7 -

2273 Words
Agit haftasonu büyük bir telaşın içine düşmüştü. Çünkü öğle yemeğine annesi, yeni evli abisi ve yengesi gelecekti. Tabi ki Zelal Hanım onları değil sadece kızını davet etmişti ama annesi ben de oğlumu göreceğim diye diretince mecbur o da gelecekti. Agit annesinin onu görmeye geleceğine aşırı şaşırmış ama mutlu da olmuştu. Evlendikten sonra bir daha onu görmeye gelmeyeceğini hatta unutacağını sanmıştı ama annesi ille de oğlumu göreceğim deyince unutulmadığı için kendini güçlü hissetmişti. Benim de arkamda ailem var kimsesiz değilim demek istiyordu. İşte bu yüzden de kimseyi umursamadan annesi ve abisi için en güzel yemekleri kendi elleriyle yapmış, beraber yaptıkları sabah kahvaltısında ise Devran'a gururla annem beni ziyarete gelecekmiş demişti. Devran onun mutlu ve hevesli yüzünü görünce daha da gururlanması için annesine küçük bir hediye vermesi için Cahit'i kuyumcuya ve çarşıya göndermişti. Bir kaç saat sonra gelen adamla da Agit'i odasına çağırmış kolye olan kutuyu önüne koymuştu. - Nikah zamanı gelemedim, kusura bakmasın. Bunu annene benim adıma hediye et - Agit şaşkınlıkla el hareketlerini bitiren adama baktı ve kocaman gülümseyerek cevap verdi. - Çok teşekkür ederim ama gerek yok ki böyle bir şeye - Devran bilgisayardaki işine dönmeden önce sabırla Agit'i ikna etmek için bu defa yazarak devam edip not defterini masada onun oturduğu yöne uzattı. Agit bu defa yazıyı okuyarak gülümsedi. - Adetleri yerine getirmek gerekir. Nikahta anneye de hediye verilir - Agit itiraz edemeyeceğini anlayınca alt dudağını dişleye dişleye bir şeyler yazıp onun önüne uzattı. - Annem adına şimdiden teşekkür ederim. Adetleri bilmiyordum - Devran sadece bir şey değil der gibi başını iki yana sallayarak işine döndüğünde Agit hazırlık için odadan çıkmıştı. Şimdi de Zelal Hanım'ın iğneleyici göz hapsinde pişen yemeklerin son haline bakıyordu. "Anasının ne işi varsa, zehirli ot gibi her yerde bitiyor" diyen kadına tezgahta ona yardım eden Afşin göz devirirken kalabalık divanda oturan hanımağa müdahale etti. "Sen kızın için nasıl her yerde bitiyorsan o da oğlunu görmeye gelecek elbet." Zelal Hanım burun kıvırarak "Aman nerdeyse gidiyor diye zil takıp oynayacaktı, şimdi mi oğlu olduğu aklına geldi" deyince bunun doğruluğu Agit'in gözlerini doldurdu. Haklıydı. O gün arabaya bindiğinde annesi arkasına bile bakmadan kapıyı yüzüne kapatmıştı. Ama belki de pişman olmuştu, belki de özlemişti? Ne de olsa yirmi bir yıllık çocuğuydu, biraz da olsa anne iç güdüsü vardı değil mi? Afşin gergin gergin alt dudağını kanatacak kadar dişleyen gence omuz atıp "Asma suratını güzel oğlan, o sürekli boş konuşur" diyerek fısıldadı. "Ben senin yanındayım, hem bir şey ederse hanımağa susturur onu." Agit de buna güveniyordu zaten. Devran "Babaannem dururken benim aşağı inmem olmaz, siz ağırlarsınız" demişti de bir de üstüne odasına gelen babaannesine "Arka çık Agit'e, yalnız bırakma" demişti. Bunları elbette Agit bilmiyordu ama hanımağa Devran'ın oğlanı sahiplendiğini koruyup kolladığını görünce pek bir yüreği kabarmıştı. Belki sevmiyordu birbirlerini ama ele güne de boyun eğdirmiyorlardı. Keza Agit de her fırsatta Devran'ın sözünden çıkmayarak, onu her yerde savunarak millete gerçek bir evlilik gösteriyordu. İki ayın sonunda çalışanlar dahil herkes çoktan ikisinin bir olduğunu düşünmeye başlamışlardı ama gerçeği bir Zelal Hanım bir de hanımağa biliyordu. Zelal Hanım zaten oğlanın Devran'ın hizmetçisi olduğunu düşündüğü için Devran'ın yeltenmeyeceğini düşünüp başka planlarını sürdürüyor, hanımağa ise Devran'ın asıl derdini biliyordu ve bu derdin tek çaresi de derdin yine kendisiydi. İkindiye doğru misafirleri geldiğinde Agit resmen hepsinin etrafında dört dönmüş yengesi kendi annesiyle hasret giderirken Agit de kendi annesinden bir adım bekliyordu ama o gelinini övmekle o kadar meşguldü ki yine oğlunun varlığını görmemişti bile. Agit ise buna da olsun demekle yetinmişti, en azından evine kadar gelmişti. Saatler sonra ise annesi sonunda oğluyla baş başa konuşmak istediğini, ne etti ne bitti, bir derdi var mıdır anası olarak benim sormam icap eder diyerek odasına gitmişti. Ferah odayı inceledikten sonra yatakta oturan Agit'i dürterek "Sen niye burda yatarsın, kocanın yanı yok mu?" diye sordu. Agit yutkunarak başını yere eğdi. "Ana ne biçim sorarsın, var tabi niye olmasın" deyip kapalı kapıyı gösterdi. "Aha bu kapı onun odasına açılır, çalışıyor o içerde, akşamları giderim yanına." Kadın Agit'in Devran'la bir olup olmadığını mutlaka öğrenmeliydi yoksa kapı dışarı ederlerdi bir kusuru varsa. "Yatağına da girdin he mi?" Agit bu soruyla neredeyse yerin dibine girecekti utançtan. Yok diyemez, Devran eş istemiyor diyemezdi. Ne onu zan altında bırakıpta dokunmuyor diyebilirdi ne de beni istemedi deyip kapının önüne koyulmayı göze alabilirdi. Çünkü bu saatten sonra ne anası onu geri alırdı ne de eve sokardı. "He ana he, girdim." Kadın gerine gerine "Ha şöyle, korktuydum kusurlusundur diye. Boşuna seni o kadar yıl bekletip hepsine yoo vermem dememişim. Bak en güzel kapıya geldin" diyerek kendi başarısıyla gurur duymuştu. Agit ne kadar keşke buraya da vermeseydin de birazcık anne sevgisi verseydin demek istese de eğer vermeseydi o zaman Devran'ı hiç göremeyeceğini bildiği için sesini çıkarmadı. Devran'ı sevmişti. Belki o ağlaya ağlaya izlediği aşk filmlerindeki gibi değildi ama onun iyi biri olduğunu ve kendisini koruyup kolladığını, herkese bu benim eşim deyip arka çıktığını görmüştü. Annesi bir kez daha omuz atıp "Sakat diyorlardı, ayağa kalkamaz yürüyemez diye. O işi nasıl görüyor da girdin koynuna" deyince Agit neredeyse çığlık atacaktı. "Anaa.. Girdim işte bir şekil napacan." Kadın burun kıvırarak "Aman demedik bir şey, sevmesen de girecen zaten bir şekil" dediğinde başını kaldırıp kapalı kapıya bakarak gülümsedi. "Seviyom ki ben onu." Annesi şaşırarak kaşlarını çattı. "Sevmek senin neyine, bakalım o seni sevdi mi? Gerçi diyorlardı kadın istemiyor diye ama yarın öbür gün vazgeçip başına kuma gelince görürüm ben sevmeyi." Agit bu konu da o kadar emindi ki içi rahat rahat daha da gülümseyerek "Getirmez" diyebiliyordu. Kadın lafı evirip çevirip sonunda istediğine getirdiğini fark edince "Demek o kadar sevdi seni he mi?" diye sorup daha kısık sesle "Her istediğini yaptırıyor musun?" diye devam etti. Agit gayri ihtiyari omuz silkip "Hee, her bi şeyi yapıyor, herkese de onun istediği benim emrimdir dedi" diyerek göğsünü gerdi. O gün herkesin gözü önünde bunu demesi çok hoşuna gitmişti, herkes Agit'in Devran'ın gözünde kıymetli olduğunu görmüştü. Oysa Devran bunu Agit'in bu eve ne diye getirilip onu kandırdıklarını anladığında konaktakilerden ve kendi kanından korumak için yapmıştı. Kadın hmlaya hmlaya sonunda niyetini belli etmek için oğlana biraz daha yanaştı. "Babanın çok borcu var oğlum" diyerek Agit'in başını okşadığında oğlan gözleri dolu dolu annesine baktı. Sonunda başı okşanmaya layık olmuştu. "O gelin olacakta sana takılan bütün altınları benimdir, düğün bile etmediniz deyip elimizden aldı. O iç çekerken Agit endişeyle annesine baktı. O kadar mı kötüydü durumları. "Ee tarla zamanı da geçti, babanı da gönderdiler. Büyük oğlanın çocuğu olacak bu sene ona da el açamıyoruz." Annesi konuştukça Agit'in yüreği eziliyordu. Durumları hiçbir zaman iyi olmamıştı zaten, biliyordu ama bu kadar kötüye gittiğini bilmiyordu. Onlar çalışmasa da sezon bittiğinde Agit başka işlere gider eve para getirirdi. Kadın sonunda daha büyük bir iç çekerek "Biz de dedik küçük oğlumuz bize arka çıkar, boş çevirmez anasını banasını" diyerek sözünü bitirdi. Agit parmaklarıyla oynaya oynaya "Ana iyi dedin de ben nasıl arka çıkayım benim param yok ki" diye ezile büzüle cevap verdi. Yüzü ciddileşen kadın kapalı kapıyı göstererek "Senin yoksa kocanın var, onun olan senin değil midir?" deyince Agit korkuyla başını kaldırdı. "Ana sen ne dersin, adam vermedikçe benim de bir şeyim yok ki kuru canımdan başka." Kadın gittikçe sinirlenerek oğlunu dürttü ama sesini kısık tutarak "İstemesini bileceksin. Ne var bunda? Gireceksin koynuna, iki gönlünü edeceksin isteyivereceksin. Önce sen vereceksin ki o da sana istediğini versin" deyince Agit yataktan fırladı. "Ana" deyip sustu. Az daha 'ben adamın koynuna girmiyorum sen vermezsen' diyecekti de bunun ne kadar aşağılayıcı ve iğrenç bir cümle olduğunu fark etti, kendini buna yakıştıramazdı. Onun yerine çekmecedeki kutuyu çıkarıp annesinin koydu. "Al bunu Devran Ağa sana nikah hediyesi olarak verdi, annelere verilirmiş. Kusura bakmasın nikahta yoktum dedi." Kadın sevinçle kutuyu açıp altın kolyeyi görünce dudaklarını yaladı. "Damadım sağ olsun" diyerek ayağa kalkıp kapıya yöneldi. "Sen istemeden bile veriyor bak, sen istemeyi beceremezsen ben isterim, damadım değil mi?" Agit hızla koridorda yürüyen annesinin kolunundan tutup "Ana az sessiz ol biri duyacak, ben dedirttim diyecek" deyince annesi oğlunun eline bir fiske attı. "Ne var onlar istemesini biliyor ama, sen dedirttin ya ana ben isteyemem sen de diye." Bilerek Devran'ın odasının kapısında konuşuyordu da Agit söyleyemiyor da o duyuruyormuş gibi yapıyordu. Agit güç bela annesini merdivenlerden indirmeyi ve Devran'ın odasından uzaklaştırmayı başarmıştı. Ama ne var ki Devran konuşmaları duymuştu. Sonunda konu kapanmıştı da annesi şimdilik bir kolyeyle bir de hanımağanın aldığı yüzüklerden biriyle susmuştu. Ama Agit daha ağır bir şey duymuştu. Yengesi bahçede Zelal Hanım'la fısır fısır konuşurken "Paranın kokusunu aldı ya sülük gibi yapışır" diyen genç kadına Zelal Hanım "Devran'ın parasına verdi zaten oğlunu" lafını işitmiş, üstüne yengesi "Bana bir tane bile altın takmadılar, babası olacak o kumarbaz adam tüm altınları satmış, şimdi yana yakıla oğluna koştu, has yüzüne mi geldi buraya kadar " deyince Agit'in başından aşağı kaynar sular döküldü. Küçücük ellerini yumruk yaparak yanaklarından süzülen yaşlarla bahçeden içeri geçip oğluna hoşçakal bile demeden giden annesinin acısını da yumruklarına sığdırıp merdivenlerden koşarak çıktı. Odasına girdiğinde yatağına uzanıp sessiz göz yaşlarını varken yokluğuna, görmediği anne baba sevgisine, olmayan kaderine döktü. Dakikalar sonra telefonuna gelen mesajla yatakta doğrulup yüzündeki yaşları sildi. Buğulu gözlerle mesajı oku. Devran : Odama gel Telefonu yatağa bıraktı, yataktan inip ağır adımlarla odasındaki kapıyı açıp diğer odaya geçti. Çalışma masasında bulmayı beklediği adamı odanın içinde oturma odası olarak tasarlanmış yerde bulunca eli eli arasında eğdiği başıyla bekledi. Parmaklarını şıklatarak dikkatini çeken adamla başını kaldırdı ama şu anda o kadar utanıyordu ki yerin yarılıp içine çekmesini umuyordu. Devran oldukça sakin bir yüz ifadesiyle parmaklarını hareket ettirdi. - Benimle işaret diliyle konuşmak istiyorsan göz teması kurmalısın unuttun mu? - Agit kavuşturduğu ellerini çözüp dolan gözleriyle cevap verdi. - Biliyorum. Özür dilerim, isteyerek yapmadım - Devran başını iki yana sallayarak karşısında dikilen gencin oturması için koltuğu işaret etti. Durgun adımlarla koltuğa oturan Agit ise buruk bir nefes verdi. Bu kez parmaklarını hareket ettiren adamı dikkatle izledi. - Evlilik nedir? - Agit beklemediği soruyla başını iki yana salladı. - Bilmiyorum - Gerçekten de bilmiyordu. Hiç evlenmeyi düşünmemişti ki, merak edip nedir diye de sormamıştı. Devran derin bir nefes verip kendisi de itiraf etti. - Ben de bilmiyorum - Sonra durup bu defa düşüncelerini anlatmaya başladı. - Bence birinin koynuna girmek değil. Eş olmak, bir bütünün parçaları olmak. Beraber mutlu olabilmek ve paylaşabilmek - Agit yeni yeni öğrendiği kavramlarla aynı şeyi düşündüğü için başını salladı. Gözleri ağlamaktan kızarmış gencin gözlerinin derinliklerine bakarak gözlerini kapatıp açtı. - Ben eş olmayı beceremez miyim? - Agit telaşla başını iki yana sallayarak cevap verdi. - Hayır becerebilirsin elbette - Devran bir kez daha derin bir nefes vererek sormak istediğini gösterdi. - Eşin olabilmem için seni koynuma mı almam lazım? - Agit utansa da duydukları yüzünden yanlış anlayan adama açıklama yapmak için hemen cevap verdi. - Hayır hayır, yapmak zorunda değilsin - Devran'ın içine bir sızı düşmüştü. Umursamaz tarafına, taşlaşmış kalbine ağır bir darbe inmişti. - O yüzden neden benden bir şey istemek için koynuma girmen lazım? - Agit artık bunun işaret diliyle anlatılamayacağını fark edip utansa da sıkılsa da dile getirdi. "Annem adına gerçekten özür dilerim. Ben böyle bir şey diyeceğini bilmiyordum, beni görmeye geldiğini sanmıştım. Sonra.. Sonra odada onları söyleyince ben..ben.. saklıyoruz diye söyleyemedim." Devran kaşlarını çatarak başını yana yatırdı. - Neyi saklıyoruz? - Agit bunu lafla anlatamam diye düşünüp ellerine bıraktı. - Seninle beraber olmadığımızı. Daha önce babaannen de sordu, ona da söylemedim. Herkes bizim bir olduğumuzu sanıyor - Devran kaşlarını kaldırarak gülümsedi. - Neden saklıyorsun ki? Zaten herkes benim bunu yapamadığımı biliyor - Agit oflayarak yerinde kıpırdandı ve göstererek anlatmaya devam etti. - Ama artık öyle bilmesinler. Saklıyorum. Çünkü seni korumak istiyorum - Devran iyiden iyiye merakla sordu. - Ama neden? Benim korunmaya ihtiyacım yok ki - Agit alt dudağını ısırıp koltuktan kalkıp omuz silkerek cevap verdi. - Ama benim seni korumaya ihtiyacım var. Çünkü sen beni koruyorsun - Devran ciddi ciddi gülerek elini alnına götürdü ve kollarını önünde kavuşturmuş oğlana baktı. - Sen gerçekten çok güçlüsün - Agit pes ederek tekrar koltuğa oturdu. - Değilim. Sadece sevgisiz büyüdüm. Güçlü olmak zorundaydım - Devran derin bir nefes vererek kendi odasının kapısını gösterdi. - Beni kütüphaneye götürür müsün? - Agit neden şimdi bunu istediğini anlamasa da ayaklanıp "Tabi" diyerek sandalyenin arkasına geçip kapıya doğru sürmeye başladı. Kapısam çıkınca da uzun koridordan geçip daha önce hiç girmediği kütüphanenin kapısını açıp içeri girdi. Duvardan duvara bir sürü kitaplık ve binlerce kitabı görünce ağzı açık kaldı ama Devran'ın yönlendirmesiyle toparlanıp sandalyeyi sürmeye devam etti. Onun durdurduğu uzun bir kitaplığın önünde durup kucağındaki bir kumandanın düğmesine basan adamla ikiye ayrılan kitaplığa baktı. Duvarın içindeki başka bir geçide ilerleyen Devran'ı takip edip tam durduğu yerde karşısındaki manzaraya baktı. Üst üste yığılmış para destekleri Agit'in geri geri adım atmasına sebep olmuştu ama bileğinden tutan adamla durdu. Devran sandalyeyi ona çevirip yüzüne bakan gence elleriyle olanı biteni anlattı. - Burada gördüğün ve daha fazlası benim, senin, doğmamış ve belki de hiç doğmayacak çocuklarımın. Benden bir şey istemek için koynuma girmene gerek yok, benden istemene de gerek yok. Sen Agit Ahlatlı'sın, benim eşim - Agit başını iki yana sallayarak geri adım attı. - Hayır Devran Ahlatlı. Ben senin paranı istemiyorum ve asla istemeyeceğim. Ben sadece sevgi istedim biraz da olsa. İşte bu senden bunu da senden isteyemem - Cümlesini bitirdikten sonra çıkmak için geri geri adımlayan genci bileğinden tutup durdurdu bu defa sesli bir şekilde "Gitme" deyince Agit korkarak Devran'ın dizlerinin önüne yere çöküp kızdı. "Acıyacak diyorum sana." Devran göğsünü sıkıştıran bir sızıyla ellerini hareket ettirdi. - Beni sürekli böyle azarla olur mu? - Agit ise gayri ihtiyari sinirle ayağa kalktı. "Azarlarım tabi, söz dinlemiyorsun ki. Bekle su getireceğim şimdi." O, bölmeden çıkıp giderken Devran gidişini izlediği gençle döneceğini bilerek kesik bir nefes verdi. Boşta kalan ellerine bakıp karıncalanmaya başlayan kolunun bir yerlere doğru hareket etmesini izledi ve tam göğsünün üstünde duran hareketle soluksuz kalmış gibi derin nefesi içine çekti ve öksürmeye başladı. Saniyeler içinde ona yetişip su uzatan gençle öksürük yoğun nefeslere dönüştü, yaşamak gibiydi uzatılan su, nefes gibi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD