MBY - 3

1730 Words
Hayatımın en kötü günlerini yaşıyordum âdeta. Birkaç kelamdan öte bir sohbetimin olmadığı bir adamın yasını tutuyor, onu hakkım olmadığı halde deli gibi kıskanıyordum. Bana değil de başka bir kıza âşık olduğu için acı da çekiyordum üstelik. Aşk dedikleri şey, gerçekten bana hiç iyi gelmemişti. İlk aşkımın karşılıksız bir aşk olacağı kimin aklına gelirdi ki? En azından benim aklıma gelmemişti. Şimdi her günüm bir diğerinden kötü geçiyordu. Akşamları duraktan eve doğru yürürken onun varlığının hâlâ hissedebiliyordum. Hiç usanmadan ben evime ulaşana dek beni takip ediyordu. Ara sıra bakkala gittiğimde de görüyordum onu. İki medeni insan olarak gayet olağan bir şekilde birbirimizin halini hatırını soruyorduk. Ara sıra onu alışveriş poşetinin içine birkaç çikolata atarken yakalıyordum. O sıralarda ettiğim tüm itirazlarımı başarılı bir şekilde savuşturmayı çok iyi beceriyordu. Bu davranışlarını gördükçe de kalbimden onu atmam zorlaşıyordu. Aslında kimi kandırıyordum ki? Tuğrul'u bu saatten sonra hiçbir yere bırakmazdı hain kalbim. O, yıllar boyu sadece bana ait olan köşeyi kolaylıkla eline geçirmişti. Oradan gitmeye de kesinlikle niyeti yok gibiydi. Gerçeği söylemek gerekirse, aslında ben de onun gerçekten gitmesini istemiyordum. Onu uzaktan da olsa sevmeye razıydım. Beni sevmese de olurdu, fakat ileride onu başka bir kızın yanında görmeye dayanamayacağımdan korkuyordum. İşte bu korkuyla Tülay'ın ağzından sürekli Tuğrul hakkında laf almaya çalışıyordum. Ailesine sevdiği kızdan bahsedip bahsetmediğiyle ilgili herhangi bir bilgi kırıntısına bile muhtaçtım. Eğer bahsetmiş olsaydı Tülay içinde tutamayıp bana söylerdi, bunu biliyordum. Bahsetmediğine göre henüz görünürde bir kız isteme durumu yoktu. Kendi kendime resmen işkence çektiriyordum ben, ama elimde değildi işte. Asla yarim olmayacak bir adamı sevmekten vazgeçemiyordum. "Nursena, kızım hadi kalk. Bugün çok işimiz var yavrum." Yorganı başımdan çekerek anneme baktım. Kadın yine formundaydı. O penceremi açıp buz gibi havanın içeri dolmasına sebep olurken ben de esnememi bastırmaya çalışıyordum. "Ne var ki bugün?" diye huysuzca sordum. Gece yine Tuğrul'u düşünmekten fazla uyuyamamıştım. "E kızım aklın nerede senin? Dün komşularımızın hoşgeldin ziyaretine geleceklerini söyledim ya!" Doğru... söylemişti, ama anneme aklımın uzun süredir yakışıklı bir bakkalcıda olduğunu söylemeye henüz cesaretim yoktu. Sonra bir anda farkına vardığım gerçekle yataktan hızla ayağa fırladım. Bugün gelecek kişilerin arasında Tuğrul'un annesi de olacaktı. Gerçi annesiyle birkaç kez dışarıda ayak üstü selamlaştığımız olmuştu, ama evimize gelecek olması beni yersiz bir heyecanın pençesine sürüklüyordu. Sonuçta kadın beni oğluna istemeye gelmiyordu! Alt tarafı çayımız içip, mahallenin kadınlarıyla birlikte dedikodu yapacaktı! 'Abartma Sena!' diye içimden kendime bolca kızdım. "Kuzum, sen iyi misin?" diyen annemin ellerinin dokunuşunu yüzümde hissettim. Onu da boş yere endişelendirdiğim için kendime daha da çok kızdım. Yanağımda duran ellerini tutup gülümsedim. "İyiyim annelerin sultanı. Ben elimi yüzümü yıkadıktan sonra önce birlikte güzel bir kahvaltı yapar, sonra da hazırlıklara başlarız, olur mu?" "Olur yavrum, olur." Söylediğim gibi önce güzel bir kahvaltı ettik ana-kız. Ardından ben temizliğe annem de kek-poğaça işine girişti. Kadınların bir araya geldiklerinde sofradan eksik olmayan kısırı unutmak da olmazdı elbette. Uzun zamandan sonra ilk kez böylesine huzurlu bir hazırlık yapıyorduk annemle. Sanırım babamın vefatından sonra ilk kez 'baş sağlığı' dilemekten başka bir sebeple misafir geliyordu evimize. Yas dönemini bir ömür atlatamayacaktık aslında ama bu durum insanın hayatta her şeye alışabildiğini kanıtlıyordu sanki. Normal yaşantımıza yavaş yavaş geri dönüyorduk artık. Hazırlıklar bittikten sonra önce ılık bir duş aldım. Üstüme uzun zamandan sonra ilk kez uzun bir elbise giydim o gün. Saçlarımı da maşa yardımıyla dalgalandırdıktan sonra omuzlarımdan aşağı salmıştım. Aynananın karşısına geçtiğimde gördüğüm görüntü benim bile hoşuma gitmişti. Zümrüt yeşili elbise üstümde güzel duruyordu. Hafif makyajım da kesinlikle yüzümün duruluğunu ön plana çıkarmıştı. Annem kendime bu kadar özenmiş olmama bir anlam veremiyordu elbette. "Sevdiğim adamın annesi gelecek," de diyemediğimden, yeni komşularımızın karşısına pasaklı çıkmak istemediğim bahanesini uydurmuştum. Kapı zili çaldığında içime derin nefesler çekip verdim. Neden bu kadar heyecanlanıyordum? Gelen kişiler görücülerim değildi ama sanki öyleymiş gibi dilim damağım kuruyordu. Annemin açtığı kapıdan içeri elinde kek kabıyla Tuğrul'un annesi Nuran teyze girdi ilk önce. Onun arkasından isimlerinin Hatice ile Sevgi olduğunu bildiğim iki tatlı kadın daha girdi. Kapıdaki 'Hoş geldin' faslından sonra üçünü de evimizin küçük ama şirin salonunda ağırladık annemle. Üç kadın da merakla etrafı süzüyorlardı, ama sanki en çok da bakışları benim üzerimde oyalanıyordu. Belki de bu sadece benim hüsnükuruntumdu. Masaya geçtiğimizde, "MaşaAllah Fatma Hanım, kızımız da pek güzelmiş," dedi Sevgi teyze. Yanaklarım kıpkırmızı kesilirken başımı önüme eğdim utançla. "Sağ olun, bahtı güzel olsun." Annemin en çok ettiği duaydı benim için. En az yüzüm kadar güzel bir bahtım olmasını her şeyden çok istiyordu. "Kaç yaşında?" diye sordu bu sefer. "18." "Okuyor musun kızım?" Bana 'kızım' diyen kadın Tuğrul'un annesi Nuran teyzeydi. Başımı kaldırıp yüzüne bakmak sandığımdan daha zor olmuştu ama başarmıştım. Başımı sallayarak, "Hayır, çalışıyorum," diye cevap verdim. "Benim kızla iyi arkadaş olmuşsunuz. Evde seni anlatıp duruyor bana." Tülay'ı düşününce gülümsemeden edemedim. "Çok iyi bir kız. Keşke o da gelseydi sizinle birlikte." "Bugün dershanesi var, yoksa gelmeyi çok istiyordu." "Senin kız iyi azimli çıktı Nuran. Gerçekten avukat çıkar bu gidişle." "Aman Hatice, okusa ne okumasa ne? Sonunda yine evinde oturup çocuk büyütmeyecek mi?" Duyduklarıma isyan eden tarafımı elimden geldiğince susturmaya çalıştım o sırada. Kadını sadece evinin hanımı olarak gören zihniyete engel olmanın mümkün olmadığını biliyordum, ama bu sözleri kuran kişinin sevdiğim adamın annesi olma düşüncesi acı vericiydi. "Tülay akıllı bir kız. Bence o ileride çalışırken de eviyle ilgilenebilir," dedim çenemi tutamayarak. "O dediğin zor. Hem kadın dediğin evde oturmalı. Kocasının sözünden de çıkmamalı. Herkesin görevi farklı bu hayatta. Erkek çalışıp eve ekmek getirmeliyken, kadın da çocuklarını güzelce yetiştirmeli. Siz de öyle düşünmüyor musunuz Fatma Hanım?" Anneme çaresiz gözlerle baktım. Onun bu düşüncelere hak vermediğini biliyordum ama yine de vereceği cevabı merak etmeden duramıyordum. Her zamanki gibi misafirinin gücenmesini engellemek için en yumuşak cevabı verdi. "Devir değişti artık. Gençler bizim zamanımızdaki gibi değil. Çalışıp evlerine bir katkı sağlamak istiyorlar. E malum, hayat şartları giderek zorlaştı. Tek kişinin çalışmasıyla geçim zor vallahi." "Valla ben gelinimin çalışmasını istemem," dedi Nuran teyze. Bakışlarım yüzünü bulurken kadın çayından keyifle bir yudum daha aldı. "Tuğrul'um da istemez bunu zaten. O karısı bir tek evinin hanımı olsun ister eminim." Boğazıma koca bir yumru gelip oturdu o anda. Sahiden Tuğrul da mı annesi gibi düşünüyordu? Hayır, düşünüyor olamazdı. "Tuğrul'a bir kısmet bulamadın mı hâlâ Nuran?" diye sordu Hatice teyze. "Kısmetten bol ne var, ama benim oğlum hiçbirine he demiyor." Duyduğum cevabın beni umutlandırmasına izin veremezdim, çünkü Tuğrul'un o kısmetlere neden sıcak bakmadığını çok iyi biliyordum. "Bir sevdiği olmasın bu oğlanın?" "Varsa da söylemiyor. Yaşı geldi yirmi dörde, ne zamana kadar bekâr kalacak bilmiyorum. Artık ben de bir torun sevmek istiyorum." "Zamanı geldiğinde o da olur inşaAllah. Sen üstüne düştükçe olacağı varsa da olmaz." Sonraki saatler benim için oldukça zor geçti. Ortada dönen sohbete katılmak yerine daha çok konuşulanları dinlemekle yetinmiştim. Nuran teyze, hiç de hayal ettiğim gibi bir kadın çıkmamıştı. Zaten görünüş olarak pek evlatlarına benzemiyordu. Tülay ile Tuğrul esmer sayılabilecekken, Nuran teyze sarışın ve mavi gözlü bir kadındı. Ayrıca düşünce yapısı da çok farklıydı. Onu sırf sevdiğim adamın annesi olduğu için bile sevebilirdim, ama bir şeyler ona yakın davranmamı engelliyordu sanki. Yanında rahat sayılmazdım. Misafirlerimizi uğurladıktan sonra annemle birer bardak daha çay içtik. "Ne iyi komşularımız var, değil mi?" diye soran anneme gülümsedim. "Öyle. Allah razı olsun onlardan." "Bir tek Nuran Hanım biraz ters birine benziyor, ama tabii içini bir tek Allah bilebilir. Sonuçta bu evdeki ilk akşamımızda kursağımızdan onun lokması geçti." "Kızının okumasına karşı olduğuna inanamıyorum." "Belki de öyle değildir. Karşı olsaydı kocasını ne yapar eder kızını dershaneye göndermemesi için ikna ederdi." "O da doğru." "Hadi artık ortalığı toparlayalım. Ben akşam namazımı kılarken sen de bulaşıkları yıka, olur mu yavrum?" "Olur anne." *** Sonraki günler benim için yine tüm renklerden yoksun geçti. İşe gidip gelmek bile sanki omuzlarıma yük olmuştu. Hiçbir şey yapasım yoktu. Bir tek bakkala uğradığım zamanlar yüzüm gülüyordu, ama o anlarda bile Tuğrul'a olabildiğince mesafeli durmaya çalışıyordum. Başkasını seven bir adamdı o. Başka türlü nasıl davranabilirdim ki? Peki ya hayatımda değişen hiç mi bir şey yoktu? Vardı elbet... En büyük değişiklik gün geçtikçe mahallelinin daha çok dikkatini çekmeye başlamam olmuştu. Bekâr oğlu olan anneler kapımızı aşındırmaya bile başlamıştı. Anneme sürekli bana görücü gelmek istediklerinden bahseder olmuşlardı. Annem de usulünce bana gelmek isteyenlerden bahsediyordu, ama ben hiçbirine olumlu yanıt vermiyordum, daha doğrusu veremiyordum. Tuğrul beni sevmese de, ben ondan başkasıyla olabileceğimi düşünemiyordum. İşten eve döndüğüm bir akşam annem içeri girmeme izin vermeyerek elime bir kağıt tutuşturdu. "Hayırdır anne?" "Şu kağıtta yazanları bakkaldan alıp da gel kızım. Bugün yorgunluktan dışarı çıkamadım vallahi, yoksa sana bırakmazdım." 'Bakkal' lafını duyduğum an yüreğim kanatlandı sanki. "Tamam," dedim sadece. Annem farkında olmadan bana nasıl büyük bir iyilik yaptığını bilmiyordu. Tuğrul'u görebildiğim her an benim için hâlâ bir ödüldü. Bakkaldan içeri girdiğimde gözlerimiz anında buluştu. Hep böyle oluyordu. Ne zaman karşı karşıya gelsek, bakışlarımızı birbirimizin gözlerinden çekemiyorduk. "Hayırlı akşamlar," dedim o akşam ilk kez. Hâlbuki daha beş dakika önce beni evime kadar izlemişti. Sahi bunu yapmaya neden hâlâ devam ediyordu? Ben onun hiçbir şeyiydim. Akşam evine geç dönen mahalledeki her kızı böylesine koruyup kolladığını sanmıyordum. "Sana da hayırlı akşamlar." Elimdeki kağıtı uzatıp, "Ben bunları alacaktım," dedim. Hiç tereddüt etmeden uzattığımı aldı. Listeye bir göz gezdirdikten sonra ihtiyacım olanları poşetlere doldurmaya başladı. O sırada ben de onu izliyordum. "Küs müyüz?" diye sordu birden. Şaşkınca yüzüne bakakaldım. "Yoo, niye küs olalım ki?" "Bilmem, eskisi kadar konuşmuyoruz artık." "Eskiden nasıldık ki?" diye sordum açıkça. "Eskiden de pek dost sayılmazdık. Sonuçta birbirimizi tanımıyoruz." "Doğru," dedi başını eğerek. Onun gözlerini benden kaçırması canımı sıktı. "Bu arada, akşamları beni evime kadar izlemekten vazgeçmelisin. Bir gören olsa yanlış anlar. Sevdiğin kızla aranda bir soruna sebep olmak istemem." Dudakları bana göre muhteşem bir tebessümle kıvrıldı. Gözleri de tekrar gözlerimi bulmuştu. "Sen bu konuda endişelenme. Ayrıca sevdiğim kızın onu sevdiğimden henüz haberi yok, ama bu geceden sonra olacak." Burada durmuş ne yapıyordum böyle? Sevdiğim adamdan başka bir kıza ilan-ı aşk edeceğini dinliyordum! Kesinlikle acı çekmek hoşuma gidiyor olmalıydı. Biraz sert bir sesle, "Borcum ne kadar?" diye sordum. Tuğrul'un söylediği miktarı uzatıp verdiğimde kısaca hayırlı işler diledim. Sonra da poşetleri iki elime alıp evin yolunu tuttum. Eve gidene kadar yanağımdan süzülen iki damla yaşa engel olamamıştım. Canım çok fazla yanıyordu. Artık bu kara sevdaya bir dur demem şarttı. Eve girer girmez ilk olarak aldıklarımı mutfağa bıraktım. Annemin, "Neden aldıklarını yerlerine yerleştirmedin," azarlarını dinlemek istemediğimden poşettekileri dolaplara yerleştirmeye başladım. Hem bu düşünmemi de engelliyordu. Düşünmediğim anlar da acı da çekmiyordum çünkü. Tam poşeti boşaltmıştım ki içerisinde duran bir not dikkatimi çekti. Şaşkınlıkla ikiye katlanmış beyaz kâğıtı elime alıp açtım. "Nursena... Gözümün nuru Sena'm... Daha fazla sevdamı içimde tutmama imkân yok. Eğer senin de bende gönlün varsa, hayırlı bir iş için en kısa zamanda kapınızı çalmayı istiyoruz. Haberini bekleyeceğim. -Tuğrul"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD