Sabahın ilk ışıkları, han odasının ağır perdelerinin arasından sızarak odanın içini gri bir pusla dolduruyordu. Sessizlik hâlâ hükmünü sürüyordu ama gecenin dikenli gerginliği biraz olsun yerini sabahın yumuşak kucağına bırakmıştı. Sokaktan gelen birkaç ayak sesi, bir atın yavaşça kişnemesi ve aşağı katta çorba kazanlarının fokurtusu duyulmaya başlamıştı. Sebastian erkenden uyanmıştı. Ne koltuk rahattı ne de zihnindeki sorular susmuştu. Fakat gözlerini açar açmaz ilk baktığı yer, yatağın başındaki yastıktı. Ve oradaydı Elina… Saçları gece boyunca örttüğü yastıktan biraz taşmıştı, yüzü uykunun verdiği gevşeklikle yumuşamıştı. Kaşlarının arasındaki o inatçı çizgi silinmişti; artık düşünmeyen bir zihnin dinginliğiydi yüzüne yansıyan. Sebastian onu böyle ilk kez görüyordu: savunmasız, sessiz

