1: İLK KARŞILAŞMA

1558 Words
Büge Hayatım hiçbir zaman kolay olmamıştı. Annemi ve babamı 6 yaşımdayken yangında kaybettim. Çok küçüktüm ama bazı anılar unutulmuyor. O gün annem yemek hazırlıyordu. Ben salonda oturmuş oyuncaklarımla oynuyordum. Evimiz iki oda bir salon müstakil bir evdi. Bahçesinde kırmızı, pembe, beyaz bir sürü renkte çiçekleri vardı. Etrafında çitler örülü çok güzel bir evdi. Evimizin içi krem rengi duvarları, açık kahve tonunda parkeleri olan küçük bir evdi. Salonumuz gösterişsiz ama ferahtı. Annem krem ve kahve tonlarını çok severdi. Salon ve yatak odasında bu tonları kullanırdı. Babam her akşam aynı saatte iş çıkışı eve gelir birlikte yemek yerdik. Bazen babam elinde sürpriz hediyelerle gelir ben mutluluktan havalara uçardım. O akşam annem ve babamın keyifli sohbetiyle akşam yemeğimizi yedik. Annem çay demlemişti. Babam salonda televizyonun çaprazına denk gelen televizyon koltuğuna oturmuş futbol maçı izliyordu. Bende bir önceki gün babamın bana hediye getirdiği bebeğimle oynuyordum. Saat gece yarısına doğru annem ve babama iyi geceler öpücüğü verip odama geçtim. Mutlu bir çocuktum. Annem ve babam tarafından çok seviliyordum. O zamanlarda bu sevgi hep benimle kalır sanıyordum. Çok yanılmışım. Bunu acı bir tecrübeyle öğrendim. Gece vakti öksürerek yatağımda doğrulduğumda odam dumanla kaplıydı. Annem ve babamın yardım çığlıkları evin içinde yankılanıyordu. Odamın kapısını açtığımda yoğun dumandan öksürmeye başladım. Alevler neredeyse tüm evi sarmak üzereydi. Annem ve babamın yanına gitmek istiyordum ama alevler buna izin vermiyordu. Evin kapısına koşup güç bela kendimi bahçeye atmıştım. Kucağımda babamın hediye aldığı bebeğim vardı. Ayaklarım çıplak, kıyafetlerim isle kaplıydı. Ona sarılıp ağlamaya başladım. Kimisi polis ve itfaiye diye bağırıyor kimisi ambulans çağırıyordu. Yan tarafımızda oturan yaşlı teyze beni görünce hemen kucakladı. Annem ve babamın çıkmasını bekliyordum. Kısa bir süre sonra ne annemin ne de babamın sesini duyamamıştım. Olay yerine gelen itfaiye yangını söndürdüğünde annem ve babam hala çıkmamıştı. Küçüktüm ama anlamıştım. Onlara zarar gelmişti. Etrafta toplanan kalabalık ölmüşlerdir dediğinde küçücük bedenim yere çöktü. Babaannem ve iki dedem de geçen yıl trafik kazasında ölmüştü. Ölümün ne olduğunu biliyordum. Gelen polisler işlemleri tamamladıktan sonra beni yetimhaneye bırakmışlar. Orada 4 ay boyunca kimseyle konuşmadım. Mutlu değildim. Sonra bu yaşıma kadar beni hiç yalnız bırakmayan ve ev arkadaşım olan Sedef ile tanıştım. Sedef çok arkadaş canlısı bir kızdı. Ayağa onunla birlikte yeniden kalktım. Yaralarımızı birlikte sardık. Sedef benden 1 yaş büyüktü. Yetimhaneden çıktığında iş bulup ev tuttu. 1 yıl sonra bende onunla birlikte yaşamaya başladım. Sedef şuanda 23 yaşında. İşletme bölümü mezunu. Üniversiteden mezun olunca bankada çalışmaya başladı. Bende üniversitede çocuk gelişimi okudum. İstanbul’da özel bir anaokulunda öğretmenlik yapıyorum. Sedef ile her haftasonu cumartesi günü mısır patlatır film gecesi yapardık. Bugün günlerden yine cumartesi idi. Bu sefer filmi aksiyon seçmiştik. Küçük ama eski model, kırmızı renginde micra arabam vardı. Her zaman olduğu gibi white chocolate mocha kahvemi alıp iş çıkışı eve gidecektim. Saat altı sularıydı ve pazartesi trafiği yine çok bunaltıcıydı. Aynı üniversite de okuduğum şuan kreş öğretmenliği yapan arkadaşım Pelin aradı. ‘‘Büge’m bu ara beni çok boşladın vallahi alınıyorum artık. Sedef’i kıskanır hale geldim. Hemen görüşmemiz lazım. Kızım bomba bir şey oldu.’’ Pelin tam bir kaçıktı. Sedef ve pelin bu hayattaki en değerli insanlardı benim. Hiç hayır diyemez kıramazdım. Ben biraz içime kapanık biriydim. Derdimi tasamı anlatamazdım. Aynı evde kaldığımız için bir tek Sedef bilirdi. Zaten anlatmasam da anlardı. ‘‘Peki görüşelim, neredesin?’’ ‘‘Her zaman gittiğimiz cafeye gidelim ben birazdan orada olurum.’’ ‘‘Tamam bende bir 15 dakikaya oradayım canım. Öpüyorum.’’ Telefonu kapattım. Sedef’i arayıp birkaç saat Pelin ile oturacağımı haber verdim. ‘‘Tamam canım arkadaşım bende bir kuaföre gideyim sen gelene kadar işlerimi hallederim.’’ ‘‘Tamam o zaman. Bir şey istersen ara zaten çok geç kalmam Sedef.’’ ‘‘Sorun yok keyfine bak öpüldün.’’ Bir an kıkırdadım. Ahh Sedef hiç görüşürüz demeye kalmadan kapatır telefonu deli kız. Cafenin önüne geldiğimde arabayı park ettim. Bu cafeyi çok severdik. Her yerinde pembe ve mor tonlarında çiçekler vardı. Pudra pembesi koltuk takımları, sarkan yeşil yapraklardan sarmaşıklar, loş aydınlatmalar… Farklı bir dünyaya gelmiş gibi olurdum. ‘‘Büge burdayım.’’ İki kolunu birden heyecanla sallayan çatlak arkadaşıma kahkaha atarak ilerledim. Sarıldık birbirimize bir aydır görüşememiştik. Pelin limonlu cheesecake aşığıydı. Bende tiramisu çok severdim. Tatlılarımızı söyledik. Kısa bir süre içerisinde iki çay ile birlikte tatlılarımız servis edildi. Pelin tatlıyı yemiyor resmen sevişiyordu. Imm diye çıkardığı seslerle boşalacak herhalde az kaldı. ‘‘Kızım şöyle sesler çıkarıp durmasana düzgün ye.’’ Ağzında tam yutmadığı lokmasıyla cevap verdi tabi. ‘‘Kızım ne yapayım çok güzel çok seviyorum.’’ Kıkırdadım. Tatlımı yemeye devam ettim. Tatlılarımız bittiğinde Pelin süper yakışıklı erkek arkadaşını anlattı tabi. Çocuğun ailesinden, işinden tutun yatakta nasıl seviştiğine kadar öğrendim. Pelin çok açık sözlüydü. Hiçbirşeyini saklamaz anlatırdı. Sohbet sohbeti açtı deren saat akşam on olmuştu. ‘‘Pelo ben gideyim artık. Sedef’e film izleyeceğiz diye söz verdim daha geç kalmayayım.’’ Pelin ayağa kalktı. Bende çantamı aldım. Birbirimize sarıldık. ‘‘ Tamam canım Sedef’e çok selam. Hesap benden itiraz kabul etmiyorum.’’ Dudaklarımı büzdüm. Ama Pelin hiç umursamadı. Hesabı ödedikten sonra arabama doğru yürüdüm. Hemen Sedef’i aradım. Birkaç çalıştan sonra açıldı telefon. ‘‘Canım yarım saate evde olurum. Bir kahve alıcam eve gelirken sende ister misin?’’ ‘‘Yok canım bende o sırada filmi seçer mısırları hallederim.’’ ‘‘Sen en mükemmel arkadaşsın. Öptüm. Geliyorum.’’ Telefonu kapatıp arabayı çalıştırdım. 15 dakika sonra kahvemi alacağım yere geldim ama arabamı park edecek bir yer bulamadım. İki sokak aşağıda bir park yeri bulup park ettim. İki sokak yürümekle de ölmezdim canım değil mi? Çantamı alıp arabadan indim. Kapıları kilitleyip kontrol ettikten sonra ana caddeye doğru yürümeye başladım. Oraya ulaşabilmek için terk edilmiş bir depo alanından geçmem gerekiyordu. Biraz ıssız bir yerdi. Caddeye yakın gibi görünsede in cin top oynardı bu saatlerde. Aman canım en fazla ne olabilir ki? İki dakika yürüyüp geçicem incilerim dökülmez. Yorgun olmasam diğer taraftan dolanırdım. İnsan kaderinden kaçamazmış. Ayakların sen istemesen de adım adım kaderine doğru taşırmış. Çok sonra anlayacaktım. Deponun çevresine doğru yaklaştığımda bir anda silah sesleri yükseldi. Etrafıma hızla bakındım ama hiçbirşey göremedim. Sol tarafımdaki çöp konteynırının hemen yanına çöktüm. Bağırışlar, silah sesleri birbirine karıştı. Sanki biri emir veriyordu. ‘‘Ulan bu tuzağın bedelini ödeyeceksin ororspu çocuğu!’’ Aman yarabbim lan bunlar mafya mı yoksa? Tövbe ben nereye düştüm akşam akşam. Kahvemi alıp evime gidecektim. O sırada telefonum çaldı. Sedef arıyordu. Nefes alışverişim korkudan öyle hızlanmıştı ki kalbim göğsümü delecekti. ‘‘Alo Sedef!’’ Dediğim sırada silahlar ard arda patlıyordu. ‘‘Büge neler oluyor? Onlar silah sesimi?! Büge neredesin? İyi misin?!’’ ‘‘İyiyim Sedef ama neler oluyor bilmiyorum. Kahretsin şarjım çok az. Bir şekilde buradan çıkıp geleceğim.’’ ‘‘Büge polisi arayayım mı nasıl çıkacaksın kızım?!’’ Lanet olsun telefonum kapandı. Silah sesleri hala devam ediyordu. Bir süre bekledim. Silah sesleri kesilene kadar sanırım bir 10 dakika daha geçti. Etrafım bakındım. Kimse olmadığını anlayınca yoluma devam ettim. Deponun giriş kapısından geçtiğim sırada bir ses duydum. “Yardım edin!” Başımı sesin yönüne çevirdiğimde hayatım boyunca gördüğüm en tehlikeli adamın tam karşısındaydım. Azat Kozanoğlu. Mafya dünyasında efsane olduğunu duymuştum ama hiç kimse onunla yüz yüze gelmezdi. Sosyal medyada mafya ama tam bir bekar playboy du. Gece kulübü sahibiydi aynı zamanda. Her gece başka kadınla görüntülenirdi. Şimdi burada, tam önümde, kanlar içinde yatıyordu. Düşmanlarının onu hedef aldığını anlamam uzun sürmedi. Tam sesler kesildi derken arabaların motor sesleri ve silah sesleri yeniden duyuldu. İçimden geldiği gibi, refleks olarak onu kurtarmak için harekete geçtim. “Beni bırak!” diye bağırdı, ama ben onu o halde bırkıp gidemezdim. “Sana yardım edeceğim. Bir şey olmayacak tamam mı? Çıkaracağım seni buradan.” Sesimde hem korku hem de kararlılık vardı. O an açık tuttuğu gözlerini gözlerime dikti. Öfke ve küçümseme doluydu. Hayatta kalmamızın tek yolu birlikte hareket etmekti. Kaldırmayı bırakın adamı yerinden oynatamıyordum. Zaten şöyle bir bakınca o iriliği, kasları, boyu… Ben bunu taşırken yanlışlıkla üstüme düşse pestilim çıkar. Neyse Büge dağılma, kendine gel. ‘‘Hadi ama biraz gayret göster. Çıkmamız lazım buradan.’’ Anlamaz bir ifadeyle suratıma baktı. ‘‘Hadi diyorum kalk. Hem kan kaybediyorsun çabuk ol.’’ Kolunun altına girip destek olmaya çalıştım. Biraz zor oldu ama sonunda kaldırmayı başarmıştım. Çıkışa doğru zorlukla yürüyorduk. Karnında bir kurşun yarası vardı. Bir yandan bastırmaya çalışıyor, bir yandan yürümeye çalışıyordu. ‘‘Az ileride arabam var. Biraz dayan hemen hastaneye gideceğiz.’’ ‘‘Hastane olmaz. Uğraştırma beni. Eve gideceğim. Sonra bu puştun sülalesini sikiceğim.’’ Duyduğum küfrü önemsemedim ama hastaneye gitmemek ne demek. Bu adam ölmek istiyor galiba. ‘‘Ne demek hastane olmaz? Saçmalama karnından yaralısın.’’ ‘‘Kızım uzatma. Nereden çıktın sen şimdi başıma? Yürü eve gideceğim.’’ ‘‘Aman be yardım edip soran da kabahat. Tamam evine götürürüm.’’ Birkaç dakika sonra zorlukla arabaya ulaştık. Yardımcı olarak arabaya oturttum. Ya ben bela falan çekiyordum da haberim mi yok. Şuan resmen mafya Azat Kozanoğlu yaralı halde beni arabamda ironiye bak. Hemen sürücü tarafına geçip arabayı çalıştırdım. Hızla caddeye doğru sürmeye başladım. ‘‘Evinin adresini söyler misin?’’ Dönüp yüzüme baktı. Öyle dinç bakıyordu ki sanki ben vurulmuşum. ‘‘Beykoz’a sür. Sonrasını tarif ederim.’’ Ukala pislik. Hayatımı tehlikeye atıp yardım ediyorum tavra bak. Aksi gibi şarjımda bitmişti. Sedef deliye dönmüştür. Neyse artık sonra anlatırım. ‘‘Bu gördüklerini unutacaksın küçük kız. Yoksa senin hayatını kaydırırım!’’ ‘‘Büge.’’ ‘‘Anlamadım.’’ ‘‘Küçük kız değil. Adım Büge.’’ Yüzüme baktı. Zaten anca yüzüme bakıp laf atıyor sinir şey. ‘‘Azat.’’ ‘‘Biliyorum. Seni bilmeyen mi var?’’ Sırıttı. Sonra telefonunu çıkarıp bir arama yaptı. Asıl tehlike yeni başlıyormuş da haberi yokmuş. Hayatımın alt üst olacağı günler çok yakınmış. Kısa bir süre sonra acı bir şekilde öğrenecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD