Bölüm-6-Sessiz Uyanış

1601 Words
Elina sabaha karşı uyanmıştı. Gözlerini araladığında odanın yumuşak loşluğunda hâlâ gecenin serinliği asılıydı. Fakat ilk fark ettiği şey, yatakların yumuşaklığı değil; içini saran güven duygusuydu. Çarşaflar temiz, battaniyeler sıcaktı. Bu, Elina’nın ilk defa bir evde değil de ait olduğu bir yerde uyuduğu geceydi. Uzun süre camdan dışarı baktıktan sonra madam hâlâ dönmemişse bile artık gece olanlar hakkında tahmin yürütmeyi bırakmaya karar verdi. Sessizce doğrulup üstünü giydi. İçinde bir merak kıpırtısı vardı; burası, bu yeni hayat, henüz hiçbir sırrını açmamıştı ona. Koridorlar sessizdi. Elina, taş zeminli okul binasının içinde, adımlarının yankılandığı derslikleri tek tek gezdi. Sıralar muntazamdı, duvarlara haritalar asılmıştı. Bir odada piyano, diğerinde ince uçlu kalemlerle yazılmış defterler dikkatini çekti. Her şey tertipliydi; bir disiplin kokusu yayılıyordu duvarlardan. Sonra arka taraftan, mutfak bölümüne açılan kapıya yöneldi. Malikhanenin iç mutfağı, büyük pencerelerden sabah ışığını içeri alıyordu. İçeri girdiğinde onu karşılayan, buram buram maya ve tereyağı kokusuydu. Bir kadın, yaşlı sayılmaz ama olgun yüzlü, koyu renk saçlarını ensesinde toplamıştı. Pazularına kadar sıvanmış kollarıyla büyükçe bir hamuru yoğuruyordu. Tezgâhın hemen yanındaki ocakta süt kaynıyor, çaydanlıktan hafif bir buhar çıkıyordu. Ortalığı bir sabah telaşı değil, aksine huzurlu bir rutin kaplamıştı. Kadının yanında daha genç, ince yapılı bir kız vardı. Yüzü taze ama yorgundu. Kahvaltı için peynir, reçel ve ekmekleri çıkartıyor, tabakları diziyordu. Kadın, genç kıza bir şeyler söyledi. “Yumurtaları da unutma Lelia. Ortalığı da süpür, sonra çayı demle.” Elina içeri adım attığında kadının eli hâlâ hamurun içindeydi. Başını çevirip Elina’yı gördü. Gözlerinde şaşkınlık yerine, içten bir sıcaklık vardı. Ellerini hızlıca unlu bir bezle sildi, sonra yaklaştı. “Sen yenilerdensin, değil mi? Adın ne bakalım?” “Elina,” dedi kız, temkinli ama kibar bir sesle. “Biraz erken uyandım da... burayı merak ettim.” Kadın güldü. O gülüş, Elina’nın içini ısıttı. “Ben Magda,” dedi. “Bu mutfağın kalbiyim. Karnın aç mı?” Elina başını iki yana sallasa da sıcak süt ve kurabiyelerden birkaç tane önüne koydu hemen Magda, anaç bir tavırla. Elina, sıcak mutfakta, buharın ve taze hamurun kokuları arasında otururken Magda’nın ellerine baktı. Sert ama dikkatliydi hareketleri; elleri yılların çalışkanlığını taşıyor, her hamur dokunuşunda bir annelik sabrı hissediliyordu. Genç kız Lelia ise bir gölge gibi çevresinde dönüyor, annesinin söylediklerini bitirmeden anlamaya çalışıyordu. Aralarındaki bağ sadece sözlerden değil, sessizce birbirlerine alışkanlıkla kurdukları bakışlardan, hareketlerin uyumundan belliydi. Elina sessizce: “Anne kızsınız siz,” dedi. Magda bir an durdu, başını çevirip Elina’ya baktı. Kaşları hafif çatılmıştı. “Nasıl anladın?” dedi şaşkınlıkla. “Hiç benzemeyiz halbuki.” Elina hafifçe gülümsedi. “Benzerlik yüzlerde değil bazen. Sizde ‘ben’ izi aynı yerlerde. Parmak boğumlarınızda, yıllardır aynı işi yapan insanların benzer izleri olur. Ve Lelia… siz bir şey demeden çevrenizde dönüyor, sizi tamamlıyor. Yardım etmeye çalışmıyor, sizden bir parça gibi hareket ediyor. Bu alışkanlık sonradan öğrenilmez. Evin dili olur bazen, sessiz bir anlayış. Onu duydum.” Magda, ellerini önlüğüne silerken başını yana eğdi. Lelia ise Elina’ya hayranlıkla bakıyordu. Mutfağı dolduran sabah huzuru, birkaç saniyeliğine yerini tuhaf bir sessizliğe bırakmıştı. Magda’nın içinde bir tereddüt belirmişti. Elina’nın gözlemleri isabetliydi, hatta biraz fazlaydı. Böyle bir sezgi, bu yaşta bir kızda nadir rastlanan türdendi. O sırada mutfak kapısı hafifçe gıcırdayarak açıldı ve sessizliği bozan ayak sesleri duyuldu. İçeri giren adam, madamın yıllardır yanından ayırmadığı arabacısıydı. Yüzü her zamanki gibi soğuk, ama taşıdığı zarflarla dikkatliydi. Elinde bir mektup, bir davetiye ve taze bir gazete vardı. “Sabahınız hayırlı olsun,” dedi kısaca. “Hanımefendi’nin özel evrakları.” Elina, adama dikkatle baktı. Ayaklarındaki çamur izleri taze gibiydi. Gece hareket etmişti belli ki. Şöyle sordu, doğal ama ölçülü bir merakla: “Gece çalışmak sizi yormuyor mu hiç? Madam her zaman bu saatlerde mi dışarı çıkar?” Şoför kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Gece çalışmam. Hanımefendi istisna olmadıkça evden çıkmaz. Zaten çoğunlukla gündüzleri plan yapar.” Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “Dün gece evde değildim. Davet olmadığı sürece gece çağırmaz beni.” Elina bir anda zihninde canlanan görüntüyü hatırladı: Madam Vanessa, gece vakti aceleyle evinden çıkmış, malikâneden uzaklaşan bir at arabasının arkasına, sürücü görmeden atlamıştı. Şoför bu adam olduğuna göre arabayı süren biri daha vardı. Demek ki Madam, şoförünü atlatıp başka biriyle iş birliği yapmıştı. Elina’nın gözleri hafifçe parladı. Parçalar birleşmeye başlamıştı. Bu tür ipuçlarını bir araya getirmek ona çocukluğundan beri keyif verirdi. Gerçeğin sesini kimse duymasa da, onun sessiz adımlarını Elina her zaman işitmişti. Magda ve Lise hâlâ sessizce onu izliyordu. Onlar, Elina’nın kim olduğunu bilmiyorlardı belki, ama onun bir gözlemci değil, bir çözücü olduğunu ilk defa o sabah fark etmişlerdi. Sabahın ışığı, mutfağın penceresinden içeri süzülüyor; yoğrulan hamurun kokusu, sıcak sobanın çıtırtısıyla karışıyordu. Elina, tezgâhın kenarında duruyor, masanın üzerine bırakılmış eşyaları inceliyordu. Şoförün biraz önce bıraktığı üçlü: kalınca bir zarfa konmuş mektup, zarifçe işlenmiş kenarlara sahip bir davetiye ve günlük bir gazete. Her biri, Madam Vanessa’nın gece dışarı çıkarken neden böyle acele ettiğine dair bir iz taşıyabilirdi. Gözleri gazeteye yöneldiğinde elini uzattı. Parmakları daha kâğıda değmemişti ki, Magda keskin bir hareketle uzandı ve hepsini kavradı. “Madam, özel eşyalarının karıştırılmasından hoşlanmaz,” dedi, sesi alışıldık yumuşaklığının altında saklı bir ciddilik taşıyordu. Elina, sakin bir tebessümle cevap verdi: “Ben sadece gazeteyi okuyacağım. Merak ettim de... Londra’da neler oluyor?” Magda’nın kaşları hafifçe kalktı. “Okuma biliyor musun sen?” diye sordu, sanki bu sorunun cevabını duymak istemezmiş gibi tereddütle. Alt sınıf bir kızın böyle rahat konuşması, kitaplardan, gazetelerden söz etmesi alışılageldik değildi. Elina bu defa cevap vermedi, sadece gazeteye uzanarak Magda’nın gevşemiş parmaklarının arasından aldı onu. Kâğıdın dokusunu hissederek, bilindik baskı mürekkebinin kokusunu içine çekti. Tam sayfaları çevirmeye başlamıştı ki, ortasından bir kâğıt düştü yere. Gazeteye ait değildi. Parşömen gibi kaliteli bir malzemeden yapılmıştı, kenarları makasla değil, itinayla yırtılmış gibiydi. Elina hemen eğilip aldı kâğıdı ve göz gezdirmeye başladı. Yazı uzun değildi ama güçlüydü. Başlığı kalın harflerle atılmıştı: “Kadının Sessizliği, Toplumun Felaketidir.” Alt satırlarda, Londra’nın arka sokaklarında çalışan kadınların maruz kaldığı çalışma koşullarından söz ediliyordu: On dört saatlik iş günleri, düşük ücretler, çocuklarını bırakacak bir yer bulamayan anneler, dikiş makinelerinin başında uyuya kalan genç kızlar… Yazının dili öfkeyle değil, inançla doluydu. Kadınların dayanışması, kadınların birlik olarak var olması gerektiğini savunuyordu. Yazının sonunda yazar ismi olarak sadece şu mahlas vardı: “Athena” Elina’nın gözleri o kelimede takılı kaldı. Athena… Bilgeliğin ve savaşın tanrıçası. Seçilmiş bir isimdi bu. Gizli, ama güçlü. Gazeteden düşen kağıt, Elina’nın ellerinde hâlâ sıcaktı sanki. Yazının dili, öyle içten, öyle cesurdu ki... Sayfaya bakarken dudaklarında fark etmeden beliren bir tebessüm, gözlerinde ise hayranlık vardı. Kâğıdı bir hazine gibi tutuyordu; çünkü kelimeler bir sırrı, ama aynı zamanda bir çağrıyı taşıyordu. Tam o sırada mutfağın ahşap kapısı gıcırdayarak açıldı. İnce bir çizmeli ayak sesi taş zeminde yankılandı. Madam Vanessa ve kızı Sofia içeri girmişti. Vanessa her zamanki gibi sakin ve vakur bir hâlde, ama uykudan yeni kalktığı hâlinden belli olan Sofia’nın yüzünde hâlâ bir sabah gülümsemesi taşıyordu. Sofia, Elina’nın dikkat kesildiği kâğıda eğilmiş hâlini görünce başını eğip merakla baktı. “Ne o? Sabah sabah bir aşk mektubu mu buldun?” dedi alaycı ama sıcak bir sesle. Elina gülümsedi, bir utangaçlıkla kâğıdı uzattı. “Gazeteden düştü,” dedi. “Madamın eşyalarını karıştırmak gibi bir niyetim yoktu. Ama... yazıyı okumadan edemedim. Gerçekten çok etkileyici.” Vanessa sessizce Elina’ya döndü. Bakışları, her zamanki gibi sert değil; dikkatli ve ölçülüydü. “Ne düşündürdü sana?” diye sordu. “Elimden gelse her kadına okuturdum,” dedi Elina içtenlikle. “Yazarın başka yazıları da var mı?” Vanessa’nın kaşları hafifçe kıpırdadı. Hiçbir şey söylemeden yanında duran Lelia’ya başını çevirdi ve sadece bir işaretle, arka odada tutulan özel dosyaları getirmesini istedi. Lelia hemen çıkıp gitti. Bu sırada mutfağa gün doğumunun sesiyle uyanmış olan diğer kızlar da birer birer inmeye başlamıştı. Gözlerinde hâlâ uykunun bulanıklığı, saçlarında yataktan yeni kalkmışlığın dağınıklığı vardı. Yalınayak bastıkları taş zeminde ürpererek yürüdüler. Bazılarının gözleri hâlâ alışmamıştı bu kadar aydınlık bir mutfağa. Magda, yılların tecrübesiyle her birine sade ama doyurucu bir kahvaltı tabağı hazırlıyordu. Peynir, haşlanmış yumurta, taze pişmiş ekmek dilimleri, yanında biraz marmelat. Yeni gelen sekiz kız, sofraya ilk defa bu kadar yiyeceği bir arada görüyormuş gibi yaklaştılar. Bazıları neredeyse aç kurtlar gibi tabaklarına eğiliyor, elleriyle hızlıca yemeğe davranıyordu. Omuzları kambur, bakışları kuşkulu… Sanki yiyecek ellerinden alınacakmış gibi. Magda onlara bir şey demedi. Yıllar içinde görmüştü bu hâlleri. Zamanla Madam’ın terbiyesi, düzgün bir tabak tutuşu, çatal bıçakla yemek yeme adabını hepsine öğretirdi. Ama şimdi… şimdi sadece doysunlar yeterdi. Elina ise hâlâ yazının etkisindeydi. Lelia geri döndüğünde elinde ince bir bağ kâğıt vardı. Vanessa bunları aldı ve sessizce Elina’ya uzattı. “Bu yazılar,” dedi, “başkaları tarafından yazılmadı. Tek bir kişi kaleme aldı hepsini. Aynı elden çıktıkları belli olur zaten.” Elina, parmaklarının arasından geçen kâğıtlarda farklı başlıkları okudukça heyecanlandı: “Sanayi Kadınlarının Sessiz Haykırışı” – Londra’nın büyük tekstil fabrikalarında sabah altıdan gece on bire kadar çalışan genç kadınların hikâyeleri. Kimi makinelerde parmağını kaybetmiş, kimi çocuk yaşta işe başlamış. “Bir Hizmetçinin Günlüğü” – Adını vermek istemeyen bir ev hizmetçisinin ağzından yazılmış, yaşadığı aşağılanmalar, hor görülmeler, ama yine de taşıdığı onurla dolu bir anlatı. “Kadın ve Oyun: Tiyatronun Ardındaki Perde” – Kadın oyuncuların sahneye çıkmasının ahlaksızlık sayıldığı dönemlerde sahne arkasında verdikleri mücadele, hayatta kalma savaşları. “Bir Annenin Mektubu” – Beş çocuğundan üçünü yoksulluktan kaybetmiş bir annenin, işverene gönderdiği mektup. Kelimeleri yalvarmakla meydan okumak arasında gidip gelen bir ağrı gibi. Elina her sayfayı büyük bir dikkatle okuyordu. Dudaklarında belli belirsiz kıpırtılar, gözlerinde düşünceler... Bu yazılar sadece kelimeler değil, kaderlerdi. Her biri, ona tanımadığı kadınların yüzünü gösteriyordu. Birilerinin sesini bu kadar güçlü duyabilmek... ilk defa Elina’ya yalnız olmadığını hissettirmişti. Vanessa’nın bakışları hâlâ üzerindeydi. Kızın gözlerindeki ateş, yıllar önce kendisinin de hissettiği türdendi. O an içten içe karar verdi. Elina’nın ellerinde sadece yetenek değil, potansiyel vardı ama fazla meraklıydı. Ve dışarıda hâlâ puslu sabah devam ederken, içeride küçük bir devrim başlamıştı: Kelimenin gücü, bir kızın yüreğine dokunmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD