Ertesi sabah hastanede hava çok gergindi. Çünkü Buca’nın ve hastanenin efsanevi eski başhekimi, aynı zamanda Burak’ın annesi olan Münevver Saygıner hastaneye denetime gelmişti. Münevver Hanım, Burak’ın bile önünde düğme iliklediği, disiplin abidesi bir kadındı. 👠🧊
👵 "Bu Kim Burak?"
Burak, annesiyle başhekimlik odasında otururken Hande, elinde üç katlı bir tepsi dolusu "barışma sütlacıyla" odaya daldı. Tabii ki kapıyı çalmayı unutmuştu!
"Burak Beeey! Bakın anneniz gelmiş diye en taze sütlaçlardan getirdim, üstü tam yanık!" 🥛🔥
Hande tam tepsiyi masaya bırakacakken, Münevver Hanım’ın o keskin bakışlarını gördü ve panikledi. Sonuç? Tepsideki sütlaçlardan biri, Münevver Hanım’ın bin dolarlık ipek eşarbının ve Burak’ın masadaki çok önemli "Buca Sağlık Kompleksi Projesi" çizimlerinin üzerine devrildi.
Münevver Hanım ayağa kalktı. "Burak, bu... bu ciddiyetsiz, sakar kız da kim? Benim hastanemde böyle birine nasıl izin verirsin?"
Burak’ın siyah gözleri karardı. Annesinin yanında rezil olmak onun en büyük korkusuydu. "Işık, hemen dışarı çık!" diye tısladı. 🧊👿
🏠 Evdeki Talihsizlik
Olaydan sonra Burak, Hande’ye ceza olarak kendi özel kütüphanesindeki tıbbi kitapları tasnif etme görevi verdi ve onu akşam evine çağırdı. Hande, özür dilemek için her şeyi mükemmel yapmak istiyordu.
Burak’ın Buca sırtlarındaki modern ve soğuk evine girdiğinde, her yerin müze gibi düzenli olduğunu gördü. Kitapları dizerken, Burak mutfakta kahve yapıyordu. Hande, en üst raftaki kalın bir anatomi kitabına uzanırken dengesini kaybetti. Kitapla birlikte kütüphanedeki devasa antik vazo yere indi! 🏺💥
ŞANGIR!
Vazo bin parçaya ayrılmıştı. Bu, Burak’ın vefat eden babasından kalan tek hatıraydı.
⚡ Büyük Patlama: "Yeter Artık!"
Burak mutfaktan fırlayıp geldi. Parçalanmış vazoyu gördüğünde, içindeki bütün o sertlik, birikmiş stres ve annesinin baskısı tek bir noktada patladı. Siyah gözleri öfkeden kıpkırmızı olmuştu.
"YETER ARTIK!" diye kükredi Burak. Ses o kadar güçlüydü ki evin camları titredi. "Sen ne biçim bir belasın Işık? Geldiğin günden beri hayatımı mahvettin! Hastaneyi birbirine kattın, annemin önünde beni rezil ettin, şimdi de babamın hatırasını paramparça ettin!" 👿🔥
Hande korkuyla geri çekildi. "Burak Bey, yemin ederim... bilerek..."
"SUS!" diye bağırdı Burak, üzerine yürüyerek. "Bilerek ya da bilmeyerek, ne fark eder? Sen sadece yıkıyorsun! Sen sadece zarar veriyorsun! Senin o 'neşeli' hallerin aslında sadece büyük bir sorumsuzluk. Sen bir hemşire değil, yürüyen bir felaketsin! Git buradan! Bir daha ne evimde, ne de hastanede gözüme gözükme! Defol!" 👈🚫
🔥 Hande’nin İsyanı
Hande o ana kadar hep gülümsemişti ama bu sefer o da kırılma noktasındaydı. Göz yaşları yanaklarından süzülürken, o da aynı şiddetle bağırmaya başladı.
"ASIL SEN SUS!" diye bağırdı Hande, Burak’ın tam karşısında durarak. "Sen ne sanıyorsun kendini? Bir vazo, bir kağıt parçası senin için bir insandan daha mı değerli? Evet sakarım, evet her şeyi deviriyorum ama ben senin o buz tutmuş kalbini ısıtmak için canımı dişime taktım!" 😭💔
Sesi Buca sokaklarında yankılanıyordu. "Bana 'felaket' diyorsun ya, asıl felaket sensin! Duygusuz, kibirli, sadece eşyalarına değer veren bir robotsun sen! Senin o jilet gibi önlüğün kirlenmesin diye ben ruhumu kirletiyorum her gün! Madem öyle, al o mükemmel, sessiz, ölü evini de hastaneni de başına çal! Senin o siyah gözlerin sadece bakıyor Burak Saygıner, ama hiçbir şeyi GÖRMÜYOR!" 💥
Hande elindeki önlüğü yere fırlattı ve kapıyı çarpıp yağmurlu Buca gecesine doğru koşmaya başladı.
Burak, paramparça vazonun ortasında, elinde Hande’nin düşürdüğü pembe tokasıyla öylece kalakaldı. Ev hiç bu kadar sessiz ve hiç bu kadar "mükemmel" olmamıştı... Ama ilk kez, bu mükemmellik canını yakıyordu. 🧊💔🌧️