Saatlerdir odamda oturmuş kucağımdaki kâğıttan ayıramıyordum bakışlarımı. Okuduklarımın gerçekliğine bir türlü inanamıyordum çünkü. Bana göre bu da aklımın bana bir oyunuydu. Gerçek olamazdı ki... Ben kimdim de Tuğrul bana böyle güzel satırlar yazacaktı? Bana neden 'gözümün nuru' diye seslenecekti? Onun için bu kadar değerli olmama imkân var mıydı?
Yoktu işte... Kesinlikle bu gerçek olamazdı!
Onun sevdiği kız ben olamazdım.
Bakışlarım her bir kelimenin üstünde bir kez daha dikkatle dolandı. Gerçek olamayacağını kendime söyleyip durmama rağmen kalbimdeki kıpırtılara engel de olamıyordum. 'Gerçek' diyordu yüreğim. 'O seni seviyor ve seninle evlenmek istiyor,' diyordu. Ona inanmayı her şeyden çok istememe rağmen fazlasıyla korkuyordum. Bu kadar büyük bir mutluluğu ömrümde hiç tatmamıştım ki ben. Şimdi bu okuduklarımın gerçekliğine inanırsam, her şey yalan çıktığı takdirde bir daha toparlanamayacak şekilde yıkılırdım. Yaşayacağım hayal kırıklığının haddi hesabı olmazdı.
İçime derin bir nefes çektikten sonra gözlerimi sıkıca yumdum.
Ya gerçek ise?
Bu soru sürekli beynimde dönüp duruyordu.
Oda kapısının tıklatılmasıyla göz kapaklarımı araladım. Çok geçmeden içeri giren annem, "Ne kapandın kaldım kızım odaya? Aç değil misin sen?" diye söylenerek yanıma kadar geldi. Sorusuna cevap alamadığında bakışlarını daha dikkatli bir şekilde üstümde gezdirmeye başladı. O sırada kucağımda duran kâğıt dikkatini çekti. "Bu da ne böyle?"
Annem kâğıdı almaya yeltendiğinde ona engel olmadım, çünkü başka birinin hayal görmediğime beni inandırmasına muhtaçtım.
"Nursena!" dedi annem hayretle. Okuduklarından sonra yüzü şaşkınlık dolu bir ifadeye bürünmüştü. "Bu Tuğrul... şu Nuran Hanım'ın oğlu Tuğrul mu?"
"Hı hı," diyerek başımı salladım. Ardından umutlu gözlerle, "Ben yanlış okumadım değil mi anne? Benimle evlenmek istediğini söylüyor değil mi?" diye sordum.
"Evet de ne senin bu halin?"
"İnanamıyorum sadece!" dedikten sonra kahkahalarımı engelleyebilecekmişim gibi ellerimle dudaklarımı kapattım. Sonra ayaklanarak deli gibi odanın ortasında dört dönmeye başladım. "Beni seviyor! Gerçekten sevdiği kız benim!"
"Nursena, yavrum az otur şöyle de işin aslını anlat bana! Ne zamandır birbirinize sevdalısınız siz? Hiç haberim olmadı bu zamana kadar."
"Ben... ben onu ilk gördüğüm günden beri seviyorum anne. Başta basit bir hoşlanma sandım bunu ama zaman geçtikçe hislerim içimde daha da büyüdü sanki."
"Peki ya Tuğrul?"
"Onun hislerini bu not sayesinde öğrendim. Hatta bugüne kadar başkasını sevdiğini sanıyordum."
Annem gözlerimdeki parıltıyı fark etmiş olacak ki, "Ah güzel yavrum," diyerek saçlarımı okşadı.
"Anne... sen... sen ne diyorsun bu işe?"
"Hangi işe?"
"İşte şu isteme işine. Sen ne diyorsun?"
"Onay verip vermediğimi mi soruyorsun?" diye sorarken bilmiş bir gülümseme vardı annemin dudaklarında.
"Evet, ben senin istemediğin bir evliliği yapamam."
"Ah deli kızım benim," diyerek elimden tuttu annem. "Sen böylesine mutluyken ben nasıl evlenmene karşı çıkarım? Hem, tanıdığımız kadarıyla ailesi de çok iyi. Nuran Hanım biraz sözünü tartmadan konuşan bir hanım ama içinde bir kötülük olduğunu düşünmüyorum ben. En kısa zamanda seni istemeye gelebilirler."
Sevincimi daha faza içimde yaşayamayarak anneme sıkıca sarıldım. Yanaklarından sulu sulu öptükten sonra ise, "Sen bir tanesin!" diye cıvıldamıştım.
"Deli kızım benim." Yüzümü ellerinin arasına aldığında annemin gözleri dolu doluydu. "Uzun zamandan sonra seni böyle mutlu gördüm ya, artık ölsem de gam yemem."
"Böyle konuşma anne," dedim ellerine sarılarak. "Bundan sonra hep birlikte mutlu olacağız Allah'ın izniyle."
"İnşaAllah Nursena'm. Ben olmasam bile sen hep mutlu ol. Rabbim güzel gözlerinden yaş dökmek isteyenlere hiçbir zaman fırsat vermesin."
Mutluluğumun en yoğun olduğu bu anda bile yersiz yere içim ağlama isteğiyle doldu. Anneme sıkıca sarılırken, benim için ettiği dualara yürekten 'âmin' dedim. Sevdiğim adamla ömrümün sonuna kadar mutlu olmak en büyük dileğimdi.
***
Aradan birkaç gün geçti... Aslında notu okuduğum günün ertesi sabahı bakkal dükkanına koşup, Tuğrul'a olumlu yanıtımı vermek için can atıyordum fakat annemin 'kız evi naz evidir' sözünü güç de olsa kendime hatırlatmayı başarmıştım. Ondan başkasıyla olmam zaten imkânsızdı, ama biraz olsun onun da çekmesini istiyordum. Ben günlerdir o başkasına âşık diye çok acı çekmiştim. Biraz onun da endişeli günler geçirmesi güzel olur diye düşünüyordum.
Ama gelin görün ki, hâlâ vermem gereken bir cevabım vardı.
Pazar sabahı erkenden uyandım. Önce neşe içerisinde kahvaltıyı hazırladım. Annem benim bu neşeli halime birkaç günde iyice alışmıştı. Ne zaman şarkılar söyleyerek evin içinde dolansam onun da yüzü gülüyordu. Mutluyduk... Uzun zamandan sonra evimizde gerçekten mutluluk vardı.
Kahvaltının arkasından odama geçerek üstüme gri renkteki yün elbisemi geçirdim. Üstüme kısa kot ceketimi giydikten sonra hafif makyaj yapmayı da ihmal etmemiştim. Aynaya baktığımda güzel göründüğümü düşündüm. Umarım Tuğrul da benimle aynı düşünceleri paylaşırdı.
Evden çıkıp bakkala doğru yürümeye başladığımda, kalbim yine ritmini şaşırmıştı. Bu kadar heyecan her bünyeye fazla gelirdi. Ve benim en büyük korkum kendimi Tuğrul'un karşısında gülünç bir duruma düşürmekti.
Bakkal dükkanından içeri girmeden önce ciğerlerimi taze nefeslerle doldurdum. Çünkü birazdan buna çok ihtiyacım olacaktı. Heyecandan kalbimin durması da ihtimaller dâhilindeydi elbette.
Attığım küçük bir adım sayesinde kendimi hemen Tuğrul'un karşısında buldum. Güzel gözleri üzerimde dolandı bir süre. Ardından öyle bir gülümsedi ki, sanki gün benim için yeniden aydınlandı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum," derken ürkek bir tavşanı andırdığıma emindim. Neden bu adamın karşısında böylesine utangaç birine dönüşüyordum? Oysa ona söylemek istediğim daha bir dolu şey vardı. Bu utangaçlıkla ağzımı açamazken fazla konuşamayacağım ortadaydı.
"Notu... okudun mu?" diye sordu. Bu sırada eli gergince ensesindeki saçlarının arasında oyalanıyordu. Galiba tek heyecanlı olan kişi ben değildim.
"Okudum," dedim tüm cesaretimi toplayarak.
"Peki, cevabın ne?"
Başımı eğerek tekrar nefeslendim. Gözlerinin içine bakarak konuşamayacağımdan, "Haftaya Pazar günü gelebilirsiniz," dedim. Yüzüne bakmayı deli gibi istesem de, utangaçlığımı bir türlü yenemiyordum.
Tuğrul ise masanın arkasından çıkıp yanıma kadar geldi. Elinin hafif dokunuşunu çenemde hissettiğimde heyecanla titremekten alamadım kendimi. Sonra gözlerimiz buluştu. Yüzünde gördüğüm derin gülümseme içimi rahatlattı bir anda.
"Birlikte bir yerlerde oturup çay içelim mi?" diye sordu.
"Olur," dedim hemen. İlk kez onunla oturup sohbet edecektik. Buna nasıl hayır derdim ki?
Üstüne ceketini aldıktan sonra önce bana yol verdi. Ardından yan taraftaki kunduracıda çalışan genç çocuğa, "Bir saat kadar dükkan sana emanet Selim," dedi.
"Tamam Tuğrul abi."
Tuğrul'un yönlendirmesiyle yakınlardaki bir çay bahçesine geldik. Bu süre zarfında birbirimize tek kelime bile etmemiştik. Çaylarımızın gelmesini beklerken ise Tuğrul'un dikkatli bakışları üstümdeydi. Ben ise sürekli bakışlarımı ondan kaçırmakla meşguldüm.
Aniden ellerimi ellerinin arasına almasıyla yutkundum.
"Nursena," diye fısıldadığında başımı kaldırarak mecburen gözlerinin içine baktım.
"Efendim?"
"Çok güzelsin, biliyor musun?"
Gülümseyerek söyledikleri kalbime hiç iyi gelmedi. Neyse ki Tuğrul benim bir cevap vermemi beklemiyordu.
"Seni gördüğüm ilk anda çok tatlı bir kız olduğunu düşünmüştüm. Kendi kendine konuşurkenki halin kesinlikle izlemeye değerdi. Sonra yüzünü bana doğru döndün ve ben senin sadece tatlı olmadığını, aynı zamanda çok büyüleyici bir genç kız olduğunu keşfettim. Özellikle de gülerken yanaklarında beliren gamzelerin akıldan kolay kolay çıkacak gibi değildi."
Gülümsedim istemsizce. Tuğrul'dan duyduğum her bir güzel söz, beni mutlu ediyordu.
"Sonra senin akşamları eve geç döndüğünü öğrendim. Başta 'bu kız mahallemizin kızı, onu korumalıyım' bahaneleriyle seni evine varana dek izlemeye başladım, ama günler geçtikçe hislerimin hangi boyutta olduğunu daha iyi anladım. Ben sana gün geçtikçe daha çok âşık oluyordum."
Duyduğum tek kelimeden sonra farkında olmadan nefesimi tutmuştum. Tam o anda da çaylarımız gelmişti. Ben kendi bardağıma bir can simidine sarılırcasına sarılırken, Tuğrul önüne koyulan çayın farkında bile değildi sanki. Bakışlarını bir an olsun yüzümden ayırmıyordu.
"Peki ya sen?" diye sordu birden.
Aldığım yudum boğazıma takılınca öksürmeye başladım. Gözümden gelen birkaç damlayı parmaklarımla kuruladığımda karşımdaki adamın uzattığı su bardağını gördü gözlerim. Bardağı alırken, "Teşekkür ederim," diyebildim güçlükle.
"Zor bir soru sordum sanırım." Tuğrul'un gülümsemesi yasaklanmalıydı kesinlikle. Çünkü o her gülümsediğinde ben söyleyeceklerimi unutuyordum.
"Yok, sadece ben ne diyeceğimi bilemiyorum."
Masada bana doğru eğilerek, "Sen de beni seviyor musun?" diye açıkça sordu.
Bakışlarımı gözlerinden çekemiyordum bir türlü. Dudaklarımı araladığımda, söylediğim ilk söz, "Seviyorum," oldu. Aldığı cevaptan memnun bir şekilde bu sefer kocaman gülümsedi Tuğrul.
"O zaman benimle evlenir misin?"
"Evlenirim," dedim ben de aynı şekilde gülümserken.
Aldığı cevap onu gerçekten rahatlatmışa benziyordu. Sandalyesine yaslanarak içine derin bir nefes çekti. "Günlerdir senden bir haber almayı bekledim. Açık konuşmam gerekirse, senden herhangi bir haber çıkmadıkça olumsuz bir yanıt alacağımdan korkmaya başlamıştım."
"Ödeşmiş olduk," dedim neşeyle.
"Nasıl yani?"
"Sen de günlerdir senin başkasını sevdiğini düşünmeme sebep olmuştun."
"Üzüldün mü?" diye ilgiyle sordu.
"Üzüldüm." Utanmam gerekiyor aslında. Nasıl böylesine duygularımı ortaya serebilirdim? Dilime kilit vurmam keşke mümkün olsaydı.
"Başından beri senden söz ediyordum ama ben."
"Ama bunu ben bilmiyordum."
"Hiç mi anlamadın Nursena'm?"
Adımın yanına eklediği aidiyet ekiyle nefes almayı bir anda unuttum. Ben onundum öyle değil mi? Onun Nursena'sıydım.
"Daha çok ihtimal vermedim diyelim."
Bir süre daha sohbet ettik. Bu bizim için bir dönüm noktasıydı. Çünkü artık birbirimize yabancı sayılmazdık. Çok yakında karı-koca olacaktık. Bunun düşüncesi bile kalbimi heyecanla çarptırmayı başarıyordu.
"Pazar günü geleceğiz o halde," dedi Tuğrul artık gitme vaktimiz geldiğinde.
"Bekliyoruz." Konuşurken bakışlarımı yüzünden başka yere çevirmemek için resmen kendimi zorluyordum.
"En kısa zamanda evleniriz. Ben bu işi fazla uzatmak niyetinde değilim, haberin olsun."
"En kısa zaman derken?" diye sordum heyecanla.
"Birkaç ay sonraya düğün yaparız. Hayırlı iş bekletmeye gelmez."
Başımı salladım gülümseyerek. Yaşadıklarım gerçekti işte. Tuğrul'la gerçekten evleniyorduk. Ve o da bana, en az benim ona âşık olduğum kadar âşıktı. Sonunda mutluluk yine hayatımda kendine yer edinmişti. Allah'tan başka ne isteyebilirdim ki?