BÜGE
Sabah şiddetli baş ağrısıyla gözümü açtım. Sol tarafımda ki komodine baktığım zaman bir bardak su ve ilaç olduğunu gördüm. Muhtemelen Sedef baş ağrısıyla uyanacağımı tahmin ettiği için bırakmıştı. İlacı içip telefonu elime aldım. Neredeyse öğlen olmuştu. Makyajımı çıkarmadan yattığım için maskaram yüzüme bulaşmıştı. Lavaboya girip önce ihtiyaçlarımı giderdim. Duş kabinini açıp sıcak suyu ayarladım. Su saçlarımdan vücuduma aktığında bütün vücudum gevşemişti. Saçlarımı köpürtüp duruladım. Vanilya kokulu duş jelimle vücudumu lifledim. Köpüklerden arındığımda bornozuma sarılıp duştan çıktım. Bugün hava güneşliydi. Haziran ayına girmiştik. Önümüzdeki hafta okullar tatil olacaktı. Anaokulları bir hafta önce yaz tatiline girerdi. Bir haftada erken eğitime başlardı. Bu yıl benim için çok özel bir yıldı. Çünkü ilk öğrencilerimi mezun edecektim. Yaşadığım bu tarifsiz mutluluk benim bu hayattaki en önemli amacımdı. Mutfaktan gelen kokuları duyduğumda acıktığımı fark ettim. Bej rengi iç çamaşırlarımı giydim. Dolabımdan bej rengi ince triko takımımı giydim. Saçlarımı tarayıp nemini aldım. Kurutmama gerek yoktu. Zaten pek saçımı kurutmayı sevmezdim. Odamdan çıkıp mutfağa yöneldim.
‘‘Bebeğim günaydın. Harika kokular geliyor burnuma.’’
Sedef sarı elbisesinin üzerine pembe önlük takmış elinde maşayla bana döndü.
‘‘Günaydın canım. Yumurtalı ekmekler neredeyse hazır. Otur hadi.’’
Masa şahane görünüyordu. Yataktan sürünerek kalkan ben şu masayı görünce bir utanmadım değil. Vay anasını yani millet sofralar kuruyor, giyiniyor, makyajını yapıyor. Ben kendimi yataktan kaldıramıyorum. Ponçik arkadaşım iyi ki var…
‘‘İlaç bırakmıştım komodinin üstüne içtin mi?’’
‘‘İçtim çok sağol. Kafam kazan gibi uyandım valla Allahtan okul yok bugün.’’
Sedef kızarttığı yumurtalı ekmekleri masaya bıraktı. Masada peynir çeşitleri, tereyağında sucuk, yumurtalı ekmek, patates kızartması, taze sıkılmış portakal suyu yok yoktu. Bizim evin hamaratı Sedef’ti. Ben temizlikte ön planda olurdum. Sedef yemek hazırlıyorsa ben toplar temizlerdim. Birimiz toz alıyorsa diğerimiz süpürürdük. Hep görev dağılımı halinde planlı hareket ederdik. Sedef benden bir yıl önce taşınmış çok az eşya almıştı. Ben geldikten sonra işe girince birlikte evi harika dekore etmiştik. Ev sahibimiz yaşlı bir teyzeydi. Çocukları miras konusu yüzünden kavgalıydı. Bize evi kira öder gibi satın alıp almayacağımızı sordu. Bizde kabul ettik. Evi satın aldık. Normalde bir ev almak bugün imkansız bir hale gelmişti. Ama o yaşlı teyze neredeyse bize evi yarı fiyatına vermişti. Ev ortak tapuydu. Bir yıl sonra borcumuz bitiyordu. En azından ev sahibiydik. 2+1 müstakil bir evdi burası. Çok güzel küçük de olsa bir veranda ve bahçemiz vardı. En büyük şansımız bu eve ev sahibimizin iyi niyeti ile sahip olmaktı. Bizde hep yarım eder, bir derdi varsa ilk biz koşardık. Ev krem rengi pembe ve mor ağırlığındaydı. Amerikan mutfaklıydı ama biz yarısına kadar tezgah yaptırdık. Yeşil yapay sarmaşıklar ve neon ışıltılı tablolar ile çok tatlı bir yer yapmıştık.
Kahvaltımız bittiğinde masayı toplayıp bulaşıkları yıkadım. Sedef odaları havalandırıp yatakları topladı. İşim bittiğinde orta türk kahvesi yaptım. Verandaya çıkıp kahvelerimizi yudumlarken sessizliğin ve sakinliğin tadını çıkardım.
AZAT
Sabah erkenden uyandığımda düz siyah bir eşofman ve düz siyah tişörtümü giyip koşuya çıkmıştım. Bir saat kadar ormanın kokusunu içime çekerek sporumu yaptım. Eve döndüğümde hızlıca bir duş alıp takım elbisemi giydim. Öğlen Kartal’ın evine gidecektim. Dün akşam Begüm ayak bileğini incitmişti. Geçmiş olsuna gitmesem ayıp olurdu. En yakın arkadaşımın karısı sonuçta. Tam merdivenlerden aşağı inmiştim ki içeri Mete girdi.
‘‘Abi Büge Boysal ile ilgili tüm bilgileri topladık. Dosyanın içinde.’’
Detaylı incelemek için şuan fırsatım yoktu. Kartal’dan çıkınca Azrail e geçmek gerekiyordu.
‘‘Çok zamanım yok özet geç.’’
‘‘Abi Büge Hanım 22 yaşında. Yetimhanede büyümüş. 6 yaşındayken evlerinde yangın çıkmış anne ve babasını kaybetmiş. Akrabaları sahip çıkmadığı için yetimhaneye vermişler. Anaokulu öğretmeni. Standart bir hayatı var. En yakın arkadaşı Sedef 23 yaşında bankada çalışıyor. Büge Hanım ile aynı evde kalıyor. Şüpheli bir bilgiye rastlamadık.’’
Kafam iyice karışmıştı. Bu kadar normal bir hayatı olan kızın orada işi ne? Bu kadar korkusuz olması normal değil. Levent belki de bilgilerini sildirdi. Şüphelenmemem için temiz kız profili oluşturdu. Bu zamana kadar hiç karşılaşmadığım kız bir haftada iki defa karşıma çıktı. Bu işte bir iş var eminim. Hain olan kadın olsa bile acımam. Dosyayı Mete’den alıp ofisimde ki kilitli çekmeceye bıraktım. Bu işe daha sonra bakacaktım. Evden çıkıp Kartal’a gelmem yirmi dakikamı aldı. Polat’da dahil üçümüzde yakın oturuyorduk. Arabadan ineceğim sırada telefonum çaldı.
‘‘Efendim baba.’’
‘‘Oğlum bu akşam eve gel. Akşam yemeğinde birlikte olacağız.’’
‘‘Baba işlerim var. Akşam Azrail de olacağım. Başka zaman gelirim.’’
‘‘Gel diyorsam gel Azat! Annenler bilmiyor ama vurulduğunu öğrendim oğlum. Benim oğluma silah çeken puştun götünden kan alırım lan ben! Kim bir Kozanoğlu’na silah çekebilir!’’
Babamların duymaması için adamları uyarmıştım ama duymuştu demek. Babam koltuğunu bana bırakmış olsa da gerekli durumlarda devreye girerdi. Özellikle söz konusu ailemizden biri olduğunda babamdan daha acımasız bir adam tanımadım. Zamanında ben daha bebekken annem silahlı saldırıya uğramış. Babam üç saatte İstanbul’u kana bulamış. Düşmanları bile Pusat Kozanoğlu adını duyduklarında titrerdi. Babama sonsuz saygı duyan bir adamım. Bugün bu güç ve kudret elimdeyse babam sayesindeydi.
‘‘O işle ilgileniyorum baba. Annemler duymazsa iyi olur. En son omzumdan vurulduğumda kalp krizi geçirecekti. Akşam yemekte olurum.’’
‘‘Bekliyorum.’’
Telefonu kapattıktan sonra eve doğru adımladım. Kapıda kartal karşıladı. Selamlaştıktan sonra salona geçtiğimizde Begüm koltukta bacağını uzatmıştı. Neyse ki kırık veya çatlak yoktu. Sargıya almışlar.
‘‘Begüm geçmiş olsun. Nasıl oldun?’’
Begüm her zaman naif ve kibar bir kadındı. Ama gözü döndüğü zaman dişi aslan olurdu. Her zamanki kibarlığıyla cevap verdi.
‘‘İyiyim Azat teşekkür ederim. Sana da geçmiş olsun. İyi görünüyorsun.’’
Sırıttım. Kaç kere vurulmuştum saymadım. Defalarca ölümden dönmüşlüğüm var. Ama ben pes etmem.
‘‘İyiyim. Ben Azrail’im. Yıkmak öyle kolay değil bilirsin.’’
Gülümsedi. Kartal bahçeyi işaret ettiğinde birlikte çardağa geçtik.
‘‘Büge ile ilgili gelişme var mı?’’
Onaylar gibi başımı salladım.
