BÖLÜM 3: KANUNLAR VE KADINLAR

607 Words
Rengin, adımlarını hızlandırarak konağın taş avlusundan uzaklaştı. Arkasında Şiyar’ın karanlık bakışları vardı. Her adımda kalbinde çarpan öfke ve... başka bir şey daha. Adını koyamadığı, inatla bastırdığı bir sarsıntı. Konağın dış kapısına yaklaşırken, içeriden gelen bir sesle durdu. "Rengin Hanım, Şiyar Ağa sizi bırakmaz," dedi bir hizmetçi kadın, başı önde. "Beni affedin ama... buraya giren kolay kolay çıkamaz." Rengin döndü. Gözlerinde öfke, dilinde keskinlik vardı. "Ben kimsenin malı değilim. Hele Şiyar Neçirvan'ın asla!" Kadın korkuyla başını eğdi. "O öyle düşünmez. Bu topraklarda kadının adı, erkeğin sesiyle yankılanır." Rengin'in içi daraldı. Şehir değişmişti ama kurallar... hâlâ aynıydı. Kapıya yöneldi ama arkasında bir ayak sesi duyar duymaz tüm bedenine bir gerilim yayıldı. Şiyar değildi, ama onun gölgesi kadar ağır biri daha vardı: Halit Ağa, Şiyar’ın babasının kuzeni, konaktaki töre yasalarının bekçisi. "Rengin Hanım," dedi ağır adımlarla yaklaşarak, "Bu konakta gelişinle, gidişin aynı olamaz. Gelmişsen, konuşulacak şeyler vardır. Hele Efsun’un adı geçmişse, mesele artık kişisel değildir. Kan meselesidir." Rengin, onun gözlerine dik baktı. "Kardeşim Aram, Efsun'u seviyor. Onun için geldim." Halit Ağa’nın yüzü karardı. "Efsun bir Neçirvan’dır. Ve onun kaderi, dışardan gelen bir delikanlının hevesine teslim edilemez." Rengin’in sesi yükseldi. "Bu çağda hâlâ kızların kaderini siz mi yazıyorsunuz?" Halit, sinirle gözlerini kıstı. "Bizde töre, kurban seçmez. Kimi gerektiğinde kanla, kimi gerektiğinde nikâhla susturur." O sırada araya giren başka bir ses, gerilimi böldü. Tok, kararlı ve tanıdık bir sesti. "Bu kadına benim iznim olmadan laf etmeyin." Şiyar, gölgelerden çıkmıştı. Gömleğinin ilk düğmeleri hâlâ açıktı. Kasları terin altında parlıyordu. Ama bakışları... şimdi daha ciddi, daha karanlıktı. Halit Ağa dudaklarını sıktı. "Şiyar, bu mesele artık senin oyun alanın değil. Aşk meşk değil bu, kan davası olur." Şiyar başını hafifçe kaldırdı. "O kadın artık benim meselem. Kimse onunla nasıl konuşacağını tartışmaz. Hele onun önünde töre satışı yapmaz." Rengin'in kalbi bir anlığına durdu. "Benim meselem" Bu cümle, sadece koruma barındırmıyordu. Aynı zamanda bir sahiplenme. Bir iddia. Bir tehdit. Halit Ağa dişlerini sıktı. "Bu kız da, onun Aram denen kardeşi de, ailemizi yakacak. O Efsun... kaçmak istemiş. Bu mudur bizim kızlığımızın değeri?" Rengin’in gözleri büyüdü. "Ne demek kaçmak istemiş?" Şiyar bakışlarını ondan kaçırmadı. Ama bu sefer farklı bir ifade vardı gözlerinde. Acı. "Efsun, dün gece kayıptı. Bulduğumuzda... konuşmuyordu. Ama senin kardeşinle kaçmak istemiş olmalı." Rengin’in kalbi sıkıştı. "Aram bunu yapmaz. O sadece seviyor." Halit Ağa bağırdı: "Bizim topraklarda sevmek bile izne tabidir! O kız bizim soyumuzdan, kimse kaçırarak alamaz!" Şiyar sessizce yaklaştı Rengin’e. Onun kulak hizasına eğildi. Sesi yumuşaktı ama içinde çelik gibi sert bir çekirdek vardı. "Bu saatten sonra, ne sen ne kardeşin kolay kurtulamazsınız. Bu kapıyı çaldığınız an, kendi yazgınızı seçtiniz. Şimdi ya benimle kalır, bu yangını birlikte söndürürsün..." Gözlerini Rengin’in gözlerine kilitledi. "...ya da dışarıda seni bekleyen kurşunlara yürürsün." Rengin’in nefesi kesildi. Kafası karışmıştı. Kalbi, korku ve... tuhaf bir sahiplenilme duygusuyla çarpıyordu. "Ben... sadece kardeşim için geldim." Şiyar, dudaklarını bükerek başını salladı. "O zaman önce kendini kurtaracaksın." Ardından Halit Ağa’ya döndü. "Bu kadın burada kalacak. Konağın misafiridir. Onu huzursuz edenin karşısında beni bulur." Rengin itiraz edecek gibi oldu ama Şiyar, bakışıyla onu susturdu. Bu bakışta tek bir şey yazıyordu: "Sana zarar veririm... ama başkasının vermesine asla izin vermem." Halit Ağa homurdandı, sonra uzaklaştı. Gerginlik dağılırken Şiyar tekrar Rengin’e döndü. "Bu gece burada kalacaksın." "Senin odanda mı?" diye sordu Rengin, sesi diken gibi. Şiyar başını hafifçe eğdi. "İstersen... evet." Rengin’in yanakları kızardı ama gözleri meydan okuyordu. "Ben kurban değilim." Şiyar gülümsedi. Bu kez, içindeki karanlığa rağmen daha yumuşak bir gülümseme vardı. "Ben de cellat değilim." Bir an duraksadı, sonra parmaklarını yavaşça Rengin’in eline uzattı. Bu sefer daha nazikti. Sahiplenici değil, davetkârdı. "Benimle yürü. Her şeyi sana anlatacağım." Rengin tereddüt etti. Ama gözlerinde bir parıltı vardı artık. Korku değil. Merak değil. Karanlığa atılan ilk adımın... heyecanı
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD