BAŞBAŞA 🥂🥂

1029 Words
Cihangir'in anlatımıyla devam Dicle’yi yukarıda hazırlanması için bırakıp avluya indim. Mizgin hala oradaydı. Olduğu yere çivilenmiş gibi, şok içinde bekliyordu. Onu görünce kaşlarım kendiliğinden çatıldı. "Mizgin? Sen hala gitmedin mi?" Bana döndüğünde gözlerindeki o öfkeyi gördüm, hem de ne öfke! Ama benim de sabrım taşmıştı artık. "Ağam... Beni neden yolluyorsun? Ben ne yaptım ki sana?" dedi. Sesi titriyordu, ağladı ağlayacaktı. Karşısına dikilip gözlerimin içine bakmasını sağladım. "Bak Mizgin, sana kaç kere söyledim. Kendine çeki düzen ver dedikçe sen daha beterini yapıyorsun. Anladım ki senin akıllı uslu davranmaya hiç niyetin yok." "Cihangir ağam, valla bir şey yapmadım..." Elimi havaya kaldırıp onu susturdum. Daha fazla dinlemek istemiyordum. "Yeter Mizgin! Şimdi gidiyorsun. Oturup biraz düşüneceksin, nerede hata yaptığını bulacaksın. Kendine geldiğin zaman, o zaman bu konağa geri gelebilirsin. Hadi!" Kararlı olduğumu anlayınca omuzları düştü. "Tamam," dedi fısıltı gibi bir sesle ve yavaş adımlarla konaktan çıktı. O kapı kapandığında ciğerlerime derin bir nefes çektim. "Oh be!" dedim kendi kendime, "Dünya varmış." Mizgin gittikten sonra heyecanla merdivenlerin başına geçtim. Çok geçmeden Hazan’ın kıkırtıları duyuldu. Yanında Dicle ile birlikte iniyorlardı. Başımı kaldırıp baktığımda sanki kalbim durdu. Kırmızı ona o kadar yakışmıştı ki... Dalgalı saçları, o hafif makyajı... Bir an "Alıp cebime koyayım da kimse görmesin" diye geçirdim içimden. Resmen bir daha vurulmuştum bu kıza. Merdivenlerin sonuna geldiğinde elimi uzattım. "Hoş geldin güzelim," dedim. Hem utangaçtı hem de gözlerinde meraklı bir bakış vardı. Elimi tuttuğunda parmak uçlarımdan bir elektrik geçti sanki. Etrafımızdaki kimseye, bakmadan doğrudan çıkışa yöneldim. Hazan arkamızdan seslendi, sesi oyunbazdı, "Abi! Yemeğe bekleyelim mi sizi?" Sanki bilmiyor nereye gittiğimizi, ona da eğlence çıkmıştı işte. Yüzüne bile bakmadan, "Yarın geliriz biz Hazan, beklemeyin!" dedim. Arabaya bindiğimizde Dicle’nin o sessizliği beni biraz gerdi. Başını önüne eğmiş, parmaklarıyla oynuyordu. Aramızdaki o görünmez duvarları artık yıkmak istiyordum. "Güzelim, neden böyle suskunsun? Bir sorun mu var?" Bana bakmadan cevap verdi,"Hiç... Yani, şaşkınım aslında." "Neden?" dedim merakla. "Ne bileyim Cihangir... Aramızda Mizgin varken, seninle böyle olmak, dışarı çıkmak... Çok tuhaf geliyor bana." Elinin üzerine elimi koydum. "Şşşt... Bunları sen düşünme. Sadece şu anın tadını çıkaralım, olmaz mı?" "Denerim," dedi. O "denerim" lafı bile bana yetti. Dicle bana bir adım atacak gibiydi ya, ben ona koşardım anasını satayım! Otelin lobisine girdiğimizde görevliler bizi hemen tanıdı. "Buyrun ağam, yeriniz hazır," diyerek en üst kata çıkardılar. Terasın kapısını açtığımda Dicle’nin gözleri parladı. O iki kişilik süslenmiş masayı görünce bana dönüp gülümsedi. "Benim için mi tüm bunlar?" Elinine küçük bir öpücük kondurdum. "Hayatımın en özel kadınına, özel bir şeyler yapmak istedim sadece." Dicle’nin yüzü aydınlandı. Sandalyesini çekip oturmasına yardım ettim, sonra da tam karşısına geçtim. "Ne içmek istersin güzelim?" diye sordum. "Şey... Ben içki içmem," dedi mahcup bir tavırla. Gülümsedim. "Biliyorum. Daha önce hiç içmediğini, çayı çok sevdiğini, liseden sonra okumadığını... Ve en önemlisi, kalbine daha önce hiç kimsenin girmediğini biliyorum." Dicle’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. "Sen bunları nereden biliyorsun? Belki birine aşık oldum?" Başımı gülerek sağa sola salladım. "Olmadığını biliyorum. Araştırdım Dicle. Seni o gün çarşıda gördüğüm andan itibaren her şeyini öğrendim." Dicle bir süre daldı gitti. "O gün..." dedi, "Bakışlarında bir tuhaflık hissetmiştim. Açıkçası rahatsız da olmuştum. Sen evli bir adamsın, bir genç kıza öyle bakman doğru değildi." "Haklısın," dedim dürüstçe. "Ama seni gördüğüm an yıllardır atmayan kalbimin yerinden çıkacağını hissettim. Şimdi her şeyi geride bırakalım. Mizgin’i unut... Beni sevebilir misin Dicle?" Hafifçe güldü. "Benimle evlendikten sonra mı soruyorsun bunu Cihangir?" "Evet, seninle evlendim ama ben senin bana aşık olmanı istiyorum. Biz sıradan değil, aşkla bağlı bir çift olalım istiyorum." Biraz duraksadı. "Bunu yapabilecek miyiz peki? Ben kabul etsem Mizgin rahat bırakmaz ki bizi." "Mizgin’i düşünmeyi bırak artık. O yok şu an. Sadece beni sever misin, onu söyle bana?" Yine o kaçamak cevap geldi:, "Denerim..." Ama o gözlerindeki pırıltıyı gördüm ya, artık bir şansım olduğunu biliyordum. Yemek boyunca Dicle ayran, ben ise bir kadeh rakı içtim. Sarhoş olup bu geceyi mahvetmek istemiyordum çünkü asıl planlarım gece içindi. Yemekler bittiğinde garsona işaret verdim. Müzik başlamadan ayağa kalkıp elimi uzattım. "Bu dansı bana lütfeder misiniz Dicle Hanım?" "Müzik nerde?" dedi şaşkınca etrafına bakarak. Onu elinden tutup kaldırdım, kolumu beline dolayıp kendime çektim. Arkadan keman sesi gelmeye başladığında yüzünde gerçek bir gülümseme belirdi. "Cihangir..." "Söyle hayatımın anlamı?" "Teşekkür ederim. Bana bu kadar değer verdiğin, beni böyle özel hissettirdiğin için." "Asıl ben teşekkür ederim, kollarımda olduğun için," dedim ve kulağına doğru eğildim. Sarmaş dolaş dans ettik. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı, kokusu başımı döndürüyordu. "Güzelim... Hadi, odamıza gidelim artık." Dicle tek kaşını kaldırdı. "Odamız derken?" Gülümseyerek kulağına yaklaştım, nefesimi boynunda hissetmesini sağladım. "Evet yavrum, odamız. Bu gece buradayız. Sabaha kadar sadece sen ve ben... Seninle deli gibi sevişmek istiyorum." Elini tutup asansöre doğru yürürken kalbimin göğsüme sığmadığını hissediyordum. Parmakları avucumun içinde titriyordu, kaçmakla kalmak arasında sıkışmış gibiydi. O an anladım… Dicle istiyordu ama korkuyordu. Bu korku, onu gözümde daha da kıymetli yapıyordu. Asansör kapıları kapandığında etraf sessizliğe gömüldü. Sadece nefeslerimiz vardı. Ona doğru bir adım attım ama dokunmadım. Bilerek. Kaçmasın diye değil, bana kendi isteğiyle yaklaşsın diye. Gülümsedim. “Ben böyle hissetmeye alışık değilim. Senin yanında bambaşka biri oluyorum." Katımıza geldiğimizde elim hala elindeydi. Kapıyı açtım, içeri buyur ettim. Oda loştu. Dicle içeri girip etrafına baktı. Bu kez ürkek değildi, meraklıydı. Ceketimi çıkarıp bir kenara bıraktım. Ona yaklaştım ama aramızda hala bir adım mesafe vardı. O mesafe, bütün tutkumdan daha zordu. “Bak Dicle,” dedim. “Bu gece sen ne kadar izin verirsen o kadar yaklaşırım. Bir adım bile fazla değil.” Gözleri doldu. Bana doğru bir adım attı. Mesafeyi o kapattı. Elimi yavaşça beline koyduğumda nefesi kesildi ama geri çekilmedi. Başını göğsüme yasladım. Kalbimin nasıl attığını hissetsin istedim. Çünkü bu bir arzu değildi sadece, bu bir sahiplenmeydi. “Korkuyorum,” dedi. “Ben de,” diye fısıldadım saçlarını öperken. “Seni incitmekten korkuyorum.” Başını kaldırdı, dudaklarıma baktı. O an bütün dünya sustu. Alnına küçük, sakin bir öpücük kondurdum. Sonra yanağına. En son dudaklarının kenarına… Orada durdum. Devam etmedim. Ellerini göğsüme koydu. “Cihangir…” dedi, sanki adımı ilk kez söylüyormuş gibi. “Güzelim,” dedim. Onu yatağa değil, pencerenin önüne götürdüm. Şehre birlikte baktık. Arkasından sarıldım. Kollarım belindeydi, yüzümü boynuna gömdüm ama acele etmedim. Şehvet içimde ateş misali yanıyordu ama ona dokunurken sabrı seçtim. Bu gece onun çekingenliğiyle benim ateşim birbirine karışacak , unutulmayacak bir gece yaşayacağız. Sanki ilk gecemiz bu gece olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD