KADERİN İLK TEMASI" 🤝✨

1133 Words
YAZARDAN Şaşkınlıkla bakıyordu abisine ne diyeceğini şaşırmıştı biri dalga geçiyor olmalıydı diye düşündü Elvin. Ağzını açıyor kapatıyordu ne diyeceğini şaşırmış vaziyette bakıyordu. Doğru kelimeyi arıyor bulamıyordu ne demeliydi hayırlı olsun mu demeliydi yoksa abisini saçını başını mı yolmalıydı bilemiyordu en sonunda konuştu . bütün vücuduna yayılan sinir dalgası vardı en iyisi abisini saçını başını yolmasıydı. “Bana şaka yaptığını söyle!” dedi abisine. Kızıl saçları sinirden adeta elektriklenmişti. “Sakin ol önce,” dedi Atakan, kardeşini yatıştırmaya çalışarak. “Sakin olacağım, olacağım,” diye mırıldandı Elvin. “Elvin, düşündüğün gibi bir evlilik değil bu, kardeşim,” dedi. “Nasıl düşündüğüm gibi değil, abi? Ben dün senin için bir kadın dövdüm, farkında mısın?” dedi öfkeyle. “Otur, gel anlatayım,” dedi, kardeşinin kolundan tutup içeri çekti. Elvin ise karşısında, beyaz elbisesi içinde duran ve korkuyla titreyen kıza bakıyordu. “Dinliyorum abi,” dedi sertçe. “Önce ben anlatsam olur mu?” dedi titrek bir sesle Asmin. “Ben dün evden kaçtım. Ailem beni hiç tanımadığım, yaşlı birine kuma olarak verecekti. Sebebi ise, adamın karısının artık doğum yapamamasıydı.” Gözleri dolmuştu. Köklü bir aşiretin kızını kuma olarak verecekti babası. Elvin duyduğu şey karşısında ağzı açık kaldı. “Abim…” diye devam etti Asmin, derin bir nefes alarak. “Onu aradım hemen. O da bana, ‘Eve çıkıp yanıma geliyorsun,’ dedi İngiltere’den. Evden bir şekilde çıktım, abim sayesinde. Ama beni emanet ettiği adam, beni sınırda bir eve getirdi. Bağ evine. Evliydi üstelik. Akşam olduğunda uçağa bineceğimi sansam da, o adam yanında bir hoca ile geldi. “Yani bir kez daha kuma olarak verilecektim. Kaçtım. Sonrasında, abinlerin çatışmasına denk geldim ben.” Hıçkırarak ağlıyordu Asmin. Elvin oturduğu koltuktan kalkıp hızla Asmin’in yanına geçti ve ona sarıldı. Hangi zihniyet böyle bir şey yapabilirdi ki? Düşündü, sinirlendi. Hangi devirdeydik? Nasıl bir zihniyetti? Anlamış değildi Elvin. “Tamam, geçti,” dedi Elvin, onu teselli edercesine. “Abin ve abim arkadaşmış. Ona emanet etti beni. Eğer abin benimle evlenmeseydi, sanırım bir başkasına kuma olarak gidecektim. Evlendirselerdi… öldürürdüm kendimi,” dedi Asmin, hıçkırıklarının arasında. “Tamam geçti ağlama artık” dedi Elvin. Asmin, yıllar sonra ağlayabileceği bir omuz bulmuştu. Çocukluğunu ve yaşadığı tüm zorlukları, Elvin'in omzunda hıçkırarak dışa vurdu. Bir süre sonra nefes alışverişi düzene girince, "Gel, sen benim odama geç, uyu," dedi Elvin, Asmin'in elinden tutarak onu kendi odasına götürdü. Dolabından Asmin'e uyabilecek en rahat kıyafetleri çıkardı. "Duş al istersen, “diye ekledi yumuşak bir sesle. "Olur, “diye fısıldadı Asmin. Elvin, ona temiz bir havlu verip banyoyu gösterdikten sonra salona döndü. Abisinin dalgın bir şekilde önüne baktığını fark etti. "Ne yapacaksın şimdi? “diye sordu Elvin. "Bilmiyorum, “diye içini çekti Atakan. "Ateş 'evlen' dedi, evlendim. Bundan sonrası için hiçbir planım yok." Bu sözler üzerine Elvin'in kaşları kalktı. Ağabeyinin bu gizemli arkadaşı hakkında ilk kez bir şey duyuyordu. "Ateş kim? “diye sordu merakla. "Hatırlamazsın, daha çok küçüktün," diye geçiştirdi Atakan. "Abi, Asmin’e birkaç parça temiz eşya ve kıyafet almalıyız," diye konuyu değiştirdi Elvin. "Tamam, ben gidip alayım," diye atıldı Atakan. "Benim almam daha doğru olur. Bazı... özel ihtiyaçlar da var," diye ekledi Elvin, utangaç bir ifadeyle. "Aaa, okey tamam," dedi Atakan, ensesini kaşıyarak cüzdanını çıkarttı ve kardeşine kartını uzattı. "Benim kartımla al." Elvin sırıttı.” Okey abicim. Almışken kendime de bir iki şey alırım. Bu arada kız duşta, sen de mutfağa geçip bir çorba falan yap. Ben hemen gidip geliyorum." "Kuzgun ‘la git, Elvin. Asmin'in ailesinin peşinde olup olmadığından emin değilim," diye tembihledi Atakan, sesindeki endişeyi belli etmemeye çalışarak. "Tamam, “dedi Elvin ve evden çıktı. Asmin için alışveriş yapacaktı, en azından bunu yapabilirdi. Kızın nasıl bir aileye sahip olduğunu düşünmeden edemedi. Kendi ailesi küçükken vefat etmiş, sadece abisi kalmıştı ona. Peki Asmin'in abisi, kendi abisine nasıl "Evlen!" diye bir talimat verebilmişti? Aşağıya inip Kuzgun ‘la çarşıya gidene kadar kafasını bu soru kurcaladı. Ateş Sarrafoğlu nihayet Mardin'e inebilmişti. Önce İstanbul, ardından buraya... Öğleni geçmişti ve buradaki 'kuşları' çoktan nikahın kıyıldığını bildirmişti. Ardından derin bir nefes aldı. Ailesinin gelişinden haberi yoktu, o yüzden sessiz sedasız eve geçecekti. Birkaç adamı onu bekliyordu. Aracına binerken etrafına şöyle bir baktı. Sahi, kaç yıl olmuştu memleketine gelmeyeli? diye düşündü içinden. "Hoş geldiniz, ağam," dedi korumalardan biri saygıyla. "Hoş bulduk, “diye kısa ve mesafeli bir cevap verdi Ateş. Araç hareket ederken telefonunu çıkardı. Saat dört olmuştu; Atakan'ı aramalıydı. Telefonu açıp arkadaşını aradı. "Atakan, “dedi. "Sonunda Ateş! Sonunda!" diye bir karşılama geldi hattın diğer ucundan. "Yeni indim. İstanbul’da halletmem gereken işler vardı. Konum at, geliyorum," diye açıkladı Ateş. "Tamam, atıyorum," dedi Atakan. "İstediğin bir şey var mı? “diye sordu Ateş. "Hayır yok. Sadece bir an önce gelsen iyi olur," diye cevapladı Atakan, sesinde bir gerginlik vardı. "Tamam, “dedi Ateş ve telefonu kapattı. Araç çarşının içinden geçerken, Ateş aniden, "Burada dur, iki dakika. Bir şey alacağım," diye talimat verdi. Araç durdu. Aslında bir şey alma niyetinde değildi; sadece araçtan inip kalabalığın içine karışmak istiyordu. Çarşının içine adımını attı. Kalabalıktı. Kulağına her dilden sesler, burnuna baharat, kahve ve insan kokuları geliyordu. Yıllardır İngiltere'de tek başınaydı. Şimdi kendi insanının, kendi memleketinin gürültüsünün ve sıcaklığının ortasındaydı. Etrafına bakınırken biri omzuna çarptı. Kafasını çevirip baktığında, öfkeli bakışlı, kızıl saçlı biriyle göz göze geldi. "Önüne baksana! “diye tersledi Elvin. "Sen önüne bak, küçük," diye karşılık verdi Ateş, tok ve tepeden bakan bir ses tonuyla. "Beyefendi, siz önünüze bakmalısınız, şayet ben zaten bakıyorum!" diyerek başını dikleştirdi Elvin. Gördüğü gözlerdeki ifade onu şaşırttı. Kapkara gözlerinin derinliklerinde, kontrol altına alınmış bir öfke, bir yangın vardı sanki. "Ben bakıyorum hanımefendi, bakmayan sizsiniz. Telefondan başınızı kaldırın da bir etrafınıza bakın!" dedi Ateş, öfkesini belli eden keskin bir tonla. "Beyefendi, alacaklarım için listeme bakıyorum. Yolun ortasında öylece durmuşsunuz, sanki annesini kaybetmiş bir çocuk gibi. Kenara çekilseniz siz de!" diye karşılık verdi Elvin, kendinden ödün vermeden. "Hanımefendi, sözlerinize dikkat edin," dedi Ateş, sabrının gerildiğini hissettiren soğuk bir sesle. "Dikkat etmezsem ne olacak beyefendi? Dövecek misiniz? Taciz mi edeceksiniz?" dedi Elvin, meydan okuyan bir tavırla. Ateş, kendisine karşı bu kadar sivri dilli olan kadına bir kez daha baktı. Kızıl saçları öfkeden adeta elektriklenmiş, mavi gözleri ise fırtınalı bir deniz gibi kararmıştı. İçindeki bir ses, onun ne kadar canlı ve etkileyici olduğunu fısıldıyordu. Kafasını hafifçe salladı; bu da neydi böyle? "Dilinize hakim olun," diye tekrarladı Ateş, sesini bastırmaya çalışarak. "Siz de bir kadınla nasıl konuşulacağını öğrenin," diye diklenerek cevap verdi Elvin. "İyi de, on dakikadır burada cırlayan sizsiniz hanımefendi," dedi Ateş, sabrının sınırına geldiğini belli eden bir ifadeyle. "Ben mi?!" diyerek bir eliyle kendini işaret etti Elvin, şaşkınlıkla. "Evet, siz hanımefendi. Şimdi müsaadenizle..." diyerek Elvin'in yanından geçip gitmeye davrandı Ateş. Geçerken eli, kadının omzuna hafifçe değdi. Elvin'in saçlarındaki şeftali kokusu burnunu doldururken, yüreği de sebepsiz yere hızlanmaya başladı. Ateş Saraoğlu’nun kalbi, bu ani temas ve kokuyla birlikte tuhaf bir heyecanla çarparken, kader onları bir kez daha ve çok daha yakın bir şekilde bir araya getirmek için zemin hazırlıyordu. BÖLÜM SONU . . .
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD