Fırtına ve Duvarlar

423 Words
Hastane odasından çıktığımda vücudum hâlâ direniyordu. Ayaklarım sanki bana ait değildi. Her adımda dizlerim titriyor, kalbim yavaşça hızlanıyordu. Hem fiziksel hem ruhsal olarak darmadağın haldeydim. Ama içimde garip bir kararlılık vardı. Artık kaçmayacaktım. Arel hastane çıkışında bekliyordu. Arabanın kapısını açtı, hiçbir şey söylemeden. Kendimi koltuğa attım ve kafamı camdan dışarı çevirdim. Konuşmadık. Bir süre sessizlik, ikimiz için de en yüksek sesli şeydi. “Beni nereye götürüyorsun?” diye sordum sonunda. “Kendine gelebileceğin bir yere.” “Güvenli mi?” “Benden daha güvenli bir yer yok.” Bu cümlede garip bir güç vardı. Ama bir yandan da korkutucu bir soğukkanlılık. Bu adam… netti. Gereksiz açıklamalar yapmıyordu. Ve ben fark ettim… net insanlara uzun zamandır hasrettim. ⸻ Arabadan indiğimde karşımda yüksek, gri duvarları olan bir bina vardı. Ama kasvetli değildi. Daha çok… sert bir dış kabuk gibi. İçinde ne olduğunu tahmin edemediğin bir kutu gibi. Kapı açıldığında içeriden gelen lavanta kokusu burnuma çarptı. Ev sıcak ama düzenliydi. Her şey yerli yerindeydi. Tam da Arel gibi: Soğuk ama temiz, mesafeli ama dikkatli. İçeri girdim, etrafa göz gezdirdim. Kitaplarla dolu bir raf, duvarda siyah-beyaz bir tablo, ve bir pencere kenarında duran eski bir fotoğraf makinesi. “Fotoğraf mı çekiyorsun?” diye sordum. “Hayır. Hatıraları donduruyorum.” İçim ürperdi. Ne kadar şiirsel ama acı bir cevaptı bu. Beni üst kata çıkardı. Oda sadeydi. Beyaz nevresimler, gri perdeler, ve komodinde bir not: “Hayat bazen sadece nefes alabilmekten ibarettir. Şimdilik bu yeter.” Kalakaldım. Bu not benim için miydi? Yoksa o burada daha önce başka fırtınalar da mı ağırlamıştı? Aşağı indiğimde Arel mutfakta kahve hazırlıyordu. Sessizce tezgâha yaslandım. “Efken’i neden bu kadar iyi tanıyorsun?” dedim. Arel bir an durdu. Kahveyi fincana doldururken başını çevirmedi bile. “Çünkü bir zamanlar aynı masada oturduk.” Beynime biri yumruk atmış gibi oldu. “Ne?” dedim. “Sen… sen de onlardan mıydın?” Arel gözlerini bana çevirdi. Göz bebekleri büyümüştü. İlk defa soğukluğunu kıran bir bakış vardı yüzünde. “Hayır. Ama onları iyi tanımadan yok edemezsin. Bazen içine girmen gerekir. Ve ben… çok içlerine girdim Havin.” Sanki kalbim biraz daha daraldı. Arel’in geçmişi, onunla birlikte üzerime ağırlık gibi çökmeye başladı. Ama garip olan şu ki… O ağırlığın içinde kendimi ilk kez güvende hissettim. “Ben sana güvenemem,” dedim, gözlerini kaçırarak. “Zaten istemem. Ama birlikte iş yapacağız. İntikam soğuk yenen bir yemek değil, sabırla servis edilen bir zekâ oyunudur.” Kafamı kaldırdım. Onun gözlerine baktım. Ve o an içimden geçen tek şey şuydu: “Belki de… kafamdaki resmi yeniden çizmeye başlıyordum.” ⸻ Devam Edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD