Sena jakuzinin diğer köşesine geçti. Sanki az önce geceliğini çıkaran o değilmiş gibi, içini tarifsiz bir utanç dalgası kaplamıştı. Kalbi göğsünde hızlı atıyor, sıcak suyun içinde bile üşür gibi hissediyordu kendini. Köpükleri iki eliyle önüne çekip göğsünü kapatmaya çalıştı; hem bedeni hem duyguları bir sığınağa ihtiyaç duyuyordu. Gözlerini kaçırdı, Serdar’a bakamadı. Ama Serdar onu izliyordu her bir hareketini, ellerinin titreyen zarafetini, yanaklarına vuran kızıllığı.
Birçok kadına dokunmuştu, birçok bedeni görmüştü belki… ama hiçbirinde Sena’daki o kırılganlıkla karışık gücü görmemişti. Onun yanında kimyası değişiyordu, aklı bulanıyor, kalbi yavaşça teslim oluyordu.
Serdar suyun içinde hafifçe ona doğru yaklaştı. Sena, içgüdüsel bir çekinmeyle geri çekildi; ama o bakışı, gözlerinin içine baktığı o kısa an, anki her şeyi söylemişti. Yanaklarında yanan ateş artık boynuna, omuzlarına kadar yayılmıştı; o pembe ton, utanmanın değil, hissetmenin rengiydi.
Serdar bir an durdu. Onun üzerine gitmemek, bu anı bozmamak için olduğu yerde kaldı. Dudaklarının kenarında hafif, alaycı bir sırıtış belirdi.
-“Utanıyor musun?” diye sordu, sesi hem yumuşak hem de içten bir merakla.
Sena başını dışarıya, camın ardından yağan kar manzarasına çevirdi. Camdan süzülen buhar taneleriyle beyaz sessizlik birleşince, içerideki sıcaklık bambaşka bir anlam kazanmıştı.
-“Evet,” dedi usulca. Sesinde hem çekingenlik hem de içten bir dürüstlük vardı.
Serdar’ın sesi alçaldı, suyun üstünde yankılandı:
-“Ne yapabilirim peki? Utangaçlığının geçmesi için?”
Sena, kararsızca bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Göz ucuyla ona baktı.
-“Bilmiyorum ki,” dedi ama aslında biliyordu. Yine de bu büyülü anın sınırlarını kendisinin çizmesi gerektiğini hissediyordu.
Serdar, camın önündeki tarafa geçti. Dışarıdan gelen turuncu beyaz ışık yüz hatlarına vurdu, omuzlarını belirginleştirdi. Sonra, suyun buharı arasından kolunu kaldırıp Sena’ya küçük bir alan açtı.
Sena tereddüt etti. Sonra gülümsedi ve yavaşça onun yanına, kolunun altına geçti. Tenleri birbirine değdiği an, aralarındaki hava neredeyse bir kıvılcım çakılmış gibi değişti. Sıcak su bile o anın sıcaklığına yanaşamıyor gibiydi. Sena başını Serdar’ın göğsüne yasladı.
Dışarıda kar lapa lapa yağıyordu. Her şey bir filmin en sakin, ama en vurucu sahnesine dönüşmüştü: kar, sessizlik, suyun hışırtısı, iki insanın kalp atışları.
-“İyi ki yanımdasın,” dedi Serdar, sesi kısık ama derin bir inançla. “İyi ki hayatımdasın.”
Sena başını kaldırdı, gözleriyle cevap verdi. O bakışta bin kelimeden fazla şey gizliydi.
-“Her şey çok hızlı ilerlemiş olabilir,” diye devam etti Serdar. “Ben normalde böyle biri değilim. Bu kadar kolay teslim olmam. Ama sana karşı… kendimi durduramıyorum. Beni yanlış anlamandan korkuyorum.”
Sena ellerini uzatıp onun yüzünü avuçlarının arasına aldı. Parmak uçlarıyla yanağına dokundu; bir sıcaklık, bir güven, bir kabul duygusu geçti aralarında.
-“Anlamıyorum,” dedi sessizce, “biliyorum. Ne hissettiğini hissediyorum.”
O an, aralarındaki mesafe neredeyse görünmez oldu. Serdar yavaşça eğildi; Sena’nın bakışları, nefesi, kalp atışı hepsi onu çağırıyordu. Dudakları birbirine yaklaştığında, dışarıda bir kar tanesi camdan süzüldü. Sanki zaman da nefesini tutmuştu.
Ve sonunda, iki dudak birbirine dokundu bir açıklama değil, bir onay gibiydi bu. Söylenmemiş duyguların sessiz yeminini mühürleyen bir dokunuş.
İkisi de yavaş yavaş aralarındaki tutkunun yakıcı alevine teslim olurken hareketleri ve dudak darbeleri hızlanıyordu. Serdar, Sena'yı belinden kavrayıp kucağına aldı. Sena bacaklarını iki yana açarak Serdar'ın kucağına kuruldu. Ellerini Serdar'ın boynunda bağladı. Ateşleri yükselmişti. İkisinin de vücudunu dalga dalga ele geçiren ateş parmaklarının uçlarından değdiği yer yeri yakıyordu.
Serdar, Sena'yı daha fazla uyarmak için parmak uçlarıyla belinde daireler çiziyordu. Her bir dokunuş Sena'nın daha da kasılıp dikleşmesine ve kendini Serdar'a biraz daha bastırmasına sebep oluyordu. Serdar'ın dudaklarındaki tebessüm her geçen saniye artıyor, dişleri Sena'nın dudaklarına geçiyordu. Isırarak, tadını hissederek büyük bir iştahla birbirlerini öpüyorlardı.
Serdar, ellerini Sena'nın belinin iki yanına yerleştirdi. Sıkıca kavradı. Sena'yı kendine bastırarak ileri geri hareket etmesi için elleriyle yönlendirdi. Sena, altında büyüyen sertliğe ve içindeki isteğe engel olamayarak Serdar'ın kucağında ileri geri sürtünmeye başladı. Serdar, kendini zorla Sena'nın dudaklarından ayırdı. Alnını Sena'nın alnına yasladı. İkisi de nefes nefeseydi.
-"Sena..." diye fısıldadı Serdar.
-"Serdar..." dedi Sena da aynı fısıltılı tonda.
-"Seni istiyorum." dedi Serdar yüzünü kaldırıp alev saçan gözleriyle Sena'ya baktı.
Sena eğilip Serdar'ın kulağına fısıldadı.
-"Ben de seni istiyorum..." ve boynuna uzunca bir öpücük kondurdu nefesini vererek.
Serdar, Sena'dan da onay alınca onu kucağından indirmeden ayağa kalktı.
-"Ahahaha bıraksana beni. Düşeceğiz şimdi." diyerek kıkırdadı Sena.
-"Bırakmammm. Bundan sonra seni ölmediğim sürece asla bırakmam. Düşürmem de."
Sena dudaklarındaki tebessümle Serdar'ın dudaklarına bir öpücük kondurdu.
-"Ben de seni asla bırakmam. Ölsem de bırakmam. Kurtulamazsın artık benden." dedi Sena.
Serdar, yüzünde kocaman bir gülümseme ile ve gözlerindeki aşkla Sena'ya bakıp jakuziden çıktı. Sena'yı jakuzinin tahta merdivenine bırakıp şifonyerin çekmecesinden havlu çıkarıp önce kendisini kuruladı.Islak olan boxerını çıkarıp kendini çıplak bıraktı. Ardından aldığı kuru havluyla Sena'ya yaklaştı. Önce gözlerini, Sena'nın utanmaması için, gözlerine kilitleyip üst kısmını kuruladı.
Alt kısma inerken önce eğilip boynundan öptü. Öpücüklerini yavaşça aşağıya indirirken dizlerini kırıp çömeldi. Dikkatli ve narin bir şekilde karnını ve bacaklarını kuruladıktan sonra havluyu bir kenara atıp Sena'nın belini kavradı iki yandan. Dudaklarını karnına bastırdı. Sena'nın vücudu kasılırken dudaklarından bir inleme kaçtı.
Serdar dudaklarını yavaşça karnından bacaklarında doğru yöneltip parmaklarıyla da külodunu kavrayıp yavaşça indirdi. İkisi de her konuda tüm çıplaklığı ile birbirinin karşısındaydı. Serdar hızla kalkıp Sena'yı kucağına aldı ve yavaşça yatağa bıraktı.
-"Çok güzelsin." dedi Serdar, Sena'nın üstündeki yerini alıp burnunu saçlarına gömerken.
-"Seni seviyorum." dedi Sena 'da.
Serdar, Sena'nın yüzünün her yanını öpmeye başladı. Öpücükleri boynunda son bulduğunda yerini emmeye bıraktı. Dişlerini geçire geçire kendinden bir iz bırakmak istercesine emiyordu. Serdar ağırlığını tamamen vermeden kendini biraz daha Sena'ya bastırdı. Sena boynunu daha da açığa çıkarark tırnaklarıyla Serdar'ın karnına çizikler bırakmaya başladı.
Nefes alış verişleri hızlanmıştı. Serdar bir eliyle yataktan destek alırken diğer elini Sena'nın bacağına koyup kendi beline dolamasına yardımcı oldu. Sena bacaklarını Serdar'ın beline sıkıca doladı. Serdar, boşta kalan elini Sena'nın göğsüne attı. Ucunu sıkıp bırakarak dikleştirdi. Sena'nın inlemeleri derinleşmiş, sıklığı artmıştı.
-"Ah Serdar!"
Serdar, Sena'nın boynundan ayrılıp yüzüne baktı.
-"Acıttım mı?" diye sordu nefes nefese.
-"Biraz."
-"Özür dilerim. Durayım mı?" dedi isteksiz bir şekilde.
Sena, Serdar'ı boynundan kavrayıp kendine çekti. Aralarındaki mesafeyi kapatıp dudaklarına yapışmadan önce,
-"Durma." dedi ve sertçe öptü.
Serdar da aynı sertlikte karşılık verdi. Eli Sena'nın kalçasında ve bacaklarında gezinip sıkmaya başladı. Sena da ellerini Serdar'ın boynunda birleştirip saçlarını yavaş yavaş okşamaya başladı. Sena, bacaklarının arasında Serdar'a ait olan sertliği daha fazla hissetmesiyle nefesini tuttu.
-"Daha fazlasını istiyorum." dedi Serdar.
-"Ben... korkuyorum..." dedi Sena.
-"Neden?" diye şaşkınlıkla sordu Serdar.
Sena kızarak yüzüyle utangaç bir şekilde Serdar'a baktı.
-"Daha önce yaşamadım çünkü." dedi.
Serdar daha da şaşırmıştı.
-"Hiç mi?"
-"Ya hahahah Selimm. Hiç mi nasıl bir soru? Yok ucundan oldu biraz." dedi Sena alaycı bir şekilde.
-"Hahahaha. haklısın. Şaşırdım sadece."
-"Canımın yanmasından korkuyorum..."
-"Eğer istiyorsan canını yakmadan deneyebiliriz." dedi, gözlerindeki umutla.
Sena kısa bir süre düşündü. Ardından,
-"Tamam. İstiyorum.."
Serdar, Sena'nın üstünden kalkıp yanına yattı. Komodinin çekmecesini açıp içinden prezervatif aldı ve yastığının üstüne koydu. Sena'ya doğru olacakşekilde yatıp bir elini başının altına koydu.
-"Yeteri kadar ıslak mısın?" diye sordu.
-"Bilmiyorum."
Serdar işaret parmağını Sena'nın boynuna yerleştirip yavaş yavaş aşağıya indirdi. Kasıklarına geldiğinde baş parmağıyla destek alıp işaret parmağını önce açıklığın üzerine koyup dışarıya akan ıslaklığı parmağına sürdü. Yüzünü Sena'ya daha da yaklaştırıp parmağını içeri itti. Sadece gözlerinin içine bakıyor aldığı zevki en derininden görmek istiyordu. Sena dudaklarını ısırdı gözlerini kapatarak.
-"Gözlerini kapatma. Bakmak istiyorum." dedi Serdar.
-"Utanıyorum." diye karşılık verdi Sena.
Serdar ikinci parmağını da sertçe sokarken,
-"Benden utanmaman lazım." dedi.
Sena ufak bir inlemeyle dudaklarını birbirine bastırıp, Serdar'ın gözlerinin içine içine baktı. Serdar hızını arttırdı. Sena'nın gözleri kaymaya başlamıştı.
-"Çok darsın." diye fısıldadı Serdar.
-"Hıhım."
-"Bana dokunmak ister misin?"
Sena, bir şey demeden elini Serdar'ın penisine koydu. Sıkıca kavradı. Serdar'ın dudaklarında tutkulu bir gülümseme belirdi. Sena, parmaklarının arasındaki sertliği sıkarak yukarı aşağı hareket ettirdi. Serdar, inleyerek başını geriye attı. Serdar'ın parmakları daha da hızlanmıştı. Sena'nın bedeni kasıldı. Nefesi kesik kesik bir hal almaya başlamıştı.
-"Boşalacak mısın?" diye sordu.
-"Ga-galiba."
Serdar, hızla parmaklarını çekip kendini Sena'nın bacaklarının arasında konumlandırarak oturdu. Bacaklarını ayak bileklerinden kavrayıp sıkıca yatağa bastırdı. Başını bacaklarının arasında gömüp dilini içeri soktu. Dilini yukarı aşağı kıvırarak içinde hareket ettirdi.
-"Çıldıracağım." deyip refleks olarak ayağını kendine çekmeye çalışsa da Sena, başarılı olamamıştı.
Serdar, iştahla yalayıp emiyor arada dişlerini de kullanarak Sena'yı daha da uyarmaya çalışıyordu. Senn'nın kasılan bedeni Serdar'ın dil darbelerine daha da dayanamayarak titredi. Serdar, ağzına akan sıcak sıvıyı yutup geri çekildi. Dadaklarının kenarında kalan ıslaklığı baş parmağı ile silip Sena'ya baktı.
-"Nefissin. Bence hazırsın da.. Hı?"
Sena, nefes nefese başını salladı. Serdar, Sena'nın üzerindeki yerini aldı. Dudaklarına ufak bir öpücük kondurduktan sonra yastığın üzerindeki prezervatifi dişleriyle açıp içinden çıkardığı ıslak plastiği Sena'ya uzattı. Sena alıp yavaşça Serdar'ın penisine geçirdi. Parmaklarının arasındaki sertlik ve diklik gözünü korkutuyordu.
Serdar, penisini tutup Sena'nın ıslaklığına yerleştirdi. Yavaşça ucunu içeri sokmaya çalıştı. Sena'nın kendini kasması bunu engelliyordu.
-"Kasma kendini yavrum. Canın o zaman acır. Bana bırak kendini."
Sena, Serdar'ın dediğini yaparak gevşetti kendini. Ellerini Serdar'ın yüzüne koydu. Serdar eline küçük bir öpücük koyup kendini ileri doğru ittirdi ve durdu.
-"Ah, ah Serdar dur! Dur!"
-"Duruyorum hayatım. Biraz hareket etsem rahatlayacaksın."
Sena onaylayınca el bileklerini tutup sıkıca yatağa bastırdı. Çok yavaş bir şekilde ileri geri hareket etti. Sena dişlerini dudaklarına bastırarak çığlık atmamaya çalıştı.
-"Senin burnun ne kadar güzel." dedi Serdar dikkatini acıdan uzaklaştırmak için.
Sena, Serdar'ın ne yapmaya çalıştığını anlayarak güldü.
-"İyi ki Rusya Ukrayna savaşı hakkındaki fikrimi falan sormadın. Gayet yaratıcıydı tebrik ediyorum." dedi.
-"Hızlanayım mı biraz. Acıyor mu hala?"
Sena başını salladı. Bu konuda konuşmak onu utandırıyordu.
-"Hangisine?" diyip Sena'yı taklit ederek başını salladı.
Sena kendini Serdar'a bastırıp inledi. Gereken yanıtı almıştı. Yavaş yavaş kontrollü bir şekilde hızını arttırdı Serdar. Sena'nın inlemeleri derinleşmeye başladı. Alıştığını fark ettiği her noktada biraz daha hızlanarak ona başka bir hazzı tattırıyordu.
Serdar artık o kadar hızlanmıştı ki tenlerinin birbirlerine çarpma sesi de inlemelerine karışıyordu. Sena içinde hissettiği Serdar'a ait sertliğin kasılarak ileri geri hareket ettiğini fark etti. Serdar acıyla karışık bir inlemeyle kendini bıraktığında Sena da orgazm olmuştu. İkisi de nefes nefeseydi.
Serdar kendini Sena'nın yanına bırakıp nefesinin düzene girmesini beklerken omzuna minik minik öpücükler bıraktı. Sena da yüzünü Serdar'dan tarafa çevirip kokusunu içine çekti.
-"İyi misin?" diye sordu Serdar.
-"İyiyim." dedi Sena.
Serdar, Sena'ya bir öpücük kondurup yatakta oturur pozisyona geçti. Prezervatifi çekip çıkardı. Kalkıp odanın köşesinde bulunan çöp kutusuna attı. Gözleri tekrar Sena’yı bulduğunda içinde yeni bir ateş yanmaya başlasa da kendini frenledi. Daha fazla canını yakmak istemiyordu.
-"Hala alev alevsin. Seninle ne yapacağım ben bilmiyorum.." dedi.
-"Aşık olacaksın. Ben de sana aşık olacağım. Sonsuza kadar mutlu olacağız." diye karşılık verdi Sena.
Serdar tekrar yatağa gelip Sena'nın yanına uzandı. Terden ıslanmış ve yüzüne yapışmış olan saçlarını kulağının arkasına kıstırıp yüzünü sevmeye başladı.
-"Ben sana zaten aşığım. Senin mutlu olman için de her şeyi yaparım."
Serdar'ın Sena’ya verdiği her söz o kadar içten o kadar gerçekti ki ağzından çıkan her kelime Sena'nın tüylerini diken diken etmeye yetiyordu.
-"Biliyorum. Ben de senin için her şeyi yaparım. Sadece ben değil, beraber mutlu olacağız." dedi Sena ve o da Serdar'a dönüp kolundan destek alarak yüzlerini aynı mesafeye getirdi. "Bana söz ver. Her ne olursa olsun. Birbirimizi asla ama asla bırakmayacağız." diye ekledi.
Serdar’ın gözleri doldu. Sena’dan bir gün ayrılabilmenin düşüncesi bile yüreğini mengene ile sıkıştırmış, nefesini kesmişti.
-"Seni benden ancak ölüm ayırır. Ben seni bu dünyadaki başka hiçbir ihtimal dahilinde bırakmam.." dedikten sonra gözünden bir damla yaş yanaklarına süzüldü.
Sena akan yaşı başparmağı ile usulca sildi. Serdar'a yaklaşıp burnunu burnuna değdirdi.
-"Seni benden ölüm de alamaz. Cehennemin dibine gitsen peşinden gelirim. Biliyorum ki ben gitsem... sen de benim peşimden gelirsin.."
-"Gelirim.." dedi Serdar ve bu sefer güven veren bir öpücük kondurdu.
Kısa öpücüklerinin ardından alınlarını birbirine yaslayıp bir süre öyle kaldılar. Bu anı Sena'nın kasıklarına giren bir sancı böldü.
-"İyi misin yavrum? Ne oldu?" diye sordu Serdar panikle.
-"İyiyim iyiyim. Bir an sancı girdi sadece." diye yanıtladı Sena. Sesinde acılı bir ton vardı.
-"Gel duşa girelim. Güzelce sıcak bir suyla yıkayayım seni." dedi Serdar ve ayağa kalkıp yatağın kenarında dikilmeye başladı.
-"Sen gir önce. Ben biraz uzanayım." dedi Sena.
-"Emin misin? Beni yalnız mı bırakacaksın şimdi?"
Serdar’ın sesinde yalancı bir üzüntü vardı. Sena utançla yüzünü ellerinin arkasına sakladı.
-"Eminim git hadi."
Serdar durumu anlayıp kahkaha attı.
-"Tamam uzatmıyorum ama fikrin değişirse seni bekliyor olacağım." dedi banyonun kapısını gösterirken.
Sena yanındaki yastığı alıp Serdar'a fırlattı. Serdar kahkaha atıp yastıktan kaçtı. Sena'ya yaklaşıp saçlarına bir öpücük kalçasına da ufak bir tokat bıraktıktan sonra banyoya girdi.
Hemen sıcak kısmı açıp suyun ısınmasını beklemeden kendini altına attı. Suyun soğukluğu en başta nefesini kesse de kısa sürede ısındı. Hızlıca köpüklenip durulandıktan sonra havlusunu sarıp çıktı.
Sena'yı üzerine geceliğini giymiş yorganın örtüsünü çıkarmaya çalışırken buldu. Hemen yanına gidip elinden aldı.
-"Ne yapıyorsun? Sen bırak. Ben hallederim." dedi kızgınlıkla.
-"Niye kızdın?"
-"Kızarım. Seni dinlen diye bıraktım burada. Ben yaparım sen banyo sıcakken gir hemen." dedi.
Sena uzatmadan Serdar’ın dediğini yapıp duşa girdi. Serdar'da üzerini bile giyinmeden hem komple yorganı hem de yerdeki havluları ve kıyafetleri toplayıp aşağıdaki çamaşır odasına götürdü. Hepsini çamaşır makinesine tıkıp uzun bir program açtı.
Mutfağa yönelip kendine bir espresso çektikten sonra Sena için de sıcak su torbası ayarlayacaktı. Karnındaki kasılmaları minimize edip ağrılarını hafifletir diye düşündü. Kettleın içindeki suyu kontrol edip düğmesine bastı. Su kayarken o da sıcak su torbasını arıyordu. Bir anda belini karnına doğru saran ellerle yüzünde bir tebessüm oluştu.
-"Çok erken çıkmışsın." deyip karnına sarılan elleri tuttu.
Yüzünü o yöne çevirmesiyle bir anda elleri itip kendini geri çekti.
-"Senin ne işin var burada? Ne yapıyorsun?!"