KISKANÇ MİRAN

1397 Words
✍🏻 Ebru avlunun kenarında elinde çay bardağı, gülümser gibi yapıyor ama aslında hiçbir şeyi kaçırmıyordu. Ağabeyini tanıyordu, çok iyi tanıyordu. Miran’ın kalabalık içinde durup durup gözlerini belli bir yöne kaydırışını fark etti önce, sonra aynı yöne ikinci kez. Üçüncüde artık emindi. Ebru’nun bakışları biricik arkadaşı Hilali izledi. Hilal kadınların yanından ayrılıp avludan mutfağa doğru yürüyordu. Elbisesi adımlarında sessizce dalgalanıyor, ışık kumaşın üstünde kırılıyordu. Ve o sırada… Yiğit. Misafirler arasındaydı. Bir köşede durmuş, konuşulanlara yarım kulak kesilmişti. Ama gözleri… Gözleri Hilal’den başkasını görmüyordu. Hilal mutfağa doğru geçerken, Yiğit’in yüzünde farkında olmadan beliren gülümsemeyi gördü Ebru. Öyle hafif, öyle saf bir hayranlıktı ki bu… saklanmamıştı bile. Yiğit’in bakışları Hilal’in arkasından uzun uzun gitti. Sanki o an avluda müzik yoktu, kalabalık yoktu. Sadece o vardı. Ebru’nun içi bir an sıkıştı. “Eyvah…” diye geçirdi içinden. “Bu çocuk da düştü.” Ve sonra… asıl fırtınayı fark etti. Miran. Yiğit’e baktı önce. Sonra Hilal’in geçtiği yöne. Sonra tekrar Yiğit’e. Bakışları bir anda sertleşti. Çenesi kilitlendi. Omuzları gerildi. Bu sadece bir kıskançlık değildi. Bu, Miran’ın kontrolünü kaybetmeye en yakın olduğu anlardan biriydi. Ebru içinden "buyrun cenaze namazına" diyip bir şahin gibi gözlem yapmaya devam etti. Miran bir şey demedi. Yerinden kıpırdamadı. Ama gözleri… Yiğit’in üstündeydi artık. Ona öyle bakamazsın, diyordu o bakışlar. Ona sadece ben öyle bakabilirim diyordu. Ebru yüzünde belli belirsiz gülümseme ile çayından bir yudum daha aldı. Derin bir iç çekip “Gece uzun, Ve bu gece… hiç sakin geçmeyecek.” Avlunun bir köşesinde, kimse yüksek sesle konuşmadan, iki ayrı kalp… aynı kız için farklı yerlerden çarpmaya başlamıştı. Ve Miran Kurtoğlu, ilk kez korktu, kaybetmekten, belkide çoktan kaybetmişti. Ama hayır Miran kaybedemezdi. ne yapıp edip herşeyin eskisi gibi olmasını sağlayacaktı bu da Ağa sözüydü. Yiğit hâlâ Hilal’in geçtiği yöne bakıyordu. Mutfağın kapısı kapanmıştı ama onun yüzündeki o farkında olmadan yerleşmiş gülümseme henüz silinmemişti. Kalabalığın uğultusu arasında, içindeki heyecanı bastıramıyordu. Tam o sırada… Yanında bir ağırlık hissetti. Yiğit başını çevirdiğinde Miran’ı gördü. Ne selam vardı, ne gülümseme. Sadece dimdik duran bir beden, ve doğrudan üstüne çöken bir bakış. Miran’ın gözleri sakindi. Ama o sakinlik, fırtınadan önceki durgunluk gibiydi. Yiğit’in içi istemsizce gerildi. Omuzları farkında olmadan dikleşti. Miran bakışlarını bir an bile kaçırmadı. Yiğit'in az önce Hilale olan bakışları tekrar gözünün önüne geldiğinde, içindeki her şeyi tetikledi. Bir adım attı. Yaklaştı. Çok yaklaştı. Aralarında neredeyse nefes mesafesi vardı artık. Miran başını hafifçe yana eğip "Baktığın yeri bil, çocuk!" Sesi duygusuz soğuk ve kontrollüydü. Yiğit yutkundu. Bakışlarını kaçırmak istedi ama yapamadı. Sanki kaçarsa… kaybedecekmiş gibi hissetti bir an ne diyeceğini bilemedi. “Yanlış anladınız sanırım,” “Kimseye karışma gibi bir huyum yoktur.” Bir an durdu. içinden acaba akrabası mı? diye geçirdi eğer öyleyse istemeden Hilali de zor duruma sokmuş olurdu, aklından geçenlerle yutkundu. Kalbi hızlandı. Miran ise bir adım daha yaklaştı. sesini yükseltmedi, ama tonunda sert bir çizgi vardı. Miran o an çok küçük, çok kontrollü bir hareket yaptı. Bakışlarını Yiğit’ten çekti, aynı anda eliyle ceketinin düğmesini ilikledi. Bu hareket, bütün avluda yankılanabilecek kadar netti. Burası benim alanım. “Hilal’e o gözle bakmayacaksın.” Yiğit istemsizce savunmaya geçti. “Ben—” Miran sözünü kesip “Ne yaptığını biliyorsun, Ben de biliyorum.” Kısa bir sessizlik oldu. Kalabalık vardı ama o an ikisi de yalnızdı. Miran devam etti, bu kez daha açık, daha çıplak bir dürüstlükle “Burası kalabalık. Yanlış anlaşılma istemem. O yüzden bunu şimdi söylüyorum.” Bakışlarını Yiğit’in gözlerine sabitleyip “Hilal benim için sıradan biri değil.” Bu cümle… Yiğit’in göğsüne taş gibi oturdu. Miran Avlunun temiz havasını derinde soluyup Yiğit'e üsten bakıp bir an için içinden geçen her şey yüzüne vurmak istedi ama hemen toparlandı. “Ve benim için önemli olan bir şeye zarar verecek niyetin varsa…” Başını çok hafif yana eğip “Daha başlamadan bitir.” Yiğit’in dudakları aralandı ama konuşmadı Miran son sözünü söylerken sesi yine sakindi. “Bu senin için bir uyarı değil, çocuk. Bu, bilmen gereken bir gerçek.” Arkasını dönüp omzunun üzerinden Yiğite son kez baktı. Soğuk, ölçülü ve netti. Tek bir kelime etmeden uzaklaştı… Yiğit Miran gittikten sonra derin bir nefes aldı. Kalbi hızla çarpıyordu. Bir şey olmuştu. Ama ne olduğunu henüz çözemiyordu Avlunun diğer ucunda Miran yürürken, ellerini yumruk yapmıştı. Çenesindeki kaslar hâlâ sertti. Kendini topla, dedi içinden. Bu gece taşırırsan… geri dönüşü olmaz. Ama bir şeyi artık çok net biliyordu, Hilal gittikçe daha güzelleşiyor genç bir kız oluyordu, güzeller güzeli sevdiğinde bakan ilk erkek Yiğit olmayacaktı. Ve son da olmayacaktı belki… Ama ilk uyarıyı alan ve hedefine koyduğu kesinlikle oydu. Bu gece Miran Avlunun ışıkları altında, ilk kezduygularını saklamadan bir hedef koymuştu kendine ve bunun geri dönüşü yoktu. Ebru, avlunun köşesinden sessizce olan biteni izlemeye devam ediyordu Miran’ın Yiğit’le konuştuğu o sessiz, ama her sözü keskin ve net anı fark etmişti. Hilal’e bakışı, Yiğit’e çıkan uyarısı… Her hareketi, her kelimesi bir açıdan saklı bir fırtına yaratmıştı. Yiğit için hafif alaycı şekilde 'yazık oldu' dedi. daha sonra bakışları Miranla kesişti yüzünde o bilindik gülümsesi ile Mira'nın gözlerinin içine bakıp sadece dudaklarını hareket ettirerek "kendini ele verdin." dedi Miran, o bakışı ve ne dediğini anladığında derin bir nefes aldı, tam yanına gidecekken Ebru zaten arkasını dönüp gitmişti. Bir yandan hafif utanç, bir yandan da inatçı bir gurur kapladı Miran’ı. Duygularımı kimseye belli etmemeliyim, dedi içinden. Ama Ebru’nun o sessiz bakışı, kelimeleri… her şeyi ortaya dökmüştü. Hilal mutfakta, çayları ve tatlıları tepsiye dizerken bir yandan kalbi hızla atıyordu. Mutfağa gelirken göz ucuyla avluya baktığında Yiğit’in yüzündeki o hayran gülümsemeyi fark etmişti. Kalbi istemsizce bir sıcaklık hissetti. sonunda herşeyi hazır ettikten sonra tepsiyi alıp kadınlar tarafına doğru ilerlerken tekrar avuldan geçti o an, Mira'nın bakışları avluda kısa bir süre Hilal’in üstünde durmuştu. O bakış… saf, sert, sahiplenici ve kıskançtı. Hilal bir an durdu. Ne oluyor burada? diye düşündü. Yiğit’e bakarken kalbinde hafif bir heyecan vardı, ama Miran’ın bakışı… içinde başka bir sıcaklık yaratıyor, onu hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu Bir yandan “Yiğit bana masumca bakıyor,” diyordu kendi kendine. Öte yandan: “Miran… o bakışıyla sanki içimi görüp her şeyi sahipleniyor, gibi.” diye geçirdi içinden Hilal derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı ama kalbindeki çarpıntı durmak bilmiyordu Sanki iki ayrı ateş arasında kalmıştı. Ve bir gerçek daha vardı, Bu gece… Hilal, kalbinde bir boşluk ve bir sıcaklık arasında gidip geliyordu. Yiğit’in ilgisi masum ve tatlıydı, Miran’ın bakışı ise onu hem güvenli hem de gerilmiş hissettiriyordu. Tepsiyle kadınlar tarafına geldiğinde bile Hilal’in aklı hâlâ avluda, Yiğit’in gülümsemesinde ve Miran’ın bakışlarında kalakalmıştı. Hilal mutfakta tepsiyi taşıyor, çayları masaya yerleştiriyordu. Her adımında hafifçe dalgalanan elbisesi, Miran’ın gözünden kaçmamıştı. Ama Miran… sessizdi. Hiçbir hareketiyle, hiçbir bakışıyla, içindeki fırtınayı açığa vurmak istemiyordu. Kıskançlığı yavaş yavaş içini kemiriyordu ama Hilal’in yanında bu duyguyu gösteremeyeceğini biliyordu. Hilalin elinde boş tepsi ile mutfağa gittiğini görünce sessizce yerinden kalkıp mutfağa doğru ilerledi, mutfağın kapısına geldiginde Hilalin tepsideki boşları boşalttığını gördü yavaşça içeri adım atıp Hilal’in fark etmediği bir mesafede durdu. Tepsiye bakıyor gibi yaptı ama göz ucuyla onu izledi. Hilal elini uzatıp fincanı masaya koyarken, Miran sessizce biraz daha yaklaştı. Kalbi hızla atıyordu ama nefesini kontrol etti. Hilal hafifçe dönüp Mira'ı görünce önce şaşırdı sonra samimi bir şekilde gülümseyip, " birşey mi istemiştin Miran abi" Miran ise hemen başını öne eğip fincana bakar gibi yaptı. " su... su içecektim" dedi sanki kızla ilgilenmiyormus gibi umursamadan tezgaha doğru yönelip sürahiden bardağa su doldurup içmeye başladı Ama gözleri… içten içe Hilal’i tarıyor, onu korumak ve sahiplenmek istiyordu. Hilal tepsideki boşları masaya yerleştiririken , Miran da hafifçe elini kaldırıp tepsiyi boşalmasına yardım etti. Sesi çıkmadı. Ama elinin Hilal’in eline çok yakın geçtiği an, küçük bir elektrik çarptı gibi oldu. Hilal bunu fark etti mi, bilmiyordu. Miran ise o an kendine hâkim olmak için derin bir nefes aldı. kendine gel lan dedi kendi kendine. Ama yine de yanından ayrılmadı sessizce Hilal’in yanında durup hiçbir şey söylemeden sadece göz ucuyla onu izledi. İçten içe kıskançlık ve sahiplenme duygusu, sessiz bir göl gibi dalgalanıyordu. Ama Hilal için, Miran sadece yardım eden, nazik bir abiydi. Ve Miran, bu dengesini korumak için bütün gücünü topladı. YİĞİT Hilal… Hilal orada, avluda, elinde tepsiyle çay ve tatlıları taşırken… Sanki tüm dünya durdu. Her adımı, her hareketi bana ayrı bir heyecan veriyordu. O gülümsemesi yok mu… Kalbimi delip geçiyor gibi. Ama bir yandan da hissediyorum… Miran’ın bakışları üzerimde. Beni izliyor, kontrol ediyor, sessizce uyarıyor. Bir yandan korkutuyor, bir yandan da içimi gıcık gıcık ediyor. Yine de… vazgeçmeyeceğim. Hilal’in yanında olacağım. Ona yakın kalacağım. Bütün cesaretim, bütün dikkatim, tamamen ona. Ve evet, zor olacak. Ama buna değer.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD