Lal elindeki şampanya kadehini dudaklarına götürdüğü sırada salondaki uğultu değişti. Fısıldaşmalar bir anda tek bir noktada toplandı. Başını kaldırdığında siyah takım elbiseli kadınların ve smokinli erkeklerin aynı yöne baktığını gördü.
Merdivenlerin başında duran adam salona tek başına girmişti. Ama sanki bütün salon onun gelişi için hazırlanmıştı. Kadınlar nefeslerini tutuyor, erkekler saygıyla önlerini ilikliyordu.
"Demirkan Vardar gelmiş..."
"Gerçekten çok yakışıklı."
"Türkiye'nin en zengin ailelerinden birinin tek varisi."
"Duyduğuma göre şirketlerin çoğunu artık o yönetiyormuş."
"Evlenmediğine inanamıyorum."
"Onun yanında olmak için neler vermezdim..."
Kadınların hayranlık dolu sözleri Lal’ın kulaklarında uğuldamaya başladı.
Demirkan... Vardar... Vardar mı? Lal’ın parmakları uyuştu. Kadehi düşürmemek için daha sıkı tuttu.
Şehrin neredeyse yarısını yöneten, gazetelerde, ekonomi dergilerinde adı geçen, milyarlarca liralık holdingin varisi Demirkan Vardar karşısındaydı. Başını kaldırıp tekrar ona baktı. .
Demirkan ağır adımlarla merdivenlerden inerken insanlar adeta onun etrafında dönen pervaneler gibi peşine takılıyordu. Birileri tokalaşmak istiyor, birileri fotoğraf çektirmek istiyor, kadınlar sadece bir bakışını yakalayabilmek için yarışıyordu.
Lal’ın nefesi kesildi. Demek bunca zaman Ankara’da küçücük bir evde birlikte yaşarken, eski dizüstü bilgisayarıyla yazılım işi yaptığını söylerken, onun yanında saklanmıştı. İçine öyle bir acı oturdu ki nefes almak bile canını yakıyordu. Son kavgaları zihninde yankılandı.
"...Ben artık rahat yaşamak istiyorum."
"...Zengin biriyle evlenmek istiyorum."
Bu cümleyi öfkeyle söylemişti. Sadece onu incitmek istemişti. Ama Demirkan bunu gerçek sanmıştı. Bu yüzden gitmişti. Hiçbir şey söylemeden. Hiç arkasına bakmadan.
Tam o sırada Demirkan başını kaldırdı. Mavi gözleri kalabalığın arasından gelip Lal’ın gözlerine kilitlendi. .
Beş yıl... İkisinin de zamanı aynı anda durdu. Lal tek bir adım bile atamadı. Salon silikleşti. Müzik uzaklaştı. Sadece o mavi gözler vardı.
Tam o anda orkestra yeni parçaya geçti.
"Affedersiniz."
Kaan Arkan nazikçe Lal’ın koluna dokundu.
"Dans etmemiz gerekiyor."
Lal tepki veremeden kendini dans pistinde buldu. Bir eli Kaan’ın omzundaydı. Diğeri onun avucundaydı. Kalbi ise birkaç metre ötedeki adama aitti.
Dansın ortasında Demirkan ve partneri onlara yaklaştı.
"Demirkan Bey."
"Kaan Bey."
"Tanıştırayım. Asistanım... Lal Serel."
Demirkan bakışlarını Lal’dan ayırmadan elini uzattı. Dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı.
"Asistanınız mı? Ben sizin kız arkadaşınız sanmıştım."
Kaan kısa bir kahkaha attı.
"Hayır."
Demirkan’ın sesi bu kez daha soğuktu.
"Aradığı zengin adamı sonunda bulduğunu düşündüm."
Kaan’ın kaşları çatıldı.
"Anlamadım?"
Demirkan omuz silkti.
"Boş verin."
Müzik sesi konuşmalarını çevredekilere duyurmuyordu. Kısa süre sonra eş değişimi başladı. Lal geri çekilmeye fırsat bulamadan güçlü iki kol beline dolandı. Nefesi kesildi. Demirkan...
"Beş yıl boyunca seni çok aradım." dedi Lal.
"Hâlâ bana kızgın mısın? ."
"Kızgın mı? Sen kendini ne sanıyorsun?"
Lal’ın nefesi düzensizleşti.
"Hayatımın en zor döneminde karşıma çıkmış sıradan bir insandın.Adını bile hatırlamıyorum."
Her kelime bıçak gibiydi. Lal’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. İçinden tek bir cümle geçiyordu:
"Oğlumuz var..."
Söylemek istedi. Haykırmak istedi. Ama sustu. Ya Demirkan onun çocuğu kullanarak para almaya çalıştığını düşünürse? Ya buna inanırsa?
Başını eğdi.
"Özür dilerim."
Sadece bunu söyleyebildi. Çalan müziğin bitmesi için dua etti. Lal müziğin bitmesiyle birlikte Demirkan’ın kollarından neredeyse kaçarcasına uzaklaştı. Ayakları birbirine dolaşıyordu. Nefes alamıyordu.
Beş yıl boyunca kurduğu yüzlerce ihtimalin hiçbiri buna benzemiyordu. Onu bulduğunda sarılacağını, neden gittiğini soracağını, belki ağlayacağını düşünmüştü. Ama Demirkan’ın gözlerindeki o buz gibi ifade bütün umutlarını birkaç dakikada paramparça etmişti.
"Lal."
Kaan’ın sesi düşüncelerini böldü.
"İyi misin?"
Genç kadın zoraki gülümsedi.
"İyiyim."
"Emin misin?"
"Biraz yoruldum sadece."
Kaan birkaç saniye yüzüne baktı. Yalan söylediğini anlamıştı ama üstelemedi.
"İstersen çıkalım."
Lal hiç düşünmeden başını salladı.
"Evet... lütfen."
---
Vale siyah aracı girişe getirdi. Kaan direksiyonun başına geçti. Lal sessizce yan koltuğa oturdu. İstanbul’un gece ışıkları camdan akıp giderken arabada uzun süre tek bir kelime konuşulmadı.
Kaan sonunda sessizliği bozdu.
"Bu gece çok durgundun."
Lal camdan dışarı bakmayı sürdürdü.
"Sadece biraz yorgunum."
"Sanmıyorum."
Lal cevap vermedi. Kaan direksiyonu çevirirken tekrar konuştu.
"Oğluna kim bakıyor?"
"En yakın arkadaşım. Seren."
Kaan hafifçe gülümsedi.
"Şanslısın."
Lal da gülümsedi.
"Öyleyim."
Birkaç dakika daha sessizlik oldu. Kaan’ın aklından geçen cümleyi söyleyip söylememek arasında kaldığı belliydi. Sonunda derin bir nefes aldı.
"Yanlış anlama ama..."
Lal başını çevirdi.
"Efendim?"
"Oğlun..." Bir an durdu.
"...Demirkan Bey'e inanılmaz benziyor."
Lal’ın kalbi tekledi. Parmakları dizlerinin üzerinde istemsizce kenetlendi.
"Farkında mısın?"
Genç kadın başını hızla çevirdi.
"Lütfen Kaan Bey..."
Sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
"Bunlar tehlikeli laflar."
"Neden?"
"Onun gibi insanların karşıma çıkmasını göze alamam."
Kaan kısa bir süre sustu.
"Rahat ol.Ben sadece bir benzerlikten bahsettim."
Lal gözlerini kapattı. Benzerlik... Sadece benzerlik değildi. Kuzey’in gülüşü, bakışları, kaşlarını çatışı... Hepsi Demirkan’dı.
"Oğlunun babası..."
Lal sözünü kesti.
"Öldü."
Bu cümle dudaklarından kolayca çıktı. Çünkü ona göre gerçekten ölmüştü. Sevdiği Demirkan, Ankara’da küçük evlerinde kahkahalar atan adam, onu öpen, gelecek hayalleri kuran adam... Beni terk ettiği gün ölmüştü. Geriye sadece Demirkan Vardar kalmıştı.
Kaan daha fazla soru sormadı. Araba sessizce apartmanın önünde durdu.
"Yarın izin kullanabilirsin."
"Gerek yok."
"Emin misin?"
"Evet."
Lal kapıyı açmadan önce gülümsedi.
"Beni bıraktığınız için teşekkür ederim."
"İyi geceler, Lal."
"İyi geceler."
---
Kapıyı açar açmaz küçük ayak sesleri duyuldu.
"Anne!"
Kuzey koşarak boynuna sarıldı. Lal dizlerinin üzerine çöküp oğlunu sıkıca kucakladı. Sanki birkaç saat değil de yıllardır görmemiş gibiydi.
"Benim yakışıklı oğlum..."
Kuzey kıkırdadı.
"Seren teyze bana tek başıma duş almayı öğretti."
Tam o sırada Seren mutfaktan çıktı.
"Evet.Kendi kendine duş aldı.Pijamalarını giydi.Ve saat sekizde yatağına girdi."
Kuzey gururla göğsünü kabarttı.
"Çünkü artık büyüdüm."
Lal gülerek oğlunun alnını öptü.
"Evet."
"Hem de çok."
Arkadaşına sıkıca sarıldı.
"İyi ki varsın."
Seren saçlarını okşadı.
"Boş ver. Buraya geldiğinden seni yalnız bırakır mıydım?Zaten işten ayrıldım.Bol bol vaktim var.Sana yardım etmek benim görevim.Sonuçta en yakın arkadaşım sensin."
Lal’ın gözleri doldu.
"Teşekkür ederim."
Seren geri çekilip yüzüne dikkatlice baktı.
"Şimdi anlat. Az önce bir şey oldu."
Lal sustu. Boğazı düğümlendi.
"Demirkan'ı gördüm."
Seren’in yüzündeki ifade dondu.
"Ne? Onu buldun mu?"
Lal yorgunluğun nihayet omuzlarına çöktüğünü hissederek başını yavaşça salladı.
"Evet ama bana yalan söylemiş."
Seren kaşlarını çattı.
"Nasıl yani?"
"Bana sıradan biri olduğunu söylemişti."
"Sıradan biri falan değilmiş."
Lal acı acı güldü.
"O..."
"...Vardar Holding'in varisi."
Seren’in gözleri büyüdü.
"Bir dakika..."
"Bildiğimiz Demirkan Vardar mı?"
"Hani şu milyarder Vardar ailesi?"
Lal gözlerini kapattı.
"Evet."
Seren şaşkınlıkla koltuğa oturdu.
"Neden saklamış ki?"
Lal’ın aklına yıllar önce söylediği o cümle geldi.
"Zengin biriyle evlenmek istiyorum."
Dudakları titredi.
"Sanırım beni test etmek için.Ya da parasını sevip sevmediğimi anlamak için."
Seren öfkeyle ayağa kalktı.
"Bu resmen tuzak. İnsan sevdiği kişiye böyle bir şey yapar mı?"
Lal cevap veremedi. Ellerine baktı. Hâlâ dans ederken Demirkan’ın belindeki sert tutuşunu hissedebiliyordu.
"Peki..."
Seren daha yumuşak bir sesle sordu.
"Ona Kuzey'i söyledin mi?"
Lal hızla başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü ya çocuğu kullanarak para koparmaya çalıştığımı düşünürse?"
Odadaki sessizlik ağırlaştı. Seren arkadaşının gözlerinden süzülen yaşları görünce tekrar yanına oturdu.
"Bir gün gerçeği öğrenecek."
Lal derin bir nefes aldı.
"Ama bugün değil."
Lal banyoya girer girmez kapıyı kilitledi. Sırtını soğuk kapıya yasladı. Dakikalardır içinde tutmaya çalıştığı gözyaşları artık önüne geçilemez bir hâl almıştı.
Ellerini ağzına kapattı. Hıçkırıkları bütün banyoyu doldurken yavaşça yere çöktü.
"Nasıl yapabildin..." diye fısıldadı kendi kendine.
"Nasıl bana bunların hiçbirini söylemedin?"
Beş yıl boyunca onu aramıştı. Her sokakta, her kafede, her ihtimalde... Ama meğer aradığı adam, gazetelerin ekonomi sayfalarından inmeyen Demirkan Vardar'mış. Kendini kandırılmış hissediyordu. En çok da buna üzülüyordu.
Kapı hafifçe tıklandı.
"Lal?"
Seren'in sesi yumuşaktı. Cevap gelmedi. Bir dakika sonra tekrar konuştu.
"Sonuna kadar orada kalmayı mı düşünüyorsun?"
Lal gözyaşlarını aceleyle sildi. Derin bir nefes aldı. Kapının kilidini çevirip yavaşça açtı. Karşısında endişeyle bakan Seren'i görünce yeniden ağlamamak için dudaklarını ısırdı.
Seren hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.
"Seni bir yere götüreceğim."
Lal başını iki yana salladı.
"Hiç çıkacak hâlim yok."
"İtiraz istemiyorum."
Seren hafifçe gülümsedi.
"Sana çok güzel bir yer göstereceğim."
"Şimdi montunu giy."
---
Seren önce Kuzey'in odasına girdi. Küçük çocuk derin bir uykudaydı. Üzerini düzeltti. Pencerenin kapalı olduğundan emin oldu. Evdeki bütün kapıları tek kontrol etti. Sonra anahtarı alıp Lal'a döndü.
"Hadi."
Gece serinliği ikisinin de yüzüne vuruyordu. Yaklaşık on dakika yürüdüler. Apartmanların arasından geçip birkaç sokak ilerlediler. Seren sonunda eski ama bakımlı bir apartmanın önünde durdu.
Lal merakla etrafına baktı.
"Buraya neden geldik?"
Seren çantasından bir anahtar çıkardı.
"Gel."
İkinci kata çıktılar. Kapı açıldığında karşılarında küçük ama sıcacık bir daire vardı. Duvarları yeni boyanmıştı. Pencereler genişti. Salon küçüktü ama ferah görünüyordu.
Lal şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Seren..."
"Burası..."
Seren anahtarı avucuna bıraktı.
"Burası senin evin."
Lal donup kaldı.
"Ne?"
"Evet."
"Uzun zamandır boş duruyordu.Sahibini tanıyorum , emizlettim.Birkaç eksiği var ama zamanla tamamlarız."
Lal'ın gözleri yeniden doldu.
"Ben bunu yapamam."
"Yaparsın."
Seren gülümsedi.
"Sürekli benim yanımda kalmanı istemediğini biliyorum.Kendi düzenini kurmak istiyorsun.İşte artık bir evin var."
Lal'ın dizlerinin bağı çözüldü. Bir anda arkadaşına sarıldı.
"Seni çok seviyorum.Sana bunu nasıl öderim bilmiyorum."
Seren de onu sımsıkı sardı.
"Ödemeye çalışma.Dostlukta hesap tutulmaz."
Lal gözyaşlarını silerken başını eğdi. Seren iki eliyle yüzünü kaldırdı.
"Artık ağlamak yok.Yarın yeni bir başlangıç yapacağız."
Lal bu kez içten bir gülümsemeyle başını salladı.
"Evet.Yeni bir başlangıç."
O gece son kez Seren'in evine döndüler. Kuzey'i uyandırmadan odasına baktılar. Lal oğlunun alnına usulca bir öpücük kondurdu. İçinden sessizce söz verdi.
"Ne olursa olsun.Sana huzurlu bir yuva kuracağım."
Ve ertesi gün, hayatında yepyeni bir sayfa açılacaktı.
Bugün buna hazır değildi.