3. Operasyon başlıyor

1075 Words
Konakta herkes çoktan yatmıştı. Bana ayrılan odanın penceresinden dışarı bakarken içimdeki huzursuzluğu bastırmaya çalışıyordum. Elimdeki telefona sıkıca sarılmış, timimden gelecek haberi bekliyordum. Her şey planladığımız gibiydi; Ali Alaca bu gece eve gelmemişti ve Atalay Işık’ın kız kardeşi Sevde, şehir merkezindeki halasında kalıyordu. Bu bizim için kaçırılmayacak bir fırsattı. Timim, Sevde’nin kaldığı eve sızacak, kimse fark etmeden kızı alıp güvenli bir yere götürecekti. Geride bırakacakları iz, Sevde’nin kendi isteğiyle kaçtığını gösterecekti. Ailesinin adının daha da karalanacağını biliyordum. Sevde belki bu oyunda kurban olacaktı ama ailesinin yıllardır bulaştığı kirli işlerin ortaya saçılmasından sonra bu sadece küçük bir detay olarak kalacaktı. Beklediğim haber grup mesajında geldi. "Operasyon başarılı komutanım. Korumalar kızın çıktığının farkında değiller. Yolda varış noktasına gidiyoruz." Hasan abinin mesajı içimdeki gerginliği bir nebze olsun azalttı. Operasyonun ilk adımı başarıyla tamamlanmıştı ama asıl zorlu kısım yeni başlıyordu. Üç saat sonra hava aydınlanacak, işler çığırından çıkacaktı. Eğer her şey planlandığı gibi giderse, Işık Konağı’na silahsız girecektim ama bu beni asla korkutmuyordu. Zaman geçmek bilmedi sanki. Odada volta atarak timimden an ve an bilgi alarak saatleri tükettim. Sonunda hava hafiften grileşmeye başladığında üzerime elbise giyinip aynanın karşısına geçtim. Aynadaki kadın sanki ben değildim. Elbise üzerimde eğreti durmuştu. Sürekli topuz yaptığım omuzlarıma kadar gelen saçlarımı da tek bir örgü yaparak ucuna kırmızı bir kurdele bağladım. Derin bir nefes alarak odadan çıktım. Operasyon başlıyordu... *** Hazar ağa bütün ağaları konağa acil olarak davet etmişti. Oğlu Ali Alaca ve Sevde timimin ayarladığı güvenli evde kalırken ağalar acil çağrılmanın hoşnutsuzluğuyla Alaca konağına gelmeye başlamıştı. Osman Ağa'nın şu an kızını aradığını tüm Urfa duymuştu. Hazar ağa avluda herkesi topladığında ağalara konuyu açmaya başladı. Ben de koruma yani asker sayısını arttırmıştım. "Oğlum, Işık aşiretinin kızını kaçırmış dün gece," dedi Hazar Ağa. Sesindeki titremeyi saklamaya çalışsa da gözlerinden endişe okunuyordu. Ağalardan biri öne atılıp bağırdı: "Ne diyorsun sen, Hazar Ağa? Bu bir savaş ilanıdır! Işıklar bunu asla affetmez!" Bir diğeri homurdandı: "Sen de mi delirdin? Osman Işık şimdi konağını başına yıkmadan durmaz!" Hazar Ağa hepsini sabırla dinledi. Derin bir nefes alıp gözlerini bana çevirdi. İçim ürperdi ama belli etmedim. Sonunda konuştu: "Benim herkesten sakladığım bir kızım var," dedi. "Zeynep... Onunla çok geç kavuşabildik ama oğlumun hayatı için kızımı feda ederim." Ağalar bir an sessizliğe gömüldü. İçlerinden en yaşlısı, yüzünde acı bir ifade, başını salladı: "Berdel mi diyorsun, Hazar Ağa?" "Berdel ya!" dedi Hazar Ağa, sesi çatallaşarak. "Kim ister evladını kurban vermeyi? Ama benim bir oğlum var, soyumun devamı ona bağlı. Osman Ağa'yı ikna etmemde bana yardımcı olun. Berdel de bizim adetimiz değil midir?" O anda konağın dışında silah sesleri yankılandı. İçimdeki savaşçı hemen tetiklendi. Merdivenlerden yavaşça doğruldum, avludaki korumalardan biriyle göz göze geldim. O, hafifçe başını eğip silahına uzanırken ben de ellerimi yumruk yapıp nefesimi kontrol altına aldım. Kapı kırılırcasına açıldığında, içeriye adeta bir ordu doluştu. Başta Osman Işık... Yıllardır peşinde olduğum adam, gözleri öfkeden kan çanağına dönmüş, elinde silahla içeri daldı. Ama beni asıl şaşırtan, hemen arkasındaki adamdı. Atalay Işık. Yıllardır tahsil yapmaktan başka bir şey yapmamış Ceo, elinde silahla korkutucu bir tipte içeriye doğru yürüyordu. Çizdiği profile tamamen zıt bir görünümdeydi. En baştan beri tüm temiz işlerinin bir paravan olduğunu tahmin ediyordum ama şimdi canlı bir şekilde karşımda görüyordum. "Ali Alaca nerede?" diye kükredi Osman Ağa. Hazar Ağa, dimdik ayağa kalktı. "Bulursan bana da haber ver, Osman Ağa. Oğlum ocağımızı yaktı!" Atalay'ın eli havaya kalktı ve adamları hemen konağın dört bir yanına dağıldı. Kadınların çığlıkları yükselirken içimdeki öfkeyi zar zor bastırdım. "Oğlun artık ölü biri Hazar ağa haberin olsun. Bu akşama kadar oğlunu ve kızımı bulamazsak tüm konağını ateşe vereceğim." "Osman Ağa... yıllardır etliye sütlüye karışmadık birbirimizle. Ne ben senin yoluna çıktım, ne de sen benim. Aşiretlerimiz arasında kan davası da yoktur, husumet de... Ama bugün oğlumun hatası hepimizi ateşe attı. Ben derim ki, bu işi kan dökmeden ama... kan vererek halledelim." Osman Ağa’nın kaşları çatıldı, sesi bir kılıç gibi keskin ve öfkeliydi: "O ne demekmiş öyle?" diye bağırdı, sesi avluda yankılandı. Yanındaki adamları silahlarına uzandı. Tam o anda, diğer ağalardan biri –yaşlı, beli hafif bükülmüş ama sözü hala ağırlık taşıyan bir adam– elini hafifçe kaldırarak araya girdi. Yavaş ve tane tane konuştu, sesi titremese de yılların yorgunluğu belli oluyordu: "Hazar Ağa'nın... herkesten gizlediği bir kızı varmış Osman Ağa," dedi, etrafa bakarak. Sonra gözlerini Osman Ağa'ya dikti. "O kızı, oğluna gelin versin... Böylece borç ödensin." Bir anda ortalığı buz gibi bir sessizlik kapladı. Herkes birbirine baktı. Osman Ağa önce şaşkınlıkla, sonra alaycı bir kahkahayla cevap verdi: "Ne diyorsun sen? Demek sakladığın bir kızın varmış, ha Hazar Ağa? Şimdiye kadar neredeydi o kız?" Osman Ağa kaşlarını çatmış, dişlerini sıkıyordu. Tam Hazar ağa cevap vermek üzereyken, beklenmedik bir ses duyuldu: "OLMAZ!" Atalay Işık, öfkeyle yerinde dikleşti. Ses tonu öfke doluydu. Gözleri alev alevdi. Ağaların homurdanmaları arasında bir tanesi sakin ama otoriter bir sesle lafa girdi. "Kardeşinin kanını dökmeden bu meseleyi çözmenin tek yolu bu." Bu sözün ardından diğer ağalar da kafalarını sallayarak onu onayladılar. Başka yaşlı bir Ağa'nın sesi yükseldi. "Berdel bizim geleneğimizdir Osman ağa. İki aile arasında kan dökülmesindense, bir evlilikle bu mesele kapanır. Tüm ağalar bu görüşte öyle değil mi?" Herkesten tekrar onaylayan mırıltılar çıktı. Osman Ağa sinirli bakışlarını Hazar Ağa'dan çekerek burnundan soluyan bir ifadeyle ağalara bakarken silah tutan eli titriyordu. Atalay'ın nefesi hızlandı, gözlerindeki öfke artık taşmak üzereydi. Birden belindeki silahı çıkarıp havaya ateş ederek tüm kovanı boşalttı. Kadınların çığlıkları yankılanırken gözlerimi bile kırpmamıştım. Kuşlar ürküp havalandı. O an avluda tek bir ses bile çıkmadı. Ancak Osman ağanın yüzünde kabulleniş gördüm. Derin bir nefes aldı Atalay, başını babasına çevirdi ve dişlerinin arasından şu sözler döküldü. "Kardeşimin kanı ellerime bulaşmayacak..." Silahını kafasına vura vura "Kabul" diye bağırdı. Bu tek kelime, tüm planın başlangıç düğmesini bastı. Hazar Ağa hafifçe başını sallayıp gözlerini benim olduğum yere çevirdi. "Zeynep, buraya gel kızım." İşte o an gelmişti. Rolümün zirvesi... İçimdeki asker göreve hazırdı ama dışarıdan bakan herkes korkmuş, çaresiz bir genç kız görecekti. Gözlerimi bilerek doldurdum, dudaklarımı titrettim ve yavaşça, ayaklarımın geri geri gitmek istediği bir edayla merdivenlerden inmeye başladım. Ben gözüktüğüm an korumalar -askerler- yerlerinde daha bir dikleşmişti ama bu durumda benden başka kimse bunu fark edemedi. Adımlarımın sesi taşlara hafifçe vuruyor, her saniye avludaki gerilimi daha da artırıyordu. Avludaki herkes bana bakıyordu. Sonunda en alt basamağa geldiğimde başımı hafifçe kaldırıp Hazar Ağa’ya baktım. Sesim kısık, ürkek ama tam da bekledikleri şaşkın çıktı. "Berdel mi... Ben mi baba?" Hazar Ağa gözlerini kapatıp başını onaylarcasına salladı. "Artık Işık'ların gelinisin kızım..." Titrek bir nefes aldım. Atalay Işık'la göz göze geldim. Gözlerim dolu dolu, dudaklarım titriyordu. Ama içimdeki asker gülüyordu. Bu işin sonu onların beklediği gibi olmayacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD