“Hayat bana kendi resmimi çizme şansı vermedi. Hep başkalarının fırçasıydı elimdeki. Ta ki… o resmi yakıp, yeniden çizmeye karar verene kadar.”
– Havin Mahperi
⸻
Gözlerimi açtığımda, ilk hissettiğim şey… karanlıktı.
Ama dışarıdan değil. İçimde.
Bir boşluk vardı. Büyük, karanlık ve derin bir boşluk.
Nefes almak acı veriyordu. Göz kapaklarım sanki ağırlık eklenmiş gibi zor açılıyordu. Gözlerimi kırpıştırarak loş ışığa alışmaya çalıştım.
Bir oda…
Bir makine…
Ve o tanıdık “bip bip” sesi.
Hastanedeydim.
Başımı çevirdim. Kolumda serum vardı. Burnumda oksijen borusu. Kalbimden geçen tek cümle, “Demek yine başaramadım.”
Tam ölmek üzereyken kurtarılmıştım. Nedenini bilmiyordum. Ama içimde derin bir huzursuzluk vardı. Oysa sadece… huzur istiyordum.
Tam gözlerimi kapatmak üzereydim ki bir ses duydum.
Derin, tok ve biraz da küstah.
“Demek uyanmayı seçtin.”
Kafamı çevirdim. O an göz göze geldik.
Uzun boylu, karizmatik bir adam başucumda oturuyordu. Ceketini çıkarmıştı ama kol düğmeleri hâlâ kapalıydı. Disiplinli ama rahat. Gözlerinde hafif alaycı bir bakış vardı.
“Sen… sen kimsin?” dedim zorla.
“Arel. Arel Karan Atabey. Ve seni o uçurumun dibinden çıkaran kişi.”
Dudaklarımı ısırdım. O an içimdeki direnç kendini gösterdi.
“Beni neden kurtardın?”
“İnsanlar genelde hayat kurtarıldığında teşekkür eder. Senin versiyonun epey değişikmiş.”
“Ben… ölmek istiyordum.”
“Bunu becerememişsin ama,” dedi alayla.
Bir an sustum. Gözlerim doldu ama o an ağlamayacaktım. Hayır.
Kendime yemin etmiştim.
Artık ağlamak, zayıflığın değil, geçmişimin göstergesiydi. Ve ben o geçmişten sıyrılacaktım.
“Ayrıca,” diye devam etti Arel, “ölmeye çalıştığın yerle, peşindeki adamlara baktığımızda… bu basit bir trajedi değil. Daha çok bir… temizlik operasyonu gibi. Üzerine oynanan bir oyun var, Havin.”
İsmimi söyledi.
Tüm vücudum irkildi.
“Adımı nereden biliyorsun?”
“Seni mezarlıkta bulan bendim. Kimliğini bulmak da zor olmadı. Ama mesele bu değil. Mesele… seni oraya getiren şey neydi?”
Sessizlik çöktü.
Gözlerimi tavana diktim. Aklımdan Efken geçti. Anılar. O kahkahası. İhaneti.
Ve karanlık.
“Efken… bana ihanet etti,” dedim kısık sesle.
Arel’in kaşları çatıldı.
“Tanıdığım Efken, sadece ihanet etmez. Yok eder. Demek ki seni hâlâ… kullanmak istiyor.”
Kalbime buz gibi bir şey saplandı.
Ben sadece sevmiştim. Körü körüne, gözüm kapalı. O ise beni yem olarak kullanmıştı.
Yine ağlamadım.
Arel bana baktı. O keskin bakışlarının arkasında bir merak vardı. Sanki sadece olanları değil, beni de çözmeye çalışıyordu.
“Sana sormam gereken bir soru var,” dedi. “Yaşamak istiyor musun, Havin?”
Başımı ona çevirdim.
“Yaşamak değil. Hayatta kalmak istiyorum. Çünkü hesabım bitmedi.”
Arel sırıttı.
“İşte şimdi anlaşabileceğiz.”
⸻
Devam Edecek…