BÖLÜM 4: YASAK TENE DOKUNMAK +18

793 Words
Neçirvan Konağı’nın iç kısmı, dışarıdaki taş soğukluğun aksine, içten içe yanan bir köz gibiydi. Sarı ışıklarla aydınlatılmış taş duvarlar, zamanın durduğu bir yer hissi veriyordu. Rengin, Şiyar’ın arkasından yürürken her adımda, ayaklarının altındaki mermer sanki daha sıcak geliyordu. Ama asıl yangın, bedenindeydi. Şiyar durdu. Masif ahşap kapıyı açtı ve ona döndü. "İçeri gel." Rengin bir an durdu. Ama sonra başını dik tutarak içeri adım attı. Oda... erkeksi bir karanlıkla doluydu. Koyu renkli perdeler, raflarda dizilmiş eski kitaplar, deri kaplı koltuklar… Ve duvarın bir yanında büyük, kalın yorganlı bir yatak. Rengin’in boğazı kurudu. Şiyar kapıyı kapattı. Gözleri, Rengin’in üzerinde gezindi. Bu kez hızlıca değil. Yavaşça. Acele etmeden. Tadını çıkararak. Rengin, gözlerini kaçırmak istedi ama başaramadı. Şiyar Neçirvan... adam tam bir kabustu. Ama o kabusun içinde, karşı konulmaz bir baştan çıkarıcılık vardı. Adam 1.90 boyundaydı. Omuzları geniş, vücudu adeta taş gibi sertti. Gömleğinin düğmeleri yarıya kadar açıktı ve altındaki baklava kasları her hareketinde belli oluyordu. Ten rengi buğdaydı ama hafif yanık tonda, güneşte pişmiş gibiydi. Sakalları temiz ama belirgin, çenesini daha da sert gösteriyordu. Ve gözleri… O gözler. Koyu kestane ama neredeyse siyaha yakın. İçinde hem ateş hem buz taşıyan bir çift göz. Baktığında kaçmak istiyor insan, ama bakmadan da duramıyor. Rengin ise bambaşka bir portreydi. Kısa 158 etine dolgun ve kıvrımlı. Kumral saçları, beline kadar uzuyordu. Dalga dalga dökülen saçlarının içinden zaman zaman altın yansımaları parlıyordu. Gözleri ela ama öfkelendiğinde bal rengine dönerdi. Burnu zarif, dudakları dolgun, boynu uzun ve zarifti. Göğüsleri dolgun ama taşkın değil, kalçaları ise yürürken fark edilen cinsten. Şiyar başını hafif yana eğdi. Dudaklarında alaycı bir kıvrım vardı. "Senin gibi kadınların savaş açtığı her adam... ya kendini yakar ya da seni ele geçirmeye çalışır." Rengin dudaklarını araladı. "Benim ele geçirilecek bir yanım yok." Şiyar yaklaştı. Parmak uçları Rengin’in yanağına dokundu. Hafifti. Ama o hafiflikte bile bir ağırlık vardı. "Yanılıyorsun," dedi alçak bir sesle. "Sen baştan ayağa ele geçirilesi bir şeysin." Rengin’in kalbi küt küt atmaya başladı. Ama kıpırdamadı. Şiyar’ın parmakları yanağından boynuna indi. İnce, zarif boğazında gezindi. Rengin, nefesinin düzensizleştiğini fark etti. Göğsü inip kalkarken, gömleğinin düğmeleri arasından teni görünüyordu. Şiyar eğildi. Dudakları, Rengin’in boynuna değdiğinde, kız bir anda gözlerini kapadı. Teninin üzerinde yayılan sıcaklık, onu yaktı. Ama geri çekilmedi. "Seninle savaşmak istemiyorum," diye fısıldadı adam. "Seni istiyorum." Ama bilmiyordu ki bu ona kurulmuş bir tuzaktı. Rengin’in içindeki kırılganlık, yerini başka bir şeye bırakıyordu. Bir teslimiyete değil. Bir kabule. Bu adamla geçireceği her anın, onu biraz daha yakacağını biliyordu. Ama yanmak istiyordu. Ellerini kaldırdı. Şiyar’ın gömleğinin açık kısmına dokundu. Parmağıyla kaslarının üzerinden geçti. Ten sıcaktı. Canlıydı. Tehlikeliydi. Şiyar hafifçe homurdandı. “Yüzüme bak.” Rengin başını kaldırdı. Gözleri birbirine değdiğinde, hava sanki kıvılcımla doldu. Ve sonra, dudakları buluştu. İlk öpücük sertti. Aç, baskın, sabırsız. Şiyar’ın dudakları, Rengin’inkileri kavradığında, kızın dizleri hafifçe titredi. Ama Şiyar onu tuttu. Belinden sardı. Gövdesine çekti. İkinci öpücük… Daha derindi. Dilleri birbirine dolandığında, oda tamamen sessizliğe gömüldü. Tek duyulan şey, iki insanın nefes alışları ve kalplerinin çarpışıydı. Şiyar bir an geri çekildi. Gözleri parlıyordu. "Üzerindekiler... fazla geldi." Rengin’in nefesi kesildi. Ama ses çıkarmadı. Şiyar ellerini gömleğine attı. Düğmeleri yavaş yavaş çözmeye başladı. Her biri açıldığında, Rengin’in beyaz teni ortaya çıktı. Göğüsleri, sutyenle kaplı ama barizdi. Nefes alışlarıyla kalkıp iniyordu. "Çok güzelsin," dedi Şiyar, bakışlarıyla onu soyarken. "Kahretsin, çok güzelsin." Ellerini kızın beline indirdi. Etek fermuarını çekti. Kumaş yere düştü. Rengin, iç çamaşırlarıyla karşısındaydı şimdi. Şiyar kendi gömleğini bir hamlede çıkardı. Kaslı göğsü, geniş omuzları ve bronz teni… Her detayı fazlasıyla gerçekti. "Yatağa uzan," dedi emir verir gibi. Rengin, yavaşça yatağa ilerledi. Dizlerinin üzerine çıktı, sonra sırtüstü uzandı. Şiyar yavaşça yanına geldi. Önce ayaklarının ucuna dokundu. Parmakları, bileklerinden yukarıya, diz kapaklarına, oradan iç bacaklarına kadar tırmandı. Rengin’in teni alev aldı. Şiyar başını eğdi. Rengin’in göğüslerine yaklaştı. Sutyenini yavaşça çıkardı. Memelerinin dolgunluğunu avuçlarıyla kavradı. Birini öperken diğerini okşuyordu. Rengin, dişlerini sıktı ama içinden bir inilti çıktı. Şiyar dudaklarını daha da aşağı kaydırdı. Göbeğine, beline, kalçalarına… Ve sonra iç çamaşırını çıkardı. Rengin çıplaktı. Ve ilk defa bu kadar savunmasız ama bu kadar güçlü hissediyordu. Şiyar kendi pantolonunu çıkardı. Vücudu tamamen ortaya çıktığında, Rengin yutkundu. Adam tam bir yırtıcıydı. Ama aynı zamanda tanrısal. İçgüdüyle birbirlerine sarıldılar. Şiyar, Rengin’in bacaklarını araladı. Dudakları, boynunda, göğsünde, göbeğinde ve oradan da daha derin yerlere indi. Rengin, başını geriye attı. Artık inliyordu. Şiyar’ın dili, dudakları, parmakları… Her yeri öğreniyor, her noktayı ezberliyordu. Ve sonra, Şiyar yukarı çıktı. Gözlerini Rengin’inkilere kilitledi. “Hazır mısın?” Rengin sadece başını sallayabildi. Ve Şiyar, yavaşça içine girdi. İlk hareket yavaş, dikkatliydi. Ama sonra derinleşti. Her girişte, her çıkışta, her baskıda daha çok birbirlerine bağlandılar. Yatağın gıcırtısı, duvarlara çarpan nefesler, bastırılan çığlıklar... Gecenin içinde kayboldular. Zamanın durduğu, sadece tenin konuştuğu bir ânın içinde... Ve her şey bittiğinde, Rengin, Şiyar’ın göğsüne yaslandı. O adam hâlâ tehlikeliydi. Ama o gece... o tehlikeye teslim olmuştu. Ve belki de bu teslimiyet, savaşın ta kendisiydi..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD