"Ben düşmanı yenmedikçe onun beni yenmesinden korkabilirim."
Hangarda toplanmış Yener'in gelmesini bekliyorduk. Yener, timin bilişim uzmanıydı. Dinleme cihazları, sinyal kesiciler, kodları etkisiz hale getiren yazılımlar ve İHA'ların kontrolu büyük ölçüde ondaydı. Son dakika Binbaşı tarafından çağrılınca toplanma saati biraz aksamış bulunuyordu. Timin geri kalanı ise hem son kontrollerini yapıyor hem de hiçbir şey yapmadan, masaya dayanmış bir şekilde bekleyen üsteğmene kaçamak bakışlar atıyordu. Malzeme deposunun arkasında yaşanan olaydan sonra geçen iki saatte, ağzını bıçak açmamış ve tabiri caizse operasyon hazırlığından tamamen kopmuştu. Aslında yarbaya gidip operasyondan azlini isteyeceğini dahi düşünüyordum. Fakat Yener, elinde yanımıza alacağımız bilgisayala geldiğinde herkes gibi o da masanın başına geçti. Artık son kez planın üzerinden geçebilirdik.
- Evet tim; Yıldız Operasyonu için geri sayım başladı. Sizi Üsteğmen Laçin Turan ile tanıştırayım. Operasyonda bize eşlik edecek ve bu durum tartışmaya kapalı. Kendisi uzman psikiyatrist, aynı zamanda da leri sorgu teknikleri uzmanı. Ayrıca ileri derecede Sırpça biliyor. Eğer birinci aşamada istediğimizi alamazsak, ikinci aşama için plan üzerinde biraz oynamamız gerekecek. Dadgar'ın Belgrad'da bir silah alışverişi yapacağını biliyoruz. Toplantıya katılanlar birbirlerinin sadece adını biliyor. Herkes gerçek kimliğini gizleyecek. Büyük ihtimalle alışverişin görüntülü görüşme vasıtası ile yapılacağını düşünüyoruz. Olur da bir araya gelmek isterlerse yine de yüzlerini gizleyeceklerdir. Bizim amacımız bir alıcı gibi gözüküp görüşmeye sızmak. Yener, teknik destek her zaman olduğu gibi sende. Yavuz, Turgut, Serin; siz de belirlediğimiz lokasyonlarda gözümüz kulağımız olacaksınız. Ben ve Üsteğmen Turan ise görüşmeye katılan alıcılardan olacağız. Yener içlerinden en zayıf güvenliğe sahip olan alıcının görüşmesini sabote edip bizi devreye sokacak. Anlaşılmayan bir şey var mı?
- Yok komutanım.
Hepsi aynı ağızdan cevap verince sözü üsteğmene bıraktım. Onun kendisini nasıl tanıtacağını ya da plana ekleme yapıp yapmayacağını açıkçası merak ediyordum. Sabah onu gördüğümde yüzündeki o sinir bozucu ifade, yerini düşünceli bir ifadeye bıraktığı için açıkça bir çıkarım yapmam zordu.
- Senin ekleyeceğin bir şey var mı üsteğmen?
- Var elbette. Teşekkür ederim yüzbaşım. Ben Laçin Turan. 1997 Ankara doğumluyum. Ailem aslen Zonguldak'lı. Kuleli'den 2014'te mezun oldum. Ardından Gülhane Askeri Tıp akademisi, sonrasında ise aynı okulda psikiyatri üzerine uzmanlığımı tamamladım. Uzmanlık alanım Psikanaliz ve ileri sorgu teknikleri. Fiziki travmalarda soğukkanlı oluşum, bir çok operasyonda Allah'ın izniyle hayat kurtarmama sebep oldu. Arkadaşlar ben bu operasyona dil bilgim ve psikanaliz yeteneğim sayesinde dahil oldum. Hepinizin yüzünde "bu kız ne ayak?" bakışını görüyorum. Ama bana bir şans verince ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Ayrıca ben sadece kışlada üstünüzüm. Görevdeyken hepimizin rütbesinin eşit olduğuna inanıyorum. Sizden tek isteğim bu duruma oldukça çabuk adapte olmanız. Var mı sormak istediğiniz bir şey?
Turgut : Komutanım sahada bir takma isminiz var mı? Mesela yüzbaşımın takma adı da Pars. Bir tek görevdeyken ona adıyla seslenebiliyorum, bu çok hoşuma gidiyor.
- Daha teknik bir soru bekliyordum ama bu da olur. Akademide bana Kuzgun derlerdi. Sana da Sansar diyor olmalılar. Çünkü sen söze başlayınca timin geri kalanı göz devirdi. Bu göz devirme aynı manada "yeter ulan beynimizi kemirdin" anlamına da geliyor çünkü.
Yener : Komutanım biz ona Playboy diyorduk ama Sansar cuk oturdu.
- Her neyse, yolda daha iyi tanırız birbirimizi. Ne demişler; insanları tanımak için onlarla yola çıkmak gerekir. Birlikte ilk gazamız mübarek olsun. Yüzbaşım kalkışa ne kadar var?
- 45 dakika sonra kalkmak zorundayız.
- Müsaadenizle ben bir görüşme yapıp geliyorum.
- Elbette.
O gittikten sonra herkeste garip bir suskunluk baş gösterdi. Ben dahil kimse, ondan böylesine sıcak kanlı bir tanışma merasimi beklemiyordu. Onu bugün yeni tanıyan çoğu insanın aklında, çift kişilikli olduğuna dair bir imaj mutlaka çizilmiş olmalı diye düşündüm ister sitemez. Deponun arkasında yaşanan olayda ikinci kişiliğini tetikleyen neyse; biraz önce karşılaştığımız durgun hale sebep olan da oydu. Çocukların aklında sorular olduğunu görebiliyordum fakat; kimse aklındaki soruyu nasıl soracağını bilemiyor gibi bakıyordu. Keza bu suskunluk bizim tim açısından beklendik bir durum değildi. Zaten çok geçmeden Turgut çenesinin yayını gevşetti.
Turgut: Komutanım bu gördüğüm halis mi? Kadın daha bir sahat önce bir tabur askerin içinden geçti. Binbaşı demedi, subay demedi alayının ebesini sikti. Şimdi gelmiş bize arkadaş ayağı çekiyor.
Yavuz: Kuzgun arkanda.
Turgut : Lan! şakanı sikerim şerefsiz.
- Ne oldu Sansar? korktun mu?
Turgut: Yok komutanım. Korkmak değil de biz böyle beş kişi iyidik. Şimdi gereksiz yere gergin olacağız. Ben operasyonun selahiyeti için şey ediyorum.
- Operasyonun selahiyetini şey ediyorsan o çenenin yayını az sık aslanım. Yoksa çeneni parçalar eline verir. Öyle değil mi Serin?
Serin : Komutanım ben çenemi çok seviyorum. Az daha çenemi sikiyodu kız. Turgut da seviyorsa sussun bence.
- Duydun değil mi aslanım? Hem arkanı hem de çeneni kolla. Beni kendini savunmak zorunda bırakma.
Yavuz : Geçmişte katıldığı operasyonlar hakkında bir bilginiz var mı komutanım? Time son dakika dahil olduğu için ne kadar sağlıklı iletişim kurarız bilemiyorum.
- Operasyon boyunca ben yanında olacağım. Mutlaka bana uymak zorunda. Emir komuta zinciri değişmeyecek çocuklar. Elbette göreve çıkınca rütbe kayırmıyoruz ama bu operasyon biraz daha fazla önem arz ediyor. KGB Belgrad'da cirit atıyor. En ufak bir hata operasyonun başarısız olma tehlikesi demektir. Bu sebeple üzerinden defaatle geçtiğimiz şeyler hayati önem taşıyor. Az önce üsteğmene de bilgi verdim. Yolda da tekrar üzerinden geçeriz. Son dakika bir değişiklik olmazsa topantıya iki gün daha var. O da koşullara hepimiz gibi uymak zorunda. Kimsenin kendi başına hareket etme lüksü yok. Şimdi! Eğer aranızda telefon hakkını kullanmayan varsa son 20 dakikanız kaldı.
Turgut: Komutanım 20 dakikaya hangi manitin gönlünü yapayım allasen?
Yener: Oğlum daha demin uyardık lan.
Yavuz: İlla piçliğini konuşturacak it.
Serin: Bu sefer gerçekten arkanda koçum. Şimdiden rahmet okuyorum sana.
- O kadar kızı bir arada idare etmek zor olmuyor mu Sansar?
Turgut: Ne kızı komutanım? Bütün kızlar bacım sayılır.
- Yeme beni Turgut. Ciddi soruyorum. Nasıl idare ediyorsun?
Turgut: Allah affetsin komutanım, hepsine aynı yalanı söylüyorum.
Serin: Yalan makinesini yakar komutanım.
- O derece diyorsun?
Yavuz : Alay komutanını tim zehirlendi diye kandırıp hepimizi zorla hastanedeki yeni hemşireyi görmeye götürdü komutanım.
- Sonra ne oldu asker?
Serin: Alay komutanı anlayınca sinamekiden bulgurlu yemek yaptırıp üç tabak yedirdi komutanım. Bir de tuvalete girmesini yasakladı. Allah o günleri bir daha geri getirmesin, burnumdan bok kokusu hala çıkmıyor.
- Demek ki o kadar iyi yalancı değilsin Sansar. Hatırlat da sana dönüşte kimsenin bilmediği, yalan makinesine rahmet okutan yalan söyleme tekniklerini öğreteyim..
Tugut : Vallaha mı? Kusura bakmayın yüzbaşım ama bundan sonra en sevdiğim komutanım Kuzgun üsteğmen.
- Boş yapma asker. Yalanın bile hala bok kokuyor.
Kışlada başka, timin içindeyken başka bir kişiliğe büründüğü açıktı. Timin tamamıyla arasında kurduğu muhabbet; aslında onlara uyum sağlamakta zorlanmayacağını ve onların da sıkıntı yapacağı bir durum olmadığını kanıtlıyordu. Belki onun kadar yetenekli bir psikanalist değildim fakat; bu kızda hem her şeyi açık bir insan hem de kapalı bir kutu izlenimini alıyordum. Kesin kanaatimi de operasyon süresinde verecektim.