hızlanan kalbim korkudan kasılırken kesik kesik nefesler aldım. Az önce ölmekten son anda kurtulmuştum. Kolların hafifçe gevşemesiyle onun gözlerini gördüm. Elaya batan gözleri kuzguni gözlerimi kuşatırken aramızdaki bakışma devam etti. Sessizliğin içinden yükselen çığlık seslerimle gözlerim dolarken ilk konuşan o oldu.
"Bu kadar dikkatsiz olduğunu bilmiyordum Defne." Alaycı gülümsemesi yüzünü süslerken doktorun sesi kulaklarımda ses buldu. 'Hamilesiniz.'
Hiç bir şey demeden kendimi başka yöne yönlendirirdim. Sırtımdaki bakışları beni karalıyordu.
"Sen iyi misin?" Bana doğru birkaç adım attığını hissettim.
"İyiyim. Rahat bırak beni!" Omzumun üstünden ona sert bir bakış attım. Başını dikleştirip yüzümü bir süre inceledi.
Belki de yüzümden hissettiklerimi okumaya çalıştı bilmiyorum. Gözlerimi tekrar önüme çevirdim ve aynı saniyede yerin ayağımın altından kaydığını hissettim. Sanki zaman geriye sarıyordu. Kendimi karanlığın içinde bulurken onun;sesi, kokusu organlarımı ele geçirdi.
***
"Bir adamın deniz kadar büyük yüreğini sevdim."
Karanlığın himayesi altında ezilmiş bedenim, motor sesiyle kendine gelirken beynimin toplanmasını bekledim. Az önce onu görmüştüm. Kanlı canlı karşımda durmuş ve hiç bir şey olmamış gibi gülümsemişti.
Hafifçe kıpırdanmamla gözlerimi açtım. Yanımda hissettiğim Ersan'ın varlığıyla avuç içlerim terlemeye başladı. O şu an tam yanımdaydı.
Geçen üç ayın sonunda yanımdaydı.
Uzun zamandır görmediğim suretini istemsizce inceledim.Beni terkettikten sonra değişmişti diye uzun uzun baktım.Saçlarını kestirmişti, yüzündeki sakalları uzatmıştı ama kokusu aynıydı. O gün taktığı kolundaki saati yine takıyordu. Gözlerinin bana çevrilmesiyle arabayı kenara çekti.
"Hastaneye gidiyoruz biraz daha iyi misin?" Gözlerimi kısarak ona baktım.
"Sadece hamileyim." Kurduğum cümlenin ağırlığı altında ezilirken elaya çalan gözleri büyüdü.
Karanlık onun gözlerini yuttu.
Ağırca yutkunup arabadan indim. Derin nefes alıp yürümeye çalıştım ama arkamdan indiğini sert bir şekilde kapanan araba kapısından anlamak mümkündü.
"Defne, bekle!" Birkaç adım atıp durdum. Sadece durdum. Zaman sanki durmuş ve bizi kaderin değiştiği o güne geri sarıyordu. Göz kapaklarıma çöken ağırlıkla yutkundum.
Onun gidişini izleyememiş ben, şimdi sevdiğim adamın benim gidişimi izlemesini istemiyordu. Adımlarının bana yaklaşmasıyla derin nefes alıp verdim.
Saç tellerimden akıp geçen saliselerle önüme geçti ve o yitik ela gözleriyle bana baktı. Sanki gerçekleri gözlerime bakıp anlayacaktı. Gözlerimin hareketlendiğini hissettim.
Gözlerim bile ondan kaçıyordu.
"Az önce dediğin.." cümlesini tamamlamasına izin vermedim. "Doğruydu ama senin için bir saçmalıktan başka neyim ki ben?" Bu soruyu daha çok kendime soruyor gibiydim.
"O çocuk benden mi?" Kolumu kavramasıyla dişlerimi birbirine kenetledim. Yüzünü inceledim. Yanaklarındaki çukurlara kaydı gözlerim. Sinirlendiğinde daha da çukurlaşırdı şu an ki gibi. "Sana bir şey sordum! O çocuk benden mi?"
Kolumu sert bir şekilde bırakmasıyla ağırca yutkundum. Sessizliğim onu daha çok sinirlendiriyordu. "Aldırmayı düşünüyorsun değil mi?" Gözlerinin karnıma doğru hareket etmesiyle gülümsedim. Bu gülümse içimdeki acıların bitik yansımasıydı.
"Çok geç. Onun artık kalbi atıyor ve sorunun cevabı hayır. Bu çocuk benim."Tek kaşını kaldırdı ve bana o kadar sert bir şekilde baktı ki bir an beni öldüreceğini düşündüm.
"Senin mi? Bu çocuğu kendi kendine mi yaptın!?" Sert bir şekilde sordu.
"Sana bu konu hakkında konuşma hakkını kim veriyor? Bu çocuk benim ve söz söylemeye hakkın yok." Ona karşı sert bir şekilde cevap vermemle alnındaki çizgiler belirginleşti. Sabrını zorluyordum.
"Sana bir kez daha soruyorum. O çocuk benden mi?" Sessizliğimin beni tekrar ele geçirmesiyle omuzlarımdan sert bir şekilde tutup yüzüme doğru eğildi. "Eğer o çocuk bendense onu dünyaya getirmeyeceksin! Duydun mu beni?" Gözlerime oturan öfkeyle ona baktım. Bu cümleleri bana acı veriyordu. Onu hâlâ daha severken benimle böyle konuşması gururumu kırıyordu.
"Getireceğim. Eğer bir çocuk sahibi olmak istemiyorsan önlemlerini alacaktın,Ersan." Omuzlarındaki ellerini ittirdim. Dediğimi yeni anlamış gibi kaşları havalandı. "Beni ve bebeğimi rahat bırak. Bir daha karşıma çıkayım deme!"
"Yoksa?"
Parmak uçlarımda yükselip öfkeli gözlerimle o ela gözlere baktım. Gömleğinin yakalarını kavrayıp o son sözlerimi söyledim. "Allah yarattı demem gebertirim seni!" Hızlıca ellerimi çekip yürüdüm.
"Bu iş burada bitmedi,Defne!" Arkamdan bağırmasıyla kasıldığımı hissetim. Bu adamın ne kadar inatçı bir keçi olduğunu biliyordum. Ersan'ın cümlesini umursamamaya çalışıp karşıdan karşıya geçtim.
Günün ağırlığı ayaklarıma vururken düşüncelerim susmak bilmiyordu. Üç ay geçmişti aradan.
O gece o karanlık gece tekrar gözlerimin önüne geldi. Bedenlerimizin birbiriyle uyumu, her şey yalan mıydı? Olamazdı. Çalan telefonumun sesiyle irkildim.
"Defne nerdesin?" Yürümeye devam ettim. "Hastaneden çıktım. Eve gidiyorum. N'oldu?" dedim telaştan uzak sesimle.
"Ben sana hastaneden çıkınca beni ara seni alırım demiştim." Saçımdaki tokayı çıkarıp saç diplerime tırnaklarımı batırdım. "Gizem'e sözüm vardı. Hem temiz hava baya iyi geldi." Gözlerimi Ersan'dan tarafa çevirmemle onun bakışlarıyla kesişti gözlerim. Bana bakıyordu.
"Tam olarak nerdesin şu an?" Arabada olduğunu anlamak zor değildi,çalan müzik sesinden.
"Masal kafenin yakınlarındayım." Telefonumu diğer tarafa alıp kaldırımda yürümeye devam ediyordum bir yandan.
"Tamam. Gördüm seni." Kapanan telefon sesiyle adımlarımı durdurup etrafıma baktım ve Ömer'in arabasının hemen yanımda durduğunu görmemle şaşırdım. İçeriden bana eliyle gel işareti yapıyordu. Dediğini yapıp yavaş hareketlerle sürücü koltuğunun yanındaki kapıyı açtım ve yerleştim.
"Neyin varmış?" dedi ben kemeri takmaya çalışırken yardımcı olmak için eğilmesiyle Ersan'ın sinirli bakışlarını iki metre öteden gördüm. Emniyet kemerini takıp geriye çekilmesiyle arabayı harekete geçirmesi bir oldu. Arada bakışlarını üstümde hissediyordum. "Aslında.." parmaklarımla oynamaya başladım. Ömer benim için Gizem'den bile daha yakındı. Daha anlayışlıydı, ağzı sıkıydı. Onunla da yeni tanışsakta ona hayatımdaki insanlardan daha çok güvendiğimi biliyordum. Biliyordu.
"Çekinmene gerek yok. Neyin varmış?" Gözlerini yoldan ayırıp suratıma baktı. "Bir şeyim yok sade..ce hamileyim." Arabayı fren yapmasıyla kaşları yukarıya havalandı.
"Ne?"
"Sakin ol. Bizi öldürecek misin?" Yolun ortasında durduğumuz arabaya birkaç kişi çoktan korna basmaya başlamıştı. "Sen şimdi.." başımı evet anlamında salladım. Yüzündeki şaşkınlık ifadesi anında dağıldı ve aniden bir öfke yerleşti.
"O şerefsizden değil mi!?" Ömer'in gözleri öfkeyle karnıma çevrildi. "Doğurmayacaksın değil mi?"
"Doğuracağım." Net çıkan sesimle yüzüme baktı. "Ne yapmaya çalışıyorsun?! Hayatını mahvetmek mi istiyorsun?" Sinirli görünüyordu.
"Sakin olur musun? Hayatımı mahvettiğim falan yok." Kollarımı önümde bağlayıp devam ettim. "Lütfen artık yolun ortasında beklemeyelim." Dikiz aynasından arkadan hızla gelen araçlara baktım.
Arabayı tekrar harekete geçirmesiyle direksiyonu sert bir şekilde kavradı. "Saçmalık. Sen daha kendine bakamıyor musun? Bir de o piçin çocuğuna mı bakacaksın?"
"Doğru konuş! O benim bebeğim. O benim çocuğum." Sinirle Ömer'e bakmamla yanlış bir şey demiş gibi alt dudağını kemirdi. Kıvırcık, dağınık saçlarını geriye doğru ittirip bal rengi gözleriyle yüzüme baktı. "Ben öyle demek istemedim. Yanlış anlamadın değil mi? Ben sadece.."
"Sen sadece beni düşündüğün için konuştun. Yanlış anlamadım." İfadesiz bir şekilde suratıma baktı. "Sevindim." dedi mırıldanarak. Arabayı evin sokağına çevirmesiyle yola çevirdim gözlerimi. Her zamanki gibi bomboştu. Hiçbir neşesi yoktu bu sokağın.
Arabayı yavaşça oturduğumuz binanın önünde durdurdu. Emniyet kemerimi çıkarıp ona baktım. "Gizem'e söyledin mi?"
"Hayır." dedim sessizce sanki kimsenin bu gerçeği duymasını istemeyen bir çocuk gibi. "Peki, ne zaman söyleyeceksin?"
"Bilmiyorum. İnan hiçbir şey bilmiyorum. Bu çocuğu doğurunca nasıl büyüteceğimi bile bilmiyorum. Onu da geçtim. Daha kirayı bile doğru dürüst ödeyemiyoruz. Nasıl halledeceğim hiç bilmiyorum." Omuzlarımın çöktüğünü hissettim.
Bağlı kollarıma elini sokup elimi tuttu. "Ben senin yanındayım. Sana yardım ederim." Tebessüm etti. "Ama ilk önce kendini düşünmeni istiyorum. Tek başına bu çocuğu büyütebilecek misin?"
"Tek başıma olmayacağım ki çocuğumun bir teyzesi bir de.." dudağıma yerleştirdiği işaret parmağıyla cümlemi tamamlayamadım. "Devamını lütfen getirme." Gözleriyle dudaklarıma öyle bir bakıyordu ki sanırım bu zihnimin resmettiği bir oyundu.
"Ben seni seviyorum Defne." İtirafı karşısında şaşkına dönerken bal gözleri kısıldı. "Bana lütfen o cümleyi tamamlama olur mu?" Dudağımın üstündeki parmağını çekip yanağıma değdirdi. Yüzüme değen saç tellerini geriye ittirdi ve hafifçe yaklaşırken cama tık tıklayan kişiyle hızlıca geri çekildi. Az önce n'olmuştu?
Kardeşim olarak gördüğüm Ömer bana sevgisini itiraf etmişti ve bununla da kalmayıp resmen biri camı tık tıklamasa beni öpecekti. Yan tarafımdaki kapının açılmasıyla Gizem'in içeriye doğru başını sokması bir oldu. "Siz az önce öpüşüyor muydunuz?" Sorduğu soruyla yanaklarım kızarırken Ömer hızlıca arabadan indi.
"Saçmalama." Kalkmaya yeltendiğim için geriye çekilip gülümsedi. Arabadan inip hızlıca kapıyı kapattım. Ömer ise binanın girişinde resmen bizi bekliyordu. "Hem sen sevgilinle değil miydin? Niye buradasın?"
"Sevgilimle geldim. Sen eve kaçınca onu buraya getirmek zorunda kaldım." Arkamızdaki araca doğru bakmasıyla bakışlarımı o tarafa çevirdim. Onun zehir elası gözlerini görmemle nutkum tutuldu. Ersan, Gizem'in sevgilisi olamazdı! Bu imkansızdı!
Ersan'ın arabadan inip bize doğru yönelmesiyle bedenimin titrediğini hissettim. "Ömer gelsene seni eniştenle tanıştıracağım." Ömer, Ersan'ı daha önce görmüştü. Eğer şimdi görürse sakin kalmayacağını adım gibi biliyordum.
Ersan'ın tam karşıma geçmesiyle donup kaldım. "İşte sevgilim, Esir Karabey."
"Esir?" Kaşlarım havalanırken gözlerim doldu. "Bana da ilk duyduğumda garip gelmişti." Ersan'ın elini tutmasıyla Ömer'in yanıma geldiğini anlamak uzun sürmedi. Soğuk nefesini dibimde hissediyordum. Bakışlarım Ömer'e çevrildiğinde bal gözlerinin bana kısık bir şekilde baktığını gördüm. 'Yapma' anlamında başımı sağa sola sallayıp koluna tutundum tek elimle.
"Memnun oldum." Elini bana doğru uzatan Ersan'a Ömer öyle bir bakış attı ki korkudan diğer elimle de Ömer'in kolunu sardım. Göğüs kafesinin hızla inip kalkmasıyla Gizem konuştu. "Defne ve sevgilisi Ömer." Gizem'in Ömer'i sevgilim diye tanıştırmasıyla kaşlarım çatıldı. Sevgilim olmadığını biliyordu.
"Sevgilisi?" Ersan'ın tek kaşı havalandı ve çenesinin kasıldığını hissettim. Ömer elimi tutup alaycı bir şekilde gülümsedi. "Evet yakında evleniyoruz çünkü Defne hamile." Üstüme üst üste eklenen yalanlarla dudaklarımı birbirine mühürledim.
"Acılarımın üstüne konasın var."
Gerçeklerin üstünü bir avuç yalan kapatmış ve içinden bir fidan gibi yeşermişti bebeğim.
"Ne demek Defne hamile? Ne şimdi ben teyze mi oluyorum?" Gizem ellerini çarpıp bana sıkıca sarıldı. "Çok sevindim kuşum. Ay ben yeğenime neler neler alacağım." Hevesle geri çekilip tek elimle karnıma dokundu.
"Merhaba. Ben Gizem senin teyzenim." Baş parmağıyla arkasındaki Ersan'ı gösterdi. "Esir'de senin enişten benim sevgilim." Nefesim boğazıma takılırken hızlıca öksürdüm. Bebeğim babası eniştesi mi olmuştu? Gizem geri çekilip Ersan'ın koluna girdi.
Ersan'ın havadaki eli kasılırken konuştum. "Memnun oldum Esir. Defne ben." Karşımdaki insanın hoyrat bakışlarından siyahlarımı kaçırıp bana uzattığı elini yavaşça kavradım. Avuç içindeki çizgiler çizgilerimle bütünleşti.
"Memnun oldum." Baş parmağımla işaret parmağının arasına yerleşen parmağı kemiği sıkarken üstüme uyguladığı baskıyı hissedebiliyordum. Hem bedensel hem ruhsal olarak bana acı uyguluyordu Ersan. Pardon! Esir!!
Bana ismini niye Ersan olarak söylemişti? Aklımdaki cevapsız soruları susturup elimi çekmeye yeltendiğimde elimi hareket ettiremedim bile. Gizem'e bakışlarımı çevirdim. Oldukça heyecanlı görünüyordu. Genellikle heyecanlandığında parmaklarıyla oynayıp alt dudağını ısırırdı. Şu an olduğu gibi.
Esir'in Ersan olduğunu öğrense yanına bile yaklaştırmayacağından emindim. Peki Gizem'in suçu neydi? Ya benim hayatıma sızmak için Gizem'i kullanıyorsa?
Ersan'ın elimi yavaşça serbest bırakmasıyla Ömer elini Ersan'a doğru uzattı. "Bende çok memnun oldum Esir." sondaki isim dudaklarının arasından o kadar sert çıkmıştı ki bir an tükürür gibi söylediğini farkettim ya da bir küfür eder gibi.
Ersan hiç bir şey demeden Ömer'in elini kavradı. Parmaklarım boşlukta asılı kalırken Gizem yanıma geldi ve koluma girdi. "Esir'i akşam yemeğine davet ettim. Umarım bir problem olmaz." Hafifçe fısıldadı.
Bu durumdan rahatsız olsamda sadece başımı sallamakla yetindim. Ömer'le Ersan'ın arasındaki geçen bakışmayı Gizem'in sesi böldü. "Ömer sende akşam yemeğine kalsana. Hep birlikte vakit geçiririz." Bana biraz daha sokulurken söyledi Gizem.
"Olur. Hem Defne ile konuşacağım şeyler var." Kaşlarımın çatıldığına adımın Defne olduğu kadar emindim.
"Tamam o zaman. Dışarda beklemeyelim.Eve geçelim." Ersan'ın bakışları Gizem ve benim aramda gidip gelirken ağırca yutkundum. Bu adam üç ay önce aniden hayatımdan çıkıp şimdi aniden hayatıma giriyordu ve bunun farklı bir nedeni olmasından ölesiye korkuyordum. Gizem'i sırf benim için kullanıyorsa bunun hesabını bana verecekti.
Gizem benim her şeyimdi; arkadaşım, annem, babam ve olmayan kardeşim.
Gizem'in hafifçe hareketlenmesiyle adımlarımı ona uydurdum. "Nasıl, sevgilimi beğendin mi?" Bakışlarımı onun bir yıldız gibi parlayan kahvelerine çevirdim. İçimdeki Defne 'Onun Ersan olduğunu söyle!' desede sanki kelimeler boğazımda takılı kalmıştı.
"Beğendim." Çenemin titrediğini hissettim. O an tamda şu an sanki kanım çekiliyordu. Kalbim kan pompalamak yerine sadece duruyor ve varlığını sorguluyordu.
"Bir şey soracağım?" dedi Gizem. "Siz Ömer'le hangi ara işi pişirdiniz? Ersan'la birlikteyken Ömer'i de mi idare ettin?" Sorusunun ağırlığıyla hızlıca kolundan çıktım ve sert bir şekilde suratına baktım.
"Beni hangi konuma koyduğunun farkında mısın sen?" Tek kaşım kendiliğinden havalandı.
"Sakin ol. Bize bakıyorlar. Sana o anlamda demediğimi biliyorsun." Arkamızdan gelen Ersan ve Ömer'e bakarak konuştu. "Bilmiyorum. Sende o zaman dediklerine dikkat et. Beni hangi konuma koyduğunu ve ne kadar kırıcı olduğunu fark et." Dudaklarını büktü. "Peki sen niye 'Ömer, Defne'nin sevgilisi.' dedin?" Kollarımı önümde bağlayarak Gizem'e baktım.
"Sizi arabada resmen öpüşmek üzerindeyken gördüm. Arkadaş arkadaşı öper mi? Çocuk yapar mı?" Bana mantıklı bir şekilde yönelttiği sorularla tekrar hareketlenip apartmanın girişine doğru yöneldim. Arkamdan geldiğini biliyordum.
"Haklıyım değil mi?" dedi bilmiş bir ses tonuyla. Bazen gerçekten sinirimi bozuyordu. "Haklısın. Sus, tamam." Omzumun üstünden Gizem'e bakıp apartmanın kapısını ittirdim.
Yüzündeki gülümsemeye anlamsız bir ifadeyle baktım. "Teyze oluyorum." dedi tekrar koşarak yanıma gelip arkamdan sarılırken ve o anda Ömer'i Ersan'ın yakasına yapışmış bir şekilde gördüm. Nutkum tutuldu. Ersan'ın adem elmasının hareketini buradan görüyordum. Saldırmak için zamanı kolluyordu.
Ela gözleri bir aslanın avına odaklanması gibi gözlerime kenetlenmesiyle bedenimin titrediğini hissettim. Ömer'in söylediklerinin dinlemediği hâl ve tavırlarından belliydi. Gözleri kısıldı ve yüzündeki ifadesizlik büyüdü.Retinamın yandığını hissettim. Sanki bu yüz ifadesiyle bana olacakları önceden dillendiriyordu. Bana kıyametin çok yakında olduğunu söylüyordu.
Hafif kıvırcık saçları alnına devrildi. Soğuk esen rüzgar bedenimi titretirken Ersan, Ömer'i tek hareketiyle ters çevirdi. Ömer'in sağ elini sırtına sabitledi. Alaycı bir şekilde üst dudağı yukarı kıvrıldı ve dudakları hareket etti. "O ve bebek benim." Dudak hareketlerini okumamla kalbimin sol köşesine buzlu iğneler battı.
Ela gözleriyle bana bakarken tekrar etti, o cümleyi. "Defne ve karnındaki çocuk benim." Ela gözlerin ortasına yerleşen ruhsuz ormanda bedenimin soğuğu kucakladı. Beni bir kuyu gibi dibine çekiyordu. Gizem tam bakışlarımını sabitlediğim noktaya bakacağı sırada engelledim. "Çok üşüdük teyzesi. Eve geçelim biz. Nasıl olsa onlar gelir." Gizem'in cevap vermesine fırsat vermeden elini tutup apartmanın içine çektim.
Merdivenlerin basamaklarını birer birer çıkarken Gizem'de yanımda çıkıyordu. "Bunlar nerede kaldı ya?"
"Belki erkek erkeğe konuşacakları şeyler vardır. Belki Ömer, Ersan'ı sen konusunda tembihliyordur." Kurduğum cümlenin gerçekçiliğini düşünemiyordum. "Eniştem beni mi koruyor?" Hafifçe kıkırdadı. Sarı saçlarını geriye doğru ittirdim ve hafifçe tebessüm ettim.
Oturduğumuz dairenin önüne gelmemizle Gizem çantasındaki anahtarlığı çıkardı ve arasından seçtiği bir anahtarla kapıyı hızlıca açtı.
Evin içindeki ferah kokuyla Gizem'in çıkmadan önce temizlik yaptığını anlamam uzun sürmedi. "Temizliklerde yapılmış bakıyorum." Beyaz spor ayakkabılarımı çıkarırken söylendim.
"Her ihtimale karşı hazırlıklı olmam gerekir." Hafifçe göz kırpmasıyla neyi ima ettiğini anlamam uzun sürmedi. Ersan ve Gizem'in hayali öpüşme sahnesinin gözümün önünde canlanmasıyla midem bulandı.
"Siz hiç.." cümlemi Ersan'ın içeriye gelen sesi böldü. Ömer ise yanında yoktu. "Gizem benim acil bir işim çıktı, gitmem gerek." Beni yok sayarak sadece Gizem'e bakıyordu.
"Tamam sevgilim, görüşürüz." Gizem, Ersan'a doğru ilerleyip yanağına bir buse kondurdu. Sanki damarlarımdaki kan geriye doğru çekiliyordu.
Sevdiğim adamı, kardeşim dediğim kişi öpüyordu.
Kardeşim dediğim kişi seviyordu.
Kardeşim dediğim kişi 'sevgilim.' diyordu.
Gözlerimin dolmaya başlamasıyla hızlıca ayakkabılarımı ayakkabılığa koyup odama girdim ve sert olmayacak şekilde kapıyı kapattım.
Kalbim acıyordu. Bedenim sızlıyordu. Sanki her yanım parçalara ayrılmış, dökülüyordu.
Yatağıma oturup gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. "Ben neyin içine düştüm Allahım?"
2.Bölüm 2.Part
(6 ay önce)
Kış mevsimini gülümseten, karın güzelliğiyle kuzguni gözlerimle ağaç dallarının üstünde biriken karı izlemeye başladım. Bugün hava oldukça soğuktu ve yeni yıla girmeden bizi kar karşılamıştı.
Her yıl yaptığım gibi kağıt kalemi elime almış bir şekilde bu sene istediklerimi düşünüyordum. Genellikle gerçekleşen bir liste değildi ama kendimi bildim bileli bunu yapıyordum.
Hatta yıllar önce ilk istediğim şeylerden biri sıcak bir yuvaydı. Çünkü yetimhanede büyümek zorunda kalmıştım.
Babam daha ben bir aylıkken annemi öldürmüş ve hapse girmişti. Aslında annesiz babasız büyümemin sebebi kanımdan canımdan öz ve öz babam yüzüneydi. Benden hem annemi hem kendini çalmıştı.
Parmaklarımın arasındaki kalemi sağlayıp 2018'den istediklerim diye bir başlık attım.
2018'den istediklerim
1-Aşk
2-Mutluluk
3-Sağlık
Siyah mürekkeple kirlettiğim kağıdın üstüne sert bir şekilde bıraktım kalemi ve sandalyeye sırtımı dayadım. Odanın kapısının hızlı bir şekilde açıklamasıyla baş parmağımla ön dişlerimi ittirdim.
"Defne dışarıya çıkıyor muyuz?" Omzumun üstünden kapının aralığından içeriye başı uzanan Gizem'e baktım. "Sen çık. Bende bir saate çıkarım." dedim. Bu yılbaşını evde geçirmek gibi niyetim yoktu.
"Tamam o zaman ben çıkıyorum. Araşırız." Tek gözünü kırpıp odanın kapısını hafifçe kapattı. Bugün yılın son günüydü ve ben bir yıl daha yaşlanmıştım. Ailesiz bir yıl daha geçirmiştim. Buruk bir şekilde tebessüm edip oturduğum sandalyeden kalktım.
Beyaz odanın tam köşesinde duran gardırobuma yönelip hızlıca kapağını açtım. Normal bir genç kız tarzından takılıyordum. Gece kıyafetlerinden çok kot pantolonun ve kazaklarım vardı.
Daha geçen hafta indirimden aldığım siyah marka kazağı yatağımın üstüne bırakıp altım içinde geçen yıl alıp bir kere bile giymediğim kısa deri eteği askılıktan yatağa çıkardım. Bence gayet iyi bir kombin olmuştu. Fazla abartmaya gerek yoktu.
Saçlarımı Gizem'in düzleştiricisiyle su dalgası yaptım ve daha bir ay önce aldığım makyaj malzemelerimle en iyi yaptığım makyajı yaptım. Kırmızı rujumun tenim ile uyumu gözlerimi alırken pijama üstümü yavaşça çıkarıp, kazağımı makyajım bozulmaması adına başımdan yavaşça geçirdim.
Bu kazak cidden bana yakışmıştı. Altımdaki pijamayı da çıkartıp ince siyah külotlu çorabı ayağımdan geçirdim ve hızlıca mini deri eteğimi de giydim. Oldukça güzel uymuşlardı. Boy aynasına gidip kazağın altında kalan saçlarımı geriye doğru ittirdim. Sırtıma çarpan saçlarımla kendimi inceledim.
Acaba annem nasıl biriydi? Aklıma gelen soruyla suratım düştü. Aynadan bakışlarımı çekip uzun siyah çizmelerimi ayağıma geçirdim. Dış kapıya doğru yönelip askılıktan siyah kabanımı koluma aldım. Kapıdan çıkacağım sırada aklıma sonradan gelen çantamı da alıp kapıyı kapattım. Merdiven basamaklarını hızlıca inip apartmandan çıktım. Soğuğun bacaklarımı ısırmasıyla titredim ve koluma attığım kabanı hızlıca giydim.
Kar yavaş yavaş yağmaya devam ederken etrafıma baktım. Sokakta doğru dürüst insan yoktu. Hava kış kokusuyla dolmuşken yüzüme sımsıcak bir gülümseme yayıldı.
Burnumdan çektiğim nefesi huzurla geri verdim. Telefonum sessizde olduğunu hatırlayıp hızlıca çantamdaki telefonu elime aldım ve gördüğüm cevapsız aramalarla Gizem'i aradım.
"Nerdesin sen?" Ufak bir sitem vardı Gizem'in sesinde. "Şimdi çıktım evden sen nerdesin?" Adımlarımı hızlandırarak mahalleden çıktım.
"Alışverişteyim. Bizim okuldaki arkadaşlarla karşılaştım da sana söylemem gereken bir şey var." Adımlarım yavaşladı. "Dinliyorum. Söyle."
"Bizim okulun partisi varmış sadece öğrenciler için. Oraya gitsem olur mu?" dedi mahcup bir şekilde. "Ne yani beni ekiyor musun?"
"Öyle de denilebilir."
"Peki. İyi eğlenceler." Telefonu yüzüne sert bir şekilde kapattım. Beni son anda ekmesi hiç hoşuma gitmemişti. Sinirli bir şekilde geri döneceğim sırada aklıma gelen fikirle hafifçe gülümsedim.
Yakınlardaki alışveriş merkezine yönelip param yettiğince oyuncak alıp ve kızların ihtiyacı olan şeyleri topladıktan sonra büyüdüğüm yurdun yolunu tuttum. Geçmişte yılbaşı günleri yurda gelen çiftler bize birkaç eşya getirdiğinde çok mutlu olduğum anlar geldi gözümün önüne.
Bugün zaman oldukça hızlı ilerliyordu. Hava tam olarak kararmasa da sokak lambaları çoktan yanmaya başlamış. Cılız ışık kar tanelerini gün yüzüne çıkıyordu.
Yurda uzun zamandır uğramamıştım. Hem çalışıyor hem okula gidiyor ve ev işini idare ediyordum. Aslında kendimi bu şekilde hayata atıp büyütüyordum. Yurdun kapısının önüne gelmemle bir arabasına yaslanmış sigara içen genç bir adamı görmeyi beklemiyordum.
Birkaç adım atmamla bakışlarını üstüme çevirdi. Gözleri kısıldı. Gözlerini cılız sokak lambasının altında zar zor seçebiliyordum. Sanırım elaydı.
Sigarasını dolgun dudaklarından çekip konuştu. "Yıl başını birlikte geçireceğiz, sanırım." Bakışları bakışlarıma mühürlendi. Şaşkınlık içinde kaşlarım havalanırken konuştum. "Anlamadım?"
"Çocuklara hediye getirmiş gibi duruyorsun." Elimdeki paketlere çevirdi bitik gözleri. Sigarasını bir kez daha içine çekip dalı yere fırlattı ve siyah marka botlarıyla yanan dalı söndürdü.
"Evet." dedim hafifçe tebessüm ederken ama karşımdaki adamın yüzündeki bir mimik bile oynamadı. Sanki kış soğuğu onun yüzündeki mimikleri dondurmuştu.
Bakışlarını boyası dökülmüş yurda çevirdi ve arabasına dayadığı bedenini dik bir hâle getirdi. "Gitsek iyi olur. Çocuklar pencereden hevesle bize bakıyor." Baktığı yöne başımı çevirmemle elime değen soğuk parmakları hissettim. Bedenime binlerce iğne batırılıyor gibi hissettim.
Yüzünü daha yakından görmemle nefesim kesildi. O çok güzeldi. Sanki kusursuz bir resmin gerçek hayattaki yansıması gibiydi.
Paketlerin olduğu poşetleri teker teker parmaklarına dizip arabanın arkasına doğru yöneldi ve açılan bagajdan poşetleride eline alıp yanıma yöneldi. Yanımda hiç durmadan ilerlemesiyle arkasından bakakaldım. Oldukça güçlü kuvvetli görünen omuzları dikkatimi çekti.
Beynimdeki pak kağıda onun görüntüsünü resmederken omzumun üstünden öyle bir bakış attı ki onu incelerken yakalandığımı düşündüm. "Gelmiyor musun?" Kavisli kaşı havaya kalktı.
"Geliyorum." Paytak adımlarla onun yanına gelmemle hareketlendi ve girişte bizi karşılan İlknur'u görmemle gülümsedim. "Defne abla!" Koşturarak yanıma gelmesiyle hafifçe eğildim öyle bir sarıldı ki hızlıca kucağıma alıp sulu öpücükler kondurdum.
"Ersan abi!" Kucağımdan aramızda bir adım olan adama doğru ellerini uzattı. Genç adamın yanıma doğru yaklaşmasıyla İlknur hem ona hem bana sarıldı.
Güçlü parfüm kokusuyla kasılırken ağırca yutkundum. "İlknur biraz daha sıkı sarılırsan öleceğim." dedim. Aslında onun sarılmasından değil bu genç adamın bağımlılık yapan kokusundan ölecektim.
"Ama özledim." Kollarını gevşetti. "Bende seni özledim." dedim yanağına birkaç kez sulu öpücük kondururken.
İlknur hızlıca bir kez daha boynuma atıldığında genç adam geriye çekilip bizi inceledi. Yüzündeki sert ifadenin yavaşça yumuşamaya başladığını hissettim.
İlknur'u yavaşça yere indirmemle ayaklarımı sardı. Başını yukarıya kaldırıp suratıma baktı. "Sen neredeydin şapşal?"
"Üzgünüm seni ihmal ettim ama çalışman gerekiyordu." Dudaklarımı bükerek İlknur'un mavi gözlerine baktım. Başını hafifçe silmemle otuz iki dişini göstererek gülümsedi.
"Hadi içeri geçelim. Daha fazla üşüme." Elimi uzatmamla hızlıca tuttu ve genç adama boşta kalan elini uzattı. Ela gözlerin tekrar gözlerimi bulmasıyla bakışlarımı kaçırdım.
Bizi yönelten küçük fareye uyarak elini tutan adamla yurda giriş yaptık. Misafir yerine doğru bizi yönlendiren İlknur'a uydum.
Elimi bırakıp hızlıca bir masa kapmasıyla gülümsedim. Bende peşinden gidip yanındaki sandalyeye oturdum. Yanımdaki sandalye yavaşça çekildi ve onun varlığından önce kokusunu duydum. Güçlü karamel kokusuyla gözlerimi kıstım.
Elindeki paketleri yavaşça masaya bırakmasıyla İlknur için aldığım hediye poşetini alıp İlknur'un önüne uzattım. "Bu senin." Heyecandan mavi gözleri büyüdü ve hızlıca paketi açtı.
Gördüğü bebekle gülümsedi. "Çok güzel!" dedi bebeğin saçlarını severken. "Yalnız hissettiğinde buna sarıl ve aynı zaman da beni özlediğinde de." Elindeki bebeğe bakıp konuştu. "O zaman adı Defne olsun mu?"
"Olsun." dedim duygulanarak. Elindeki bebeği alıp arkadaşlarının yanına doğru ilerledi. Güçlü bir sesin saçlarımın arasından zihnime ulaşmasıyla içim titredi. "İlknur'u ne zamandan beri tanıyorsun?"
Başımı ondan tarafa çevirmemle burnu burnuma sürttü. İçimde kırpınan duygularla aniden geri çekilirken cevap verdim. "Yurdun kapısına bırakıldığından beri." Tek kaşı havalandı.
"Sende mi?"
"Evet. Bende kimsesiz bir çocuktum." Buruklara gülümseyip önüme döndüm. "Burada büyüdüm." Önüme dönmemle Sinem ve Yeliz'i gördüm. Bana gülümseyerek bakıyorlardı.
Yanıma gelmelerini işaret etmemle yavaşça geldiler. "Defne abla." Oturduğum sandalyeden kalkıp ikisine bir sarıldım. "Çok güzel olmuşsun." dedi Yeliz.
Sinem geri çekilip beni inceledi. "Çok çok çok güzel olmuş demek istedin herhalde." Hayran hayran bakışlarına gülerek cevap verdim. "O sizin güzelliğiniz benim güzel kızlarım." İkisininde yanaklarını öptüm. Uzun bir sarılmanın ardından masanın üstündeki benim aldığım paketlerden ikisini alıp teker teker onlara verdim.
"Bu senin için Yeliz. Her yıl günlük tuttuğun için bu yılki günlüğünü ben almak istedim." Elimdeki paketi alıp mahçup bir şekilde baktı. "Ne gerek vardı abla? Yine de teşekkür ederim." Tebessüm etti.
"Bu da senin için Sinem." Elimdeki paketi alıp açmasıyla gülümsedi. "Abla bot mu aldın bana? Ne gerek vardı?" dedi elindeki siyah bota hayran hayran bakarken.
"Botunun su geçirdiğini biliyorum." dedim hafifçe mırıldanırken. "Bu arada İrem nerede?"
"O sana kızgın." dedi ikisi bir ağızdan. Evet kızgındı. Bu yurttan ayrılalı iki yıl oluyordu ve onu buradan alacağıma söz vermeme rağmen alamamıştım yanıma.
Son kalan paketi de onlara uzattım. "Ona bunu verir misiniz?" İkisi de masum bir şekilde başını salladı. "Tabi ki abla." dedi.
Kızların yanımdan uzaklaşmasıyla arkamdaki genç adama baktım. "Benim işim bu kadardı. Size iyi yıllar." Arkamı dönüp gideceğim sırada bileğimden kavradı. "Yılbaşını erken kapatmıyor musun?" Konuşmaya devam etti. "Bir şeyler yapmak ister misin? Sende sanırım benim gibi yılbaşını tek geçirenlerdensin." Elini yavaşça uzattı. "Bu arada ben Ersan Karabey."