2. Bölüm

2798 Words
Şirin'den... Bıçağın ağırlığı mıydı ellerimi titreten yoksa Cihangir'in vicdanıma oynaması mı? Geri adım atmıyordu. Bıçağın tenini çizmesi, hatta onu öldürmesi umurunda dahi değildi. Ben elimi çekmek istedikçe Cihangir daha fazla tenine bastırıyordu bıçağı. Gözlerimiz bir savaşın eşiğindeyken ben Cihangir'e ilk defa bu kadar uzun bakıyordum. Sert çehresi, kahvenin en koyu tonunda ki gözleri, kirli sakalları ve esmere çalan teni ile karşımda yıkılmaz bir şekilde duruyordu. Yutkunamazken abimin sesi aramızda sürüp giden ve sonu gelmeyen sessizliği kesip attı. "O değildi." dedi elimde ki bıçak hala Cihangir'in boynuna dayalıyken, "Cihangir değildi." diyerek yinelediğinde elimi geri çekmek için bir hamlede daha bulundum. Parmakları sıkıydı ama tenimi acıtmıyordu. İzin vermeyeceğini düşünürken açılan kapı ile hızla elimi çekip çakıyı ardıma sakladım. Cihangir'de elini boynuna götürerek akan kanı sildi. İçeri telaşla giren annemlerin boynunda ki yarayı görmemesi içinde beyaz gömleğinin yakalarını hafif bir şekilde yukarı kaldırdı. Bu hareketiyle az önce yaptığım ithamdan daha da utanırken yanaklarımın kızarmasına engel olamadım. Bende herkes gibi olmuş, Cihangir'i günah keçisi ilan etmiştim. Fevri bir şekilde davranmamın utancı üzerime binerken bakışlarımı ondan tarafa çeviremiyordum. "Oğlum." Dedi annem abimin gözlerini açık gördüğünde. Annem abime sımsıkı sarılırken abim acı bir şekilde inledi. "Kim yaptı oğlum sana bunu?" Dedi annem kinaye karışık bir acıyla. Cihangir'in huzursuz olduğunu hissetsem de dışarıdan bunun namına bir şey göremiyordum. Zaten utancıma yüzüne de çok bakamıyordum. "Bir grup serseri annem." Dediğinde annem kafasını salladı. "Kimdir, necidir oğlum bunlar?" Dediğinde abim hafif bir inleme ile konuştu. "Bilmiyorum anne. Bildiğim tek bir şey var Cihangir olmasaydı ölmüştüm." Bakışları minnetle köşede sessizce duran Cihangir'e döndü. "Sağolasın kardeşim." Dediği zaman Cihangir her zamanki gibi sessiz kalarak kafasını sallamıştı. Göz ucu ile onu izlerken bulunduğu ortamdan çok da memnun olmadığı hissine kapılmıştım ki haklıydı da. Annem sürekli Cihangir'i suçlarken ve onun hiçbir suçu yokken rahatsız olması doğaldı. Üzerine bir de benim anlık gafletle çektiğim bıçak vardı. "Sağ ol oğlum." Babam annemin aksine daha samimi bir şekilde teşekkür ederken Cihangir rahatsız bir şekilde kıpırdandı. "Kaya'da uyandığına göre ben artık gideyim." Dedi ve çok da icazet beklemeden kapıya yöneldi. "Geçmiş olsun tekrar." Son sözünü de söyleyerek kapıdan çıkıp gittiğinde annem abime döndü. Elleri ile yüzünü severken söyleniyordu. "Cihangir bu işlere bulaşmasaydı başımıza gelmeyecekti bunlar." Dedi abime kıyamıyorken. "Baksana onun yüzünden ne hallere düştü oğlum." Abim şiş gözünün izin verdiği ölçüde gözünü devirirken konuştu. "Anne, Cihangir hayatımı kurtardı benim." Dedi. Cihangir'le bağını kopardığı için daha doğrusu annemin helal etmeyeceği sütü yüzünden kopardığı için kendisini suçladığını biliyordum abimin. "Onun yüzünden yine." Diye çıkıştı annem. Ne dersek diyelim tavrından dönmeyeceğini belli ediyordu. "Karanlık adamın çevresi karanlık olur. Sen bu hale geldin de o nasıl bu kadar rahat sanıyorsunuz?" Hepimiz eş zamanlı bir iç çektikten sonra abim gözlerini kapatarak uykuya daldı. O annemin dırdırından bu şekilde kurtulurken ben ve babam abimin uyumasını bahane ettik annemde bu şekilde sessiz kalırken içimde ki sıkıntıyla başbaşa kaldım. Cihangir'e ayıp etmiştim, hemde çok büyük ayıp. ... Abimi yatağına yatırırken acıyan yaraları sebebi ile buruşan yüzü benimde içimi acıtıyordu. Sonunda yatağına yattığında annemin fazla ilgili halleri abimin sınırına dayanmıştı. "Anne yeter ölmedim alt tarafı üç beş ezik ya!" Diyerek sonunda isyan ettiğinde annem ters bir şekilde baktı abime. "Üç beş ezikmiş." Dedi annem eline terliği alarak, "Sen yüzünü görüyor musun?" Derken elinde ki terliği abime doğrultmuştu ki konuştum. "Anne terlik mi atacaksın?" Annem ne yaptığını fark ederek terliğini geri yerine bıraktı. "Akıl mı bıraktınız siz bende?" Dedi ve terliğini giyerek odanın kapısına yürümeye başladı bu sırada hala söyleniyordu. "Şimdi sana güzel bir kemik suyu çorba yapacağım Kaya Bey sende hiç söylenmeden içeceksin." Dedikten sonra odadan dışarı çıktı. Abim anneme güldü. "Hala kemik suyu, kelle paça sevmeyenin ben olduğumu sanıp zorla içirtiyor." Abimin yorumu ile güldüm. Annem bana zorla kemik suyu çorba içirmesin diye ilgiyi abimin üzerine çekmiştik sanki o sevmiyormuş gibi. Yıllardan beridir de belli olmamıştı numaramız. "Sorma." dedim gülerek. "Aslında bir kere baksa nasıl iştahla içiyorsun." Devamında kurduğum cümle ikimizi de güldürürken bakışlarım abimin yaralarına düşünce içim buruldu. "Abi," dedim yanına oturup kollarının arasına sorgusuzca girerken, "Çok korktum." Dedim saklamaya gerek duymadan. Abimle aramız her zaman iyiydi çok çok iyiydi. Hatta annemden çok daha fazla anladığı zamanlar oluyordu abimin beni. "Biliyorum fıstığım." Derken dudaklarını saçlarımın üzerine hissettim. Derin bir öpücük bıraktığında iç çektim. "Cihangir olmasaydı..." Dedim ama devam edemedim. Ona bir şey olacak olma ihtimali dahi içimi ezdi geçti. "İyiyim ufaklık." dedikten sonra iç çekti. "Ben sana bir şey diyeceğim aslında." Kollarının arasından çıkıp rahatısz yüzüne baktım. "De." Konuşmasını bekleyerek yüzüne bakarken nefeslendi. "Anneme Cihangir'i yemeğe davet edelim diyeceğim." Dedi sıkıntı ile. "Çocuk beni o kadar kurtardı tek başına da yaşıyor, kuru teşekkür olmaz." Sözleri ile kafamı salladım. "Haklısın da annemi nasıl ikna edeceğiz?" Annem bir zamanlar Cihangir'i oğlundna farklı görmezken şimdi en büyük düşmanı gibiydi. Bizi, abimi korumak istediğini biliyordum ama yine de bu kadarı bana da fazla geliyordu. Zaten üzerine benim yaptığım ayıpta vardı. "Sen odaya geçmeme yardım et bir de bana destek çık halladeriz." Kafamı salladım hızla. Abimin ayağa kalkıp odaya geçmesine yardım ettikten sonra dikkatli bir şekilde babamın yanına oturttum. Abim bana bakarken bende hemen yanındaki boşluğa geçerek bekledim. "Anne!" Diyen abimin sesi evde yankılanırken annem hoplaya zıplaya mutfaktan içeri geldi. "Annem?" derken abimin odasına yönelmişti ki, "Abim burada." Diyerek annemi durdurdum. Annem elini kalbine koyup bize döndü. "Pü size aklım çıktı." Annemin abartılı korkusu ile abimle birlikte güldük. "Anne ben sana bir şey diyeceğim." Dedi abim. Annem anında abimin yanına gelirken baktı oğluna. "De annem, canın bir şey mi istedi?" Diye sorarken abim kafasını hayır anlamında iki yana salladı. "Cihangir'i akşam yemeğine çağıralım diyecektim ben." Babam yerinde doğrulurken annem gözlerini sonuna kadar açtı. "Oğlum ne diyorsun sen?" Dedi annem hızla. "Cihangir'i neden yemeğe çağırıyoruz biz?" Diye devam ettiği anda abim iç çekti. "Anne Cihangir hayatımı kurtardı ya hani." Dedi "O olmasaydı ölüyordum ya." Diye üzerine basa basa açıkladığında annem burun kıvırdı. "Ne o olmasa ölüyordun saf oğlum. Asıl Cihangir olmasa mahallemizde var mıydı böyle tipler? Hep bu işlere karıştı da başımıza geldi bunlar." Dediğinde abim iç çekti. "Anne şimdi onun suçu yok ama." dediğinde bende araya karıştım. "Anne çağırsak iyi olur aslında abimi o kadar kurtardı hastane de de suçu olmamasına rağmen ayıp oldu." Dediğimde babam boğazını temizledi. "Çocuklar haklı Hanım," dedi bir kere daha otoritesini koyarak. "Oğlumuzu kurtarmışken bir teşekkür etmek boynumuzun borcu." Diye devam ettiğinde anneme çok da itiraz hakkı kalmamıştı. "Ne zaman çağıralım bari?" Dedi yenilmiş ve onaylamaz bir şekilde. Abim gülümsedi. "Ben arayayım bu akşam gelsin, çok da uzamasın." Bu sefer annem itiraz etmeden kafasını sallayıp mutfağa döndü. "Abim telefonumu getirir misin?" Kafamı sallayıp odasına koştuğum sırada dış kapının açılma sesini duydum. Annem bir şeyler söylüyordu. Ne kadar gelmesini istemese de akşam için çeşit çeşit yemek hazırlayacağına emindim. Abimin telefonunu bulup odaya geri döndüğümde içimde garip bir his vardı. Telefonu uzattım ve yanına oturup elime kumandayı aldım. Abim telefonunda Cihangir'in numarasını bulup aradığında bakışlarım ara ara ona dönüyordu. Kanallarda boş boş gezinirken abim, "Numarası kullanım dışı." dediğinde dudaklarımı büzdüm. "Nasıl bulacağız ki numarasını?" Dedim çok da ilgili değilmiş gibi konuşarak. Ama akşam gelip gelmeyeceğini merak ediyordum. Kalabalık yerlere girmiyordu Cihangir, girse de öyle aman aman konuşmuyordu. Kısa ve öz cevaplar veriyordu. "Rasim abi de vardır." Dedi aklına gelmiş gibi. "Arabanın parçaları için ona gidiyordu." Kafamı salladım. Abim hemen Rasim abiyi arayıp durumu özet bir şekilde açıkladı. Cihangir'in telefon numarasını aldıktan sonra da telefonu kapatıp Cihangir'i aradı. Ben de bu sırada kanalları sık sık değiştiriyordum. Telefon uzun uzun çaldı. Açmayacağını düşündüğümüz anda telefon açıldı ve Cihangir'in sesini duymak için zaten yüksek olmayan televizyon sesini bir tık daha kıstım. Ardından da alakasız bir kanala geçtim. "Alo?" diyen sesi tok ve kalın sesi kulağıma dolduğunda abim konuştu. "Cihangir ben Kaya." Dedi abim ilk anda. "Numarandan tanıdım." Dediği zaman abim kısa bir an ne diyeceğini bilemeyerek durdu. Ardından Cihangir, "Bir sıkıntı mı var?" Diye sorduğunda konu açılmış oldu. "Yok bir sıkıntı yok da ben akşam seni yemeğe davet edecektim?" Dedi Cihangir bir saniye iç çektikten sonra, "Rahatsızlık vermeyeyim ben, gerek yok." Dediğinde abim hızla konuştu. "Ne rahatsızlığı hem annem ısrar etti. Teşekkür etmek istiyor." Dediği an Cihangir olumsuz şekilde konuştu. "Gerek yok Kaya." Dedi sert bir şekilde ama abimin de itiraz kabul etmeye niyeti yoktu. "İtiraz istemiyorum akşam yemeğine bekliyoruz gelmezsen de Seyhan Sultan o yemekleri dökerse sen kork gazabından. Hadi iyi günler bekliyoruz akşam." Ardından Cihangir'in bir şey söylemesine izin vermeden telefonu suratına kapatmıştı. Sanki tüm konuşmayı duymamış gibi kanalı değiştirirken sordum. "Ne dedi?" Dediğim zaman sabah programlarından birinde durdum. "İtiraz etti." Dedi abimde kısaca. "Gelmiyor mu o zaman?" Dedim abime dönerken, "Yok ya," dedim abim gülerek. "Sanki ikinci itiraza kapı mı bıraktım?" Dediğinde güldüm. "Akşam gelir o." Diye devam ettiğinde abima kafamı sağa sola sallayarak destek verdim. "Bende anneme yardım edeyim bari." Derken ayaklandım. "Senin istediğin bir şey var mı?" Diye sorduğumda elini uzattı. "Bir yerime yatmama yardım et başka ihsan eylemem." Abimin şakacı konuşması ile koltuğa uzanmasına yardım edip bir yastıkla pike alıp içeri döndüm. Üzerine pikeyi örtüp yastığı da başının altına koyduktan sonra çalan telefonum ile köşeye geçtim. "Efendim Sevil?" Dedim telefonu kulağıma götürerek. "Nasılsın bebeğim?" Diyen Sevil ile kıza dünden beri ara ara mesaj yazdığımı bütün işide üzerine yıktığımı yeni fark ettim. "Ay Sevil kusura bakma ne olur." dedim hızla. "Abimi eve getirdik ben unuttum sana yazmayı her şeyi de üzerine yıkmış gibi oldum." Dediğim zaman Sevil sert bir şekilde söylendi. "Saçmala Şirin ya!" dedi "Sanki keyfinden gelmedin ayrıca dükkan bizim yani bir gün ile batmazyız. Zaten bende bugün erken kapatıp geleceğim Kaya abinin yanına." Kafamı salladım sonra görmeyeceğini fark ederek. "Teşekkür ederim." Dediğimde bir süre daha havadan sudan konuşup telefonu kapattık. Abim, "Ne olmuş?" dedi telefonu orta sehpanın üzerine bırktığımda. "Bir şey yok abim," Dedim. "Sevil nasıl olduğunu merak etmiş." Kafasını salladı. "Anladım." Derken bakışları televizyona döndü bir süre sonra tekrar bana döndü. "Sen ne dedin?" Dedi hızla. "Çok kötü demeseydin?" Dediği an gülmek istedim. Abimin Sevil'e karşı gelgitli bir ilgisi olduğunu anlıyordum. Bu gelgiti de Sevil'in yüz vermemesinden kaynaklıydı belki de onu da bilmiyordum ama yine de onunla eğlenmek hoşuma gidiyordu. "Valla bir dövmüşler bir dövmüşler abim pert dedim." Abim anında kaşlarını çattı. "O ne demek kızım?" Deyip diklenirken acıyan kaburgası ile yerine geri döndü. "Ne yalan mı?" Dedim kafamla yüzünü gösterirken, "Rahmetliden hallicesin." Dediğim anda kaşlarını daha da çattı. "Sen yine de karşı taraf kalabalık olduğu halde daha betermiş deseydin." Gülerek kafamı salladım. "Hıhı hatta Cihangir olmasa abimin elinden zor alıyorlarmış dedim bende zaten." Dediğim an hızla doğruldu. "Valla mı kız?" Dediğinde güldüm. "Yo." dedim gözlerini devirdi. "Cihangir kurtarmasa yoktu şimdi kendisi dedim." Arkasında ki yastıklardan birini alıp fırlatırken koşarak odadan çıktım. "Anne abim evi dağıtıyor." Mutfağa geçerken de abimi ispiyonlamayı gram unutmamıştım. ... Akşam yemeğine yakın Sevil kısa bir şekilde uğramış abime geçmiş olsun dedikten sonra izin isteyerek aşağıya, evine geçmişti. Sevil ile altlı üstlü oturuyorduk. Bu yüzden her şeyi birlikte yapardık. Gün içinde annemle hazırlık yaparken haberi alan komşuların eve gelmesi ile çoğu hazırlık bana kalmıştı. Annem onları uğurlarken sonunda masayı kurmuştuk. Saat yediyi geçerken herkes bir köşede kendi işi ile ilgileniyordu. Annem sonunda dayanamayarak söylendi. "Bak o kadar davet ettik, nerede beyefendi?" Dediği sırada çalan kapı ile abim, "Geldi." dediğinde annem suratını buruşturdu. "Ben kapıya bakayım." Deyip annem ve abime gülerek kapıyı açmaya kalktığımda salondan geçerken istemsizce son bir kere üzerime baktım. Üzerimde dizimin altında biten v yaka belden oturtmalı siyah bir elbise vardı. Ayağımda ise annemin siyah süslü terlikleri. Saçlarımı aşağıdan toplamıştım. Yüzümde makyaj yoktu ama güzel görünüyordum. Daha fazla Cihangir'i bekletmeden kapıyı açtığımda elinde ki bir paket tatlı ile kapının önünde bekliyordu. Kapıyı açtığım an göz göze gelmiştik ve istemsizce yutkunup bakışlarımı kaçırdım. Hem yaptığımdan sebepti bu utanma hem de çok derin bakmasından. "Hoş geldin." derken kenara çekilip içeri geçmesini bekledim. Cihangir, "Hoş buldum." Diyerek içeri girdiğinde elinde ki tatlıyı uzatmıştı. Tatlıyı alıp, "Teşekkür ederiz." Diyerek kapıyı kapattım. Cihangir daha önce içinde büyüdüğü için odalarını bildiği evin salonundan geçerek içeri geçtiğinde kısa bir selamlaşma faslının ardından yemeğe geçmiştik. Masada garip bir ortam vardı. Babam boğazını temizleyerek, "Hoş geldin oğlum tekrar." Dedi çorbasını içerken. Cihangir sadece kafasını salladı ve o sırada abim konuştu. "Teşekkür ederim." Dedi mahçup bir şekilde. "Sayende hayattayım." Diye devam ettiğinde Cihangir, "Önemli değil." Dedi sadece. Teşekkür edilmesinden rahatsız olduğu halinden belli oluyordu. Abim ile yan yana oturmuşlardı. Babam en başta annem abimin karşısında bense Cihangir'in karşısındaydım yemek masasında. Hayat bana yaptığım ayıp için özür dilemem gerektiğini söyler gibi sürekli göz göze gelirken yerimde hafifçe kıpırdandım. Bu sırada annem konuştu. "Ee nasılsın oğlum?" Dedi "Neler yapıyorsun?" Derken Cihangir kısa bir şekilde. "İyiyim." Dedi sadece. Bu sırada bakışları çorbaya düştü. "Ellerine sağlık Seyhan teyze." Dedi o sırada abim hızla atıldı. "Valla aşırı iyi olmuş Seyhan Sultan." Dedi. Annem övülmenin verdiği gururla kabarırken gülümsedi. Bu sırada babam. "Ne iş yapıyorsun oğlum?" Dedi "Geçimini sağlaman lazım sonuçta." Dedi ansızın. Gerçi büyüklerin klasik oturmalarda sorduğu sorulardı bu. Ne iş yapıyorsun ne kadar maaş alıyorsun. "Kafes dövüşü." dedi Cihangir asla saklama gereği duymadan. "Oradan aldığım bana yetiyor." Diye devam ettiğinde aniden gerilen ortam ile abime baktım. Annem onaylamaz şekilde Cihangir'e bakıyordu. Abim hızla konuyu değiştirdi. "Böreği kim yaptı anne?" Annemin ilgi odağı anında böreğe kaydı. "Kim yapacak? Şirin yaptı." Derken abim yaktım şimdi seni dercesine baktı. "Belli zaten annem sen yapsan yanık mı olurdu? Kömür koymuş ortaya." Dediğinde konuyu dağıtmış olmasının rahatlaması ile yerimde gevşedim yine de kaşlarımı çatmadan edemedim. "Nesi yanık ya?" Dedim söylenerek. "Mis gibi börek." Diye devam ettiğimde abim eline beri tane alıp havaya kaldırdı. Yumuşak olduğu için dağılıyordu yine de takılmadan edemedi. "Baksana şuna taş gibi kafa yarar." Gözlerimi devirdim. "Hıı, atayım mı kafana bir tane." Dediğim an kaşlarını yalandan çattı. "Abiye geri laf verme çarpılırsın." Dediğinde güldüm. Dağılan garip hava ile konu konuyu açarken Cihangir, "Ben bir lavaboya gideyim." Diyerek ayaklandı. Abim, "Üstte sağda, biliyorsun." Dediğinde Cihangir usulca kafasını salladı. Önümde ki bitmiş olan pilavı bahane ederek bende yerimden kalktığımda mutfağa tabağı bırakıp hızla yukarı çıktım. Cihangir banyoya çoktan girmiş olmalıydı. Kapının önüne geldiğimde bir ileri bir geri yürüdüm. Kapıyı çalıp çalmamak arasında gidip geldim. İçim içimi yiyordu, Cihangir'den özür dilemek istiyordum ama yine de çekiniyordum. Elim kapının kolunun hafifçe aşağı çevirdiği sırada kapı açıldı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan kendimi banyoda buldum. Hem de Cihangir ve kapı arasında bir şekilde. Gözlerimi şaşkınlıkla açıp Cihangir'e baktım. "Ne yapıyorsun sen ya?" Dedim telaşla. Cihangir alayla tek kaşını kaldırdı. "Yarım saattir kapının önünde dolanıyorsun Şirin?" Dediğinde bakışlarımı kaçırdım. "Eee?" Dediğim de güldü. "Eeesi aşıksan söyle?" Dediğinde gözlerimi sonuna kadar açtım. "Ne alaka be?" Dedim hızla. "Alt tarafı yaptığım ayıp için senden özür dilemek istemiştim. Ne aşkı?" Dedim telaşla. Cihangir bu halime gülerken aniden duyduğum adım sesleri ile gözlerimi sonuna kadar açtım. "Hih!" dedim telaşla. "Biri geliyor." Hızla yerimde kıpırdanırken bir kapıya bir Cihangir'e bakıyordum. "Ne olacak şimdi?" Dedim korku ile. Göremeyecektim kimin geldiğini ama kapıya bakmaktan kendimi alamıyordum. "Beni neden içeri çekiyorsun ki sen?" Dedim kısık bir şekilde. "Kapının önüne gelen sendin." Dedi kendini savunarak. Kaşlarımı çatıp kafamı ondan tarafa çevirdim. Korku ile Cihangir'e daha da yaklaşmıştım. Burunlarımız birbirine değerken kalbim göğüs kafesimden çıkmak ister gibi atıyordu. "Ben sadece özür dilemek istemiştim." Dedim hırsla. "Beni içeri çeken sensin." Diye devam ettim. "Şimdi yakalanınca ne olacak?" Korkuyordum. Annemin vereceği tepkiyi ise kestiremiyordum. Adım sesleri daha da yakınlaşırken istemesizce Cihangir'e daha da yaklaştım. Ne yapacağımı bilemeyerek kapıya yeniden döndüm. Kapı kolu kıpırdarken nefesimi tuttum. İşte şimdi bitmiştim. Kapı kolu aşağı eğildiği zaman açılmamıştı. Şokla Cihangir'e baktığımda az öncekinden daha da yakın olduğumuzu fark ettimç Göğüslerim göğsünün üzerindeydi. Burunlarımızı birbirine geçmiş, dudaklarımız arasında kısa mesafeler vardı. Bu sırada Cihangir alayla gözlerime bakarken gelen kişi konuştu. "Şirin?" Dedi. Ses anneme aitti ve ben korku ile nefesimi tuttum. Ne yapacağız dercesine Cihangir'e baktığımda güldü. "Bu evde rahat bir şekilde işeyemeyek miyiz Seyhan Teyze?" Dedi Cihangir ters bir ses tonu ile. Ama gözleri çok eğleniyordu. "Bir kızın havlu var mı der rahatsız eder bir sen çalarsın kapıyı?" Dediği anda gözlerimi kıstım. Yüzünde eğlenen bir gülüş vardı. Ama ben hiç eğlenmiyordum. Annem telaşla, "Ay kusura bakma oğlum Şirin pilav diye kalktı gelmeyince... Gittim ben gittim!" Diyerek koşa koşa merdivenleri indiğinde kaşlarımı çattım. "Gitti." Dedim rahat bir şekilde. Cihangir'in alaylı gözleri daha da kısıldı. "Ne diye bu kadar yakına geldin kızım? Girdin dibime dibime." Dediği an yakınlığımızı daha net bir şekilde fark ederek hızla geri çekildim. "Benim ne suçum var?" Dedim hırsla. "Sen çektin beni içeri ben adam akıllı özrümü dileyip gidecektim. Ben mi dedim sana içeri çek diye!" Hırsımı alamadan konuşmaya devam ettim. "Hem bundan sonra özür falan da dilemiyorum senden. Sen de beni zor duruma soktun ödeştik." Dedikten sonra hırsla arkamı döndüm ve kapıyı açtım. Arkamdan güldüğünü duyup homurdanırken koşar adımlarla aşağı indim. Anneme Sevil aradı diye bir yalan uydurduktan sonra yemek normal bir şekilde devam etti. Cihangir'in saat dokuz gibi evden ayrılması ile de mutfağı toplayıp kendimi yatağa attım. Gözlerimi kapattığım sırada ise aklıma gelen detay ile hızla gözlerimi açtım. Cihangir bana banyoda gülmüştü! Elim hızla ağzımı kapattı. Yıllardan beri yüzünde mimik kıpırdamayan adam banyoda kahkaha sayılacak bir şekilde gülmüştü. Elimde olmadan kalbim deli gibi hızlanırken gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Yine de yüzümde silemediğim amaçsız bir gülümseme vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD