5- Kurban

1509 Words
Hazar Ağa’nın sesi, odanın içinde tokat gibi yankılandı. “Kızım, abdest alıp gel.” Dudaklarım titredi, avuçlarımı sıktım. Kapının önünde bekleyen imama gözüm takıldı. Adam, yüzündeki soğukkanlı ifadeyle sedire oturtulurken Atalay Işık gözlerini sımsıkı yumuyordu. Hazar Ağa’nın bakışları Sevde’ye döndü, sesi bu kez daha yumuşaktı ama yine de emir veriyordu. “Sen de kızım. Zeynep’le hazırlanıp gelin!” Başımı çevirirken Hatice Hanım’ı merdivenlerden inerken gördüm. İçimde ince bir ürperti gezindi. Bu anın geleceğini biliyordum ama içimde büyüyen gerilimi durduramıyordum. Yine de, görev için buradaydım. Başarmalıydım. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde Hatice Hanım’a yöneldi. Ali, Sevde’yi arkamdan yürütürken, merdivenlerde yan yana geldik. Hatice Hanım, koluma girip destek olurken Sevde de birkaç adım gerimizdeydi. Konak sessiz değildi. Yukarıda oturan kadınların ağıtları yükseliyordu. Zılgıt sesleri kulaklarımı tırmalarken, içimi saran sıkıntıyı bastırmaya çalıştım. Merdivenlerin en sonuna geldiğimizde derin bir nefes aldım. Dudaklarımda, farkında olmadan minik bir tebessüm oluştu ama omzumu döndüğümde Sevde’nin kederli yüzüyle karşılaştım. İçimde bir şey bıçak gibi kesildi. Erkeklerin görüş açısından çıktığımız anda adımlarımı yavaşlatıp Sevde’nin yanına sokuldum. Koluna hafifçe dokundum. “İyi misin?” diye fısıldadım. Gözleri dolu doluydu ama başını aşağı yukarı salladı. “Sen… komutansın, değil mi?” Sesi o kadar kısıktı ki, rüzgâr gibi dağıldı havada. Hatice Hanım bir anda gerildi, sert bir “şşş” sesi çıkardı. Sevde yaptığı hatayı fark edip hafifçe öksürdü. “Evet.” Dudaklarıma hafif bir gülümseme yerleştirdim. “Ben Acar.” Odaya girdiğimizde bakışlarımı Sevde’ye çevirdim ve kapıyı arkamdan kapattım. İçeride, bir anlık sessizlik oldu. Öne doğru bir adım atıp derin bir nefes aldım. “Böyle olduğu için üzgünüm,” dedim, bakışlarımı Hatice Hanım’a çevirdim. “Hepinizden özür dilerim. Ama bu görev çok önemli. Bu uğurda birçok askerimi şehit verdim.” Sevde’nin solgun yüzüne baktım. “Merak etme, bu iş bittiğinde Ali’yle hemen boşanmış olacaksın. Nüfus kayıtlarında evliliğin bile görünmeyecek. Baban ve abin hapiste olduğu an, istediğin yerde yeni bir hayat kurman için her şey ayarlanacak.” Sevde burnunu çekerek başını kaldırdı. Gözleri su gibi berraktı ama içindeki kırgınlık her halinden belliydi. “Abimin bu işlerde bir parmağı yok,” dedi titrek bir sesle. Hatice Hanım dolaptan beyaz iki elbise çıkardı. “Onu göreceğiz,” dedim, elbiseye şöyle bir göz atarken. “Eğer dediğin gibi temizse, ona hiçbir şey olmayacak. Ama bu işin içine bulaştıysa, o da hesabını verecek.” Sevde’nin parmakları elbisenin kenarını sıktı. Gözleri, bir an için doldu. “Peki sonra ne olacak?” diye sordu. “Ben yeni bir hayata başlayacağım ama ya siz? Abimi tanımıyorsun. O boşanmanıza asla izin vermez. Namus onun için her şeydir. Hem de nişanlısını yeni kaybetti. Sana sert ve kötü davranacaktır. Tüm bunların acısını senden çıkarmaya kalkabilir.” Sertçe dişlerimi sıktım. Belimdeki eski bir bıçak yarasının acısı, sanki yeniden alevlenmiş gibi oldu. Elbisemi bir çırpıda çıkardım. Altımda yalnızca sade iç çamaşırlar vardı. Sevde ve Hatice Hanım’ın, kaslı vücuduma ve eski yaralarıma bakışlarını hissettim ama umursamadım. Atalay Işık’ın beni çıplak görecek hali yoktu. Görse bile bahanem hazırdı. Bursa’da büyüdüm. Üvey babamdan şiddet gördüm ve sporu severim. Hikâyem sağlamdı. “Orasını dert etme,” dedim, beyaz elbiseyi giyerken. “Bir şekilde halledeceğiz.” Gözlerimi Sevde’ye diktim. “Baban seni gerçekten kuma olarak mı verecekti?” Sevde başını eğdi, gözleri buğulandı. Sessizce, evet anlamında başını salladı. Sinirle çenemi sıktım, dişlerimi birbirine kenetledim. İçimde büyüyen öfke, damarlarıma bir zehir gibi yayılıyordu. Boynuma beyaz şalı astım. Hatice Hanım diğer elbiseyi Sevde’ye uzattı. “Merak etme kızım, sakın korkma. Oğlum iyi biridir. Zaten anlaşma gereği sana elini bile sürmeyecek. Burada kaldığın sürece, Acar komutanın ekibinden bir kadın asker seninle yanımızda olacak. Güvende olacaksın.” Aysu, Sevde’nin yanında kalacaktı. Ben ise Işıklar Konağı’na girdikten sonra bilişimcimiz Mehmet’i de içeriye sızdırmanın yollarını bulmalıydım. Sevde üzerini değiştirirken utanmış gibi gözlerini kaçırdı. Ona arkamı dönerken Hatice Hanım’la göz göze geldim. “Ben abdest alayım, Hatice Hanım.” Odadan çıkıp yan taraftaki banyoya girdim. Kadınların ağıtları hâlâ devam ediyordu ama kapıyı kapattığım anda sesler boğuklaştı. Ellerimi suyun altına koyup yüzüme çarptım. Aynadaki yansımama baktım. Ela gözlerim… Bu gözler gizli görevlerde hep başıma bela oluyordu. Derin bir nefes alıp gözlerimi bilerek doldurdum. Birkaç damla yaş yanaklarımdan süzüldü. Yeterince inandırıcı görünüyordum. Sonra hızla abdestimi aldım. İşim bittiğinde banyodan çıkarken Sevde ve Hatice Hanım kapının önünde beni bekliyordu. Sevde banyoya girerken, Hatice Hanım’dan cep telefonumu aldım. Timime durumu mesajla özetledim. Telefonu kapatıp elbisemin dekoltesinden göğsümün arasına sıkıştırdım. Sevde de abdest alıp çıktığında artık hazırdık. Ağır adımlarla kapıya yöneldim. Bundan sonra her şey sahte bir nikahın üzerine kurulu olacaktı. *** Nefesim düzensizdi. Her şey olması gerektiği gibi gidiyordu ama midemdeki düğüm çözülmüyordu. Sevde ve Ali’nin imam nikahı kıyılırken diğerleriyle birlikte avluda oturmuş bekliyordum. İçeriden imamın duaları ve Sevde’nin boğuk kabul ettim diyen sesi geliyordu. Kapı aralık bırakılmıştı. “...kabul ettim,” dedi Ali üç kere. “Allah tamamına erdirsin,” dedi imam, monoton sesiyle. Kapının yakınlarında beklerken yan gözle Atalay Işık’a baktım. Duvarın diğer köşesinde durmuş, ellerini yumruk yapmış, alnındaki damar belirginleşmişti. Gözlerindeki öfke kor gibi parlıyordu. Göz göze geldiğimizde nefesimi tuttum. Bu adam sahte bile olsa benimle evlenmek istemiyordu. Ve bu beni asla rahatsız etmedi. Hatta işimi kolaylaştıracaktı. Odanın kapısı açıldı, Sevde bembeyaz yüzüyle çıktı. Göz göze geldik. Şimdi sıra bizdeydi. İmam bana ve Atalay’a baktı. İçeri geçerken Atalay’ın hemen ardından yürüdüm. Atalay, sedirin ucuna çöktü. Hareketleri sertti; içindeki öfke her kasına sinmişti. Yanına oturduğumda başımı hafifçe kaldırıp ona baktım. Göz göze geldik. Gözlerindeki öfke bir bıçak gibi keskin ve acımasızdı. Ama benim yüzümdeki maske en az onun öfkesi kadar sağlamdı. Hiçbir duygu kırıntısı, hiçbir çatlak yoktu ifademde. İmam dualarına başlarken odada sessizlik vardı. Kafamı önüme eğerek bir an önce bitmesini bekledim. İçeri bir şekilde silah sokmam gerekiyordu. Ne olur ne olmazdı. İmam dua okumaya devam ederken Atalay'ın parmak boğumlarının sokmaktan bembeyaz kesildiğini gördüm. Neyse böyle olması çok daha iyiydi. Benden nefret ederse benimle ilgilenmez ve yatağına da almaya çalışmazdı. İçimden bir hesap yaptım. Eğer bir gün, Atalay beni yatağına almak isterse, o zaman yemeklerine uyku ilacı karıştırmak zorunda kalacaktım. Sürekli, her gece... Ama eğer bu öfkesi sürerse, buna gerek bile kalmayacaktı. Benden nefret etmesi, bana dokunmak istememesi... Bu benim için en iyi senaryoydu. İmam başını salladı. Dualarına başlamadan önce ikimize baktı. “Atalay Işık, kendi rızanla ve isteğinle, burada hazır bulunan şahitler huzurunda Zeynep Demir’i eş olarak kabul ediyor musun?” Atalay’ın kaşları çatıldı. Bakışları bir an bile gözlerimden ayrılmadı. Nefretini gizlemeye gerek duymuyordu. “Kabul ettim,” dedi soğuk bir sesle. İmamın sorusuyla bunu üç kez tekrarladı. Üçüncü tekrarı yaparken Atalay gözlerini kapatıp hızlıca açtı. İstemeyerek ama mecbur olduğunu bile bile son kez fısıldadı. “Kabul ettim.” İmam bana doğru döndü ve aynı soruyu sordu. Yüzüme yerleştirdiğim masum ve kırılgan ifadeyle başımı hafifçe eğdim. İçimde fırtınalar koparken, dışarıdan kırılgan bir dal gibi görünmeliydim. Sesimi olabildiğince titrek çıkararak, “Kabul ettim,” dedim. Sonra bir kez daha. Ve bir kez daha... Üç kere tekrarlarken, sesimdeki titremeyi ustalıkla korudum. Atalay’ın sol kaşının seğirdiğini fark ettim. Bir şeyleri bastırmaya çalışıyordu. Öfkesini, nefretini ya da belki de bu oyunun bir parçası olmaktan duyduğu tiksintiyi... Ama umurumda bile değildi. Asıl mesele, bu oyunu benim kazanacak olmamdı. İmam, başını kaldırıp bakışlarını doğrudan bana dikti. Odanın sessizliğini delen o soruyu sordu. “Mehir ne istiyorsun, Zeynep kızım?” İşte şimdi tüm gözler üzerimdeydi. Atalay’ın sert bakışlarını ensemde hissediyordum. Osman Ağa kaşlarını çatmıştı. Hazar Ağa nefesini tutmuş, olacakları kestirmeye çalışıyordu. Hatice Hanım ise duvar dibinde sessiz ama dikkatle izliyordu. Herkes ne diyeceğimi bekliyordu. Hazırlıklıydım. Bu an için günlerce prova yapmıştım. Tam da beklediğim etkiyi yaratacak cümleyi, titreyen bir sesle dile getirdim. “Boşanma hakkımı istiyorum!” Bir anlık sessizlik... Ardından Osman Ağa yerinden kalkar gibi oldu. Öfkeden gerilen yüzü çatılan kaşlarıyla Hazar Ağa’ya döndü. “Kızın ne der Hazar Ağa!” diye patladı. Sesi, odanın duvarlarına çarpıp geri döndü. Hazar Ağa ne diyeceğini bilemez bir halde bir bana, bir Osman Ağa’ya baktı. Kısa bir anlığına, gözlerimiz buluştu. Ne düşündüğümü anlamaya çalıştı. İmam da şaşırmıştı ama geleneğe sığınarak sustu. Hazar ağa bana dönerek, “Berdelde boşanma yoktur, kızım. Sen en iyisi olacak bir şey iste,” dedi. Sesi yumuşak çıkmıştı. Bu toprakların kuralları böyleydi. Ama benim kurallarım yoktu. Ben kazanmak için her şeyi yapardım. Başımı hafifçe kaldırdım. Gözlerim dolu dolu ama soğuk bir inatla parlıyordu. “Başka bir şey istemiyorum,” dedim. Sadece üç kelime ama odanın içindeki havayı daha da gerginleştiren bir meydan okumaydı bu. Osman Ağa bir an için bağıracak gibi ağzını açtı ama tam o anda Atalay’ın sesi keskin bir bıçak gibi araya girdi. “Kabul.” Şaşkınlıkla başımı ona çevirdim. Göz göze geldiğimizde kahverengi gözlerindeki o keskin öfke ve hiddet bir anlığına nefesimi kesti. Gözleri kıpkırmızıydı; sinir damar damar yüzüne yayılmıştı. İmam, biraz duraksayarak, “O zaman Allah tamamına erdirsin,” diyerek nikahı tamamladı. Atalay hızla ayağa kalktı. Öfkesi odanın havasını keskin bir bıçak gibi ikiye böldü. Sanki bir patlama an meselesiydi. Kimse konuşmaya cesaret edemedi. O sert adımlarla kapıya yönelirken, birden durdu ve başını bana çevirdi. Gözlerindeki nefret ruhumu bile dondurabilirdi ama ben gözlerimi bile kırpmadım. “Yürü, gidiyoruz,” dedi, sesi emir doluydu. Ardından babasına bakış attı. Osman Ağa, Hazar Ağa’yla göz göze geldi. Onunla el sıkıştıktan sonra yerinden kalktı. Sessiz bir kabullenişle başımı eğdim. Yüzümdeki kırılgan ifadeyi hiç bozmadan ayağa kalktım ve onun peşinden çıktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD