2. "Gölgede Kalan Gerçekler"

1319 Words
"Baba," diyerek Hazar Ağa'nın elini öptüğümde korumalar arasında hafiften bir kıpırdanma gördüm. Hazar Ağa devlete oldukça yakın bir işadamıydı. Albaya Osman Ağa'nın konağına bir şekilde sızmam gerektiğini söylediğimde aklımdaki tek düşünce eve çalışan olarak gireceğimdi. Albayın da aklına bu fikir yatmıştı. Ancak Urfa'da ki istihbaratım Işık konağına dışarıdan yabancı kedinin bile giremeyeceğini söylemişti. Evlerinde zaten yıllardır çalışanlar varmış ve onların çocukları da bir sonraki nesil evlerinde çalışmaya devam ediyormuş. Böylece aklıma eve sadece gelin olarak gidebileceğim geldi. Albay Hüseyin sonuna kadar karşı çıksa da onu ikna etmeyi başarmıştım ve planımızı yapmıştık. Böylelikle Urfa'da tanıdığı ve güvendiği aşiret ağasını arayarak ona konuyu anlatmış, Hazar ağa da kabul etmişti. Hazar ağa bana sarılıp içeriye yönlendirmeden önce korumalara baktı. Hazar Ağa'nın bir kızı yoktu. Hiç olmamıştı. Buraya Hazar Ağa'nın başka bir kadından kızı olarak gelmiştim. İçeri girince eşinden bu konuda özür dileyecektim. Bu, kabul ettiği şey çok büyüktü. Her kadın kabul etmezdi. Sonuçta bu oyun yüzünden tüm Urfa Hazar Ağa'nın onu aldattığını sanacaktı. Yine de en büyük fedakarlığı yapacak olan oğlu Ali'ydi... Bu operasyon için Osman Ağa'nın kızını kaçıracaktık. Ali kıza asla dokunmayacaktı, hatta onunla evli olduğu süreçte aynı evde bile kalmayacaktı. Bunlarla timim yakından ilgilenecekti. Ben sadece içeri sızıp operasyonu tamamlayacak ve Osman Ağa'nın ve oğlu Atalay'ın yaptığı eylemler hakkında rapor toplayacaktım. Konağa girdiğimizde konak oldukça sessizdi. Geniş avlunun içinde bile korumalar vardı. Hazar ağa bir bakış atarak tüm korumaların dışarı çıkmasını ssğlayana kadar kimse konuşmadı. Hazar ağa karısı ve oğlu dışında evdeki herkesi göndermiş olmalıydı. İkisi de avluda ayakta bizi bekliyorlardı. "Hoş geldiniz." Dedi kadın. Resimlerini telefonuma gelen dosyada görmüştüm. Kafamı sallarken etrafı tekrar kontrol ederek kimsenin olmadığına emin oldum. "Bu yaptığınız için çok teşekkür ederim." "Devletimize boynumuz kıldan incedir komutan hanım" Hazar Ağa'nın sesiyle kafamı salladım. "Buyurun oturun, bir şey içer misiniz?" İsminin Hatice olduğunu bildiğim kadına mahcupça kafamı hayır anlamında salladım ama gösterdiği yere de geçip oturdum. Hepsi bana bakarken bakışlarımı sırayla aile üyelerinde gezdirdim. "Size hiçbir şekilde zarar gelmeyeceğinin garantisini veriyorum. Korumalarınız olarak en iyi askerlerimizi yerleştirdik. Olaylar başladığı an Ali Alaca, seni güvenli bir yerde saklayacağız. Işık aşireti hesap sormak için buraya geldiklerinde biz çoktan bütün ağaları konağa toplamış olacağız. Öncesinde de ağalara Berdel olmasını istediğinizi söylerseniz daha kolay olacak. Osman Ağa ne kadar güçlü olursa olsun, tüm ağaları karşısına almak istemez. Silahına davranırsa da askerlerim atış emri bekliyor olacak," dedim net bir sesle. Hatice Hanım'ın yüzünde korkuyu gördüm ama Ali ve Hazar ağa kararlı duruyorlardı. Ali kafasını sallarken "peki her şey planlarımız gibi gittiği taktirde ne kadar sürecek?" Diye sordu. Bu benim de bilmediğim bir soruydu. İçeri sızabilirsem elimden gelen her şeyi yapacaktım. Belki birkaç hafta içinde çevirdikleri dolapların kanıtlarına ulaşabilirdim. Ancak bu aylar da sürebilirdi.Kadın olmam bu operasyonda çok daha iyiydi. Benim için avantajdı çünkü kimse benden şüphelenmeyecekti. Saman altından su yürütmem gerekiyordu. "Süre belli değil. Operasyon tamamlandığında evliliğin iptal edilecek. Bende o konaktakiler tarafından ölü bilineceğim" dediğimde Hatice hanım korkulu bir iç çekti. Hazar ağa kafasını sallayıp tespihini çekerken konağın gözüken kısımlarını incelemeye başladım. "Tamamdır, Komutan Hanım, kızım," dedi Hazar Ağa. "Bu konakta bizden başka kimse gerçeği bilmeyecek. Burada kız kardeşim, kocası, ablam, onun kocası ve karımın kız kardeşi de yaşıyor. Çocukları da var. Hepsi seni öz kızım sanacak." Gözlerim Hatice Hanım'a kaydı. "Sizden özür dilerim Hatice Hanım. Varlığım yüzünden düzeniniz değişecek," dedim mahcup bir şekilde. Bakışlarım oğlu Ali'ye dönünce ona da aynı şekilde baktım. "Özüre gerek yok komutan hanım. Ağa'mın dediği gibi devletimize boynumuz kıldan incedir. Allah razı olsun Ağa'mın bana 30 sene boyunca böyle bir kusuru asla olmamıştır ama olsaydı da evime gelen kızını bağrıma basardım ben." Burukça gülümseyerek bu güzel kalpli kadına baktım. Onun yerinde kim olsa o kıza karşı bir burukluğu olurdu. Belki evinde bile istemezdi haklı olarak. "Odanızı göstereyim, biraz dinlenin," dedi Hatice Hanım. Başımı sallayıp konağın kapısının yanında duran valizime yürüdüm. Orta boy valizi elime alırken, kendi kendime fısıldadım: "Bu görevi hakkıyla yerine getirmeliyim." *** Konak halkı eve geldiklerinde beni görünce sorgularcasına bakmaya başlamışlardı. Hazar ağa herkesi avluda toplayıp beni yanına çağırdı. Hatice hanım en uzak köşede durup üzgün gözlerle kocasına bakarken aslında rol yapıyordu. Hazar Ağa derin bir nefes aldı ve tok sesiyle konuşmaya başladı. "Yıllar evvel... Karıma bir kusurum oldu," dediğinde, avludaki uğultu bir anda kesildi. Gözler daha da büyüdü. Hatice Hanım başını öne eğip derin bir nefes aldı. "Zeynep," dedi Hazar Ağa, beni işaret ederek, "o hatadan doğan öz kızımdır." Fısıltılar hemen yükselmeye başladı. Kadınlardan biri, sert adımlarla Hatice Hanım'ın yanına yürüdü. Omzuna elini koyup, destek verircesine başını ona yasladı. Belli ki Hatice Hanım'ın kardeşiydi. Bakışları ateş gibi yanıyordu. "Abi... Bu doğru olamaz," diye fısıldadı kadın. "Hatice'ye bunu nasıl yaparsın?" Hatice Hanım yavaşça başını kaldırıp ablasına baktı. "Abla, lütfen..." Dedi. Ali ise annesinin yanında bana dik dik bakıyordu. "Baba başka bir çocuğun olduğunu kabullenmemi mi bekliyorsun?" dedi dişlerinin arasından. "Bu doğru olamaz!" Hazar Ağa, oğluna sert bir bakış attı. "Ali uzatma. Emin olmasam karşınıza çıkarır mıyım kızımı? Kimse Zeynep'e dil uzatmayacak! O, Zeynep Alaca'dır. Herkes bunu böyle bilecek!" Ardından bana döndü. Elimi tuttu ve şefkatle sıktı. "Odan hazır kızım," dedi fısıltıyla. "Git ve dinlen biraz." "Tamam" diyerek meraklı bakışlar altında odama doğru çıktım. *** İki gün geçmişti konakta. Zaman hem hızlı hem de ürkütücü bir yavaşlıkla akıp gidiyordu. Her an bir şeylerin ters gidebileceği hissi, omuzlarıma görünmez bir ağırlık yüklemişti. Sabahları avluda kahvaltı ederken bile etrafımı gözlemlemekten kendimi alamıyordum. Hazar Ağa'nın eşi Hatice Hanım ve oğlu Ali, benden olabildiğince uzak durmaya çalışıyorlardı. Bu, elbette planın bir parçasıydı ama insanın içinde yine de bir burukluk bırakıyordu. Hatice Hanım'ın gözlerindeki hüzün, rol yaptığını bilsem de beni derinden etkiliyordu. Hazar Ağa'nın ablası Ayşe Hanım ve kız kardeşi Meryem ise bana daha ılımlı yaklaşıyorlardı. Özellikle Ayşe Hanım, "Ne kadar tatlı bir kız," diyerek saçımı okşayacak kadar ileri gitmişti. Beni rahatlatmaya çalıştığını anlamıştım ama bu tavır, konakta başka gözlerin üzerime daha şüpheyle çevrilmesine sebep oluyordu. En çok da Hatice Hanım'ın kardeşi Sevda'dan hissediyordum bunu. Gözleri her seferinde sanki içimi delip geçiyordu. Bana her baktığında yüzündeki ifade, açıkça "Senin burada ne işin var?" diyordu. O sabah kahvaltıdan sonra Hazar Ağa'nın kardeşleriyle avlunun köşesinde oturuyordum. İnce belli bardaklardaki çaylarımızdan buhar yükseliyordu. Atiye Hanım ve Meryem'in meraklı bakışları üzerimdeydi. Ve sonra beklediğim şey geldi: Soru yağmuru. "Bursa'da tam olarak hangi semtte büyüdün, Zeynep?" diye sordu Atiye Hanım gülümseyerek ama bir o kadar da dikkatlice. "Nilüfer'de," dedim tereddütsüz. Kimliğimde yazan her detayı ezberlemiştim. Operasyon için hiçbir detay göz ardı edilemezdi. Gözlerim bir an Meryem Hanım'a kaydı. Onun sorusu daha doğrudandı. "Tercümanlık yapıyormuşsun. Hangi diller?" "İngilizce, Fransızca, Arapça ve Rusça." Bir an bile düşünmeden söyledim. Sahte kimliğim Zeynep Alaca'ydı. Bursa'da doğup büyümüş, 27 yaşında bir tercümandım. Gerçek yaşım ve yeteneklerim dışında her şey bir yalandı. Gerçekte İstanbul'da doğmuştum ve dört dili ana dilim gibi konuşmamın sebebi tercümanlık değil, özel kuvvetlerde istihbaratçı olmamdı. "Maşallah," dedi Meryem Hanım. Ama bu 'Maşallah'ın ardında hala bir şüphe vardı. İçimde hafif bir huzursuzluk kabardı. Bu insanlara yalan söylemek içime sinmiyordu ama başka çarem yoktu. Görev, vicdanımdan önce gelirdi. Sohbetten sonra akşam yemeği faslı sırasında konak sessizdi. Her şey tamam ama buranın yemekleri dehşet güzeldi. Selim ve Mehmet bu konağa gelse çıkmamak için kendilerini mutfağa bağlarlardı kesin. Ben bile bayıla bayıla yiyorsam onları düşünemiyordum. Yemekten sonra avludaki taş bankta oturmuş elimdeki telefona bakarken gözlerim aslında ekrandaki satırların çok ötesine dalıp gitmişti. Parmaklarım mesajları hızla kaydırırken timimden gelen son bilgileri gözden geçiriyordum. Atalay Işık... Osman Ağa'nın oğlu ve çok yakında benim sahte kocam olacak adam. "Babası gibi biri mi, yoksa ondan farklı mı?" diye kendi kendime mırıldandım. Gelen bilgilere göre Atalay, yıllarca buralardan uzak durmuştu. Pis işlere bulaşmamış, yurt dışında eğitim almış ve kendi kurduğu şirket işlerine kafa yormuştu. Ama şimdi geri dönmüştü. Hem de babasının şirketinde CEO olarak çalışmaya başlamıştı. Bunca zaman uzak kalan biri neden aniden geri döner ki? Kaşlarımı çatıp telefona biraz daha eğildim. Burada oluşu tesadüf olamazdı. Bir şeylerin peşindeydi, tıpkı benim gibi. Ama onun bilmediği, benim çok iyi bildiğim bir şey vardı: Bekar olarak geçireceği son gündü bugün. Yarın, tüm bu planların içinde istemediği bir evliliğe mahkum olacaktı. Ali kardeşini timimin de yardımıyla bu akşam kaçıracaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD