Agit istediğim zaman sarılmak istiyorum demişti ama ne zaman istemesi gerektiğini bilmiyordu. Akşamları yatmadan önce mi istemeliydi yoksa sabahları mı?
İşte tam da bu yüzden kahvaltı yapan adamı eli eli arasında parmaklarıyla oynarken izliyor, acaba şimdi mi dese diye düşünüyordu. İki gün önce Devran ona sarılmak istediğinde söyle demişti ama söylemek kolay mıydı?
Devran ise yanında oturan gencin garip gerginliğini durup durup kızarmasını anlamakta zorlanıyorum. Alışık değildi yanı başında masum bir güzellikle onu izleyen birilerine, kalbi taşlaşmış gibiydi, o taşın çatlaklarından sızmaya çalışan ışığı anlayamıyordu. En çokta sarılmayı istemek bu kadar önemliydi.
Derin bir soluk verip elindeki çatalı tepsiye bıraktı ve yanındaki Agit'e döndü. Ellerini kaldırdığında genç kıpırdanarak onun bir şey isteyeceğini düşünerek dikkatli izledi.
- Söylemek istediğin bir şey mi var? -
Agit korkarak ellerini iki yana salladı. Ani sorulunca korkmuştu.
- Hayır bir şey yok. Afiyet olsun diyecektim -
Devran bir süre çatık kaşlarla onu izledi, aslında bir şey söylemek istediğini düşünmüştü ama o yok dediyse zorlamak istemiyordu.
- Teşekkür ederim. Sen kahvaltı yaptın mı? -
Agit hızlı hızlı başını sallayarak - Sana hazırlarken yaptım biraz - dediğinde Devran sandalyesine yaslanarak hmladı ama şimdi onun söylemek istediği şeyler vardı. Ne tepki alacağını görmek istiyordu.
- Biliyorsun ben aşağı inmiyorum ve yemeklerimi burada tek başıma yiyorum -
Agit merakla yerinde daha da kıpırdanarak devam etmesi için başını salladı.
- Eğer sen de istersen bundan sonra yemekte bana katılır mısın? -
Bu istekle gözlerini kocaman açan Agit sevinçle yerinden fırlayıp "Tabi isterim" derken kollarını onun boynuna dolayıp sarıldı.
Bu ani atağı beklemeyen Devran ise ellerini birden havaya kaldırdı ve aynı hızla geri çekilen oğlanın kıpkırmızı olan yüzüne baktı. Agit'in eli ayağına dolanmış, sarılmak istiyorum demek isterken birden sarılmıştı ama çok azdı, tam istediği gibi de olmamıştı.
Devran başını eğen gencin yüzünü bakmak için hafif sağa doğru eğilip göz temasını yakalamayı başardığında ellerini hareket ettirdi.
- Ne anlattığımı görebilmen için benimle göz teması kurmalısın biliyorsun değil mi? -
Agit hemen kendisini savunmak için cevap verdi.
- Tabi ki biliyorum. Öğrendim ben. Ama. Ama. -
Devran ise devam etmesi için kaşlarını kaldırarak beklediğinde Agit alt dudağını ısırdı. Sonunda da
- Ama bazen çok dikkatli baktığın için utanıyorum -
diyebildi. Ki bunun Devran'ın çok hoşuna gittiğini bilmiyordu.
Devran konuyu değiştirmek için bu defa tepsiyi gösterip hareketlerine devam etti onu pür dikkat izleyen gencin bakışlarıyla.
- O zaman akşam yemeğinde burda olacak mısın? -
Agit heyecanla boş tepsiye uzanıp "Sana en sevdiğin yemeği yapcam, beraber yiycez" diyerek tepsiyi aldı ama daha fazla konuşamadan kaçar adım odanın kapısına yöneldi.
Onun gidişini hafif bir tebessümle izleyen Devran ise onun geldiği günden beri yüzüne yapışan o tebessüme şaşırarak kaşlarını çattı.
'Ne oluyor lan bana?' sorusu iki ayın sonunda kafasına dank etmişti.
Ona saniyelik sarılan gencin kokusunun odayı doldurduğunu fark ettiğinde ise kaşları iyiden iyiye çatıldı, hızla yüzünü sıvazlayıp 'bir şey var, bir şey' diye diye sandalyesini sürerek masasına geçti.
Agit'in ise deyim yerindeyse etekleri zil çalıyordu. Hemen mutfağa inip akşam yemeği için hazırlıklara başladı, bir yandan da çalışanlara kilerden lazım gelen malzemeleri istemeye başladı. Onun heyecanı ve telaşı tüm mutfağı sarmıştı ki herkesin yüzüne bir gülücük oturmuştu.
Bahçeyi toplayan Afşin'e etekleri uçuşa uçuşa koşup "Ablaa bana zencefille yeni bahar lazım" deyince onu elleri belinde izleyen kadın "Dur dur koşma deli oğlan, söyleriz Cahit'e, çarşıdaydı" deyip tekrar mutfağa uçarak giden genci takip etti.
Onu neşesine gölge düşürmek için mutfağa doğru hareketlenen Zelal Hanım'ı ise hanımağanın yere vuran bastonunun sert sesi durdurdu
"Gelin.. Gelin.. Akıtma şu zehrini bir kere de."
Koridorda öylece kalan kadın ise göz devirerek "Aman dokunmadık o sünepeye" deyip yönünü değiştirip yukarı çıktı ama sonra da birden durup "Burada hiç çekilmez şimdi" diyerek dışarı çıkmak için şoföre seslendi. Aslında dışarı çıkmakta bahaneydi, görüşmesi gereken biri vardı.
Yaşlı kadın ise mutfakta neşe saçarak çalopam kadımslrla konuşan Agit'i izledi bir süre, ardından saadet dolu bir nefes verip bahçeye çıktı.
Bu oğlanı ilk gördüğünde aklına düşen o fikrin doğruluğunu şimdi daha iyi hissediyordu. Onun Devran'a hayat vereceğini masum gözlerinde ve utangaç gülüşlerinde görmüştü de onu ana evinden nasıl koparıp alacağını düşünüp durmuştu. Kimsenin bilmediği bir sırrı vardı hanımağanın.
Agit akşama doğru tencere tencere yemekler yapmış, çalışan ablalarla yapraklar sarıp börekler açmıştı. Öyle ki tezgahta dizilen yemekleri köy düğünlerinde görürdü anca. Sonra da yaptığı yemeklerin çokluğu onu korkutmuştu, çok mu abartmıştı.
Buna da hanımağası yetişmiş, eve dönen Cahit'le yemeklerden kap kap civardaki müşkülü olan evlere dağıttırmıştı. Agit utana sıkıla "Hızımı alamadım, kusura bakmayın" deyince de yaşlı kadın "Bir sevabına bin eklensin güzel oğlan, kocanın malını dağıtıyorsun, kimseye laf düşmez " demişti.
Agit kim ne kadar kocan kocan deseler de iki ayın sonunda bile hâlâ bu kavramı anlamamıştı. Kocanın malı, kocanın parası, kocanın altınları... Agit ise onun bunları kazanmak için her gün bilgisayarın başından kalkamayan adamın bunları umursadığını hiç düşünmemişti.
Öğrendiğine göre Devran on yılda nerdeyse batmak üzere bir şirketi kurtarmış, üzerine iki şirket daha eklemişti. İşte bu yüzden de herkes onun lafını dinliyordu. Ahlatlı ailesine kalsa şimdiye çok şeyi kaybetmişlerdi. Ama bu günlere gelene kadar Devran neler çekmişti, kimse görmüş müydü?
Aklına üst katta ki adam gelince bu defa çalışan kadınlara dönüp "Abla şu börekten, bir de şu tatlıdan bir tabak hazırlar mısın? Ben de biraz şerbet yapayım" derken onu tebessümle izleyen kadınlardan habersizdi.
Sonunda onlar da bu gencin Züleyha gibi onlara tepeden bakmadığını, tam tersine sevecen tavırlarıyla onlar gibi davrandığını gördüklerinde ilk zamanlarda ki o iğneleyici laflarından utanmışlardı. En başından onun yanında olan Afşin ise hepsi ben size demiştim der gibi bakıyordu.
Agit elinde küçük bir tepsiyle üst katın yolunu tuttuğunda aynı düşünceyle telefonuna mesaj geleceğini beklemiyordu. Tepsiyi bir eline alıp hemen mesajı açtı.
Devran : Maşallah neşeniz buraya kadar geldi.
Agit hızlı hızlı cevap yazıp telefonu cebine koydu.
Agit : Şimdi oraya da geliyor.
Devran telefona bakarak ne demek istediğini anlamaya çalışırken odaya giren gencin "Geldiii" demesiyle dudaklarını birbirine bastırdı.
Agit elindeki tepsiyle çalışma masasının önünde durup "Çok çalışmışsın, öyle duydum. Şimdi de dinlenme zamanı" diyerek tepsideki tatlı tabağını şerbeti koydu.
"Hepsini ben hazırladım, tadını da kontrol ettim."
Devran şaşkın şaşkın genci izlerken bunca yıldır onun gibi birini görmüş müydü bunu düşünüyordu ve aklına gelen kişiyle kıvrılan dudakları düz bir çizgiyi aldı. Evet ona benziyordu, onun neşesine.
Hiçbir şeyden habersiz Agit elindeki çatalı Devran'a uzatarak "Önce tadına bak, beğenmezsen yemezsin" deyince Devran durulmasını istemiyor diye anlayan gencin gözlerinin içine bakarak dudaklarını hareket ettirdi ama dudaklarına örtülen elle kaşlarını çattı.
"Konuşma konuşma, acıyor boğazın."
Devran yutkunduğunu bile fark etmeden dudaklarına örtülen eli tutup indirdi ve Agit hızla elini onun eli arasında çekip "Özür dilerim, birden oldu" diyerek ellerini arkasına aldı.
Devran gülüp gülmemek arasında kalırken ellerini hareket ettirerek - Hani çatal - diye gösterince Agit çatalı da eliyle arkasına aldığını fark edip sırıtıp "İşte burda" diyerek sakladığı yerden çıkarıp tepsinin üzerine bıraktı.
O, tekrar ellerini arkasında birleştirip parmaklarıyla oynarken Devran çatalı alıp şerbetli tatlıdan küçük bir parça alıp ağzına attı. Onu büyük bir merakla bekleyen Agit'in hızla "Şerbetle iç, naneli yaptım bu sefer" diyerek bardağı da alıp ona uzattı. Devran şerbetten de bir yudum alarak sanki onay bekler gibi izleyen gencin gözlerinin içine baktı. Işıl ışıl parlayan bir çift ela gözün bile gülümsediğini söylebilirdi.
Çatalı ve bardağı tepsiye bırakıp bu defa engellemesine izin vermeden konuştu.
"Ellerine sağlık."
Agit endişeyle ellerini çözüp "Acıyacak dedim ama ben" derken sehpada duran sülahiden bardağa su doldurup "Şerbeti içme yakar" diyerek suyu uzattı.
Oysa bu iki kelime ile Devran'ın boğazı çok acımamıştı ama Agit için her kelime bir acıydı. Onun ikna olabilmesi için bardaktaki tüm suyu içerek bu defa elleriyle konuşmaya devam etti.
- Sen de yedin mi tatlıdan? -
Agit sonunda her zamanli iletişim yollarına geçince rahatlayarak cevap verdi.
- Hayır yemedim ama senin için tadına baktım -
Devran neden hep önce kendisini düşündüğünü merak ediyordu artık o yüzden de buna tepki vermesi gerektiğini anladı.
- Neden önce benim yememi bekliyorsun? Bundan sonra sen yemezsen bana da getirme -
Agit ise onun kızdığını düşünerek dudaklarını büzdü.
- Kızma kızma. Sen akşama kadar burda çalışıyorsun ama ben aşağıda istediğim zaman yiyebilirim ki. Canın bir şey istediğin söylemiyorsun da ama ben biliyorum -
Devran gözlerini kapatıp açarak ofladı. Kızmasına bile fırsat vermiyordu ki.
- Olmaz önce sen yiyeceksin -
Agit sonunda pes edip "Tamam" diyerek göz devirdi ve bu Devran'ın hiç beklemediği bir hareketti ama ona yakışıyordu da. Sakallı çenesini sıvazlayıp derin bir nefes verdi ve kaşlarını çatarak ellerini hareket ettirdi.
- Kocana göz devirmeye mi başladın sen? -
Agit şokla ellerinin hareketini izledi ve kıpkırmızı olan yüzüyle telaşla cevap verdi.
- Hayır hayır, yapmadım - dese de yaptığını fark edince
- Tamam, bir daha yapmam - diye devam etti.
Başını eğip parmaklarıyla oynamaya başlayınca Devran da tatlısını yemeye devam etti. En nefret ettiği şey birinin ona göz devirmesiydi ama Agit'in bunu bilerek yapmadığını biliyordu.
Tatlıdan bir iki çatal daha alıp şerbeti de içerek hâlâ başı önde bekleyen oğlanın dikkatini çekmek için parmağını tepsiye hafifçe vurdu. Başını kaldırınca gözleri dolan oğlanı görünce kendine bir küfür savurdu.
- Neden gözlerin doldu? -
Agit boş tepsiye uzanıp "Yok bir şey" dediğinde bileğini tutup onu durduran adamla şaşırarak onun eline baktı. Ardından başını kaldırıp yüzüne yakın adamın yeşil gözlerindeki anlamaya çalışan ifadeyi gördü.
"Gerçekten yok bir şey."
Devran onun bileğini bırakınca geriye çekilen oğlana el hareketleriyle ikna edebileceği o cümleyi kurdu. Çünkü onun gözlerini doldurması o gün o adamın yanında ağladığını gördüğünden beri canını sıkıyordu.
- Hani istediğin zaman sarılacaktın -
Agit kaşlarını çatarak "Evet" deyince de oflayarak devam etti.
- Şimdi istemiyor musun? -
Agit hâlâ ne demek istediğini anlamadığı için bir süre anlamaz gözlerle baktı. Sonra da "Haa" diyerek tepsiyi hızla masaya bıraktı.
"İstiyorum ki."
Devran hızla boynuna atılan oğlanla afallasa da sonunda gülümsetmeyi başardığı için rahatlamıştı. Bir süre elleri havada bekledi ama sonunda hâlâ boynundan ayılmayan oğlanın sırtına elini koyup sıvazladı. Ama eline çarpan bir şeyin kopçasını fark ettiğinde hızla elini çekti ve aynı saniyelerde de Agit birden ondan uzaklaştı ve hiçbir şey demeden tepsiyi masadan alıp odadan fırlayarak çıktı.
Devran eli hâlâ havadayken kaşları çatılı, kafası allak bullaktı. O şeyin ne olduğunu biliyordu ama genç oğlanın üstünde beklemiyordu. O gün alışverişte bir şeyler aldığına dair kulak misafiri olmak zorunda kalmıştı, çünkü cidden gülerek sesli bir şekilde konuşuyorlardı. Ama şimdi onlardan birini elinde hissetmeyi beklemiyordu.
Yıllar önce ona yanaşmaya çalışan Züleyha da ona bir şeyleri sergilemeye çalışmıştı ama zerre kadar etkilenmemiş, tam tersine zaten sevmediği kadından tamamen soğumuştu.
Ama şimdi yumruk yaptığı eli karıncalanıyordu ve bu hissi iç güdüsel olarak bir yerlerden tanıyordu. Çok uzun yıllar öncesinden kalan bir his.