Gözlerim daha da doldu, dudaklarım titredi. Omuzlarımı hafifçe sallayarak iç çekmeye başladım. Sanki bu durum karşısında tamamen çaresizmişim gibi görünmeliydim. İçimdeki asker, bu sahnenin kusursuz ilerlediğinden emin olmak için izliyordu ama dışarıdan bakan herkes, genç bir kızın hayatının ellerinden kayıp gidişini görmeliydi.
Yavaşça dizlerimin bağı çözülmüş gibi yere çöktüm, ellerimi yüzüme kapattım ve sessiz hıçkırıklar dökülmeye başladı. "Baba… Ne olur yapma…" Sesim boğuktu, adeta bir fısıltı gibi.
O sırada Atalay Işık’la göz göze geldim.
O, nefretle bakıyordu. Gözleri kısıktı, çenesi kasılmıştı. Yüzünde sanki iğrenç bir şeyi izliyormuş gibi bir ifade vardı. Bu durumun tek suçlusu benmişim gibi bakıyordu.
Atalay, sert bir şekilde başını kaldırıp ağalara baktı. "Kardeşim ve o soysuz herif hemen buraya gelsin!" diye bağırdı.
Avluda gerilim tavan yaptı. Korumalar hareketlendi.
Hazar Ağa, sesine en ufak bir şüphe düşmesine bile izin vermeden devam etti. "Nerede olduklarını bilmiyorum. Onları bulur bulmaz buraya getireceğim."
"Hayır" araya girdi Osman ağa. "Tüm aşiretlere haber salın. Hangi deliğe saklandılarsa hemen çıkacaklar. Buraya gelecekler ve nikâhlar kıyılacak!"
Hıçkırıklarım boğazımı yakarken, başımı hafifçe kaldırıp bana en yakın askere baktım. Göz göze gelmeden, yalnızca başımı eğip bir kere daha titreyerek hıçkırdım. Bu, sessiz bir işaretti.
Asker, takım elbisesinin önündeki tek düğmeyi açarken hafifçe başını eğdi. Ardından arkadaki korumalar arasına karışıp geri çekildi. Birkaç dakika içinde timime haber gidecekti. Planın ilk adımı atılmıştı.
Osman Ağa'nın gür sesi avluda yankılanmaya devam ediyordu. "Bu mesele burada bitiyor! Nikâh kıyılacak, konu kapanacak!"
Ama en büyük gerginliği o değil, Atalay yaşıyordu.
Geniş avluda hızla volta atıyordu. Elindeki silahı, yanağına vura vura öfkeli nefesler alıyor, adeta patlamaya hazır bir bomba gibi etrafına saldırıyordu. Yoluna çıkan her engeli tekmeliyor, her nefesinde hırsını belli ediyordu.
Bir anda avludaki sandalyelerden birine sert bir tekme attı. Ahşap sandalye havalanıp sertçe yere çarptı, birkaç parçası kırıldı. Osman Ağa, tam o sırada bağırışına ara verip ona çevirdi bakışlarını. Kaşları çatılmıştı ama oğlunun öfkesi onun için bir önem taşımıyor gibiydi. Birkaç saniye izledikten sonra umursamaz bir tavırla tekrar Hazar ağayla konuşmaya devam etti. Adam bu evlilikten bile bir çıkar yol bulmuş gibi Hazar ağayla topraklar hakkında konuşuyordu. İsteklerini yapmazsa bu berdele izin vermeyeceğini söyleyerek tehdit etmektem de geri durmuyordu.
"Sarı inci konağının altındaki 200 dönüm toprağını istiyorum Hazar ağa! Karşılığında sana da batı yolundaki boş araziyi vereceğim."
Hazar ağa sıkıntılı bir nefes vererek kısa bir an bana baktı. Boğazını temizleyerek, "benden verimli topraklarını istiyor karşılığında kurak arazi veriyorsun Osman ağa!" Dedi. Ağalar bu alışveriş meselesine karışmadan dinliyordu.
"Bu berdelin olmasını ve kan dökülmesini istemiyorsan tek şartım budur!" Osman ağa gürlerken Atalay Işık sert bir sesle "Baba!" Diye bağırdı ancak Osman Ağa onu kaale almadan cevap beklercesine Hazar ağaya baktı. Hazar ağa burun kemerini sıkarken kafasını aşağı yukarı salladı.
"Peki Osman ağa. Benim de tek şartım kızıma iyi bakmanız. Sizin kızınızı kendi kızım bileceğim öyle davranacağım. Sizden de aynısını bekliyorum!" Dediğinde Osman Ağa'nın derin bakışlarını üzerimde hissettim ancak kafamı kaldırıp bakmadım. Kısa bir sessizlikten sonra Osman ağa "kabul" dedi.
Ben ise dizlerimin üzerine çökmüş, iki gözüm iki çeşme ağlıyordum hâlâ. Osman Ağa'nın hemen bir adım gerisinde çaresiz bir kız gibi ağladığıma inanamıyordum.
Konağın kapısı ağır bir gıcırtıyla açıldığında, gözlerimi usulca kaldırıp gelenlere baktım.
Ali Alaca, dimdik bir duruşla içeri girdi. Arkasında ise Sevde vardı. Tüm ağalar arasında bir uğultu oluşmuştu. Tüm korumalar tetikteydi. Özellikle Atalay Işık'ınkiler.
Genç kız, Ali’nin elini sıkı sıkıya tutuyordu. Omuzları hafifçe düşmüş, başı önüne eğikti. Gözleri korku doluydu ama timim onu ikna etmek için gereken her şeyi yapmıştı.
Dün gece kaçırıldığından beri Aysu ve diğerleri onunla konuşuyordu. Önce ikna etmeye çalıştılar, ama Sevde sert çıktıkça, baskıyı artırdılar. Aysu, eğer bu oyuna dahil olmazsa, sadece onun değil, tüm ailesinin vatan hainliği suçundan içeri alınacağını söylemişti. Ardından tehditlerini daha da sertleştirdi. Abartılı detaylar ekledi, Sevde’nin zihnine korkunun tohumlarını attı.
Ve sabah saat 9 civarında Sevde pes etmişti.
"Dediklerinizi yapacağım."
İşte şimdi, Ali’nin arkasında dururken o korkuyu her hareketinde taşıyordu. Yüzü solgundu, gözleri nemliydi. Oldukça korktuğu belli oluyordu fakat o artık sadece oyunun bir parçasıydı.
Hazar Ağa kaşlarını çatarak onlara baktı. Osman Ağa ise Sevde’yi süzerken yüzüne kinli bir ifade yerleşti.
Atalay'ın ise öfkeyle karışık hüzün gözlerinden okunuyordu. Eli hala silahının kabzasında sıkılıydı, nefes alışları düzensizdi. Kaşları çatılmıştı, gözlerinde hem hayal kırıklığı hem de inanmak istemeyen bir ağabeyin çaresizliği vardı.
Bir adım ileri çıktı, sesi konağın avlusunda yankılandı.
"Neden bunu yaptın, Sevde?"
Sevde başını kaldırmadı, Ali’nin elini sıkı sıkıya tutmaya devam etti.
Atalay öfkesini daha fazla bastıramadı, avuçlarını yumruk yaparak kollarını iki yana açtı.
"Sevdiğim var deseydin! Usulünce gelip isteselerdi! Ben karşı mı çıkardım, Sevde?!" diye haykırdı. Öfke sesine o kadar işlemişti ki, avludaki birkaç adam bile ürkerek geri çekildi.
Ama Sevde, tam o anda başını hızla kaldırdı ve abisine öyle sert bir bakış attı ki, avluda bir anlık sessizlik oldu. O ürkek, korkmuş kız gitmişti sanki. Yerine içi öfkeyle kaynayan, içinde yılların birikmiş hayal kırıklığını taşıyan biri gelmişti.
Sevde’nin yüzündeki bu ifade… Rol yapıyor gibi değildi.
"Sana mı söyleyecektim abi?!" diye haykırdı Sevde, sesi titriyordu ama bu titreme korkudan değil, derin bir kırgınlıktan geliyordu. "Bizi terk edip yıllarca başka ülkede yaşayan sana mı gelip anlatacaktım? Sen ne yapabilirdin ki?!"
Sesi öyle gerçekti ki, bir an bile tereddüt etmeden söylediği her kelimenin altında yatan hissi anladım.
Bu… Gerçek duygularıydı.
İşte bu an Sevde’nin sadece bizim baskımızla hareket etmediğini düşündüm.
Timim dün gece onu tehdit etmişti, zorlamıştı, korkutmuştu. Ama şimdi karşımdaki kız, sadece bir korku içinde hareket etmiyordu. İçinde bambaşka bir fırtına kopuyordu.
"Babam bana 39 yaşında evli bir ağa oğlu ile evlenmemi istediğini söylediğinde yardıma geldin mi abi!"
Hassiktir!
"Ali’ye kaçmasam, gelecek ay istemeye geleceklerdi! Hem de karısıyla birlikte beni istemeye geleceklerdi abi!"
İşte o an, her şey durdu.
Atalay’ın yüzündeki öfke yavaş yavaş donuk bir ifadeye dönüştü. Ellerini yumruk yaptı, nefesini kontrol etmeye çalıştı ama göğsü hızla inip kalkıyordu. İçten içe bir şeyleri fark ettiğini görebiliyordum.
Ama ben…
Ben o an bir şey daha fark ettim.
Sevde sadece bir tehditten dolayı kaçmamıştı. Bu oyunun bir parçası olmak zorunda kalmış olabilir ama içinde yatan isyan gerçekte de vardı. O, kendi hayatı için gerçekten savaş veriyordu.
Ve bu nikâh, onun için bir kurtuluştu.
Atalay’ın yüzü allak bullak olmuştu. Yumrukları o kadar sıkıydı ki, eklemleri bembeyaz kesilmişti. Gözlerini Osman Ağa’dan ayırmadan, dişlerinin arasından zorla konuştu.
"Ben neden bunu bilmiyordum?"
Osman Ağa ise kılını bile kıpırdatmıyordu. Hatta en ufak bir utanç belirtisi bile göstermeden Sevde'ye küçümseyici bir bakış attı.
"Senin yüzünden rezil oldum, köpek." diye tükürdü kelimeleri. "Abine dua et, berdeli kabul etti. Yoksa kafana kendim sıkardım!"
İşte o an kendimi zor tuttum.
Ayağa kalkmamak için, gidip Osman Ağa’nın suratına iki yumruk çakmamak için o kadar çabaladım ki, tırnaklarım avuçlarıma batıyordu. Tüm operasyonu mahvetme pahasına bu herife haddini bildirmek istedim.
Ama hayır.
Derin bir nefes aldım. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışırken gözlerimi yavaşça Hazar Ağa ve diğer ağalara çevirdim. Şaşkın bakışlarını fark ettim.
Demek ki… Bu evlilik meselesinden kimsenin haberi yoktu.
Bu sadece Osman Ağa’nın planıydı.
Sevde büyük bir hıçkırıkla abisine döndü. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama bu seferki korkudan değil, içinde tuttuğu tüm çaresizliğin patlamasındandı.
Atalay ise iki büyük adımda babasının karşısına geçti. İki yakasından tutup babasını kendisine sertçe çekti. Babası Atalay'ın omzuna geliyordu ve onu neredeyse havaya kaldırmıştı. Bazı ağalar devreye girmek için hareketlenirken Işık'larla gelen korumalar da birbirlerine bakmaya başlamıştı.
"Eğer bunu yapsaydın, eğer kardeşimi kuma olarak verseydin seni kendi ellerimle öldürürdüm!" Osman ağa ise oğluna bakarak sadece gülüyordu. Bu adam sandığımdan daha psikopattı.
Osman Ağa Atalay’ın elinden yakasını silkeleyerek kurtarırken umursamaz bir ifadeyle korumalarına döndü. Adamın bu rahat tavrı midemi bulandırıyordu. Karşısındaki oğlu kendini zor tutarken, o her şey kontrolündeymiş gibi hareket ediyordu.
"İşte şimdi tam da bir ağa gibi konuştun, oğlum." dedi, sanki oğluyla gurur duyuyormuş gibi. "Yıllarca adam olmadın, memleketimizi terk ettin diye debelenip durdum ama görüyorum ki emeklerim boşuna çıkmamış."
Şu an her şey tamamen kontrolden çıkabilirdi.
Osman Ağa sırıtıyor, Atalay ise ipleri koparmanın eşiğinde duruyordu. Eğer o ipler koparsa, bu operasyonu toparlamak imkânsız hale gelirdi.
Daha fazla bekleyemezdim.
Ayağa kalkıp kollarımı kendime sararak titrek bir nefes aldım. Sesim düşük ama duyulacak kadar netti:
"Baba… Lütfen..."
Herkesin gözleri bir anda bana döndü.
Osman Ağa’nın dudaklarında hâlâ o iğrenç gülümseme vardı ama Atalay’ın bakışları anında üzerime kilitlendi. İçinde ne olduğunu okuyamıyordum. Öfke mi? Şaşkınlık mı? Belki de ikisi birden.
Sevde, titreyen elleriyle Ali’ye daha da sokulmuştu. Ali'nin onu kollarıyla koruma altına aldığını görünce içten içe ufak bir şok yaşasam da rolüme devam ettim
Bu ortamı daha fazla germemeliydim. O yüzden dizlerimin titrediğini belli ederek başımı hafifçe eğdim.
"Artık bitsin..." diye mırıldandım, kısık sesle ama herkesin duyabileceği bir şekilde. Eğer şu an daha fazla kaos çıkarsa, hem timim hem buradaki askerler ve masumlar hem de planım tehlikeye girerdi.
Osman Ağa başını bana çevirip küçümseyici bir ifadeyle güldü. Ardından adamlarına dönüp bağırdı.
Osman Ağa’nın küçümseyici gülüşü, içimde bir şeyleri yakıp geçerken yere bakarak derin bir nefes aldım. Bu adamın, evladını bile bir takas malı gibi kullanmasına alışık olmalıydım ama midem yine de bulanıyordu. Soğukkanlı ol Acar. Şu an duygularına yer yok.
"Hoca nerede kaldı?" diye bağırdı Osman Ağa. Gözleri, etrafında duran adamlara sert bir emir gibi kayarken, adamlarından biri hızla telefonuna bakıp cevap verdi.
"On dakikaya buradalar ağam."
Osman Ağa başını ağır ağır salladı. Ardından gözlerini Hazar Ağa'ya çevirdi. Sesi, alaycı ve umursamaz bir tondaydı.
"Eee, o zaman biz de anlaşmamızı nikahtan sonra mühürleyelim Hazar Ağa. İstediğim 200 dönüm arazi için evrakları hazırlat. Ben de seninkileri hazırlatacağım."
Bu sözlerle birlikte avludaki hava daha da gerildi. Osman Ağa için her şey bir ticaretten ibaretti. İnsanlar, özellikle de kadınlar onun için sadece bir pazarlık konusu olabilirdi. Bu suçlarından en hafif olanıydı. Hepsini ispatlayacaktım. Evine, şirketine sızscaktım. Hazar Ağa’nın dişlerini sıktığını fark ettim. Yüz kasları gerilmiş, elleri istemsizce yumruk halini almıştı. Hazar Ağa'yı şu iki günde tanıdığım kadarıyla işin içinde biz olmasak bile Sevde'nin böyle bir muamele görmemesi için yine de topraklarını feda edebilecek bir yüreği vardı.
Bu sırada Atalay’ın sert bakışlarını üzerimde hissettim. Gözlerini benden çekmiyor, yüzümü okumaya çalışıyordu sanki. Ama ben tepki vermedim. Ağlamaya devam ederken başımı önümde tuttum.
Birkaç saniye daha üzerimde bakışlarını gezdirdi, sonra sinirle yüzünü sıvazladı. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama bu adamın babasının kirli oyunlarına sandığım kadar uzak olmadığını hissediyordum. Bazı şeyleri zaten biliyor ama sessiz mi kalıyordu? Belki de işin içindeydi, bilemezdim. Yakında her şey açığa çıkacaktı.
Düşüncelerimi bir kenara bırakmaya çalışırken kapıdan içeri beyaz sakallı, cübbeli bir adam girdi. İmam...
İmam nikahı kıyılacaktı ama benimle değil...
Zeynep Alaca, Atalay Işık'ın karısı olacaktı! Ben bu işler biter bitmez kendime ölü süsü verecek ve gerçek kimliğimle yani Acar Kara olarak görevlerime devam edecektim.