Elina, o sabah kahvaltı masasının başında sessizdi. Madam Vanessa, her zamanki zarafetiyle çayını karıştırırken göz ucuyla kızı süzdü ama hiçbir şey söylemedi. Sessizlik yer yer Mira’nın çatal bıçağının tabağa vurmasıyla bölünüyordu. Elina, sonunda başını kaldırdı ve kelimeleri bir ipe dizermişçesine yavaşça konuştu: “Madamın ikiz kardeşi… Yanarak intihar etmiş.” Cümle, odanın ortasına düşen kurşun gibiydi. Kızlar bir an durdu, nefeslerini tuttular. Mira hemen söze atıldı: “Artık yeter Elina. Madamın üzerine fazla gidiyorsun. Böyle bir şey yaşadıysa… bir de sürekli kurcalaman doğru değil.” Elina’nın içi cız etti. Evet, vicdanı onu sıkıştırıyordu. Böyle bir trajediyi öğrenmiş olmak acıydı. Madamın bakışlarındaki kırılganlığı, sustuklarında gizlediği fırtınayı fark ediyordu. Ama bir yandan

