7. Bölüm

1956 Words
Hemşire odadan çıktığında içeri ilk giren annem oldu. "Nalan!! kızım.." derken sesi titriyordu. Annemi görünce gözlerim doldu.. İlk cümlem "seni yine dinlemedim anne.. Çok özür dilerim.." Annem yanıma gelip sarıldı.. "Ne özrü yavrum benim.. Senin ne suçun var?" annemin sarılması tüm ilaçlardan daha şifalıydı.. O sıkıca sarılınca sanki tüm acılarım geçti gibi hissettim. "İyi misin kızım?" diyen babamın sesiyle kafamı babama çevirdim.. Ama utancımdan yüzüne bakamadım.. "İyiyim baba" dediğim de babam anlamış gibi yatağın yanına gelip anneme "Yeter biraz da ben sarılayım kızıma" diyerek annemi uzaklaştırdı. Babamdan böyle bir şey beklemiyordum.. Babam sevgisini çok belli etmeyenlerden di.. Çocukluğumda bile çok fazla sarılıp öpen baba olmadı hiç bir zaman.. Babam kollarını açtığında bir an tereddüt ettim. Sanki küçük bir çocuk gibi kaldım öyle… Ne yapacağımı bilemeden. Ama o beklemedi. Kendi eğildi bana doğru. Ve beni sardı. Sıkıca. O kadar sıkı ki… Sanki bıraksa düşecekmişim gibi tutuyordu beni. Nefesim titredi. Çünkü… Bu sarılma farklıydı. "Çok korkuttun bizi.." Babamın kalp atışlarını hissettim göğsümde. Hızlıydı. Çok hızlı. “Bir daha…” dedi, sesi boğuk çıktı. Cümleyi tamamlayamadı. Babam… cümle kuramadı. O an anladım. İlk defa gerçekten korkmuştu. Ellerim yavaşça sırtına gitti. Ben de ona sarıldım. “Özür dilerim baba…” dedim bu sefer daha kısık bir sesle. “Gerçekten… çok özür dilerim…” Babam başını omzuma yasladı. Derin bir nefes aldı. “Sen nefes al yeter…” dedi. “Başka hiçbir şey istemem.” Bende çok korkmuştum.. Ama şimdi ailemi böyle görmek daha çok canımı acıtmaya başladı.. Benim yüzümden korkmuşlardı.. Bana birşey olacak diye.. Babam yavaşça geri çekildi. Ama ellerimi bırakmadı. Sanki bırakırsa yine kaybedecekmiş gibi. Annem başucumda duruyordu. Gözleri kıpkırmızıydı. Okan'dan bir kez daha nefret ettim.. Bana yaptıklarından çok ailemi üzdüğü için.. O an abim aklıma geldi. Yanlış hatırlamıyorsam en son onun sesiyle gözlerimi kapatmıştım. "Abim nerede? Neden gelmedi?" diye sorduğumda annem "Karakola gitmişti, gelir birazdan.. O şerefsizi şikayet edecekti." dediğinde korkarak "Yakalandı mı?" diye sordum. "Anasının şeyine de girse bulacaklar merak etme sen kızım" diyen babamın sesindeki öfkeyi fark edince başka birşey sormadım. Bir süre sonra ilaçların etkisiyle tekrar uyumuştum. Gözlerimi açtığımda bu kez abim başucumdaydı. "Oo uyuyan prenses uyanmış" diyerek dalga geçmeye çalışan abime minnetle baktım.. Sanki söyleyeceklerimi anlamış gibi. Daha ben ağzımı açmadan "Sakın özür dilerim gibi saçma cümleler kurma Nalan.." diyerek uyarsa da "Abi!! Sizi korkuttuğum için özür dilerim" desem de abimin sinirle Okan'a saydırmasına engel olamadım.. "Özür dileyeceğin tek şey, bana haber vermeden o şerefsizin yanına gitmek.. Kızım ben sana kaç kez söyledim. O şerefsizle telefonda dahi konuşmayacaksın diye? Ama Nalan hanım yüz yüze konuşmaya gidiyor.. Mert olmasaydı seni nasıl bulacaktık?" Abim o kadar haklıydı ki hiç birşey söylemeye yüzüm yoktu "Abi ben böyle birşey yapacağını hiç düşünmedim.. Kafeye çağırdı. İnsanların içinde ne yapabilecek ki diye düşündüm." desem de bunların hepsini düşünmem gerekiyordu aslında.. Abim uzun uzun olup biteni anlattıktan sonra ifade vermem gerektiğini söyledi. "Kendini iyi hissediyorsan gelsinler" deyince kabul ettim. O pisliğin bir an önce yaptığının bedelini ödesin istiyorum.. Abimle konuştuktan sonra birisini arayıp "Gelebilirsiniz." dedikten bir kaç dakika sonra, hastane odasının kapısı hafifçe tıklandı. İçeri iki kişi girdi. Biri üniformalıydı. Kalbim bir an hızlandı. Bir diğeri de abimin kafede tanıştırdığı arkadaşı Mert “Geçmiş olsun Nalan, nasılsın? Bir kaç soru soracağız” dedi sakin bir sesle.. Yanındaki adam ise elindeki dosyayı sıkıca tutuyordu. Gözleri… her detayı kaçırmamaya çalışan türdendi. “Kendini iyi hissediyor musun?” "İyiyim teşekkürler." desemde Bu soruya verilecek doğru bir cevap var mıydı? Ama başımı hafifçe salladım. “Hatırladığın her şey önemli,” dedi. “Seni burada bu halde bulan kişiler ifadelerini verdi. Ama senin anlatacakların… en kritik olanı.” Dudaklarımı ıslattım. Sesim hâlâ zayıftı ama içimde… başka bir şey vardı. Korkunun yerini alan… sert bir kararlılık. “Okan…” dedim. “Beni oraya o götürdü.” Kalem sesi. Not alıyorlardı. “Önce kafede konuşmak istedi. İstediği cevabı alamayınca beni zorla arabasına bindirdi ” Bir an duraksadım. Anlatmak o anları tekrar yaşıyormuşum gibi hissettirdi. Her söylediğim kelimede abimin homurdanmalarını duydum. Abim sinirle odanın içinde volta atıyordu.. Bir ara Mert'le göz göze geldim.. Onun yüzünde de tuhaf bir gerginlik vardı. Abime "Sakin ol" deyip dursada bence kendisi de çok sakin gözüküyormüyordu. “Zorlamayacağız. Ama devam edebilirsen…” Gözlerimi kapattım. Devam ettim. “Beni darp etti. Yere itti… tekmeledi.” Nefesim titredi. “Öleceğimi sandım.” Odada bir sessizlik oldu. "Geberteceğim o şerefsizi" Abimin sesi öyle bir çıktı ki… Bir an irkildim.. "Bir sus lan kimi gebertiyon acaba?" diyerek abimi susturan arkadaşı bir kaç soru daha sorduktan sonra "Tekrar geçmiş olsun" deyip çıktılar.. Onlar gittikten sonra abime beni nasıl bulduklarını sordum.. Ben gittikten bir süre sonra annem abime haber vermiş.. "O şerefsiz Nalan'a mesaj attı, bizim salak da konuşmaya gitti" diyerek. Kızının salak olduğunu nasıl da biliyor.. Arabanın içinde telefonum bir kaç kez çalmıştı arayan abimmiş. Ben telefonu açmayınca arkadaşı Mert'ten yardım istemiş.. Telefon sinyalini takip ederek bulmuşlar. Okan beni bırakıp giderken çantamı ve telefonumu da yanıma atıp gitmiş.. Herhalde fark etmeden bana yaptığı iyilik olmuş.. Yoksa diğer türlü bulunmam çok zor olurdu.. Hastanede bir gün kaldıktan sonra çıkmıştım. İki gün boyunca odamdan neredeyse hiç çıkmadım. Genel olarak hep yattım. Yaşadığım şeyler ağır geldi.. İnsan aldatılmayı bile kabul edebiliyor da bu olanları kabul etmek çok zor.. Başkasıyla olmasına bir sürü bahaneler bulabiliyorsun. Yetersiz kalmışımdır diyerek kendini bile suçlayabiliyorsun.. Ama bunun hiç bir bahanesi yok.. Bir zamanlar sevdiğin insanın sana kolayca zarar verebilmesi. Hiç mişsin gibi orada bırakıp gitmesi kesinlikle kabul edilecek şeyler değildi.. Şerefsiz pislik hala bulunamamış.. Tüm bunlara rağmen yarın boşanma davamız var.. Hakimin boşayacağından eminim. Abim 'duruşmaya gitmene gerek yok' dedi. Avukat sorun olmaz boşanır demiş. Tabi benim derdim boşanmaktan çok onun bulunması.. Hiçbir şey yapmamış gibi ortalıkta dolaşmasını istemiyorum.. "Nalan yemek hazırladım, gel biraz ye.. Yat yat nereye kadar?" diyen annemi kırmamak için yataktan kalkıp mutfağa geçtim. Annemle sohbet ederek yemek yerken kapı çalındı. "Ben açayım" desem de annem benden önce ayağa kalktı.. "Senin ne işin var? Hangi yüzle geldin buraya?" diyen annemin sesiyle mutfaktan çıkıp kimin geldiğine baktım. Karşımda gördüğüm kadınla annemin neden bu kadar sinirlendiği anladım.. "Nalan kızımla konuşmaya geldim.. Müsade et" diyerek içeri girmeye çalışan Zuhal teyzeyi annem koluyla engelledi. "Müsade yok.. Defol git" Zuhal teyzenin yüzünde garip bir ifade vardı… Ne tam pişmanlık, ne de tamamen utanmazlık. Sanki hâlâ kendince haklıymış gibi. Annem kapıyı kapatmaya çalışırken Zuhal teyze bir adım öne çıktı. “Elini çek Selma! Ben Nalan'la konuşacağım! Konuşmadan hiçbir yere gitmem..” Annemin sabrı taştı. “Senin oğlun az kalsın benim kızımı öldürüyordu! Hangi yüzle geliyorsun hâlâ?” O an daha fazla dayanamadım. “Anne… bırak.” Sesim sandığımdan daha sakin çıktı. İkisi de dönüp bana baktı. Kapıya doğru yürüdüm. Her adımda içimde bir şeyler düğümlendi… ama bu sefer korku değildi. Daha çok… hesaplaşma isteği. Zuhal teyze beni görünce gözleri doldu. “Elim ayağım titriyor kızım… inan bana böyle olacağını ben de bilmiyordum..” “Eliniz titremesin.” dedim net bir sesle. “Çünkü ben titremiyorum artık.” Annem arkamdan “Nalan…” diye fısıldadı ama durmadım. Kapının önünde durup Zuhal teyzenin gözlerinin içine baktım. “Oğlunuz beni öldürmeye çalıştı.” Kadın bir an nefes alamadı sanki. Dudakları titredi. “Ben… ben onun böyle biri olduğunu bilmiyordum…” “Ben de bilmiyordum.” dedim. “Ama öğrendim. Nasıl biri olduğunu bana gayet iyi öğretti..” dedim. “Şimdi ne istiyorsunuz? Ne diye geldin?” diye sordum. Zuhal teyze gözlerini kaçırdı. “Sadece… şikayetini geri çek… O da genç… hayatı kararmasın… Yapmış bir hata..” O an içimde bir şey koptu. Gülümsedim. Ama bu gülümseme… hiç sıcak değildi. “Benim hayatım kararmadı mı?” derken bile o anlar gözümün önüne geldi. “Ben o gün orada ölseydim… siz yine gelip ‘genç, yapmaz aslında’ mı diyecektiniz? Senin de kızın var.. Senin kızına böyle birşey yapılsa o zaman da böyle rahtaça konuşacak mıydın?” dediğim de " Tövbe.. O nasıl laf kızım.. Niye benim kızımın başına öyle birşey gelsin?" He tövbe demi? Kendilerine olunca tövbe.. Başkasına gelince affet gitsin.. “Ben o şikayeti geri çekmeyeceğim.” dedim. “Sonuna kadar gideceğim.” Zuhal teyzenin gözlerinden yaşlar süzüldü. “Yapma kızım… anayım ben… Tamam yaptığı yanlış ne desen haklısın.. Ama büyüklük sende kalsın.. Affet oğlumu.. Hem yarın boşanıyorsunuz da.. Söz bir daha karşına çıkmaz..” Bir adım daha yaklaştım. “Ben de birinin kızıyım. Benim de anam var.. Senin oğlunun canı yanmasın diye, benim anam mı ağlasın?” dediğim de gerçek yüzünü ortaya çıkardı.. "Böyle yılan dilinle konuşup oğlumu zehirledin.. Ne yaptıysa hep senin yüzünden oldu.." Zuhal teyzenin o son cümlesi… içimde bir yere tam ortasından saplandı. Ama bu sefer… canım yanmadı. Aksine… içimde bir şey netleşti. Gözlerimi kısmadan, kaçırmadan baktım ona. “Ben mi zehirledim?” dedim yavaşça. Sesim sakindi. Fazla sakindi. Bu sakinlik… onu daha çok gerdi. “Ben mi yaptım yani bunları?” “Ben mi zorla arabaya bindirdim kendimi?” “Ben mi kendimi darp ettim?” Bir adım daha yaklaştım. “Yoksa oğlunuz mu yaptı?” Zuhal teyze bir an duraksadı. Ama geri adım atmadı. “Sen de az değilsin! Erkek milleti işte… sinirlenir, hata yapar. Susup sakinleştirmek yerine, yangına körükle gidiyorsun..” dediği anda “Yeter!” diye bağırdım Sesim ilk defa yükseldi. Annem bile irkildi arkamda. “Erkek milleti diye diye neyi normalleştiriyorsunuz siz?” Dayağı mı? Öldürmeye çalışmayı mı?” Boğazım düğümlendi ama yutkundum. “Ben o gün ölseydim…” dedim daha kısık bir sesle, “oğlunuzun ‘siniri geçmiş’ mi olacaktı?” yüzüne tiksintiyle baktım.. "Aslında varya çok haklısın.. Okan'ın hiç bir suçu yok" dediğim de yüzünün ifadesi değişti.. Kendini haklı gördüğü için "Oğlunun suçu yok.. Tüm suç senin.. Onu bu akılla yetiştirdiğin için.. Tüm yanlışlarını haklı gördüğün için.. Anayım diyorsun ya.. Sen ana olamamışsın.." “Bak kızım…” dedi bu sefer daha alçak bir sesle, “İş mahkemelere düşmesin istiyorum… Hapise girerse… biter…" dedikten sonra sinirle "Benim analığımı sorgulamak da sana kalmamış.. Sen ana bile olamadın.. Ana olmaya layık olsaydın Yüce Rabbim verirdi bir evlat.. O zaman anlardın beni.. Herşeye rağmen kapına geldim ki oğlum daha fazla zarar görmesin.. Boşan oğlumdan da kurtulalım.. İstediğin paraysa onuda veririz merak etme” Yeminle sabrımı zorluyor.. Bir kadın, bir anne.. Nasıl olur da bu kadar düşüncesiz olabiliyordu.. "Allah aşkına defol git" dedim sinirle gülerek.. "Şikayetini geri alacaksın demi?" deyince pişkince Başımı hafifçe eğdim. “Ben o gün orada bittiğimi sandım. Öldüm sandım. Şimdi toparlanmaya çalışıyorum.” Gözlerimi tekrar kaldırdım. “Ve sen… gelip bana diyorsun ki, onu kurtar.” Başımı iki yana salladım. “Yok öyle bir dünya. Herkes yaptığının bedelini ödeyecek.. Şimdi git o oğluna söyle, şikayetimi geri almıyorum..” Zuhal teyze bir an bana baktı. Sonra yüzü değişti. O yalvaran kadın gitmişti. Yerine… sert, soğuk biri gelmişti. “İnat ediyorsun.” dedi dişlerinin arasından. “Sonra pişman olursun.” Gülümsedim. Bu sefer gerçekten. “Ben zaten pişman oldum.” dedim. “Onu hayatıma aldığım gün.” Annem daha fazla dayanamamış olacak ki "Ehh yeter!! Bende seni şikayet edeceğim.. Defol git.." diyerek kapıyı yüzüne kapattı.. "Arsız.. İnsan utanır.. Yok anam anası da oğlu gibi utanmazın teki.. Bundan sonra yüzlerini şeytan görsün.. Yolda görsem yolumu değiştiririm.." diyen annem o kadar haklı ki.. O yüzden hiçbir şey diyemedim.. Zuhal teyzeyi görünce aslında bu erkekleri bizim yetiştirdiğimiz yüzüme tokat gibi çarptı.. Erkek diyerek her isteklerine boyun eğdik.. Daha küçük çocukken onların herşey de hakları olduğunu aşıladık.. Kadına, saygı duymayı değilde.. Kadının onun kölesiymiş gibi davranmasını ön gördük.. Toplum olarak hep aynı yanlışı yaptık malesef.. İçeri geçtiğimiz de ben sandalyeye yavaşça oturdum. Az önceki konuşma… içimde bir fırtına gibi dönüp duruyordu. Ama bu sefer farklıydı. O günkü gibi korku yoktu içimde. Daha çok… tükenmişlik. Tükenmiştim artık.. Ve onun altından çıkan bir güç. Annem karşıma oturdu. Uzun uzun yüzüme baktı. Sanki bir şey söylemek istiyor ama kelime bulamıyordu. “Elin titriyor…” dedi en sonunda. Farkında değildim. Ellerime baktım. Gerçekten titriyordu. Ama bu korkudan değildi. Sinirdendi. Yavaşça ellerimi masanın altına aldım. “Geçecek…” dedim kısık bir sesle. Tüm bunlar geçecek..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD