Sessizlik bazen huzur değildir.
Bazen, fırtınadan hemen önceki o uğursuz durgunluktur.
Ve ben işte tam da o durgunlukta nefes alıyordum.
Arel’in evinde geçirdiğim ikinci gün…
Her şey olması gerektiğinden fazla sakindi.
Ben hâlâ hayattaydım, hâlâ kaçmıyordum ama içimde… bir şey kıpırdanıyordu.
O hissi tanıyordum.
Tehlike gelmeden önce içime çöken o yabancı misafir.
O… Efken’in ayak sesiydi.
Sabah kahvaltısından sonra Arel bir telefon aldı ve kısa bir “Gidip geliyorum,” dedi.
Nereye gittiğini sormadım.
Zaten hep böyleydi.
Ne zaman onu anlamaya çalışsam, aramıza bir sis perdesi giriyordu.
Evin içinde dolaştım.
Biraz kitaplara baktım. Biraz pencere kenarında yağmuru izledim.
Sonra telefonu elime aldım.
Bir bildirim geldi.
“Bilinmeyen numara bir medya dosyası gönderdi.”
Tüm vücudum dondu.
Kalbim öyle sert bir darbe aldı ki, nefesim bir anda kesildi.
Parmaklarım titredi.
Dosyayı açtım.
O şarkı…
Yıllar önce Efken’in bana ilk söylediği, sadece bize ait olan,
o gece dolunayın altında dans ederken çalan o şarkı.
“Aşk dediğin, kalbimde bıraktığın iz kadar…”
Saniyeler içinde zihnimde yankılandı.
O an her şey geriye sardı.
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Çünkü şarkıyla birlikte gelen mesaj, gözyaşlarımı kurutacak kadar sertti:
“Öyle kolay kurtulamazsın Havin. Daha yeni başlıyoruz.”
⸻
Telefonda ne isim vardı, ne fotoğraf.
Sadece o ses, o satır ve o korku…
Kalbim küt küt atarken elim ayağım buz kesti.
Sanki evin duvarları üstüme geliyordu.
Arel geldiğinde salonda ayakta dikiliyordum.
Göz göze geldik.
Bir şeylerin ters gittiğini anladı.
“Ne oldu?”
“Efken…” dedim kısık bir sesle. “Burada.”
Arel’in yüzü bir anda kasıldı.
Elinden montunu attı.
“Ne demek burada?”
Ona telefonu uzattım.
Mesajı okudu. Şarkıyı duymadı. Duymasın istedim.
“Bu sadece bir mesaj değil,” dedi. “Bu, onun gölgelerden çıktığının işareti.”
“Ben ona ait hiçbir şey kalmadığını sanıyordum,” dedim.
“O insanlar, eğer bir iz bıraktıysa… o izi kazımaz. O izin içinden seni izler.”
Boğazım düğümlendi.
Ama bir anda içimde yükselen başka bir his vardı.
Korkudan daha güçlü.
“Ben onunla yüzleşeceğim.”
Arel’in gözleri bana kilitlendi.
“Henüz hazır değilsin.”
“Hazır değilim ama kaçacak yerim de kalmadı. Artık onunla oyun oynamayacağım.”
Arel bana yaklaştı.
O sakin ama keskin sesiyle fısıldadı:
“Efken bir oyuncu değil Havin. O, kuralları yazan adam.”
“O zaman ben de kendi oyunumu başlatırım.”
⸻
Gece olduğunda odamda ışığı kapattım.
Pencereden dışarıya baktım.
Sokakta bir araba durdu.
İçinden biri indi.
Ama yüzünü göremedim.
Sadece içimdeki fısıltı tekrar etti:
“Geri dönmeyeceğini sandım…”
Ve şimdi her şey…
yeniden başlıyordu.
⸻
Devam Edecek…