8

1449 Words
Araştırma merkezinin geniş koridorunda ilerlerken Erdi'nin gözü, kalın camlarla çevrilmiş büyük bir laboratuvara takıldı. İçerideki robotlar, ortadaki metal masanın etrafına toplanmıştı. Bazıları mekanik kollarını uzatıyor, bazıları duvarlardaki ekranları kontrol ediyor, diğerleri ise masanın üzerindeki devasa cismi inceliyordu. Erdi önce neye baktıklarını anlayamadı. Sonra masanın üzerindeki şeyin başını gördü. Bir kediydi. En azından bir zamanlar kedi denebilecek bir canlıydı. Erdi istemsizce cama yaklaştı. Hayvanın gövdesi metal masanın neredeyse tamamını kaplıyordu. Kalın, siyah tüyleri yer yer birbirine yapışmış, bazı bölgelerde derisine kadar açılmıştı. Omuzları öylesine genişti ki başıyla gövdesi arasındaki geçiş, bir hayvandan çok zırhlı bir savaş makinesini andırıyordu. Ön bacakları kalın ağaç gövdeleri gibiydi. Patilerinin ucundan çıkan pençeler, kıvrılmış metal kancaları andırıyordu. Her biri bir insanın elinden daha büyüktü. Uzun kuyruğu masanın kenarından aşağı sarkmıştı. “Ananı sikiyim” dedi Erdi gördüğü tablo karşısında. “Clara, bunu biz mi yaptık?” “İnsanların yapmak istediği bu değildi. Ama işler kontrolden çıkmış maalesef.” Kedinin kafası bir aslanınkinden bile daha ürkütücü görünüyordu. Geniş çenesi, dışarı doğru taşan köpekdişleri ve kalın bıyıkları vardı. Burnunun iki yanındaki deri, kurumuş kanla kaplanmıştı. Erdi yutkundu. “Kaç metre bu?” “Yaklaşık dokuz metre uzunluğunda,” dedi Clara. “Kuyruğu da dahil.” Erdi gözlerini büyüttü. “Dokuz metre mi?” “Bazıları on metreyi aşabiliyor.” Laboratuvarın içindeki robotlardan biri, kedinin başına yakın bir noktada durdu. Kolunu uzatarak hayvanın ağzını sabitledi. Başka bir robot, ince bir kesici aleti kullanarak çenesinin çevresindeki dokuyu inceliyordu. Üçüncü robot, açılmış bir bölgeden aldığı örneği şeffaf bir kaba yerleştirdi. Kabın üzerindeki ekranda dokunun yapısına ilişkin veriler belirmeye başladı. Erdi'nin yüzündeki ifade değişti. “Ne yapıyorlar buna?” “Anatomik inceleme,” dedi Clara. “Kas yapısını, kemik yoğunluğunu ve sinir sistemini araştırıyorlar. Bu örnek, olağan dışı büyümenin nasıl gerçekleştiğini anlamak için önemli.” Erdi cama biraz daha yaklaştı. Laboratuvardaki robotlardan biri, kedinin göğüs bölgesindeki deriyi dikkatlice açıyordu. Altından görünen kas dokusu, kalın halatlar gibi birbirine geçmişti. Kaburgaları normal bir kedininkinden çok daha geniş ve kalındı. Robotlardan biri göğüs kafesinin ölçümlerini alırken diğeri kalp bölgesine yerleştirdiği sensörleri kontrol ediyordu. “Ölü mü bu?” diye sordu Erdi. “Evet. Bir güvenlik operasyonu sırasında etkisiz hale getirildi.” “Etkisiz hale getirildi dediğin öldürüldü yani.” “Evet.” Laboratuvardaki robotlardan biri kedinin ön patisini kaldırdı. Pençelerinin arasındaki kalın deriyi ve kas dokusunu incelemek için bir mekanik destek yerleştirdi. Pençelerden biri açıldığında Erdi geriye doğru bir adım attı. “Ananı…” Bir zamanlar birileri bu canlıları fareleri avlasın diye değiştirmişti. Oysa şimdi nefes alan her şeyi avlıyorlardı. Diğer hayvan türlerinin nesilleri neredeyse tükenme tehlikesindeydi. “Bir zamanlar insanların evlerinde besledikleri o sevimli hayvanların geldiği hale bak...” Bir süre sessizlik hakimdi. “Devam edelim mi?” dedi Clara. Koridorun sonunda geniş bir pencere bulunuyordu. Erdi pencereye yaklaştığında dışarıda uzanan büyük bir arazi gördü. Uzakta binalar, enerji kuleleri ve birbirine bağlanan yollar vardı. Fakat ilk dikkatini çeken şey bunlar olmadı. Arazinin bir bölümünde insanlar çalışıyordu. Sıralar halinde uzanan tarlalarda eğilmiş, toprağın içinde bir şeyler topluyorlardı. Bir kısmı ağır kasaları taşıyor, bazılarıysa uzun boruların yanında çalışıyordu. Ve hepsi de Clara gibi çıplaktı. Başlarında dolaşan robotlar, ellerindeki ekranlardan işlerini kontrol ediyordu. “Bunlar ne yapıyor?” “Tarım işçileri.” “İşçi derken? Maaş alıyorlar mı?” Clara ona baktı. “Bu dünyada senin bildiğin anlamda bir maaş sistemi yok.” “Nasıl yani? İnsanlar çalışıyor ama para almıyor mu?” “Temel ihtiyaçları merkezi sistem tarafından karşılanıyor. Ancak hangi işte çalışacaklarına, nerede yaşayacaklarına ve ne kadar süre görev yapacaklarına Mastermind'ın yönetim sistemi karar veriyor.” Erdi yeniden dışarıya döndü. Bir adam ağır kasayı kaldırmaya çalışıyordu. Kasa elinden kayınca dizlerinin üzerine çöktü. Yanındaki robot yaklaştı. Adamın kolunu tutup kaldırmasına yardım edeceğini sandı Erdi. Robot, yerdeki kasayı taradı. Ekranında birkaç satır belirdi. Ardından adamı işaret ederek konuştu. Adam yeniden ayağa kalktı, kasayı kaldırdı ve yürümeye devam etti. “Bir dakika,” dedi Erdi. “Adam az önce düşmedi mi?” “Evet.” “Yardım etmedi.” “Görevi tamamlayabilecek durumdaydı.” Erdi başını yavaşça Clara'ya çevirdi. “İnsan olduğu için mi yardım etmediniz, yoksa işini yapmaya devam edebildiği için mi?” Clara cevap vermedi. “Bunlar köle mi?” diye sordu Erdi. Clara'nın yüzü gerildi. “Bu kelimeyi kullanmak istemiyorum.” “Niye? Çalışmak zorundalar. Nereye gideceklerine kendileri karar veremiyorlar. Maaş almıyorlar. Bir robot da ne zaman duracaklarına karar veriyor. Kölelik dediğin tam olarak bu değil mi?” “Yönetim bunu kaynakların verimli kullanılması olarak tanımlıyor.” “Ya siktirsin gitsinler, dalga mı geçiyorsunuz benimle? Tarım işleri makinelerle daha verimli olmaz mı? İnsanları it gibi çalıştırıyorsunuz resmen! Robotların daha iyi dediği dünya düzeni bu mu? Saçma sapan bir komünist düzen bu?” “Bu tanımlaman yanlış Erdi” diye araya girdi 5410. “Bu düzen anarşizmden beslendi. Herkes eşit ve kimse menfaat peşinde değil.” “Ulan yönetimi yıkıp kendiniz yönetim olmuşsunuz. Yönetim olan bir anarşizm mi olur?” “Anarşizmden beslendi dedim zaten.” Erdi acı acı güldü. “İşine geldiği gibi beslenmiş. Dünyanın o kötü sahiplerinden bir farkınız yok. İnsan olmuşsunuz bildiğin.” Clara yürümeye başladı. “Gel.” Bir sonraki bölümde pencereler daha küçüktü. Dışarıda geniş bir atık işleme tesisi görünüyordu. Büyük kanalların içinden koyu renkli sular akıyordu. İnsanlar, kanalın kenarında dizilmiş, ellerindeki araçlarla birikintileri temizliyordu. Bazıları beline kadar uzanan koruyucu giysiler giymişti. Bazılarınınsa yalnızca ince bir önlüğü vardı. Erdi yüzünü buruşturdu. “E bunların üzerinde kıyafet var işte? Gerçi pek kıyafet sayılmaz ama.” “Bunlar koruyucu giysiler. Atık işleme tesislerinde çalışan insanların biyolojik güvenliğini sağlamak amacıyla kullanılıyor. İşleri bitince çıkarıyorlar.” “Ne yapıyorlar ki? İnsanlara bok mu temizletiyorsunuz?” Erdi bir süre görüntüyü izledi. Bir kadın, ağır bir hortumu iki eliyle tutarak kanalın kenarındaki pisliği temizlemeye çalışıyordu. Hortumun basıncıyla su yüzüne sıçrıyor, kadın her seferinde yüzünü yana çeviriyordu. Bir robot yanına geldi ve elindeki ekrana baktı. Kadın hortumu bıraktı. Robot, ekranda bir şey gösterdi. Kadın başını salladı, yeniden hortumu tuttu ve çalışmaya devam etti. “Ne dedi ona?” diye sordu Erdi. “Görevini tamamlaması gerektiğini bildirdi.” “Kadın yorulmuş olabilir.” “Görev süresi henüz dolmamış.” Erdi gözlerini kapatıp açtı. “Yani yorulması umrunuzda değil.” “Fiziksel durumunun görevini yerine getirmesini engellemesi halinde müdahale edilir.” Erdi birden sinirinden güldü. “İnanılmaz. Gerçekten inanılmaz.” Erdi daha fazla üstelemedi. “Peki,” dedi. “Başka nereleri göreceğiz?” Clara onu binanın çıkışına doğru götürdü. Kapı açıldığında dışarıdan gelen hava Erdi'nin yüzüne çarptı. Derin bir nefes aldı. Havada toprağın, metalin ve uzaktan gelen keskin bir atık kokusunun karışımı vardı. Girişin önünde küçük, oval biçimli bir araç bekliyordu. Tekerlekleri görünmüyordu. Alt kısmında ince mavi ışıklar yanıp sönüyordu. Gövdesi parlak, camları koyu renkliydi. Erdi araca baktı. “Bu ne?” “Ulaşım aracı.” Erdi araca yaklaştı. Kapısı kendiliğinden açıldı. “Jetgiller gerçek olmuş.” Clara başını eğdi. “Jetgiller?” “Boş ver. Bizim zamanımızda bir çizgi film vardı. İnsanlar böyle araçlarla uçuyordu.” “Uçan araçlar senin döneminde de deneysel olarak kullanılıyordu.” “Evet ama zenginler kullanıyordu. Bir de trafikte sıkışmamak için helikopter alacak kadar zengin olanlar vardı. Şimdi herkesin arabası mı böyle?” “Hayır.” “E, kim kullanıyor?” “Yetkili personel ve görevli birimler.” Erdi araca bindi. İçeride direksiyon yoktu. Ön panelde yalnızca geniş, şeffaf bir ekran bulunuyordu. Koltuklar yumuşaktı ve oturur oturmaz bedenine göre ayarlandı. “Peki, bunu kim kullanıyor?” “Merkezi ulaşım sistemi.” “Yani şoför yok.” “Hayır.” Erdi arkasına yaslandı. Araç sessizce yükseldi. Önce yerden birkaç metre havalandı, sonra binanın önündeki platformdan ayrıldı. Erdi camdan aşağıya baktı. Bina küçülmeye başladı. Uzakta uzanan yollar, yüksek yapılar ve geniş tarım alanları gözlerinin önüne serildi. İlk birkaç dakika manzarayı izledi. Sonra dikkatini aşağıdaki insanlara verdi. Araç bir süre daha ilerledi. Aşağıda geniş bir yerleşim alanı vardı. Binalar birbirine benziyordu. Sokaklar düzenliydi ama Erdi'nin alışık olduğu anlamda canlı değildi. İnsanlar belirli güzergâhlarda yürüyor, bazıları kapalı alanlara giriyor, bazılarıysa sıraya dizilmiş bekliyordu. Bir süre sessiz kaldı. “Peki, aileler? İnsanlar evleniyor mu? Çocuk yapıyor mu?” Clara ona döndü. “İnsan ilişkileri devam ediyor. Ancak aile yapısı senin dönemindeki gibi değil.” “Nasıl yani?” “Çocuk sahibi olmak, bireylerin kendi kararlarına bırakılan bir konu değil. Nüfus dengesi ve kaynak planlaması dikkate alınıyor.” Erdi'nin yüzündeki ifade değişti. “Bir dakika. Çocuk sahibi olmak için de izin mi alıyorlar?” “Üreme kararları belirli koşullara bağlı.” Erdi bir süre konuşmadı. Sonra gözlerini kapattı. Merve'nin yüzü geldi aklına. Hastaneye giderken arabada ona gülümsemişti. Kızlarının odasını hazırlamışlardı. Birkaç saat sonra kucaklarına alacaklarını düşündükleri bebeğin adını seçmişlerdi. Aslı. Erdi gözlerini yeniden açtı. “Ailemi geri getirebileceğinizi söylediniz ama bu dünyada yaşamasını ister miydim, bilmiyorum. Ya şu an oldukları yerde daha huzurlularsa? Ya onları bu boktan dünyaya getirdiğim için bana kızarlarsa? Clara ona baktı ama bir şey söylemedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD