Ömer, elindeki kek kabıyla yavaş adımlarla odasına yürüdü. Koridor sessizdi, gece çökmüş, karakolun üzerine ağır bir huzur inmişti. Elini kapıya uzatıp açarken hâlâ biraz şaşkındı. O narin öğretmen, kek yapmıştı. Bu kadar küçük bir şey, bu kadar güçlü bir vefa… Bazı insanlar sadece konuşarak değil, davranarak da teşekkür ederdi. Zeliha onlardan biriydi.
Masasına ilerledi, kek kabını dikkatlice ortaya yerleştirdi. Bir an öylece kaldı, gözleri kekin üzerindeydi ama zihni çok daha uzaklardaydı.
Bir süre keke baktı timi çağırıp çağırmamak arasında gidip geldi. sonra kekin kabını açarak bir dilim yedi. Çok hoşuna gitmişti uzun zamandır böyle bir kek yememişti. Annesi burada olmadığı için yanlız yaşıyordu. ve ev yemeği yemeyeli de çok oluyordu.
Bu kekde annesinin yaptığı gibiydi. Sonra telsizi elinde aldı. "Şafak timi odama gelin. gelirkende çay getirin her birimize"
telsizden başka bir ses yükseldi. "Emredersiniz komutanım" Daha sonra Ömer koltukta geriye yaslandı ve timini beklemeye başladı.
Onlar Şafak timiydi.
Binbaşı Ömer Karasu
Üsteğmen Tuğrul Demir
Teğmen Güliz Onur
Teğmen Şahin Tosun
Teğmen Murat Korkmaz
Teğmen Ali Gündüz
Teğmen Bahar Korkmaz
Teğmen Hasan Alaz
Onlar bordo bereliydi. Gittikleri her görevi başarıyla tamamlayan Şafak timiydi.
Tim ellerinde çayla içeriye girdiler. Çaylar tepsideydi. Çayı hər zaman olduğu gibi Güliz getirmişti.
"Gelin çocuklar oturun" dedi. Hepsi bir köşeye geçip oturdu. Ömer keki önlerine koydu. "Yiyin bakalım. Hadi yine iyisiniz bu günde aç kalmadınız" dedi eğlenir bir tonda.
Hasan hemen bir dilim aldı ve yedi. "Oo komutanım harikaymış bu sizmi yaptınız" Ömer kaşlarını çattı. "Lan ne zaman size kek yaptım ben. Yapsam size mi yaparım" her kes gülmeye başladı.
"Kızmayın komutanım sordum sadece"
"En son böyle saçma bir soru sorduğunda ne yapmıştım sana hatırlıyormusun"
Hasan yutkundu. "Unuturmuyum hiç komutanım ağaca asmıştınız beni"
Şafak timinin kahkahaları odayı doldurmuştu. Hasan’ın yüzü hafifçe kızarmıştı ama o da gülüyordu. O anlarda Ömer Karasu’nun sert duruşunun ardındaki sıcak yüreği herkes biraz daha hissederdi. Her görevden sonra birlikte yedikleri yemekler, ettikleri şakalar bu timin sadece asker değil, aynı zamanda bir aile olduğunu gösterirdi.
“Yalnız...” dedi Güliz, bir dilim kekten küçük bir lokma alarak, “...bu gerçekten harika olmuş. Komutanım, cidden söyleyin. Kim yaptı bunu?”
Ömer başını hafifçe kaldırdı, bakışları boşluğa daldı. Cevap vermeden önce birkaç saniye sustu.
“Öğretmen yapmış,” dedi sonunda.
“Zeliha mı?” diye sordu Tuğrul, şaşırarak.
“Evet.”
O an ortam bir anda sessizleşti. Kimse bir şey demedi. Herkes birbiriyle kısa kısa bakıştı. O öğretmenin ilk gün neler yaşadığını, timin onu nasıl bulduğunu, kaçırıldığı gün çocuklar için nasıl kendini siper ettiğini unutamamışlardı. Herkes onun ne kadar kırılgan, ama aynı zamanda ne kadar güçlü olduğunu görmüştü.
Murat sessizliği bozdu. “Yani... bunu teşekkür etmek için mi yapmış?”
Ömer başını salladı. “Hayatını biz kurtardık ya hani... Ama asıl biz onun gibi bir öğretmeni koruyabildiğimiz için şanslıyız.”
Ali gülümsedi. “Kekle teşekkür edebilen bir kadın... Düşünsene Tuğrul, senin sevgilin olsa herhalde sana bomba verir.”
"Lan" dedi Ömer kızgın bir ifadeyle. Zelihanın Tuğrulla sevgili olma ihtimali bile onu kızdırmaya yetmişti.
"Ali uzun zamandır askeriyeyi temizlemiyorsun özledin galiba"
"Hayır komutanım özlemedim"
"İyi o halde yarın sabah her yer pırıl pırıl olsun. tek tek bakacağım"
"emredersiniz komutanım" dedi Ali
Her kes gülüyordu. Murat keki yiyip çayını yudumlarken konuştu"Çok iyiymiş bu kek uzun zamandır böyle lezzetlisini yememiştim"
Bahar kaşlarını çatarak Murat'a baktı"Ben yapmıyoruyum sana Murat" dedi alıngan bir sesle.
"Olurmu öyle şey karıcım yapıyorsun. en son yaptığında dişlerim kırılıyordu nerdeyse"
Güliz kahkahayı patlattı, çayı az kalsın üstüne dökecekti. “Murat! Vallahi Bahar seni bu gece boğar.”
Bahar gözlerini devirdi. “Seninle bir daha kek falan yapmayacağım. Git Zeliha’ya söyle yapsın sana.”
Murat hemen toparlandı, gülümsedi ama sesi ciddiydi: “Senin kekin de güzel karıcım. Sadece... savunmasızken yakaladı beni, anladın mı? Adam açtı, duygusaldı.”
“Duygusal mısın? Ben şimdi sana öyle bir duygu yaşatacağım ki...” Bahar sinirle ayağa kalkınca herkes bir ağızdan gülmeye başladı. Güliz, Bahar’ı tutmaya çalışırken Murat sandalyesini geri itti. “Komutanım! Bu kadın beni öldürecek!”
Ömer gülerek başını iki yana salladı. “Sizi sahaya değil, dizilere yazdıracağım. Sizin yeriniz orası. bu akılla nasıl hala sağ kalıyorsunuz ona şaşırıyorum"
Tuğrul sessizce oturuyordu, her zamanki gibi ciddi görünüyordu ama gözlerinin ucundaki tebessüm dikkatli bir bakıştan kaçmazdı. Şahin bir yudum çay aldıktan sonra ona dönerek konuştu
"Tuğrul komutanım siz ne diyorsunuz beğendinizmi keki?"
Tuğrul Şahin'e döndü"Güzeldi" dedi sadece.
Kek yiyilmiş her kes dağılmıştı. Ömer ise odasında oturmuş biten kek kabına bakıyordu. Şahin onu öğretmene götürüp vermeyi teklif etsede. Ömer kendisi götüreceğini söylemişti. yarın ilk işi kek kabını Zelihaya vermek olacaktı.
Başkası da yapa bilirdi bunu ama o kendisi götürmek istemişti.
*******
Zeliha küçük mutfağında çay demlemiş, ertesi günün hazırlığını yapıyordu. Kapı çaldığında şaşırdı. Bu saatte kim gelirdi?
Kapıyı açtığında karşısında Ömer’i gördü. Elinde boş kek kabı vardı. Üzerine giydiği haki yeşili tişört ve sade pantolonla, asker gibi değil de, sadece bir adam gibi duruyordu kapıda.
“Komutanım… hoş geldiniz. Bir şey mi oldu?” dedi Zeliha, şaşkın ama nazik bir ifadeyle.
“Yok öğretmen hanım. Sadece şu emaneti size teslim edeyim dedim.” Kek kabını uzattı. “Tim adına teşekkür ederim. Herkes bayıldı.”
Zeliha hafifçe gülümsedi. “Afiyet olsun. Çok bir şey değil ama… elimden gelenin en iyisi.”
Ömer başını salladı. “Zaten o yüzden anlamlı. Siz… çocuklar için de bizim için de elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Sağ olun.”
“Ben teşekkür ederim, komutanım. Beni oradan kurtarmasaydınız…”
Ömer elini hafifçe kaldırarak sözünü kesti. “Biz sadece görevimizi yaptık. Ama artık buradasınız. Ve biz de buradayız.”
Bakışları bir an buluştu. Ardından Ömer tekrar ciddileşti. “Ben artık gideyim. İyi geceler öğretmen hanım.”
“İyi geceler, komutanım.”
Zeliha kapıyı kapattığında, elinde tuttuğu kek kabına bir kez daha baktı. Sonra iç geçirerek mutfağa yöneldi.
******
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte karargâhın sessizliği yerini askeri disiplinin tok adımlarına bırakmıştı. Hava hâlâ serin, gökyüzü griydi. Hafif bir sis tabakası etrafı sarmış, çimenlerin ucuna gece çiyi düşmüştü. Karargâhın yanındaki geniş toprak alanda, Ömer Komutan dimdik ayakta duruyordu. Ellerini arkasında birleştirmiş, karşısında sıra olmuş timine bakıyordu.
“Beş dakikanız vardı. Siz üç buçukta geldiniz. Güzel,” dedi sert ama adil bir ses tonuyla. “Ama bundan sonra üç buçuk da yetmeyecek. Düşman sizi izlemiyor, beklemiyor. Unutmayın, zaman kaybedenin değil, kazananın işidir!”
Tuğrul, Şahin, Murat, Bahar, Güliz ve diğerleri sıralarını bozmayarak dik duruyordu. Kimsenin yüzünde şikâyet ya da yorgunluk emaresi yoktu. Hepsi alışkındı bu disipline.
Ömer saatine baktı, sonra başını kaldırdı. “Koşu parkuru. Beş kilometre. Hadi!”
Tim, komutanın talimatıyla anında harekete geçti. Ayak sesleri çimenlere karışırken, Ömer bir süre onları izledi. Bahar, Murat’a omuz atarak onu geçmeye çalışıyordu, Murat ise gülümseyerek hızını arttırmıştı. Güliz kararlı adımlarla koşuyor, Şahin ise şaka yollu “Bu sabah biraz fazla enerjiksin Bahar!” diye bağırıyordu.
Tuğrul diğerlerinden biraz gerideydi ama yüzünde ciddiyet hiç eksilmemişti. Her adımı kararlıydı. O hep görev bilinciyle hareket ederdi. Duygusuz değil, sadece kontrollüydü.
Koşu bittikten sonra nefes nefese kalan tim üyeleri sıraya geçti. Ömer, herkesin gözlerinin içine tek tek baktı.
“İyi. Şimdi mekik, şınav, ardından savunma pozisyonları. Şahin, sen Güliz’le eş ol. Bahar, Murat’la. Tuğrul, sen benimlesin.”
Tim üyeleri pozisyon aldı. Toprak zemin hafifçe nemliydi ama kimse şikâyet etmedi. Bu sabah ter dökülüyordu ama aralarındaki bağlılık, yorgunluğun bile önündeydi. Her biri göz ucuyla diğerine bakıyor, kimsenin geride kalmaması için gizli bir rekabet içinde birbirini destekliyordu.
Ömer, Tuğrul’la bire bir savunma hareketleri çalışırken aniden atıldı. Tuğrul anında hamleyi karşıladı. Aralarındaki sessiz mücadele, yılların tecrübesini gösteriyordu.
“Sende hâlâ iş var,” dedi Ömer, bir adım geri çekilerek.
Tuğrul başını hafifçe salladı. “Siz de hâlâ şaşırtabiliyorsunuz komutanım.”
Antrenman iki saat sürdü. Herkesin kıyafetleri terden sırılsıklam olmuştu. Fakat o an kimse yorgunluktan şikâyet etmiyordu. Çünkü bu, sadece bir fiziksel hazırlık değil, aralarındaki bağı diri tutan sessiz bir yemin gibiydi.