Beynimi yoran kötü düşüncelerden sonunda sıyrılmış, kendimi tatile odaklamıştım.
İzmir çok sıcak, nemli, ama çok güzeldi. Kızlarla geziyorduk saat 17: 00 olmuştu. Zaman hızlı geçiyordu.
"Kızlar hadi gidelim, denize girmek istiyorum bu kadar çarşı yeter!"
Sıkılmıştım.
Deniz, kum, güneş tatilin simgesiydi.
On dakika sürmemişti, pansiyona gelmiştik. Hemen mayolarımızı giyinip, havlularımızla aşağıda buluştuk. Denize resmen daldık, su biraz serindi, ama iyi gelmişti. Biraz yüzdük, bir saate yakın suyun içinde eğlendik. Sonra duş alıp, sahilde ayaklarımızı kuma gömdük.
Biraz ileride voleybol oynayanlar vardı, ilgimizi çekmişlerdi . Bizde çok severiz voleybolu, geçen sene takımdaydık ama bu sene girmemiştik , sınavlarımıza çalışmamız gerekiyordu.
"Haydi kızlar gidelim, alırsalar biz de oynayalım."
Kendimize güveniyorduk. Plaj çantamızı aldık, mayolarımızın üstüne birer şort giyindik, ilerliyorduk, yanlarına gelince,
"Selam ,eksiksiniz galiba isterseniz bizde katılabiliriz? "
Bize doğru baktılar, gülümseyerek,
" Olur ikişer alabiliriz takıma,"
Bir bakıştık kızlarla,
" Olur, ayrılalım rakip oluruz."
İlk önce tanıştık, sonra bölündük, eğlenceli olacaktı. Onlar da bizimle aynı yaşlarda, biraz büyükler de vardı. Aynur benimle ,Selma Nurgül'le aynı takımdaydı. Sıfırdan başlamıştık.
" İki set alan kazanır. "
" Ödül dondurma ," diyen başkasıydı.
" Sorun değil, "
Biz voleybolda iyi olduğumuzu söylememiştik. Oynarken biraz şaşkınlıkla bakıyorlardı. Oynarken daha da kaynaşmıştık.
" Vay siz neymişsiniz ?"
Tarzında övgüler çok iyi gelmişti.
İlk seti karşı taraf almıştı .
Selma, bir göz kırptı, yeniyoruz kız sizi der gibi tavrıyla beni kendime getirmişti. Aynur, ben bir hırslandık, tam gaz kork bizden Selma ,Nurgül diye iç geçirmiştik.
Çok ciddi oynuyorduk. Eee tabi ki ikinci seti biz almıştık. Üçü de bizim takım kazanmıştı. Ama çok güzel kazanan da kaybeden de yoktu. Dördümüz bir birimize sarılmıştık.
" Haydi gençler, "
dedi bizden üç dört yaş büyük bir genç. İsmi
Yiğit'miş.
" Kafeye, dondurmalarımızı yiyelim."
"Tamam olur," dedik kalabalık 10 kişilik bir grup olmuştuk. Tek, tek tekrardan tanışmıştık. Onlar İzmir'liymiş.
Arkadaşlarımız,
Yiğit , Cem ,Esra , Bilge, Ece, Yusuf'tu .
" Biz tatil için geldik, ilk günümüz, "
" İzmir'i nasıl buldunuz? "
Selma, " Sadece çarşıyı gezebildik. İyiydi, "
Çok cana yakınlardı. Sanki uzun süredir arkadaşlarıymışız gibi davranıyorlardı.
Biz de öyle hissediyorduk.
Sipariş verdik. Dondurmalarımız geldi, hep birlikte yemiştik.
" Biz artık kalkalım, hesaba yardım edelim, sonuçta ikimiz kaybetti."
Yiğit, " Aaa olmaz siz misafirsiniz, hatta size hızlı İzmir turu attıralım "
Bana bakıyordu.
" Yok size rahatsızlık vermeyelim, "
" Ne rahatsızlığı bizde eğleniriz, telefonunu ver kaydedeyim. Saat belirler ararım sizi."
Telefonumu istediğinde , ilk başta tereddüt ettim ama, sıcakkanlı oldukları için, birşey olmaz düşüncesiyle verdim.
"Reyhan, " diye yanımda hemen kaydetti. Sonra beni çaldırdı.
"Sende kaydet,"
" Tamam."
" Yiğit, " diye kaydettim.
Yiğit, " Tek araba sığmayız Cem'de alır, iki araba gezeriz, sizede değişiklik olur"
"Tamam," dedik ayrıldık.
Pansiyonun önünden bizi alacaklardı. Kızlarla sohbet ederek pansiyona gidiyorduk.
Nurgül, " Reyhan, sanki bu Yiğit sana farklı bakıyordu. "
Nurgül'e baktım. Ciddiydi. Şaka yapmıyordu.
Selma, " Bende hissettim, ama yoktur diye düşündüm. "
" Ya saçmalamayın kızlar, normal bakıyordu. Yarın görüşmesek mi içime şüphe doldu? "
Aynur, " Yok ya gezelim farklı ortam, bir daha böyle fırsatlar bulamayız. "
Odamızda toplu oturuyorduk. Gitme konusunda kararsız olduğumu belirttiğimde,
Aynur, " Oylama yapalım gitmek isteyenler, istemeyenler."
Üçüde elini kaldırmıştı. Sonuç gidecektik.
Aslında bende istiyordum. (Evet, Yiğit'in bende farkındaydım, bana farklı baktığının. Ama kızlara söyleyemedim ve yarın gidersem kendime güvenemiyordum. Çünkü çok yakışıklı ve karizmatikti. Kuğul bir havası vardı. Esmer, uzun boylu, biraz kaslıydı. Ayy ya gitmemem lazım. Aileme ihanet diyormuş gibi hissetmeye başlamıştım.
Onlar bize güvenip bizi kız kıza yolladılar. Hiç böyle bir plan yokken, bu ortama düşmek, suçlu hissettiriyordu.
Nurgül, " Kızlar, Cem'de çok havalı değil miydi? "
Güldü, kendini yatağına attı.
Aynur, " Yok bence değil, benim tarzım başka , "
Selma , ben, Nurgül içimizden ( biliyoruz senin tarzını) . Abim varken, kimseyi gözü görmezdi.
"Kızlar ben acıktım, siz acıkmadınız mı? "
O sırada telefonum çaldı.
Annem, " Alo nasılsın kızım ?"
" İyiyim anne, siz ne yapıyorsunuz?"
"İyiyiz kızım babanla oturuyorduk, bir arayalım dedik,"
"İyi etmişsin anne, bizde bugün biraz gezdik, denize girdik, şimdi de yemeğe ineceğiz ."
Babam sesleniyordu.
"Güzellik dikkat et kendine, "
"Tamam babam o iş bende, sizi seviyorum.
Görüşürüz öptüm."
" Kızlar kalkın hadi inelim ."
İndik aşağı yemeğimizi yedik. Saat 21:00 olmuştu. Biraz sahilde yürüdük, çok güzel, kalabalıktı, ama değerdi. 22 gibi odamıza çıktık. Çok yorgunduk, ama tatilimizi dolu dolu yaşamak istiyorduk. Her dakika bir anımız olsun, ileride kızlarla bugünleri güzel hatırlamak istiyorduk .
"Kızlar hadi yatalım, yarın yine gezeceğiz, dinlenelim."
"Tamam," ayrıldık, odalarımıza dağılmıştık. Duş alıp kendimi yatağıma attım, hemen uykuya dalmıştım. Yine uyanmıştım. Uykumda gölgenin yüzü, karanlıkta kalsa da ürkütmüyordu. Tanıdık gibi gelmeye başlamıştı.
Ne ara sabah olmuştu. Hâlâ yorgundum. Sabah 9:30 ' a alarm kurmuştum. 10' da gezmek için buluşacaktık .
Kızları uyandırdım. Duş alıp hazırlandık. Çok kıyafet getirmemiştim. Beyaz ,kırmızı, mavi elbise iki şort, bikini, iki mayo bu kadardı. Dün mavi elbisemi giyinmiştim.
O olmazdı.Tercih yapmam lazımdı, kırmızı mı, beyaz mı?
" Kırmızı çok abartı, beyaz gelin gibi ,
Offf bu Yiğit nereden çıktı yaaa? "
Kendimce homurdanıyordum. Bir yanım da bugün nasıl geçecek diye merak içindeydi.
Dün en sade halimi mayo ve şort, makyajsız, orjinal dalgalı, saçlarımla görmüştü.
Bugün karar verdim beyazı giyinecektim. Beyaz, şifon omuzdan düşen detaylı, hafif dekolteli ,hem rahat, hem şık kıyafetler seçip, bunları yanıma almıştım.
Beyaz elbise ,beyaz sandalet, dağınık tepeden topuz, çok hafif bir makyaj.
Selma çiçekli, dizlerde bir elbise giyinmişti. Yanımıza bikini de almıştık, belki denize girersek diye düşünmüştük. Kızların odasına gittik.
Nurgül, mor bir elbise, siyah sandalet, saçları düz fön çekmiş, gayet güzeldi.
Aynur siyah bir elbise ,siyah sandalet.
Saat 10 olmuştu. Ve telefon çaldı, arayan Yiğit'ti.
"Alo, ben geldim aşağıda sizi bekliyorum."
"Tamam, bizde kızlarla iniyoruz."
İçimde bir heyecan, bir kıpırtı belli etmek istemiyordum. Hemen kızaran, bir tipim inşallah hiç birşey olmaz diye düşüncelere dalmıştım...
Aşağı indik. Bizi bekliyordu.
" Merhaba Yiğit, " hepimiz selamlaştık.
Cem ve diğerleri yoktu.
" Diğerleri nerede? "
" Başka yerde onlar, sizi oraya götüreceğim,"
Arabanın kapısını açtı, beni ön tarafa davet etti. Kızlar arkadaydı.
Ayy içim bir tuhaf oldu, artık emindim. Evet bana ilgi duyuyordu. Kızlarla sohbet ederek gidiyorduk. Yiğit'te arada, sorular soruyordu. Buluşma yerine gelmiştik. Denize bakan bir restoranta getirdi. Manzarası muazzamdı.
" İlk kahvaltı yapalım, sonra gezeriz,"
Esra ve diğerleriyle merhabalaşıp masaya oturduk. Onların yeri zaten belliydi. Bizde boş kalan sandalyelere yerleştik.
Yiğit tam karşımdaydı. Offf çok heyecanlıydım, Kalbim çok hızlı atıyordu. Arada bana bakıyor, kahvaltısına devam ediyordu.
*******
Dünden...
Esra, " Yiğit hayırdır ,seni böyle hiç görmemiştim. "
Yiğit, " Ne oldu ki kuzen ?"
Cem, " Valla olmuş olan. Reyhan'dan gözünü ayıramadın! "
Yiğit, " Size öyle gelmiş, iki kardeş kafanızda kuruyorsunuz. Bir şey olduğu yok. Tatil için gelmişler, ev sahibi olarak gezdirmeyelim mi? "
Yiğit, (Bu nasıl bir güzellik çok içten, samimî çok uzun zamandır böyle hissetmemiştim. Kalbim yanında can bulmuştu. 1.65 boylarında, kumral keskin yüz hatları, yeşil gözlü bir afetti sanki...)
********
Bugünden ...
Kahvaltı yapıyorduk. Çok samimi, kaç senedir tanıyor gibiydik. Normalde bu kadar olamazdık. Yiğit gözümün içine bir baktı, o kadar güzel, derin bakıyordu ki kendimden çok korkuyordum. Kapılmak istemiyordum ama çoktan...
Kahvaltı bitti.
"Hesabı ortak ödeyelim, alman usulü," teklif etmiştim.
Yiğit elimi tutup,
" Hayır misafirsiniz, olmaz! "
"Ama böyle olmaz, biz kabul edemeyiz, "
Utanmıştım.
Ece , " Aşk olsun lafı bile olmaz," diye vurguladı.
Neden ben, aşk olsun lafını kedi üstüme alındım, acaba niye herkes bana ve Yiğite baktı? Dışardan çok mu belliyiz?
Ve arabalara doğru ilerliyorduk.
"Aynı gruplar, aynı arabalara, " diye bir ses.
Acaba kim? Tabi ki Yiğit bey'di. Ve ben tabi ki yanına, bugün nasıl bitecek bilmiyordum? Ama daha yeni başlıyordu.
İlk önce Arkeoloji müzesi ilk istikametimizdi.
Arabada müzik, Melike Şahin---tutuşmuş beraber şarkısı çalıyordu. Ay çok severim bu şarkıyı, şimdi çalmak zorunda mıydı?
Yandan bir bakış bana doğru, suç olmalı bu kadar güzel bakmak. Siyah gözleriyle beni hapsetti içine. Ben şimdi ne yapacağımı bilmeden, kızlara laf atmaya çalışıyordum. Kızlar beni kurtarın bu duygudan, siyah gözlerden, elime dokunduğunda ki o elektrik akımından, ben galiba bittim...