‘‘22 yaşındaymış. 6 yaşındayken evlerinde yangın çıkmış anne ve babasını kaybetmiş. Yetimhanede büyümüş. Anaokulu öğretmeniymiş. En yakın arkadaşı Sedef diye bir kız varmış. 23 yaşında Büge ile aynı evde kalıyormuş. Şüpheli bir bilgiye rastlamadık dedi Mete. Dosyaya detaylı bakmadım ama sıradan bir kız gibi görünüyor.’’
Bakışlarımdan anlayan iki kişi varsa onlarda Kartal ve Polat’dı.
‘‘Bu bakışlardan anlıyorum ki durumu şüpheli buluyorsun.’’
Derin bir nefes aldım. O gün Büge’nin bakışlarını hatırladım. Çimen yeşili gözleri çok masumdu. Ama oturmayan şeyler vardı.
‘‘Evet. Bu kadar standart bir hayat yaşamış bir kızın beni korkusuzca oradan çıkarması çok anlamsız geliyor. Levent’in adamıysa eğer bilgileri silinmiş ve düzenlenmiş olabilir. Detaylı araştıracağım.’’
Kartal iki dudağını birbirine bastırarak biraz düşündü. Haklı olduğum noktaların o da farkındaydı.
‘‘Haklı olabilirsin. Ama emin olmadan hareket edemeyiz.’’
Başımı sallayarak onayladım.
‘‘Babam vurulduğumu duymuş. Akşam yemeğe çağırıyor. Şimdilik Büge konusu aramızda kalsın. Netleştirmeden kimse duysun istemiyorum.’’
Kartal gülmeye başladı. Anlamaz bir ifadeyle suratına baktım.
‘‘Söz konusu Pusat Kozanoğlu. Pek gizli kalmaz gibi ama sen bilirsin.’’
Haklıydı. Babamdan ne olursa olsun bir şey gizlemek imkansızla eş değerdi. Her şeyi bilir, bilmediklerini öğrenmesi uzun sürmezdi. Eminim bir şekilde Büge’yi araştırdığımı öğrenecekti ama öğrenmemeliydi. Öğrenmemesi için her şeyi yapacaktım. İki saat kadar daha Kartal ve Begüm ile vakit geçirdikten sonra babama gitmek için evden çıktım. Arabama bindiğimde içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki bu yakınlarda bir olay olacaktı. Sezgilerime her zaman güvenirim. Düşmanın da saldırının da kokusunu önden sezer ona göre önlem alırım. Ne yaparsam yapayım önüne geçemediğim sorunlar olsa bile tedbiri yine de elden bırakmam. Babamların yalısına yaklaştığımda arabayı park ettim. Annem deniz kokusunu çok sevdiği için babam yalı almıştı. Büyük yeşillik bir bahçesi vardı. Yalının tadilatı, bahçedeki çiçekler ve ışıklandırmalar dahil hepsi annemin zevkine göre ayarlanmıştı. Kapıdan içeri adımladığımda her zaman ki annem yüzünde gülümseme bile yanıma geldi. Kollarını bedenime sardığında bende ona sarıldım.
‘‘Oğlum hoş geldin. Çok özlemişim. Beni hep ihmal ediyorsun.’’
‘‘Daha sık geleceğim bundan sonra Peyker Sultan.’’ Deyip annemi şakaklarından öptüm.
Babamın hafif öksürmesiyle annem kıkırdadı. Bense sırıtarak annemi daha çok öptüm. Babam kaşlarını çatmış ensemden çekip bana sarılmıştı. Mafyalar için aile bağları her zaman ön plandadır. Eşlerini çocuklarından bile kıskanır sakınırlar. Evlat ise en can alıcı noktadır. Bade her zamanki neşesiyle merdivenlerden koşarak aşağı indi. Yüzünde gülümsemeyle koşup boynuma sarıldı. Bade Aybars’tan ziyade bana daha düşkündü. En çok benden çekinirdi. Ama en çok da benimle konuşmayı severdi.
‘‘Abi hoş geldin. Çok özledim seni hiç gelmiyorsun eve.’’
Yalandan üzülmüş gibi dudaklarını büzdü. Gözlerimi kısıp yüzüne baktığımda elleriyle dudaklarına kilit vurdu. Yeniden sarıldığında vurulduğum yeri sıkınca ufak da olsa inledim. Bade korkuyla geri çekildi. Annem gözlerini ne kadar açabilirse o kadar açmış yüzüme bakıyordu. Babam da ne olduğunu anlayınca anneme kilitlendi. Annemin konuşurken sesi titredi. Bir an sendeledi ama babam hemen beline sarıldı.
‘‘O-oğlum sen… sen yaralı mısın?’’