ELLİOT
Güneş masmavi gökyüzünde kendini gösterirken önünü kapatan tek bir bulut bile yoktu,buna rağmen bilek boyuna kadar gelen karları eritmeye yetmiyordu gücü. Havada esinti olmamasına rağmen arabanın içinde titredi Elliot. Klimanın derecesini arttırdı.
"Bir şeyler mi alsak ?"
"Aç mısın şimdiden ?"
"Kate bana yağlı yiyecekleri yasakladı." Dedi sinirle ."Kolesterolüm tavan yapmış kendime dikkat etmem gerekiyormuş, artık meboliza mıdır monaliza mıdır ne zıkkımsa eskisi gibi çalışmıyormuş." Dedi doktorun dediklerini alayla taklit ederek.
"Metabolizma."
"Her ne boksa. Açlıktan ölüyorum, doktorlar her zaman fazla abartıyorlar."
"Doktorun dediklerine dikkat etmelisin."
"İşte ! Kenara çek. Buranın sosislileri harika oluyor." Dedi Patrick az önce söylenenleri umursamadan yolun kenarındaki seyyar satıcıya bakıyordu. Elliot sadece göz devirmekle yetindi. Ne derse desin bu aç adamı hiçbir şeyin durduramayacağını biliyordu.
Polis arabasıyla devriye gezerken bugün oldukça sakin geçiyordu. Saat öğlen bire gelirken bütün gün komşular arasında çıkan küçük bir tartışma ve sokakta sarhoş bir adamın insanları rahatsız ettiği ihbarı ile geçmişti. İnsanların neden bu saatte içtiğini asla anlayamıyordu.
Polis arabası sosisli arabasına yaklaşırken adam tezgahından başını kaldırmış ve arabanın içindeki polislere gerginlikle bakmıştı. Elliot'un kaşları merakla kalkarken adamın bu garip gerginliği hemen polis formuna bürünmesine sebep oldu.
Arabadan inerken gözlerini adama dikmiş,adamdaki gerginliği yorumlamaya çalışıyordu. Patrick hiçbir şey fark etmeden bir eli açlıkla guruldayan karnında heyecanla tezgaha yaklaştı.
"Bana iki sosisli,içinde bol hardal olsun."dedi arka cebindeki cüzdanına uzanırken.
Elliot sadece ayakta duruyor ve adamı inceliyordu. Adam aldığı sipariş ile tezgahın üstündeki ekmeklere uzanırken etrafına bakındı Elliot. Her şey bir anda oldu. Tezgahın üzerlerine devrilmesi ile ne olduğunu anlamadan Patrick bağırarak geriye düştü. Elliot'un sadece dengesi kayboldu ve elleriyle destek alır halde yerde koşarak uzaklaşan adama bakakaldı.
"Lanet ! Siktir ! Noluyor ?!" Patrick düştüğü yerden debelenerek kalkmaya çalışırken Elliot ayağa fırladı ve tezgahı Patrick'in üstünden hızlıca kaldırdı. Üzerindeki ağırlığın kalkmasıyla nefes alan Patrick kendine geldikten sonra hemen koşmasını işaret etti.
"Git ! Yakala şu pisliği !"
Elliot emin olmayan bir ifadeyle bakınca Patrick'in yüzündeki sert ifade hemen koşmaya başlamasını sağladı. Çoktan köşeyi dönmüş olan adamın peşinden koşarken aklı hâlâ yerde olan koca,yaşlı adamdaydı.
"Dur !" Diye ikaz etti. Tabi ki hiçbir işe yaramamıştı, her zaman zor yolu seçiyorlardı. En sonunda köşeyi döndüğünde karda yürümeye çalışan birkaç insandan başka kimse yoktu. İnsanlar ona garip garip bakarken kemerinde asılı olan şok tabancasını çıkarttı ve sokak aralarındaki konteynırların arkalarına baktı. Burnu soğuk havayı çok sık soluduğu için yanarken adamın bir anda nasıl ortadan kaybolduğunu anlayamamıştı. Birkaç dakika daha bakındıktan sonra diğer ekiplere anons etti ve geri dönmeye karar verdi. Yakında bulunurdu.
Bulundukları sokağa girerken birkaç insanın Patrick'in etrafında toplandığını görünce kalbi korkuyla atmaya başladı. Onlara doğru koşarken bir yandan insanların arasından hala yerde olan ortağını görüyor ve kalp krizi geçirdiğinden korkuyordu. Neden hâlâ kalkmamıştı ?
"Çekilin !"diye bağırarak önündeki insanları eliyle kenara itti ve yerde yarı oturur pozisyonda duran yaşlı adama baktı. Patrick bir yandan eliyle kalçasını tutarken diğer yandan küfürler savuruyordu.
"Patrick !"dedi Elliot endişeyle.
"Lanet piç ! Elime bir geçirirsem o zama- iyiyim çocuk panik yapma. Sadece kalçamı incittim."
"Ambulansı arayın." Dedi etrafındaki insanlara.
Kısa bir süre sonra ambulans gelmiş ve götürmüştü yaşlı adamı. Elliot ambulansı arkadan takip ederken diğer yandan Patrick'in karısı Kate'i arıyordu.
"Tanrım ne oldu dedin ?"
"Lütfen sakin olun Bayan Kate. Önemli olduğunu düşünmüyorum-yine de emin olamıyordu. Patrick yaşlı bir adamdı- sadece kayıp düştü. Şimdi ambulans ile ha-"
"Ambulans mı ?! Bana doğruyu söyle Elliot ! Bir şey mi var ?!"
"Bayan Kate lütfen sadece hastaneye gelin. Önemli bir şey yok." Burun çekme sesi geldi arkadan. Bayan Kate'in ağladığı için kırık olan sesi duyuldu.
"Tamam. Tamam. Hemen geliyorum."
"Bu arada Bayan Kate,pantalon getirebilir misiniz ?"
~•~
Hastaneye vardıklarında Patrick'i röntgen odasına almışlardı hemen. Elliot dışarıda beklerken bir yandan müdürle konuşuyor,olanları anlatıyordu.
Röntgen filmi çıkınca doktor ışıkta dikkatlice baktı ve önemli bir şey olmadığını söyledi. Yaşlı bir adama göre herhangi bir kırık veya çatlak görünmüyordu. Elliot rahat bir nefes aldı ardından Patrick'in odasına girdi.
"Tampon sağlam görünüyor."dedi gülümseyerek.
"Hah ! Ne sandın. Benim gibi yaşlı canavara kolay kolay bir şey olmaz." Dedi kendini beğenmişlikle."Adam ne oldu ?"
"Yakalandı, diğer ekip bulmuş. Uyuşturucu satıcısıymış." Röntgen çekilirken haber gelmişti.
"Lanet bok kafalı herif !"diye söylendi.
"Favori mekanın olduğunu söylemiştin."
"Evet ama bu adam değildi. Yerine kardeşi geçti sandım." Elliot başını salladı.
"Kate yolda."
"Ah Tanrım ! Neden aradın ?!"
"Pantolon lazım olur diye düşündüm."dedi kar yüzünden arkası ıslanmış pantalonu işaret ederek.
"Lanet !" Diye homudandı. "Ona şüphelendiğimiz için adamın yanına gittiğimizi söyle tamam mı çocuk ?"
"Sorun yok."dedi gülerek Elliot.
"Neden gülüyorsun ?! Eğer öğrenirse evde başımın etini yiyecek." Dediğinde Elliot başıyla onaylamış ancak kıkırdamaya devam etmişti. Bayan Kate panikle içeriye girerken ikisininde başı ona döndü.
"Patrick ! Patrick !"
"Sakin ol be kadın,ölmedim."
"Oh ! Tanrım ! Nasıl oldu bu ?!" Diye sordu,Elliot üç kere anlatmamış gibi. Yatağın kenarında kocasının elini tutmuştu. Panikten Elliot'u görmemişti bile.
"Lanet herifin teki üstüme sosisli arabasını devirdi." Dedi sinirle.
"Oh ! Zavallı kocam benim, hangi lanet pislik benim kocam-bir dakika ne arabası dedin ? Sosisli mi ?!"
"Ne diyorsun be kadın biz uyuşturucu satıcısını yakaladık."
"Uyuşturucu satıcının sosisli arabasıyla ne işi varmış ?!"
"Malları orada saklıyormuş işte."dedi bıkkınca Patrick.
"Operasyon olduğunu söylemedin devriyen vardı bugün. Ne yani sosisli arabasında gariplik olduğu için mi baktınız ?!" Tanrım bu kadın fazla zeki diye düşünmeden edemedi Elliot.
"Yaralıyım ya az insaf et !"
"Yine boğazın durmuyor değil mi ?! Sosisli almak için gittin değil mi ?!"
"Ne diyorsun ?! Yaralıyım ve ıslağım pantalonumu getirdin mi ?"
"Bir gün kolestrolden gideceksin. Neden doktorun dediklerini yapmıyorsun ?! Sana yasak dedi."
"Sadece kontrol etmek için inmiştik çok istiyorsan Elliot'a sor !" Dediğinde kadın yeni hatırlamış gibi Elliot'a döndü.
"Ah, tatlım sen iyi misin peki ?"
"Ben iyiyim Bayan Kate, lütfen endişelenmeyin."
"Emin misin tatlım ? O pislik sana saldırmadı değil mi ?"
"Hayır, ben kenarıya kaçmayı başardım. Gayet iyiyim gerçekten. Teşekkürler."
Kadının endişeli ve tatlı yüzü bir anda değişti. Elliot kaşlarını istemsizce kalkarken yüzündeki tebessüm yavaşça soldu. Kadındaki değişimi izledi şaşkınlıkla.
"Pekala, eğer bana yalan söylersen bunu anlarım ve çok üzülürüm. Bu yaşlı kadını üzmek istemezsin değil mi ?" Dediğinde ne diyeceğini bilemiyordu Elliot. İçinden Bayan Kate gelmeden neden odadan çıkmadığı için kendine söverken cevap vermesi gerekiyordu.
"Ih..tabi Bayan Kate."
"Harika. Şimdi söyle arabadan kontrol için mi indiniz yoksa sosisli almak için mi ?" Kadının sakin ve kontrollü ses tonu daha da korkunç yapıyordu onu.
"Ah..biz.." Ne diyeceğini bilemez halde gevelerken ona dikkatle bakan yeşil gözler içini dahi görebiliyormuş gibi hissettiriyordu. Birden telefonu çalmaya başladığında içinden Tanrıya şükürler etti. Kim olduğuna bile bakmadan telefonu cebinden çıkarttı ve cevapladı.
"Afedersiniz, buna bakmalıyım." Dedi kulağında telefon hızla odadan çıkarken.
"Elliot ?"
"Evet ?" Kim olduğuna bakmadan açtığı için sesi tanımaya çalışıyordu.
"Haber vermemi istediğin için aradım. Suda bulunan kızın sonucu çıktı." Dediğinde kalbi heyecanla atmaya başladı.
"Ee ?"
"İnanamayacağın bir şey bulduk üstünde."
"Ne ?"
"Tanrım, kız bir *Tempore viator."
(*Zaman yolcusu )
~•~
"Efendim anlamıyorsunuz, kızın vücudunda herhangi bir iğne izi yoktu."
"Yeter. Şimdi de adli uzman mı oldun ?! Sonuçlar geldi işte."
"Kızın vücudunda şekilli ekimozlar var."dedi. Ekimozdu, buna emindi artık. Morlukları kendisi görmüştü. Bunu morgta anlayamadığı için kendine küfretti. Kızın intihar ettiğine karar vermişlerdi bile.
"Bu raporda gayet açık belirtilmiş. Kız suda bulundu Elliot. Vücudunu bir yere vurmuş olması gayet normal. Her ekimoz bir cinayet göstergesi olmuyor."
"Kızın öylece öldüğünü düşünmüyorum efendim. Cinayet olma olasılığı-"
"Senin düşüncelerine göre hareket etmiyoruz. Şimdi daha fazla canımı sıkmadan çık dışarı." Dedi sözünü keserek.
Elliot'un elleri yumruk yapmaktan bembeyaz olmuştu. Son kez sinirle baktı karşısındaki kalın kafalı herife. Tek derdi parasını alıp defolup gitmek, nasıl olduğunun bir önemi yok diye düşündü nefretle. Dişlerini sıkarak kapıdan çıkarken kapıyı çarpmamak için kendini zor tuttu. Bir şeylere vurmak istiyordu.
'Adli tahkikat, dış muayene bulgularına göre boğulma sonucu öldüğü, Ölümün ölü muayene saati olan 15:30 İtibariyle 2-3 gün önce meydana geldiği görüş ve kanaatimi bildiririm.'
Sinirle tekrar okudu raporu. Adli uzman otopsi yapma gereği bile duymamış, intihar olduğuna karar vermişti.
Dün
"Bu da ne demek ?"
"Zaman yolcusu anlamında. Latince."
"Zaman yolcusu mu ? Tanrı aşkına neden bahsediyorsun Brock ?"
"Kız suda bulunduğunda fark ettiniz mi bilmiyorum ama bir kolye takıyordu. Kolye yüzyıllar öncesine ait. Kral ve kraliçelik zamanlarına."
"Kolye mi ?" Morgta kızın boynunda bir şey olup olmadığını hatırlamaya çalıştı.
"Sanki geçmişten gelen bir prenses gibi."
"Belki de ona aittir. Yani büyük büyükannesinden kalmış olamaz mı ?"
"Sorun da bu. Kolye ile ilgili biraz araştırma yaptık ve gerçekten çok eski ayrıca kız kolyenin sahiplerinin neslinden olamaz."
"Neden ?"
"Hah..bak,uzun hikaye. Sen neredesin şu anda ?"
"Hastanedeyim. Patrick yaralandı."
"Harbi mi ? Ciddi bir şey değildir umarım." Dediğinde Elliot aralık kapıdan içeriye baktı. Patrick ve Bayan Kate hala kavga ediyorlardı.
"Sorun yok gibi görünüyor. Yine de bir süre işe gelebileceğini sanmıyorum."
"Benimde çok zamanım yok. Yarın buraya uğrayabilir misin ?"
"Evet. Gelebilirim."dedi emin olamıyordu ama bir şekilde gidecekti.
"Harika. O zaman yarın konuşuruz." Ardından telefon kapandı.
O gece doktorlar Patrick'i gözetim altında tutmak istemişler ve işine dönmesi için en az iki hafta dinlenmesini söylemişlerdi. Kemikte bir şey olmasa bile kas zedelenmesi vardı. Ayrıca kolesterolü gerçekten yüksekti.
Her ne kadar kalmak için ısrar etse de Bayan Kate onu göndermeyi başarmıştı. İkiside yaşlı olduğu için acil bir durumda onlar için endişeleniyordu, gitmeden önce eğer bir şey olursa ona hemen haber verecekleri sözünü aldıktan sonra aklında zaman yolcusu olan kızla birlikte eve döndü Elliot.
Uyumak için yatağına girdiğinde bile aklında hala geçmişten gelen ölü bir prenses vardı.
~•~
Hızlıca ofise girdi ve ceketini aldı. Nasıl olsa bugün doğru düzgün iş falan yoktu.
"Hey ? Nereye böyle ?" Dedi merakla Jess. Patrick'in yerine geçici olarak gelmişti. Elliot müdürün bu hızına şaşırsa da işine gelmişti. O evraklarla tek başına boğuşmayacaktı. Koyu kahve saçları ve siyah kare gözlükleriyle geçici masasında dosya işleriyle uğraşıyordu Jessica.
"Biraz işim var. Çok uzun sürmez, acaba benim yokluğumu-'
"Sorun yok ortak. Ben hallederim, keyfine bak."dedi Jessica gülümseyerek. Garip bir kızdı ama iyiydi.
"Sağol Jessica, bir ara sana kahve ısmarlarım." Dedi mahçup olmuşçasına. Daha yeni tanıştığı kızdan yardım istiyordu, Jessica yapmak zorunda değildi.
"Anlaştık." Teşekkür edercesine tebessüm etti Elliot. Ardından hızlıca Adlı Tıp Merkezine doğru yola koyuldu.
İçeriye girdiğinde gözleri Broc'u aradı. Ardından bütün binayı gezmek geriye telefon etmeye karar verdi. Brock telefonu ikinci çalışta açmıştı.
"Elliot ? Burada mısın ?"
"Evet, sen nerdesin ?"
"Benim odama gel. İkinci katta ilk koridordan sağdaki ilk kapı."
"Odanın yeri mi değişti ?"
"Evet, artık bir manzaram var. Bekliyorum."
"Tamamdır."
Elliot hızlıca asansöre doğru giderken heyecanlıydı. Uzun zamandır ilk defa böyle bir davaya denk gelmişti. Cinayetler elbette oluyordu ama hiçbiri filmlerde olduğu gibi zeki, sosyopat katiller tarafından işlenmiyordu. En azından burada öyleydi.
Yirmi yaşlarında bir dedektif olduğunuzda ve iş hayatınızdaki tek olaylı şeyin kırk yaşındaki bir adamın cesedini karısını aldattığı için arka bahçede gömülmek üzere bulduğunuzda pek eğlenceli olmuyordu. Tek yapmaları gereken birkaç gündür kayıp olan adamın karısıyla konuşmak için evlerine gitmek olmuştu.
Asansör ikinci katta durduğunda ilk koridora dönmek üzereydi ki ilk başta tanıdık gelmeyen bir yüz ona selam verdi.
"Dedektif, burada ne arıyorsunuz ?" Dedi Adli tıp uzmanı Dr. Jonathan Osborne.
"Doktor Osborne ?"
"Bir ceset daha var deme lütfen,kızın bedeni daha bir kaç gün önce geldi."
"Merhaba. Ah hayır, aslında o kız için gelmiştim."
"Aynı kızdan bahsediyoruz değil mi ? İntihar eden ?"
"Evet." Öldürülen.
"Neden bir intihar vakası için geldiniz ki ?" Ne zaman bu kadar meraklı oldunuz Dr. Osborne ?
"Sadece merak ettiğim birkaç şey vardı, Brocla uzun zamandır konuşmadık."
"Siz Profesörle arkadaştınız değil mi ?" Dedi kaşlarını çatarak. Yeni hatırlamış gibiydi. Ardından gülümseyerek Elliot'a döndü. "Pekala, ben sizi daha fazla tutmayayım o zaman. İyi günler dedektif."
"İyi günler Doktor." Ardından hızlıca ilk koridora girdi. Tanıdık bir başkasıyla daha karşılaşmak istemiyordu. Eğer dedektif olursanız herkes tarafından tanınırdınız: Doktorlar, katiller, kurbanlar ve ölü doktorları. Adli doktorluğun anlamını birçok insan anlamıyordu, ölü doktoru daha kolay bir terimdi işlerini anlatmak için.
İçeriye girdiğinde Broc önündeki kağıtların arasında kaybolmuş gibi görünüyordu. Kapının sesini duyunca başını kaldırdı.
"Elliot, nasıl gidiyor ?" Dedi. Gülümseyerek ayağa kalıp masasının önündeki koltuklardan birisine geçti. Siyah tenine nazaran bembeyaz dişleri ve önlüğü ile dikkat çekiyordu. Brock asla kırk altı yaşında bir adam gibi göstermiyordu. Ölüler bile onu yaşlandırmayı başaramıyor diye düşündü iki adam tokalaşırken.
"Fena değil." Etrafına bakındı,odadaki her şey yeni kokuyordu."Hayırlı olsun."
"Sağ ol, Patrick nasıl oldu ?"
"Daha iyi, iki hafta izinli. Kas zedelenmesi ve yüksek kolesterolü var."
"İşler sana yıkılmış olmalı."
"Aslında diğer ekipten birini gönderdiler."
"Hızlıymış."
"Bende şaşırdım. O adamın bir işi becerebilmesi için en az iki güne ihtiyacı oluyor." Dediğinde ikiside güldü. Matthew'in beceriksizliği herkes tarafından biliniyordu.
"Kahve ?"
"Aslında çok zamanım yok, uzun kalamam."
"Endişelenme, sana anlatacak uzun bir hikaye veremeyeceğim ne yazık ki." Masasına doğru ilerleyip iki kahve söyledi. Yerine geçmeden önce masasından birkaç tane kağıdı aldı.
"Tempore Viator. Oldukça ilginç aslında. Kolyeyi ilk gördüğümde ucuz bir şey olduğunu düşünmüştüm ama milyon dolar ettiğini kim bilebilirdi ki ?"dedi başını iki yana sallayarak. O kolyeyi umursamadan poşetin içine koyduğunu hatırladı. Elinde milyonlar tutmuştu. Kağıdı okuması için Elliot'a uzattı.
Fransız Devrimi'nden önceki son Kraliçe Marie Antoinette'e ait inci ve elmas kolye yazıyordu kağıdın başında. Altında oval, elmas ve yağmur tanesi şeklinde inci bulunduran kolyenin resmine baktı. Resmin altında kocaman bir başlıkla yazılmış olan Mücevherlerin İki Buçuk Asırlık Uzun Yolculuğu'nu okumaya başladı.
'Çok savurgan olduğu gerekçesiyle Fransız halkı tarafından pek sevilmeyen Marie Antoinette, Fransız Devrimi'nden sonra yaklaşık dört sene boyunca hapis tutulduktan sonra Ekim bin yedi yüz doksan üç'te Paris'te giyotin kullanılarak idam edilmişti.
Marie Antoinette'in asistanı Madame Campan'ın kayıtlarına göre ayaklanmadan önce Louvre Sarayı'nda bütün bir geceyi mücevherlerini pamuk bezlere sararak tahta bir sandık içine yerleştirdi.
Sandık önce Brüksel'e, kraliçenin kardeşi Marie-Christine'e, ardından da kendi anavatanı olan Avusturya'ya gönderildi. Burada yeğeni olan imparatorun koruması altına alındı.
Kendisi ve XVI Kral Louis giyotinle idam edilirken, on yaşındaki oğulları da hapiste öldü. Aileden geriye sadece kızları, Marie Therese hayatta kaldı ve bin yedi yüz doksan altı yılında Avusturya'ya gönderildi.
Marie Therese'in kendi öz kızı olmadığından mücevherler daha sonra İtalyan kraliyet ailesinden evlatlık kızı Parma Düşesi Louise'e kaldı. O tarihten beri İtalyan ailenin akrabalarında kalan mücevherler tarihin ilginç oyunlarıyla ortadan kayboldu.'
İçeriye giren kadın gülümseyerek ikisine de kahvelerini uzattı, Elliot teşekkür etti. Konuşmak için çıkmasını bekliyordu. Kadın kapıyı kapatarak çıktığında Brock'a döndü.
"Yani ? Kız onun soyundan olamaz mı ?"
"Kolyeyi aldılar ama dediklerine göre o İtalyan akrabalar korkunç bir şekilde yangında ölmüşler.Kolye çok değerli bu yüzden kolyenin peşine çok insan düşmüş ama kolye sırra kadem basmış ve yok olmuş. Şu ana kadar." Dediğinde Elliot tek kaşını kaldırmış anlamaya çalışıyordu. Kahvesinden yudum aldığında dilini yaktı.
Bu kadar değerli olan ve İtalya'da kaybolan bu kolye nasıl oluyordu da bu kızın boynunda ortaya çıkıyordu ?
"İntihar olduğunu mu düşünüyorsun ?" Dedi aklındaki diğer soruya geçerek. Kızın bedenindeki izleri görmüştü. Brock elini çenesine koydu ve bir süre düşündü.
"Aslına bakarsan kesin bir şey söylemem için otopsi yapmam gerekiyor ama kızı bende gördüm ve ekimozlar çarpma gibi görünmüyordu."
"Değil mi ?"dedi heyecanla Elliot." İzler öylesine değildi belli şekilleri vardı. Düşerken kayalara vurmuş gibi değil,bir aletle vurulmuş gibi."
"Kesinlikle. Beni kıllandıran da bu oldu, morlukların hepsi neredeyse aynı boyutta ama dediğim gibi kesin sonuç için otopsi gerekiyor."
"Kızın kimliği belli değil,intihar olduğuna öylece karar veremezler."dedi sinirle Elliot. Brock sıkkınca nefes verdi.
"Kızı inceledim,öleli iki üç gün olmuş olmalı. "Dedi. Daha sonra bir şey hatırlamış gibi kalktı ve masasının çekmecesinden bir kağıt çıkardı." Bunlar kız için tuttuğum notlar." Koltuğuna geri döndü ve notlarını açtı.
"Bir altmış beş boyunda. Saç rengi açık kahve. Yirmi yaşlarının ortalarında, yirmi üç yirmi dört diyebiliriz." Not defterinin sayfasını değiştirip okumaya devam etti.
" Eski ameliyat skatrisleri, konjenital malformasyonlar, tatuaj vb. bulunmuyor." Brock kaşlarını çatarak birkaçı saniye notlarına baktı.
"Ne ?"
"Kızın vücudunda tedavi amacıyla yapılmış girişimlere ait taze izler, yeni ameliyat insizyonları, cut-down, enjeksiyon izi de yok. Uyuşturucu kullandığını düşünmüyorum,bedenin durumu uyuşturucu için iyi durumdaydı."
"Otopsi yapılamaz mı ?"
"Bunun için ailesini veya onu tanıyan birini bulmalısın Elliot." Brock daha birkaç günlük olan sakallarını ovuşturdu. "Ya da cinayet olduğuna dair bir kanıt."
"Matthew davayı intihar olarak kapattı."dedi sıkıntıyla. Çıkmaz yol diye düşündü. Yine de davanın kapanmış olması onu durdurmayacaktı.
"Matthew her zaman en kısa yolu seçiyor değil mi ?"
"Kesinlikle." Sıkıntıyla sıcak kahveyi umursamadan ağzında dikti.
Elliot departmana geri döndüğünde soğuktan donuyordu. Bir saat içinde karla karışık yağmur yağarken rüzgar şiddetini artırarak daha sert esmeye başlamıştı. Park yerinden departmana gidene kadar bile üstü kar tutmuştu. Ofise girdiğinde Jess Elliot'un soğuktan kıpkırmızı olmuş burnunu ve yanaklarını görünce güldü.
"Fırtına oldukça sert ha ?"
"Tanrım bu soğuk sadece fırtınadan olamaz. Zemheri'den gelmiş olmalı." Elliot bir yandan şikayet ederken üzerindeki şişme kabanı ve beresini çıkartıyordu. Ofisin sıcaklığı ile biraz olsun gevşerken hızlıca masasına geçti.
"Herhangi bir sorun olmadı değil mi ?" Diye sordu emin olmak için. Yaklaşık bir saattir yoktu.
"Hayır. Sanırım soğuğun tek işe yarar yanı,kimse bu soğukta kötülük yapmak için dışarıya çıkmıyor." Dedi gülümseyerek. Üzerinde koyu yeşil bir kazak altında ise mavi kot vardı. Jess dar kazağının içinde kaybolmuş gibi görünüyordu. Oldukça zayıf ve küçüktü. Neden onu masa işlerine verdiklerinin kanıtı gibiydi masanın üzerinde kalem tutan incecik bilekleri. "Sanırım kötüler bile üşür." Dedi düşünceli düşünceli Jess.
"O canavarların insan olduğuna inanmak zor değil mi ?" Dedi Elliot. İki yıl önce Boston'da görev yapıyordu. Canavarların yuvasında. Gördüğü o korkunç şeyleri bir insanın yaptığını unutuyordu. Davalar boyunca hep canavar aramıştı o. Jessica cevap vermeyince masasındaki dosyalara döndü, birkaç dakika sonra Jess konuşmaya başladığında Elliot ofise birinin girdiğini sandı.
"Çoğunlukla masa işlerinde çalıştım ama birkaç kere sahaya inme şansım oldu,tabi şans demek ne kadar doğru olursa." Jess düşünceli bir şekilde masanın üzerindeki beyaz kağıtlara bakıyordu. Konuştuğunun farkında değildi sanki.
"Bir gece ihbar aldık,küçük bir kız çocuğu evinden polisi aramıştı. Olay yerine yakın bir yerdeydik ilk varan ben ve Zack olduk."
"Zack Walker Walles ?"
"Evet. Tanıyor musun ?"
"Bir davada birlikte çalışmıştık." Dedi Elliot. Dava boyunca tanıdığı kadarıyla Zack Walker işini ciddiye alan bir dedektifti, sadece ince noktaları ve parçaları birleştirmekte iyi olduğu söylenemezdi.
"Normalde acil çağrı merkezlerinde mağdur ile konuşan sekreter bize durum hakkında bilgi verir. Yaralı mı ? Saldırgan var mı varsa hala orada mı ? Silahlı mı gibisinden. Ama küçük kız yardım isteği dışında hiçbir şey söylememişti." Derince bir nefes alıp verdi ve başını daldığı kağıtlardan kaldırıp Elliot'a baktı.
"İçeride ne olduğunu bilmiyorduk bu yüzden kapıyı çaldım. Açan olmadı,o sırada ekip lideri bize onları beklememizi söyledi. Zack o arada arka bahçeyi kontrol ediyordu ben giriş kapısındaydım. Bir ses duydum, yardım çığlığı gibiydi. İnce bir sesti bir çocuğun sesiydi sanki,Zack'e seslendim ama duymadı. Bende elime bir taş alıp camdan içeriye girdim,kapı kıramayacağım kadar kalındı."diye açıkladı. Kazağıyla uyumlu yeşil gözlerinde göz bebekleri büyümüştü.
"Salonda ve holde bir şey yoktu,elimde silahımla etrafı geziyordum. Ev dubleksti alt katı hızlıca kontrol ettikten sonra üst kata çıkmak için merdivenlere geldiğimde basamaklardaki gül yapraklarını fark ettim. Kırmızı yaprakları takip ederken banyonun önünde duruyordum,içeriye girdiğimde korkunç manzara oradaydı. Katil öldürdüğünü sanki önemsiz et yığınıymış gibi küvetin içine doldurmuştu. Küvette üst üste duruyorlardı. Küçük bir oğlan ve kız."
"Küçük kız mı ?"dedi şaşkınlıkla Elliot. "Telefon eden kimdi o zaman veya çığlık atan ?"
"Ben bütün evi aradım,katilin hala içeride olma olasılığına karşın. Diğerleri geldiğinde ben çoktan tüm evi aramıştım. Kimse yoktu. Küçük bir çocuğun girebileceği her deliğe baktım. Korkup saklandığını düşünüyordum ama hayır, çocuk falan yoktu. Çocuk olmayınca çığlık atarak yardım isteyen birisi de yoktu. Eve girdiğim için Lee'den iyi bir azar yedim." Elliot o kim der gibi bakınca Jess kaşını kaldırdı.
"Tanımıyor musun ? Bataklık canavarı davası. Oldukça ünlüdür aslında."
"Şu kadınları canlı canlı bataklığa sokan Cedric Hale davası mı ?"
"Evet. Başında Chris Brown Lee vardı. Davayı o çözdü." Dediğinde Elliot anlamış gibi başını salladı. "Peki arayan kimmiş ? Yani küçük kız öldüyse o zaman ?"
"Ev telefonunun üzerinden parmak izi almak istedik ama aileye ait çok fazla parmak izi vardı. Yine de belirgin bir şekilde Lilly'nin parmak izlerine de rastladık. Küçük kızın adı buydu." Jess kucağındaki dosyayı masaya bıraktı ve üstünü silkeledi.
"Aile,yani anne uyuşturucu bağımlısıymış. Çoğunlukla evde bile olmuyormuş." Yüzünde acı bir tebessüm oluştu. Gözlerinde ise nefret vardı."Olivia çocuklarının öldüğünü duyunca oldukça rahatladı. Sanırım ona göre fazladan iki boğaz parası vermeyecekti ve bu iyi bir haberdi." Jess bakışlarını kaldırıp Elliot'a baktı.
Elliot'un yüzünden hiçbir şey okunmuyordu. "Peki ya katil ?"
"Tek bir parmak izi,kıl,ter,tükürük hiçbir şey yoktu. Bulunamadı."
"Çok ilginç."dedi Elliot düşünceli düşünceli.
"Hayalet gibi. 911'i arayan ve yanlış duymadıysam çığlık atan kızı hiç bulamadık."dedi ayağa kalkmış kapıya doğru giderken.
"Yanlış duyduğunu mu düşünüyorsun ?" Jess ofisten çıkmak üzereyken durdu ve Elliot'a döndü.
"Eğer sadece çığlık duymuş olsaydım belki öyle düşünürdüm. Ama kimse ölmek üzereyken Cristo diye bağırmaz değil mi ?" Jess ofisten çıktığında Elliot kaşlarını çatmış arkasından bakıyordu. Neden Cristo diye bağırmıştı ? ki bağıran kişi ölü bir kızdı.
Bu da neydi böyle hiçbir iz bırakmadan yok olan hayalet bir katil ve öldüğü halde bağırıp yardım isteyen bir kurban ?
Jess elinde sandviçlerle geri döndü. İkisi de sessizlik içinde dava dosyalarını düzenleyip yazarken saatler geçmişti bile. Neredeyse çıkış saati geldiğinde Matthew gayet keyifli bir şekilde ofise gelmiş ve ikisine de selam vermişti.
"Patrick nasıl Elliot ?"dedi Elliot'un masasına yaslanıp elindeki kahveyi yudumlarken.
"Bugün hastaneden çıkacaktı. Doktor ona iki hafta rapor verdi. Kas zedelenmesi varmış." Dediğinde Matthew başıyla onayladı.
"Artık yaşlandı ha ? Emeklilik zamanı gelmiştir belki de. Para için sağlığınızdan vazgeçmeyin çocuklar."diye öğüt verdikten sonra da ıslık çalarak odasına girdi. Jess ve Elliot birbirlerine baktı.
"Matthew Patrick'ten üç yaş büyük değil mi ?"diye sordu Jess anlamayarak.
"Evet."
❄️
Elliot saatine tekrar baktı. Sanki ne kadar bakarsa zaman o kadar yavaş geçecekti. İş çıkış saati olduğu için trafik yılan gibi uzuyordu. Sabırla kafasını camdan çıkartıp tarifiğin uzunluğuna baktı. Patrick yarım saat sonra hastaneden çıkacaktı ve araba kullanamadığı için Elliot onları almak için gidiyordu. Saatine tekrar bakarken Matthew son anda çıkan dosya işlerini ona yığdığı için küfretti. Varması gereken yere on dakika geç vardığında hastanenin önünde arabadan hızla inerken hala küfürler ediyordu. Bu gece Matthew'in kulağı iyi çınlayacaktı.
Hastane girişinde koltuklardan birisine yerleşmiş olan çifti koşarken göremedi. Asansöre doğru giderken son anda ona seslenen Kate'in sesini duydu.
"Elliot ! Buradayız." Yaşlı kadın ayağa kalkmış kendini göstermek için el sallıyordu. Elliot hızla onlara doğru yürürken mahçup bir şekilde baktı.
"Üzgünüm. Son dakika Matthew dosya işi çıkardı ve trafik inanılmaz bir şekilde fazla uzundu. Sanırım ileride buzlanma yüzünden kaza olmuş."
"Sakin ol evlat. Sorun yok,uzun süre beklemedik zaten."dedi Patrick. Ayağa kalkmaya çalışırken Elliot hızlıca kolunun altına girdi.
"Geldiğin için sağol tatlım. Bizim için uğraşmana gerek yoktu. Taksi çağırabilirdik."
"Hiçbir şey yapmadım Bayan Kate. Üstelik taksiler bu saatlerde oldukça dolu oluyor."
Bayan Kate'in de yardımıyla Patrick'i arka koltuğa uzanmasını sağlayabilmişlerdi. Üçü de sonunda arabaya binmeyi başardığında Elliot arabayı çalıştırarak yola çıktı.
"Lanet ! Bu soğuk da ne ?!" Dedi huysuzca. Patrick yattığı yerden hızla karanlığa bürünen gökyüzüne bakıyordu. Elliot klimanın ısısını arttırdı.
"Bu kış oldukça çetin geçecek. Soğuklar Batı'dan geliyormuş."dedi Kate cama hızla vurmaya başlayan yağmur damlalarına baktı." Yine de kış hiç bu kadar soğuk olmazdı. Bir anda bozdu. Kendine dikkat et tamam mı tatlım ? Atkı ve bere takmayı unutma."
"Endişelenmeyin Bayan Kate. Doktor herhangi bir ilaç verdi mi ?"
"Her zamanki gibi Statin ve kolesterol diyeti. Evde her şey var tatlım merak etme." Dedi gülümseyerek. Arka koltukta Patrick geğirdikten sonra oh çekti.
"Bütün iş sana mı kaldı evlat ?"
"Aslında Matthew diğer bölümden birini getirdi bile."
"Gerçekten mi ?! Matthew ne zamandan beri bu kadar hızlıymış ? Kim peki ?"
"Jessica diye bir kız. İşinde iyi."
"Kendisi iyi biri mi ?"dedi Kate. Yüzünde hınzır bir gülümseme oluşmuştu.
"Bilmiyorum. Yeni tanıştık ama iyi birine benziyor."dedi Elliot. Kate'in yüzündeki hınzır gülümsemeyi yakalamıştı.
"Güzel mi ?"diye sordu Kate. Heyecanla Elliot'a bakıyordu. Elliot konuyu değiştirmek için aklında binbir fikir dolaşıyordu.
"Bilmiyorum. Dikkat etmedim."dedi umursamazca. Gerçekten de dikkat etmemişti. Aklına Jessica'nın görüntüsü geldi.
"Ah hadi ama ! Siz erkeklerin ilk baktığı şey budur."dedi sahte bir sinirle. Elliot utangaçça gülümsedi.
"Umarım kız güzel diye sana bütün işleri yaptırmıyordur."dedi sertçe Patrick.
"Dosyaların çoğuna o bakıyor aslında."dedi korumacı bir sesle. Kate daha çok sırıtmaya başladı."Patrick, Müfettiş Lee'yi tanıyor musun ?"diye sordu Elliot. Aklına başka bir konu gelmemişti.
"Şu bataklık davasından değil mi ?"
"Evet."
"Sanırım o olaydan sonra Başmüfettiş oldu." Dedi Patrick.
"Ah. Onun baktığı bir dava varmış. Küçük bir kız çocuğu evden ihbar yapmış. Çocuklar banyoda bulunmuş."dedi Elliot. Yanında yaşlı bir kadın varken iki küçük çocuğun öldürülerek küvete sokulduklarını söyleyemezdi. Patrick evet der gibi başını salladı.
"O olayda birisi içeriden birinin Cristo diye bağırdığını duymuş. Bu isim sana tanıdık geliyor mu ?" Elliot ne kadar düşünürse düşünsün bu birkaç mil alanda Cristo adında tek birini hatırlıyordu.
"Cristo mu ? Geçen yıl kalp krizinden ölen şu bar sahibi değil mi ?"
"Evet ama ölmek üzereyken neden o adamın adını bağırsın ki ?" Dedi Elliot. Yoldaki buzlanma yüzünden hızını yavaşlatı,gökyüzü neredeyse simsiyah olduğu için uzunları yaktı.
"Hm." Patrick kaşlarını çatmış arabanın tavanına bakıyordu. Bir kolu alnının üstündeydi.
"Öldürmek için." Cevap Bayan Kate'ten geldiğinde şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne ?"
Kate gözlerini devirdi. "Eskiden insanlar şeytanlar için söylermiş. Cristo latince tanrı demek. Şeytanları öldürmek için söylenirmiş."