Karanlıktaydım. Derin ve boğucu bir karanlık. Sanki sadece ışık değil zaman da benden alınmıştı. Ellerimle yoklamaya çalıştım çevremi ama parmaklarım bile itaat etmiyordu. Hareket etmek bir yana, nefes almak bile mücadeleydi. Naylon bir örtü vardı başımda. Her nefes alışımda nemli plastik yüzüme yapışıyordu. Ciğerlerime verdiği hava değil korkuydu. Bu insanlar kimdi? Ben bu tuzağa nasıl düşmüştüm? Çok mu rahat davranmıştım? Şimdi Acar’la birlikte olmalıydım. Uçakta, güvenli bir irtifada. Onun yanında... Bunun bir kabus olmasını istedim ama acı uyanık olduğumu bağırıyordu. Kafamdaki naylon birden çekildi. Gözlerim projektör ışığına tutulmuş tavşan gibi kısıldı. Netlik kazandığında karşımdaki adamı gördüm: ince, soluk benizli, gözleri bilmiş bir ifadeyle doğrudan bana bakan bir adamdı.

